# Milletlerarası para fonu ile milletlerarası imar ve kalkınma bankasına katılmak için hükümete yetki verilmesine dair kanun teklifi hk. (s.s.458)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Pervin Buldan (Iğdır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim
- **Tarih:** 14 Temmuz 2010
- **Gündem:** MİLLETLERARASI PARA FONU İLE MİLLETLERARASI İMAR VE KALKINMA BANKASINA KATILMAK İÇİN HÜKÜMETE YETKİ VERİLMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ HK. (S.S.458)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/pervin-buldan-23-2010-07-14-milletlerarasi-para-fonu-ile-milletlerarasi-imar-ve-kalkinma-bankasina

> Pervin Buldan, 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETLERARASI PARA FONU İLE MİLLETLERARASI İMAR VE KALKINMA BANKASINA KATILMAK İÇİN HÜKÜMETE YETKİ VERİLMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ HK. (S.S.458)); konuşma 1.087 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır)- Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Para Fonu’nun en temel amacı, ekonomik durumu iyi olmayan, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak adı altında, bu ülkenin ekonomilerinin liberalleşmesini sağlamaktır. IMF’nin elindeki güç de yaptığı anlaşmaları tek taraflı bozma hakkıdır. Dünya ekonomisini elinde tutmak isteyen ülkeler, başta ABD ve İngiltere olmak üzere, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla bunu yapmak istediler ancak paylaşım savaşları sonucunda bunun, hem maddi hem de insani olarak maliyetinin çok yüksek olduğunu gördüler, Orta Çağ sömürge modelinin maliyetinden kurtaracak yeni sömürge modelleri arayışına girdiler. Yine, 30’ların ekonomik buhranı hâlâ etkisini hissettiriyordu. Tüm bu arayışlar sonucunda, hem uluslararası ticareti canlı tutacak ve süreklileştirecek hem de az gelişmiş ülkeleri de savaşlardan veya işgal etmekten çok daha az bir maliyetle bağımlı hâle getirecek bir formül buldular. Savaşlar sonucunda birçok ülke yıkıntılar altında kalmıştı. Yeniden toparlanmaları ve ayağa kalkmaları çok zordu. Bu ülkelerin tamamen kendilerine bağlanabilmesi için ikinci adım atıldı. 1944 yılında savaş sonrasında zor durumda olan bu ülkelere ekonomilerini düzeltmeleri ve “uluslararası ekonominin işlerliğinin sürekli kılınması” adı altında bir para sistemi, kredi sistemi olarak Uluslararası Para Fonu kuruldu. Ülkeler, bu Fon’a sermayelerini katarak birleşik bir sermaye oluşturdu. Her ülkenin katkısı o ülkenin kotası oldu. Kotaların büyüklüğü o üye ülkenin oy gücünü belirledi. Bugün bu kurulun en güçlü ülkeleri başta ABD olmak üzere İngiltere, Almanya, Fransa ve Japonya’dır. Bu ülkeler artık paylaşım savaşları yerine, IMF aracılığı ile ülkeleri kendilerine borçlandırarak bağlamaktadır, ülkelere borç para vermekte, bunun karşılığında ise o ülkeleri kendi mallarını satacakları bir pazar olmaya zorlamaktalar; böylece verilen para yerine kendi mallarını almak için kullanmış oluyor. Borcu olan ülke kaynaklarını geliştirmek, üretmek şansına sahip değildir.

