# Milletvekilleri lojmanlarında işlenen cınayetin aydınlatınması hakkında (s.s.1056)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ramazan Can (AK Parti, Kırıkkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim
- **Tarih:** 28 Mart 2006
- **Gündem:** MİLLETVEKİLLERİ LOJMANLARINDA İŞLENEN CINAYETİN AYDINLATINMASI HAKKINDA (S.S.1056)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-can-22-2006-03-28-milletvekilleri-lojmanlarinda-islenen-cinayetin-aydinlatinmasi-hakkind

> Ramazan Can (AK Parti), 28 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETVEKİLLERİ LOJMANLARINDA İŞLENEN CINAYETİN AYDINLATINMASI HAKKINDA (S.S.1056)); konuşma 1.336 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1056 sıra sayılı Komisyon Raporu üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, bu cinayet, sıradan bir cinayet olmadığı gibi, sıradan bir yerde, sıradan birine karşı da işlenmemiştir. Çok sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı Meclis lojmanlarında, acaba bu cinayet işlenebilir miydi; işlenmesi halinde, failleri bulunamaz mıydı; yine, işlenmesi halinde, sorumluları görevden uzaklaştırılamaz mıydı diye devam eden soru silsilelerine verilecek cevapta bu cinayetin gizemi saklıdır.

Meclis lojmanlarında bir milletvekili oğluna karşı bu cinayetin işlenmesi, emniyetin, valiliğin, savcılığın, bakanlığın ve Meclis Başkanlığının, Erol Beyin ısrarlı takibine rağmen tahkikattaki laubalilikleri, ihmalleri, vurdumduymaz tavırları, delillerin toplanmasındaki ihmaller; cinayetten bir hafta sonra, temizlik bahanesiyle delillerin karartılması; tahkikatta normal olmayan savcılık değişimleri ve yeni gelen savcıların da aynı tavırlara devam etmesi… İlginçtir, olay tarihinden yaklaşık kırkbeş gün sonra, 10.8.1991 tarihinde, ilk kez savcı ifade alıyor. Olaydan sonra, eski tarihli tutanaklar hazırlanıyor. Temizlikten sorumlu memur, komisyonda, temizlik tarihinde, izinli olduğunu söylemesine rağmen aksi sabit oluyor. Ölüm nedeni bıçak yarası deniyor, kurşun yarasına bağlı olduğu tespit ediliyor. Böyle devam eden garabetler ve skandallar zinciri… Medya marifetiyle, aşk cinayeti süsü verilerek kapatılmaya çalışılması, bu cinayetin sıradan birilerince işlenmediği, aksine, devlet içerisine nüfuz etmiş ve buradan beslenmiş Susurluk benzeri örgütlenmelerle işlenmiş olduğu izlenimini veriyor.

Katil ya da katillerin bulunması için azamî gayret sarf edilmesi gerekirken, Erol Beyin ısrarlı takibine rağmen, aksi yapılmıştır. "Efendim, aşk cinayetiymiş; bir milletvekilinin eşiyle ilişkisi varmış" gibi söylentilerle cinayet kapatılmaya çalışılmıştır. Nitekim, komisyonda dinlediğimiz Mustafa Güngör'ü yakinen tanıyan kişilerin beyanlarının değerlendirilmesinde "Mustafa, içine kapanık, kendi halinde, dürüst, namuslu bir çocuktur; elverişli şartlar oluştuğu halde arkadaşı Çiğdem Taşkıran'a elini dahi sürmemiştir…" Konuyu aşk cinayetine çevirme gayretleri bilinçli bir tezgâhtır.

Diğer yandan, bu nasıl lojman güvenliği allahaşkına; girenin, çıkanın kaydı yok?! Cinayetten sonra eski tarihle hazırlanmış sahte tutanaklar, kampus girişinde görevliler, lojman sokaklarında görevliler, buna rağmen cinayet işleniyor; ama, ne hikmetse, kimse görmüyor. Görevleri sadece lojmanın güvenliği olan, bu görevi ifa etmeleri karşısında devletten maaş alan görevliler görevlerini yerine getirmedikleri halde, aleyhlerinde herhangi bir idarî tahkikat bile açılmaması manidar değil mi?! Dönemin Meclis Başkanı, Allahaşkına, ne işle meşguldü?!

Buna benzer bir olay, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Reagan'a karşı işlenmeye çalışıldığında, koruma, kendini öne atarak ağır yaralanıyor. Buna rağmen, Beyaz Saraydaki 600'ü aşkın korumanın işine son veriliyor. Bizde ise, idarî tahkikat bile açılmıyor.

Olay tarihi itibariyle Başbakan olan Sayın Mesut Yılmaz'ın beyanları da hayli ilginçtir. Sayın Yılmaz, olayla ilgili bir gazetecinin sorusu üzerine aynen şöyle bir açıklamada bulunuyor: "Bizimle ilgili bir konu değil; konu, adliyeye intikal etmiştir, gereken neyse o yapılır. Ben, o konuyla ilgili bir açıklama yapmak istemiyorum." Acaba, gereken neyse yapıldı mı? Gereken, cinayetin faili meçhul kalması mıydı Sayın Yılmaz diye sormadan geçemiyorum.

