# Hayvanları koruma kanunu tas.(ss:446)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim
- **Tarih:** 24 Haziran 2004
- **Gündem:** HAYVANLARI KORUMA KANUNU TAS.(SS:446)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2004-06-24-hayvanlari-koruma-kanunu-tas-ss-446

> Ramazan Kerim Özkan (CHP), 24 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAYVANLARI KORUMA KANUNU TAS.(SS:446)); konuşma 1.698 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, bugün Ankara ve İstanbul'da meydana gelen terör amaçlı patlamalarda hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelerine başsağlığı diliyorum. Ülkemizin bu tür olumsuzluklardan bir an önce kurtulmasını, huzur ve güvenin sağlanmasını diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, yaşadığımız çevremizde, sokağımızda, evlerimizin yakınlarında, hatta kimi zamanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Kampusu içerisinde dahi hemen her gün görmeye alıştığımız ve çoğu zaman hiç ilgimizi bile çekmeyen sahipsiz kedi ve köpeklerin ne denli bir çevre kirliliği yarattığı hepimizce malumdur. Çoğu parklarda ve piknik alanlarında çimlerin üzerinde oturmak mümkün olmamaktadır. Evcil hayvan sahiplerini de duyarlılığa davet ediyorum. Ayrıca, sahipleri tarafından sokağa bırakılan ve alışkın olduğu ev ortamının dışında zor koşullarda yaşamaya terk edilmiş ev hayvanlarının korunmaları, gözetilmeleri ve bakımlarıyla ilgili düzenlemeleri de içeren bu kanun tasarısını Grubum adına desteklediğimizi belirtmek istiyorum. Yine, bu kanun tasarısının hazırlanmasında emeği geçen Çevre Komisyonu ve İçişleri Komisyonunda görevli değerli arkadaşlarıma da teşekkürlerimi sunuyorum.

Mükemmel insan, öncelikle insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan, çevre ve doğasına ve aynı zamanda yaşamakta olduğu evreni kendisiyle paylaşan diğer canlılara da saygılı olan insandır. Bu nedenledir ki, bu yasanın çıkması, insanın kendisine ve çevresine olan sevgi ve saygısı açısından son derece önemlidir; ayrıca, önce insanı, önce ahlakı hâkim kılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 1977 Eylülünde Londra'da kabul edilmiş ve Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi Ekim 1978'de ilan edilmiştir. Bu bildirge, Avrupa Birliği ülkeleri arasında "Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi" olarak kabul edilmiş ve Avrupa Birliği üye ülkeleri kriterleri arasında yer almıştır. Avrupa Birliğine tam üyelik beklentisi içerisinde olan ülkemizde de bu sözleşme imzalanmış ve Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu sözleşme çerçevesince, Çevre Bakanlığınca hazırlanan ve şu anda görüşülmekte olan Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, hayvanların korunması ve yaşama haklarının güvence altına alınması amacıyla hazırlanmıştır. Bu tasarının amacı, başta evcil hayvanlar olmak üzere tüm hayvanların insan ve doğa kaynaklı mağduriyetlerinin önlenmesini, gözetilmesini, bakımlarını, kötü muameleden uzak tutulmalarını, üremelerini, canlarının ve sağlıklarının korunmasını sağlamaktır.

Değerli arkadaşlarım, önce de belirttiğim gibi, doğal yaşamın korunması adına birçok yönden olumlu ve ileriye yönelik olarak gerçekleştirilecek çok değerli bir yatırım olarak gördüğümüz bu kanun tasarısını Grup olarak da destekliyoruz. Ancak, şu da var ki, tasarı hazırlanırken birtakım gerçekler gözden kaçmış ve ilgili sivil toplum örgütlerinin ve gönüllü kuruluşların görüş ve önerileri dikkate alınmamıştır. Bunu önergelerle sizlere sunacağız. Çünkü, sokak hayvanları sorununun ana kaynağı, sahipli ev ve bahçe hayvanlarının kontrolsüz bir biçimde üreyerek yavrularının sokağa atılmasıdır. Bunun yanında, sorumsuz kişiler, sahip oldukları ev hayvanlarını da çoğu zaman sokağa bırakmaktadır. Kısırlaştırılmamış bir hayvan sokağa bırakıldığında, sürekli olarak üremektedir. Barınaklarda ve sokaklarda bulunan hayvanların yarısını, atılmış, terk edilmiş ve sokaklarda üremiş ev hayvanları oluşturmaktadır.

