# Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rahmi Aşkın Türeli (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90828
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/rahmi-askin-tureli-2026-10-27-tutanak-metni

> Rahmi Aşkın Türeli (CHP), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 2.383 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlarımız ve basınımızın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, geneli üzerine konuşuyoruz bütçenin, söyleyecek o kadar çok şey var ki yani bir taraftan teknik bir şeyler söyleyeceğiz ama aynı zamanda da politik konuşacağız, ekonomi politik konuşuyoruz çünkü bütçe demek kaynakların tahsisi demek. Kimlerden vergi alıyorsunuz, o vergileri nereye harcıyorsunuz? Bunların hepsi aslında siyasi tercihler. O yüzden, böyle baktığımız zaman zaten aslında bütçedeki sıkıntı, bir anlamda bütçenin sefaleti çok açık ve net olarak ortaya çıkıyor.

Şimdi, bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi yirmi dört yıldan beri iktidarda. Bu yirmi dört yılda 5 kalkınma planı, 21 orta vadeli program hazırlanmış, aynı zamanda 24'üncü bütçe bu fakat bu yirmi dört yıla baktığımız zaman Türkiye'nin temel sorunları, yapısal sorunları çözülmüş mü? Hayır, ne yazık ki çözülmemiş. İsterseniz kısaca sıralayayım onları: Bir, yurt içi tasarruflar yetersiz. Tasarruf, yatırım dengesi açısından baktığımızda açık verdiğimiz için dış tasarruf kullanıyoruz her sene yani dışarıdan kaynak transfer ediyoruz. Ülkenin büyümesi için dış tasarrufa ihtiyacı var ve özellikle ekonominin büyüdüğü yıllarda bu dış tasarruf ihtiyacı artıyor yani bu aslında bir tarafta cari işlemler açığı demek. Gene bununla bağlantılı üretim ve ihracat yapısı, özellikle ara malı ithalatına olan bağımlılık çözülmedi. Her planda bunları söylüyorsunuz, orta vadeli programlarda bir sürü şey, öncelikli dönüşüm programları hazırlanıyor, ortada bir şey yok, hâlâ müthiş bir cari işlemler açığı problemi var. Dış borç stoku gittikçe bir kar topu gibi büyüyor. İş gücü piyasasındaki sorunlar devam ediyor. İş gücüne katılım oranları hâlâ çok düşük, yüzde 52-53'ler, OECD ortalaması yüzde 70'lerin üzerinde. İşsizlik oranları yüksek, yüzde 7,5, yüzde 8 rakamları diyorsunuz ama geniş tanımlı işsizlik dediğimiz atıl iş gücü -ki doğrusu odur yani insan gücünün kullanımının ne kadar olduğunu, çalışma çağındaki nüfusun ne kadarının iş gücüne katıldığını, istihdam piyasasına katıldığını söyler- burada atıl iş gücüne baktığımız zaman yüzde 30'ların üzerinde. 3 milyon değil 10 milyon işsiz var Türkiye'de. Yüksek kayıt dışılık devam ediyor, dörtte 1'i kayıt dışı ekonominin. Sendikalaşma oranları düşük, ücretler seviyesi düşük, emeğin niteliği düşük, verimlilikle bağ kopmuş, hiçbir bağ yok ve iş kazaları o kadar yaygın ki artık biz onlara iş kazası demiyoruz, iş cinayetleri diyoruz. Kamu kesimi dengeleri sürdürülebilir değil. Bütçe açıkları, her sene arka arkaya bütçe açıkları veriyoruz. Vergi yapısında hiçbir değişiklik yok, dolaylı vergilere dayalı vergi yapısı devam ediyor, yüzde 65, yüzde 70. Çalışanlar üzerindeki vergi yükü çok yüksek baktığımız zaman. Vergi harcamaları dediğimiz bir rakam var, vazgeçilen vergiler, istisna, muafiyet ve indirimler nedeniyle bütçe açıklarını geçmiş. Kamu-özel iş birliği modeli tam bir kara delik, bu sene de 1 trilyonun üzerinde önümüzdeki üç yıllık tahmin.