Diğer yandan, Sayın Demirel ise aynen "konu adalete intikal etmiştir, cumhuriyet savcısı olaya el koymuştur; hiçbir şey gizli kalmaz, kısa bir süre sonra fail yakalanır" diyor. Klasik Demirel yaklaşımları… Her şey gizli kalmıştır, fail de yakalanamamıştır diye Sayın Demirel'e hatırlatıyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dönemin Ankara Valisi Sayın Saffet Arıkan Bedük'ün 5.8.1991 tarihli Hürriyet Gazetesindeki açıklamaları ise ilginçtir. Aynen: "Ankara Valiliğim sırasında iki olay faili meçhul kalmıştı; birincisi Bahriye Üçok, ikincisi ise Muammer Aksoy olaylarıdır. Ankara Valiliği ve polisi için lojman cinayeti faili meçhul değildir; hedef bellidir; polis, kimin, neyin üzerine gideceğini bilmektedir. Boş kovan ile çekirdeğin alınması, cinayetin profesyonel kişilerce ve ruhsatlı silahla işlendiğinin açık delilidir. Polis, hedefi belirlemiştir. Ben Ankara'dan ayrıldığım sıralarda, bu olaya aydınlanmış gözüyle bakıyorduk" diyor ve görevden alınarak Antalya Valiliğine atanıyor.

Acaba, bu görev değişikliğinin bu cinayetle alakası var mıydı diye sormak geliyor içimden. Zira, Sayın Bedük, neredeyse olayın çözüldüğünü, teferruat ve müşahhas beyanlarda bulanarak izah ediyor. Yine, Sayın Bedük'ün, cinayeti, faili bilinenler kategorisinde sayması, ortada, bilinen ama saklanan bir şeyler olduğunu izah eder nitelikte. Bu cinayetin aydınlatılması noktasında kilit isimlerden biri Sayın Bedük'tür. Sayın Bedük isterse, bu cinayetin gizemi çözülür diyorum. Sayın Bedük'ten hassasiyet bekliyoruz; en azından, bir imzasız ihbar mektubu göndertebilir ve cinayet aydınlatılır umuduyla bekliyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gazeteci yazar Sayın Oktay Ekşi'nin, 11.8.1991 tarihli "Cinayet ve Lojmanlar" başlıklı yazısında, aynen "birbuçuk aydan beri Ankara'da tüyler ürperten bir cinayete şahidiz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nasıl işlediğini, daha doğrusu nasıl işlemekten alıkonulduğunu gösteren trajik bir olay yaşanıyor. Bir baba, üstelik milletvekili sıfatını taşıyan bir baba, cinayete kurban giden oğlunu öldürenlerin ortaya çıkarılması için var gücünü ortaya koyuyor; ama, soruşturma bir milim dahi ilerlemiyor; çünkü, polis, bir meslektaşımızın belirttiği gibi, âdeta kurtarılmış bölge olan milletvekili lojmanlarında oturanların ifadelerini alamıyor, silahları toplayıp balistik muayeneye gönderemiyor. Oysa, tek parti döneminde bile, Genelkurmay Başkanı Kâzım Orbay'ın oğlu yargılanıyor ve onsekiz yıl hapse mahkum oluyordu. Devleti yönetenler bile polise yardımcı olmuyor. Böyle bir rezalet daha önce yaşanmadı. Ancak, bu rezalet şu işe yaradı; Sayın Necmettin Karaduman, yeni seçilen milletvekillerinin kiralık ev arama sıkıntısına son vermek niyetiyle lojmanları yaptırmıştı. Bu bir kolaylık sağladı; ama, milletvekillerini halktan kopardı. Kurtarılmış bölge oluştu, hem de kanun koyanların oturduğu yerde" diye beyanda bulanan Sayın Ekşi'nin, dönemin siyasî tablosunu yansıttığı için beyanlarını önemsiyoruz.

Yine, Parlamentonun saygınlığını koruması için bu cinayetin çözülmesini isteyen ve gayretlerini esirgemeyen, komisyonumuza da gelerek beyanda bulanan tecrübeli gazeteci Sayın Yavuz Donat ise beyanında, aynen: Olay tarihinden itibaren her kurulan hükümetin İçişleri Bakanıyla lojman cinayetini görüştüğünü, cinayetle ilgili sorular sorduğunu, aldığı cevaplarda ise sürekli bazı şeylerin olduğunu, ancak, netleşmesinin gerektiğini "bazı şeyler var; ama, şu an söylemek doğru olmaz, işin mahremiyeti var" diye bilgi aktarıldığını; hep özel hayata giren bazı yönlerinden şüphelendiği için bu konuya pek girilmediğini; ancak, bu olayın aydınlatılmasının Parlamentonun saygınlığı açısından önemli bir puan olacağı; Amerika Birleşik Devletlerinde Reagan'a ateş edildiğinde bir korumanın kendisini öne attığını ve ağır şekilde yaralanmasına rağmen, aynı gün, Beyaz Saray korumalarından 600 kişinin görevden alındığını… "Çünkü, başkana ateş edilen yerde, artık, o personelin görev yapmasına müsaade edilemez, bizde ise hiçbir görevlinin yeri değiştirilmemiştir" demektedir.