Tasarı incelendiğinde, 4 üncü maddenin (k) bendinde, ev hayvanlarının kısırlaştırılmalarının sadece teşvik edildiği görülmektedir. Oysa, sokak hayvanı sorununun ana kaynağını, evinden sokağa atılan ev hayvanları veya evde doğurtulup bakılamayan ev hayvanı yavrularının sokağa bırakılması oluşturmaktadır. Sokağa atılmış kısır olmayan ev hayvanları, sokaktaki mevcut hayvanlarla sürekli olarak çiftleşmektedir. Kısırlaştırılmamış bir çift köpek -bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum- beş yılda 60 000 başıboş sokak köpeğine dönüşmektedir. Bu gerçekten çok ciddî ve ürkütücü bir tablodur ve sokaklarımız, maalesef, her geçen yıl milyonlarca başıboş sokak hayvanıyla dolmakta ve bu da, hem çevre kirliliği oluşturmakta hem de insan ve hayvan sağlığı açısından ciddî tehditler oluşturmaktadır. Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, ev hayvanlarına, mutlak suretle, kısırlaştırma mecburiyeti getirmek zorundayız.

Daha önce, bir milletvekilinin, kendi köpeklerinin mürüvvetlerini görme isteği üzerine iptal edilen ev hayvanlarındaki kısırlaştırma zorunluluğu, ne yazık ki, son derece yanlış bir karar olmuştur. Barınaklar, sokağa atılan cins köpeklerle doludur şu anda. Eğer, herkes köpeğinin mürüvvetini görme mutluluğunu yaşarsa, bizler, barınaklara atılan milyonlarca hayvanın acısını yaşamaya devam edeceğiz.

Eğer, ev hayvanlarını kısırlaştırma zorunluluğu getirilmezse, kedi ve köpeğinden yavru almak isteyen insanlara karşı, en azından, ciddî bir maddî yaptırımın uygulanması zorunluluğu getirilmesinin gerektiğini düşünüyorum.

Bunu söylediğimizde, Avrupa ülkelerinde kısırlaştırma olmaması emsal gösterilmektedir; ancak, ne var ki, Avrupa ülkelerinde insanlar, ev hayvanlarını sokağa attıkları zaman bir kanunî yükümlülük altına girmektedirler; ev hayvanlarıyla ilgili kuruluşların yetkilileri tarafından sürekli olarak denetim altında tutulmaktadırlar.

Ev hayvanlarında kısırlaştırma zorunluluğu, hem sokak hayvanı sorununun çözümüne katkıda bulunacak hem de bu çaresiz hayvanların kontrolsüzce üreyip sokaklarda vahşete uğramasını engelleyecektir. Dolayısıyla, ev hayvanlarını kısırlaştırma zorunluluğu getirilmeden sokak hayvanı sorunu çözülemez ve çözülmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir diğer husus ise, tasarının 31 inci maddesinde, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu hükümlerinin saklı olmasının tasarıda yer almasıdır.

Hayvanları Koruma Yasası Tasarısı, zaten, bu 3285 sayılı Yasadan kaynaklanan sorunları çözmeye çalışıyor. İlgili yasanın 119 uncu maddesi (f) bendinde "kuduz hastalığına yakalanmış veya hastalıktan şüphelenilen bir köpek müşahede yerinden kaçar ve bulunmaz ise, o mıntıkanın 10 kilometre çevresindeki sahipsiz ve başıboş köpekler öldürülür ve imha edilir" denilmektedir. Bu da, düpedüz bir katliama sebep olmaktadır.

Yine belediyeler, bu yasadaki bazı hükümleri kullanarak, binlerce köpeği bir günde itlaf edebilmektedirler. Eğer bu yasa gerçekten hayvanları koruyacaksa, 3285 sayılı Yasanın saklı hükümlerinin içerisinde yer almaması gerekmektedir.