Şimdi, ortada çok ciddi bir problem var; sosyal harcamalar yetersiz, tarımsal destekler yetersiz, siz istediğiniz kadar alın, tarımsal yatırımları da ona koyun, tarımsal kredilerin sübvansiyonunu oraya koyun, hepsini ekleyin, gene aslında tarım kesiminin ne kadar sahipsiz olduğunu görüyoruz biz açık ve net olarak. Ve hepsinden önemlisi, ekonominin lokomotif sektörü olan sanayi sektörü ve özellikle imalat sanayisinde hem katma değerdeki pay düşük hem teknoloji yoğunluğu düşük. Dörtlü bir ayrım olarak baktığımızda yüksek teknolojili sektörler, orta yüksek, orta düşük, düşük diye üretimde düşük ve orta düşük teknolojili sektörlerin payı yüzde 70, ihracatta da yüzde 57'ler seviyesinde. Şimdi, bu rakamlarla Türkiye nasıl rekabet edecek? Şimdi de sanayinin millî gelir payı içinde de son dönemlerde özellikle müthiş bir azalma var yani sanayisizleşmenin olduğu bir yapıdayız. Peki, bütün bunlara çare olması için ortaya ne yapılıyor? Kalkınma planları hazırlanıyor, orta vadeli programlar hazırlanıyor, ona göre bütçe hazırlanıyor. Sunuşunuza baktım, ikinci sayfada diyor ki: "Kalkınma planı ve orta vadeli programla uyumlu hazırlanan bütçemiz..." Kalkınma planı ile orta vadeli program arasında bir uyum var mı Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı? Hiç bir uyum yok. Ben iki sene önce Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyken size bunu satır satır anlatmıştım, burada hiçbir uyum yok, bunları 2 ayrı kurum, 2 ayrı kişi hazırlamış, bu ortada, vereceğim şimdi rakamları, uyum yok. Orta vadeli programlar arasında uyum var mı? Hayır. Her sene, bir önceki orta vadeli programda baktığımız zaman o kadar yüksek sapmalar var ki içindeki aynı şeyleri yazmanız bir şey ifade etmiyor, politikaları arka arkaya sıralamanın bir önemi yok. Önemli olan, onları gerçekten hayata geçirebilmek, ona gerekli kaynağı aktarmak, onun performansını ölçebilmek. Öyle baktığımız zaman, istediğiniz kadar söyleyin, ben söyleyeyim: Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018, yirmi beş öncelikli dönüşüm programı vardı, hangisi gerçekleşti? Bir tane, iki tanesi belki; ortada bir şey yok. İstanbul Finans Merkezidir, baktığımız zaman başka birtakım yapılardır... Yani bu şekilde ekonomiyi dönüştürmek mümkün değil. Bir kere, kalkınma planlarının hiçbir etkisi, bir şeyi kalmamış mevzuatımız içinde.

Büyüme kalkınma planı... Şimdi, kalkınma planının son yılı 2028'di. E, orta vadeli program da şimdi artık 2029'a kadar gitti ama 2028 içinde. Neydi kalkınma planında büyüme ortalaması? Yüzde 5. OVP'ye baktığımız zaman, o yılları, aynı yılları alt alta koyduğumuz zaman yüzde 3,5'lar seviyesinde ki muhtemelen büyüme hızı bu sene daha da düşecek. Önümüzdeki OVP'deki büyüme patikası son derece gerçek dışı.

Sanayi kalkınma planında 2028'de sanayinin millî gelirdeki payı yüzde 26,9 olacaktı, yüzde 27. OVP'de, yüzde 18,6, 18,5. 2026'nın ikinci çeyrek rakamı da yani baktığımız zaman anormal bir düşüş var sanayide de. Yurt içi tasarrufların oranı yüzde 32,4'tü planda, OVP'de yüzde 30,5. Cari açık tahmininiz neydi, biliyor musunuz? 2,8 milyar dolar. Cari açık problemini çözecektiniz, çözdünüz mü? Hayır. Şu anda 2028 yılında OVP'den söylüyorum, 37 milyar dolar yani 2,8 milyar dolar nerede, 37 milyar dolar nerede? Bunlar ufak sapmalar değil, bunlar hem hazırlanan bu perspektifin, varsayım setinin ne kadar gayriciddi olduğunu ve arkasından bu hedeflerin de gerçekleşmediğini söylüyor. Planda istihdam artışı beş yıllık 5 milyon kişi olarak öngörülmüş, tam söyleyeyim, 4 milyon 984 bin kişi. Aynı dönemler bakıyorum, 2024-2028 OVP'deki istihdam artışı 2 milyon 300 bin kişi. Nasıl oldu? 5 milyon nerede, 2 milyon 300 bin kişi nerede? Neden istihdam artmıyor? Ha, o arada işsizlik oranları düşüyor, işsizlik oranları da düşüyor. Yani baktığımız zaman, aslında planın da altında.