Sayın Donat, tecrübeli, saygın bir gazeteci-yazardır. Gazetecilik etiği gereği, özel hayata giren konularda sayın bakanları, özellikle Kutlu Aktaş'ı sıkıştırmamıştır. Bunu takdirle karşılıyoruz; ancak, Sayın Donat'ın, tecrübeleriyle, Kutlu Aktaş'ın olayı, daha doğrusu cinayeti kimin işlediğini veya kimlerin engel olduğunu bildiğini biliyordur diye düşünüyoruz. Bu nedenle, özellikle Kutlu Aktaş'a ve Sayın Donat'a çok iş düştüğünü; cinayetin aydınlatılması için, Saffet Arıkan Bedük, Sayın Aktaş ve Sayın Donat'a ihtiyacımız olduğunu belirtmeden geçemiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Mustafa Güngör'ün katledilmesinin ardından gazetelere yansıyan haber ve yorumlarda, ihbar mektuplarından aşk ilişkisine ve milletvekili lojmanlarında oluşan çetelere kadar birçok iddiaya yer verilmiş. Haber ve yorumlarda adı geçenlerin, Anayasanın 83 üncü maddesi gerekçe gösterilerek ifadeleri alınmamış. Bunların birçoğunun dokunulmazlığı kalktığı halde -milletvekili yakınlarının zaten dokunulmazlığı yoktur- derinlemesine bir inceleme, maalesef, yapılamamıştır veya yaptırılmamıştır.

Cinayet sonrasında Ankara Emniyet Müdürlüğünün olay yerinde yaptığı incelemeler ve tetkiklerin yeterli olmadığı, olaydan sonra çekilen video kayıtları, objelerin dahi yeterli oranda araştırılmadığı, tahkikata nezaret eden savcının gereken hassasiyeti ve ihtimamı göstermediği veya gösteremediği sabit olmuştur.

Yaşanan panik ve üstlerine şirin görünme mantığıyla soruşturmanın başlangıcında cinayetin tabancayla işlendiğinin bile tespit edilemediği, mermi çekirdeği, kovanların olay yerinde bulunamadığı, buna rağmen görevlilere idarî soruşturma dahi açılmadığı, hatta terfi edildikleri acı bir geçektir. Acaba idarî tahkikat yapılsaydı, birinin nasırına basılsaydı, gerçek ortaya çıkar mı diye tahkikat yapmadılar demekten kendimi alamıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Erol Güngör'ün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaatıyla mahkeme, Soruşturmaya Leke Süren Eksiklikler başlıklı raporunda, cinayetten on gün sonra cinayet mahallinde temizlik yapılması, maktulün yatağının değiştirilmesi, muhtemel delillerin ve özellikle yüzüğünün bulunamayışı, güvenlik güçlerinin delilleri koruyamadığı, aksine kararttığı, soruşturmacılar tarafından ciddî tedbirlerin alınmadığına karar vermiştir.

Yine, mahkemece, soruşturma Meclis çalışmalarıyla alakalı olmadığı için yasama dokunulmazlığından yararlanılamayacağı halde, savcı, ilgililerin celpleri konusunda zorlayıcı tedbirleri uygulamamıştır. İşte bu nedenlerle 2 nci madde ihlal edilmiş olup başvurucunun talebi kabul edilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kuşkusuz faili meçhul her cinayet büyük acılara, kuşkulara ve söylentilere neden olur; ama, Mustafa Güngör cinayetinin işlendiği yer, cinayet zanlıları arasında milletvekilleri ve devletin güvenlik güçleri mensuplarının bulunduğu iddiaları, bütün soruşturma aşamalarında açıkça görülen ciddîyetsizlik, işi oluruna bırakma ve unutturma, hatta delilleri karartma çabaları daha da acıdır.

Bu nedenle, cinayetin aydınlatılması, Güngör ailesinin hakkı olduğu kadar, güvenlik güçlerinin, milletvekillerinin, Yüce Meclisin ve devletin itibarı açısından çok önem arz etmektedir. Hatta, bu cinayeti işleyenlerin, devlet gücünü kullananlar olması halinde bile ortaya çıkarılması devletin itibarına zarar vermez; bir şekilde devlete nüfuz etmişler varsa onlar da temizlenir diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ramazan Can (AK Parti, Kırıkkale). “Milletvekilleri lojmanlarında işlenen cınayetin aydınlatınması hakkında (s.s.1056)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 28 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-can-22-2006-03-28-milletvekilleri-lojmanlarinda-islenen-cinayetin-aydinlatinmasi-hakkind (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