Ayrıca, Türkiye'ye, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden, çoğu valizler içerisinde yarısı yolda ölen köpekler kaçak olarak sokulmaktadır ve bununla ilgili hiçbir yaptırım yoktur. İthalat ise, kontrolsüz olarak yapılmaktadır. Barınaklarımız ağzına kadar doluyken, kedi, köpek ithalatının devam etmesi de son derece yanlış bir uygulamadır. Bu nedenle, hayvan ithalatının hemen yasaklanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Hayvanları Koruma Kanunu deyince aklımıza sadece sahipsiz ve başıboş kedi ve köpekler gelmemelidir. Bugün, etinden, sütünden, yumurtasından yararlandığımız hayvanlarımız da bu koruma kapsamındadır. Bugün, her birimizin seçildiği il ve ilçe merkezlerinde hayvan pazarları kurulmaktadır. Birkaçı hariç, yurttaki sayıları 100'leri bulan bu hayvan pazarları, açlık, susuzluk, hastalık ve kötü muamelelerin hâkim olduğu bir toplama kampı niteliğindedir. Bu nedenle, hayvan pazar ve panayırları, çağın şartlarına uygun, Avrupa Birliği normlarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli ve düzenlenmeleri mümkün olmayanlar ise kapatılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, nüfusunun yarısına yakınının tarım ve hayvancılıkla uğraştığı bir ülkede yaşıyoruz. Ancak, ne yazık ki, bu sektörün gayri safî millî hâsıladaki payı yüzde 10 bile değildir. Hayvan yetiştiricisi, bırakın hayvancılıktan para kazanmayı, günlük geçimini dahi sağlayamamaktadır; kızını gelin etmek, oğlunu askere yollamak için, damızlık hayvanını dahi, gözü yaşlı, pazara götürmektedir.

Değerli milletvekilleri, bulunduğunuz bölgelerdeki hayvan pazarlarına gittiğinizde, elinde yularından tuttuğu hayvanını satmak için pazarın bir köşesinde bekleyen gözü yaşlı bir nineyi veya dedeyi, eğer hayvanlarını satarsa bu paradan okul harçlığı almayı ümit eden minicik çocukları görebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısıyla birlikte hayvancılıkla uğraşan bu yetiştiricilerimizi de bir korumaya almamızın zamanı gelmedi mi?! Eğer bunu yapamazsak, yakın bir gelecekte, bırakın hayvancılık yapacak yetiştiriciyi, yetiştirilecek hayvanı bile bulamayacağız. Bugün, yurdumuzun birçok köşesindeki hayvan yetiştiricileri, kendi boğazından, yakacağından, giyeceğinden keserek hayvanını doyurmaya çalışıyor; kendisi, eşi, çocukları, parasızlıktan belki yıllardır bir doktor kapısı çalmamışken, hayvanının en basit rahatsızlığında bile veteriner hekime koşuyor. Onlar, sahip oldukları ve tek gelir kaynağı hayvanlarını, bu yasa tasarısından çok daha önceleri de koruyorlardı ve korumaya da devam edecekler. Onların, hayvanlarını korumak için bu yasa tasarısına hiç ihtiyaçları yok; yalnızca, kendileri korunmaya muhtaçtır. Onlar, bizlerden çok fazla bir şey istemiyorlar; sadece, ürünlerinin para etmesini istiyorlar; alınterlerinin, emeklerinin para etmesini istiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bugün, hayvancılıkta, devlet tarafından uygulanan desteklemeler tamamen yetersizdir. Geçtiğimiz günlerde uygulanmaya başlanılan, 190 kilogramı geçen karkas ağırlığının beher kilosu için verilen 1 000 000 liralık desteklemeden ise, sadece, besi amaçlı işletmecilik yapan ve kültür ırkı hayvan yetiştiren besiciler yararlanmaktadır. Anadolu'da zor şartlarda yetiştirilen yerli ırklarımızın karkas ağırlığının 190 kiloya ulaşması zaten mümkün olmadığı için, fakir ve gerçekten ihtiyaç sahibi yetiştiricilerimiz, bu desteklemeden yararlanamamışlardır. Bizim görüşümüz, bu tip desteklemelerde, yerli ve kültür ırkları için farklı standartlar belirlenmesi ve desteklemenin buna göre daha adil bir şekilde yapılmasıydı.

Şimdi, yetiştiricilerimiz, elleri koynunda, yeni yapılacak desteklemeleri -günübirlik iyileştirmeleri değil- ürünlerine verilecek olan destekleri, yardımları, teşvikleri beklemektedir.