Enflasyona ne diyordunuz 2028 yılında kalkınma planında? Yüzde 4,7 diyordunuz. Şimdi ne diyorsunuz 2028'de? Yüzde 13,5 diyorsunuz ki 13,5'un da olma şansını mümkün görmüyoruz. Şimdi, ha, bir tek başarı var, millî gelir rakamlarıyla övünüyorsunuz. İşte, millî gelir şu kadar arttı, kişi başına millî gelir... Normal değil mi? Bu bir matematiksel hesaplama. Türk lirası cinsinden millî geliri hesaplıyorsunuz, onu dolara bölüyorsunuz, dolar cinsinden ifade ediyorsunuz. E, dolar artmazsa bu şekilde baskı altında tutulursa her sene millî gelir artar. Yarın bir artmış olsa, bir ciddi anlamda dolar kurunda yukarı sıçrama olsa sizin millî geliriniz böyle olduğu gibi aşağı doğru inecek. Yani tabii, şimdi burada bir şeyler hazırlanmış, bunlar belli varsayımlar altında hazırlanıyor elbette, bunların hepsi bire bir tutması değil önemli olan ama hazırlanan bir çerçevenin kendi içinde bir gerçekliği olması lazım, ekonomideki gerçekliğe uyması lazım çünkü sonuçta bu hazırladığımız dokümanlarla ne yapıyoruz? Ekonomideki karar alıcılara bir vizyon koyuyoruz, bir perspektif koyuyoruz. Bunlar gerçekçi değilse yani hane halkları, şirketler neye göre nasıl karar verecekler?

İstikrar politikası... 2021 Eylülden itibaren iki döneme ayırıyoruz. 2021 Eylül "Faiz sebep, enflasyon sonuç" tezi Cumhurbaşkanın. Merkez Bankası politika faizi yüzde 19, enflasyon yüzde 19,25, dolar kuru 8 lira 30 kuruş. Dört ay içinde yüzde 19'dan yüzde 8,5'a indiriyorsunuz faizi. Ne oluyor? 8 lira 30 kuruş olan dolar kuru 18 lira 30 kuruş oluyor. Yüzde 19 olan enflasyon yüzde 35, sonra yüzde 85'lere kadar çıkıyor; çok ciddi bir kriz. Arkadan kur korumalı mevduat sistemi geliyor. Bütün bankalar kâr ederken bankaların bankası Merkez Bankası iki yılda 1,5 trilyon zarar ediyor. Sonra seçim oluyor 2023 Mayısında, arkadan Hazine ve Maliye Bakanı -geçmişte de bu görevleri yapan kişi hem Hazine ve Maliye Bakanlığı hem de aynı zamanda Başbakan Yardımcılığı yapmıştı- diyor ki: "Artık Türkiye'nin irrasyonel politikalara tahammülü yok, rasyonel politikalara geçeceğiz. Ne yapacağız? Enflasyonu düşüreceğiz. Dezenflasyon politikası..." Neye dayanıyor? İki tane temel unsuru var; birincisi, talebi kısıcı politikalar yani hane halklarının harcamalarını kısacak ekonomi içindeki, talebi kısacak, talep enflasyonu yönünden gelen etkiyi bertaraf etmek. İkincisi, maliyet enflasyonu yönünden gelen etkiyi bertaraf etmek. Nasıl yapacak onu? Yüksek faiz, döviz girişi olacak, dövizin girişi dövizin fiyatını artırmayacak, o kur enflasyon geçişkenliği açısından problemi engelleyecek.