Değerli arkadaşlar, IMF’ye yüz seksen altı ülke üyedir. Türkiye, banka gibi çalışan bu Fon’a 14 Şubat 1947 yılında katıldı. O tarihten bugüne 19 kez IMF ile stand-by anlaşması yapıldı. AKP Hükûmeti Türkiye’de ilk kez IMF anlaşmalarını yarıda kesmeyip hem on sekizinci hem de on dokuzuncu IMF anlaşmalarını tamamlayan bir Hükûmet oldu. Daha önce, IMF ile yapılan on yedi anlaşma tamamlanmamıştı. AKP Hükûmeti belki bununla övünüyordur, ancak biz biliyoruz ki bunun anlamı IMF’nin tüm kurallarına uyan ilk Hükûmet olarak anılmasıdır. IMF’nin tüm kurallarına harfiyen uyan bu Hükûmet sayesinde, artık ne yer altı kaynaklarımız olduğunu ne de yer üstü kaynaklarımız olduğunu söyleyebiliyoruz. IMF’nin en önemli kurallarından ikisi, özelleştirme ve yabancı sermayenin serbestisi oldu. AKP bir taşla iki kuş vurdu; bu konuda ilgili tüm yasaları değiştirerek, özelleştirmeyi tamamen yabancı sermayeyle yaptı.

Yine IMF’nin en önemli kuralları işçiye, emekliye, memura zam yapmamaktı. AKP Hükûmeti bunu da alnının akıyla yerine getirdi. Bugün bir işçi emeklisi 680 lira maaş alıyor. Ev kirasının en düşük 450-600 lira arası olduğu bir ülkede 680 lira maaş almak ne demektir? Bunun vicdani borcunu AKP Hükûmeti kime ödeyecek? 680 lira maaş, sadece yoksulluk sınırının değil açlık sınırının da altındadır. 680 lira maaş almak demek, en kötü koşullarda küçücük bir evi kiralayarak içinde aç oturmak demektir. 680 lira maaş almak demek, başkalarına muhtaç olarak yaşamak demektir. AKP Hükûmeti, muhtaç hâline getirdiği insanlara makarna, kömür dağıtarak kendini iyilik perisi yerine koymaya, bu çirkinliği perdelemeye çalışmaktadır. Önce insanları fakirleştirerek, hakları olanı gasbederek muhtaç hâline getiriyor, sonra da kendine bağlı yardım kuruluşları ve valilikler aracılığıyla yardım dağıtıp halkı dilenci yerine koyuyor ve bundan siyasal olarak rant elde ediyor. Aslında, perdelemeye çalıştığı, uymak zorunda kaldığı IMF’nin kurallarıdır, bu kurallara gelişebilecek tepkilerdir.

Son zamanlarda Hükûmetin ve ilgili bakanların en çok ifade ettikleri şey, yeni stand-by anlaşmasını mecburiyetten değil istedikleri için yapacaklarıdır. Peki, mecbur değilsek, yani ihtiyacımız yoksa neden borçlanıyoruz? Borç, yiğidin iş kurmak, üretmek, geri ödemek için kamçısıdır. Ancak siz, borcu, kölelik kamçısı hâline getiriyorsunuz. Yiğit, borcu, ihtiyacı olduğu, mecbur kaldığı için alır.

Uluslararası Para Fonu, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeleri sömürü aracıdır. Bu Fon içerisinde muhtaç olan üye ülke olmak ekonomik anlamda sömürge olmaktır. Tersine, bu Fon içerisinde konum sahibi olmak ise sömürgeci olmak demektir. Bize şu öneriliyor: Ya kuklamız olursunuz ya da bizim gibi kukla oynatıcı. Onurlu bir ülkenin ve onurlu bir halkın buna vereceği cevap “İkisine de hayır.” olur.

Öyle bir ülke düşünün ki, bulunduğu coğrafya dünyanın en verimli topraklarına sahip olsun; dört mevsimi de yaşasın; üç tarafı denizlerle çevrili olsun; güneşi, karı, yağmuru, dağları, ovaları, nehirleri, ormanları olsun; toprağında her şey yetişsin; bin yılların birikmiş kültürü ve tarihiyle zenginliği göz kamaştırsın; en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olsun. Böyle bir ülkenin bu kadar bağımlı bir ülke olması akla ve mantığa sığar mı? Böyle bir ülkenin et ithal etmesi neyle açıklanabilir? Yoğunlaşmış fiziksel ve zihinsel emeği ile çağlar açan, kentler kuran, medeniyetler yaratan bu coğrafyanın insanının üretimden uzaklaşıp tüketici bir topluma dönüşmesine ne demeli?