Tasarının 4 üncü maddesi (a) bendinde "bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir" denilmektedir. Bu nedenle, ev hayvanları dışında, ülkemize ekonomik getiri sağlayan ve birçok kişinin geçim kaynağı olan küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarımızın da koruma altına alınması gerekmiyor mu! O hayvanları yaşatan ve bir maddî değer olarak ülke ekonomisine katkı sağlayan yetiştiricilerimizin de bu yaşama hakkına sahip olması gerekmiyor mu! Bunun için, daha neyi bekleyeceğiz; hayvancılığımızın yok olmasını mı ya da yetiştiricilerimizin, üreticiliği bırakıp büyükşehirlere göç ederek tüketici olmasını mı!

Değerli arkadaşlarım, yetiştiricilerimiz, bugün, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, kasaplık hayvanını erken kesime götürmekte, kuzusunu, artan yem ve işletme masrafları nedeniyle, 15-20 kilogram canlı ağırlığa ulaşmadan kestirmek zorunda kalmaktadır. Bugün, marketlerde ve kasap reyonlarında körpecik kuzu karkaslarını görünce içiniz burkulmuyor mu?! Yapılan birçok projeye rağmen, erken kuzu ve dana kesiminin önüne geçilemedi; bu da bir katliam değil midir? Bunu önlemek için, özellikle küçükbaş hayvan yetiştiricilerimizin ciddî anlamda desteklenmesi gerekmektedir.

Diğer önemli bir konu ise, kurban bayramında yaşanan katliam ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesidir. Gerçi, son yıllarda, belediyelerimizce uygulanan bazı zabıtaî tedbirlerle olumlu bir gelişme sağlanmıştır; ancak, bu, halen yeterli değildir. Bu konuyla ilgili cezaî yaptırımlar artırılmalı ve mutlak suretle uygulanmalıdır. Avrupa Birliğine girme çabası içerisinde olan bir Türkiye'de, artık, kurban bayramlarında cadde ve sokaklarda kovalanan, yakalanan ve ev önlerinde kesilen hayvan manzaralarına tanık olmak istemiyoruz. İki komşunun, iki akrabanın, ortak kestikleri kurbanın etini paylaşırken yaşadıkları kavgaları, ölümle biten olayları, artık, bu ülkede yaşamak istemiyoruz. Bu konuda, mezbahalarımız, adaletli, hijyen kesimi başarmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizdeki tüm hayvanların bu koruma kapsamında olması, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak en büyük dileğimizdir. Sağlıklı ve yaşanır bir çevre için, tüm insanların bu kanun kapsamında üzerlerine düşen görevleri yapması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yasaları yapıyoruz, Avrupa Birliği uyum yasaları diyoruz. Ben, veteriner hekimim. Hâlâ, ülkemizde, hayvanların bir yerden bir yere taşınması için -sağlıklı taşınması gerekir diyoruz- araçlarımız uygun değil; yeterli suluk, yeterli yemlik, yeterli kalorifer donanımlarına sahip 1 tane TIR'ımız yok.

Zaman zaman Almanya'dan ithalatlarımız oldu; o ülkelerde 35 ineği bir anda taşıyabilen TIR'lar var. Bunlarda yemlikler hazır, suluklar hazır. Biz, hayvanları koruyacağız diyoruz; erzurum'dan Edirne'ye veya Hakkâri'den Ankara'ya taşınan hayvanlar, hâlâ, sağlıksız koşullarda, bir 50 NC'nin üzerinde veya bir kargonun üzerinde, açık arabalarla taşınıyor; hem verim kaybı oluyor hem zayıflama oluyor hem de hayvanların zaman zaman kaymasıyla, travmalara, yaralanmalara, ayaklarının kırılmalarına neden olunuyor. Bu konuda, yasal düzenlemelerimiz hazır; fakat, işadamlarımızın, otomotiv sektörünün, bu konuda hazırlıklarını yapmaları gerekiyor. Bizim hayvanlarımızın da, Avrupa hayvanları gibi, bir şehirden bir başka şehre taşınmalarında rahatlığa ulaşmalarını diliyorum.

Bu duygularla, yaşanır, güzel bir çevre ve mutlu bir Türkiye dileklerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Hayvanları koruma kanunu tas.(ss:446)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2004-06-24-hayvanlari-koruma-kanunu-tas-ss-446 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