Şimdi, bakın, üç buçuk yıl oldu bu programda, istikrar programında, ortada çok büyük bir başarısızlık var, fiyasko. Bir kere şunu söyleyeyim: Bir dezenflasyon politikasının uygulanacağı, sonuç alacağı şey bir yıl, bir buçuk yıldır; bir, bir buçuk yıldır. Sonuçta ne oldu, enflasyon düştü mü? Ha, düştü, tabii, Haziran 2023'te yüzde 38,21'di yaklaşık üç buçuk yıl sonra ne olmuş? Yüzde 29,73, yüzde 30'un altına düşmüş, 8,5 puan azalış. E, ne oldu ama o dönemde bunun faturasını kim yaşadı, kim çekti bu faturayı? Bu ülkede yaşayan milyonlarca insan, sabit gelirli, işçi, memur, emekli, çiftçi, esnaf, KOBİ. O dönem Hazine ve Maliye Bakanının konuşması var, çalışanlar için, gelir bölüşüm ilişkilerinin bozulmasıyla ilgili diyor ki: "Biraz dişinizi sıkın, enflasyon tek haneye düşünce durumunuz iyileşecek." E, düştü mü enflasyon tek haneye? Düşmedi enflasyon. Geçen yılki OVP'de 2026 yılı enflasyon tahminî yüzde 16'ydı, bu yılki OVP'de yüzde 28,4'e çıkarıldı, muhtemelen yüzde 30'un üzerine çıkacak. Neden? Çünkü enflasyon böyle düşürülmez, enflasyona ilişkin tespit yanlış, sadece bu talep unsurları üzerinden giderseniz, enflasyonun nedenini ücret ve maaşlardaki artış olarak görürseniz yanılırsınız. Türkiye'deki enflasyonun temel özelliği -ki bununla ilgili makaleler de var- kâr itişli enflasyon, kârların öncülük yaptığı bir enflasyon süreci oldu özellikle ekonomideki eksik rekabetçi yapılar yani tekelci ve oligopolist yapılar da bunu destekliyor, gıda ve konut fiyatları bir türlü düşürülemedi ve onun sonucunda ne var bugün? Asgari ücret açlık sınırının altında, emekli 5 milyon kişi en düşük emekli maaşı alıyor 23.552 lira, hem gelir dağılımı bozuldu hem de yoksulluk yaygınlaştı ve derinleşti. En düşük ve en yüksek yüzde 5'lik dilimler itibarıyla baktığımızda gelir dağılımında 23 kat fark var. Türkiye'deki nüfusun yüzde 1'i servetin yüzde 40'ına sahip. Ne olacak o zaman, ne yapacağız, nasıl dönüştüreceğiz? Bölüşüm ilişkilerindeki bir bozulma aynı zamanda da reel sektöre yansıdı. Büyüme hızı düşüyor. Sanayi sektörü -biraz önce rakamları verdim- ciddi krizde. Teknoloji yoğunluğu artmıyor -biraz önce rakama ancak gelince baktım- gene yüzde 3;3,5'lar, yüzde 3,8'ler seviyesinde. 2026'nın ilk sekiz ayında sanayi üretim artışı sadece binde 2, imalat sanayi kapasite kullanım oranı yerinde sayıyor, finansman maliyeti yüksek, tarım sektöründe yüksek girdi maliyeti var, KOBİ'lerde kriz büyük, sanayiye de yansıdı bu kriz hem bölüşümü hem üretimi ciddi anlamda sıkıntı altına sokan ortada bir istikrar programı var ve ortada bir başarı yok, büyük bir başarısızlık var ve ben baktığım zaman dokümanlarınızda bunları görmüyorum. İşte, dış dinamiklerle bir şeyleri açıklamaya çalışmanın bir anlamı yok. Bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz, o yanlışı düzeltmek gerekiyor.