Demokrasisini kurgulamayan, tekçiliğin kısırlığını çoğulculuğun zenginliğine tercih eden, bu nedenle de savaşta ısrar eden, tutuklayan, orman yakan, hayvanları telef eden, insanları göçe zorlayan bir yönetim anlayışı yukarıdaki soruların tek cevabıdır. Bu yönetim anlayışıdır ki, Türkiye halklarını dışarıya bağımlı kılıyor, IMF'ye zorunlu kılıyor. Bu bağımlılığın ve zorunluluğun bitmemesi için de dışarısı Türkiye'nin iç sorunlarını çözmesini, esasta Kürt sorununu çözmesini istemiyor.

Değerli arkadaşlar, buradan Hükûmete önerimiz şudur: Bu coğrafyayı peşkeş çekmekten vazgeçin; bu ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldırın; merkezî otoriteden vazgeçin, yerellerin kendi kaynaklarını yaratmasını, korumasını, geliştirmesini ve kullanmasını sağlayın; katı merkezî otoriter anlayışınız yüzünden hepimiz kaybediyoruz.

Dün elitlerle, statükocularla mücadele ettiğinizi söylerken bugün siz elitsiniz, statü sahibisiniz. Dün demokrasi için cezaevine girerken bugün siz demokrasi, eşitlik ve özgürlük isteyenleri cezaevine koyuyorsunuz. Dün siz IMF'ye, emperyalizme karşıyken bugün siz IMF’nin en iyi uygulayıcısısınız.

Bu halkı yeterince yanıltmadınız mı? Artık bu halkın gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi. “Türkiye’nin bütünlüğü.” dediniz, bütün hakların önünü kestiniz, farklı kimlikleri yasakladınız. “Türkiye’nin bütünlüğü.” dediniz, yeri geldi askerî yeri geldi siyasi darbe yaptınız. Türkiye’yi öyle bir hâle getirdiniz ki, bugün Türkiye halkı Türkiye’de bulunan hiçbir şeyin sahibi değil. Bu ülkeyi paramparça ettiniz.

Değerli milletvekilleri, ekonomi özgür değildir. Ekonomi özgürleşmek zorundadır ancak demokratik katılımcı bir anlayış ve modelle ekonomiyi özgürleştirebiliriz. Bu da iki yolla mümkündür: Bir yandan temel ihtiyaçları diğer yandan da çağımızın sosyal, kültürel ihtiyaçlarını belirleyerek en büyük üretici olan doğaya asla zarar vermeden bilimi ve teknolojiyi bu belirlenen ihtiyaçları gidermek üzerinden üretim araçları hâline dönüştürmek. Bunu gerçekleştirmeme nedenimiz bireysel çıkarları toplumsal çıkarların önüne koymamızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, son olarak, toplumu oluşturan tüm bireylerin katılımını sağlayan, ortak çıkarları, üretmeyi ve çağın ihtiyaçlarını karşılayan bir ekonomi modeli bizleri ne IMF'ye ne de başka bir kuruma muhtaç ve mecbur bırakır. Elbette uluslar arası ticari ilişkilerimiz olacaktır ama bu ilişkilerin esasını ekonomik sömürü oluşturmayacaktır. Demokratik, katılımcı ekonomi modeli bir anlayışa dönüştüğünde eğitim ona göre şekillenecek, sağlık sorunlarına yaklaşım ona göre olacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Pervin Buldan (Iğdır). “Milletlerarası para fonu ile milletlerarası imar ve kalkınma bankasına katılmak için hükümete yetki verilmesine dair kanun teklifi hk. (s.s.458)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/pervin-buldan-23-2010-07-14-milletlerarasi-para-fonu-ile-milletlerarasi-imar-ve-kalkinma-bankasina (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