Bütün bunları söylerken, tabii, aynı zamanda şunu da gördük: Sadece yapısal problemler çözülmemiş, programlarla Türkiye ciddi bir vizyon, bir perspektif kazanamamış, bir taraftan da bir fon krizi, bir fon soygunu olmuş. "455 bin 758 tekil kişi." deniyor, 840 milyar, geçen hafta boyunca bunu Mecliste Genel Kurulda konuştuk, o zaman da söyledik, bakın, bu ciddi, bu, sermaye piyasası açısından çok büyük bir kriz, bunun için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmak zorunda. Gelin, iktidarıyla muhalefetiyle bir komisyon kurulsun, sadece bu kanunla bu sorunu çözemezsiniz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, siz de biliyorsunuz çözemeyeceğinizi. Enine boyuna bunu inceleyelim hem buradaki sorunu çözmek açısından bu konuyla ilgili sorumlular kim? Hepsi gelsin Meclis araştırma komisyonuna, onların görüşlerini alalım, ifadelerini alalım gerekirse bu sürecin içinde ve bundan sonra böyle bir krizin olmamasını sağlayalım. Bu bize ne gösteriyor aslında biliyor musunuz? Bütün bu olan hikâye aslında Türkiye'deki kurumların nasıl bir tasfiye içinde olduğunu, bürokrasinin nasıl çöktüğünü gösteriyor. Zaten biz şunu söylüyorduk hep: Artık DPT yok, DPT gibi çalışan kurumlar var ama o Devlet Planlama Teşkilatı yok. İçindeki o uzmanlığa dayalı, yatay hiyerarşinin olduğu, hafızanın oluştuğu kurum yok. Devlet Personel Başkanlığı yok. TODAİE yok ki önemli bir kurumdur, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü. TÜİK, son derece itibarsız bir kuruluş oldu, Türkiye'nin istatistiğini üreten kuruluş, kimse inanmıyor verilerine. Merkez Bankasının 2021 Eylül ayında normalde kendisine kanunla verilmiş görev, Türk lirasının istikrarını korumak, Türk parasının değerini korumak olan kurumun nasıl onu talimat addettiğini, sonuçta faizleri indirdiğini ve Türkiye'yi nasıl bir krizin içine soktuğunu, yüksek enflasyon sürecine soktuğunu görüyoruz. Ve en son şunu da gördük: Sermaye piyasasında da müthiş bir çöküş var. O kadar parlak bir kurumdu ki Sermaye Piyasası Kurulu. Ben Mülkiyede öğrenciyken hocamız Profesör Doktor İsmail Türk ilk başkanıydı. Son derece ciddi iddialarla kuruldu 1982'de. 1985'te de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kuruldu ama bugün geldiğimiz zaman bakıyoruz ki ortada bir şey kalmamış. Bütün bunlar, aynı zamanda sonrasında da bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte bütün sistemin âdeta ikinci bir yapının, paralel bir yapı oluştuğu Cumhurbaşkanlığı politika kurulları -ne iş yaptığı bilinmeyen- bakan, başkanlıklar, ofisler yani bürokrasideki çöküş ciddi bir çöküş. Bu aynı zamanda, siyasal sistemdeki demokrasiden uzaklaşmanın, otoriterleşmenin, kuvvetler ayrılığının olmamasının, hukuk devleti ilkesinin, bağımsız ve tarafsız yargının ortadan kalkmasının da bir göstergesi. Temel hak ve özgürlüklerin her gün kısıtlandığı, anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri haklarının bile kullanılamadığı özgürce, devamlı sınırlamalar getirildiği basın özgürlüğünün kâğıt üzerinde kaldığı bir Türkiye'nin içindeyiz. Bütün bunların hepsi birlikte. Bakın, sadece ekonomi konuşmuyoruz; ekonomi konuşuyoruz, sosyal hayatı konuşuyoruz, siyasal sistemi, idari sistemi... Bütün böyle hepsine baktığımız zaman çok ciddi bir sorun gözüküyor.

En son 2027 yılı bütçesi üzerine birkaç şey söyleyeyim: Bu bir faiz bütçesi. Faizlerin gittikçe arttığını görüyoruz. Faiz giderleri, bütçe açığının üstünde, aynı zamanda vergi gelirlerinin de neredeyse beşte 1'i seviyesinde, yüzde 20'sine denk gelmiş. Vergi harcamaları anormal rakamlar da. 2026'da bütçe açığı 2,6 trilyon, vergi harcaması 3,6 trilyon, vazgeçilen vergiler ki bu rakamlar muhtemelen daha yukarıda olacaktır, henüz açıklanmadı. 2027 bütçe açığı 3 trilyon 868 milyar, vergi harcaması 4 trilyon 879 milyar lira. Tabii ki elbette gerektiği zaman belli istisnalar, belli muafiyetler sağlarsınız, devletin görevi sadece vergi toplamak değil, belli faaliyetleri de elbette teşvik etmek ama yıllardan beri her planda, programda, her dokümanında yazmıyor muyuz? Vergi harcamaları etkinlik açısından gözden geçirilecek, daraltılacak diye. Nerede? Gittikçe genişliyor ve burada ciddi bir sermaye kesimine transfer var. Kamu-özel iş birliği projeleri 2027'de 296,8 milyar, 2027-2028-2029 toplamı 1 trilyon 33 milyar. Şimdi de en son özelleştirme gelirleri var; 2 boğaz köprüsü, 8 otoyol, 2 çevre yolu otuz yıllığına özelleştirilecek. Çok yüksek rakamlar da zaten girmiş. 2026'da 107,3 milyar, 2027'de 183 milyar, 2028'de 163,5, 2029 143 milyar lira; toplam 597 milyar lira, 12 milyar dolar. Neden? Bunlar atıl değil. Bunlar zaten zamanında yapılmış, maliyetleri karşılanmış, hem devlete belli bir gelirin de geldiği hem de insanların bundan belli bir düşük, makul bir ücrette yararlandığı yapılar. Ama şimdi alacak bunlar, hepsini göreceğiz önümüzdeki dönemde, hepsinin fiyatları, geçiş ücretleri de anormal derecelerde artacak.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Teşekkür ederim Sayın Türeli.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Bitiriyorum.

Bunun adı şu: Yumurtlayan tavuğu kesmektir. Gelecekte elde edeceğiniz gelirleri bugüne taşıyorsunuz. Neden? Sıkıntınız var.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Rahmi Aşkın Türeli (CHP, İzmir). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/rahmi-askin-tureli-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90828

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
