# Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim
- **Tarih:** 7 Haziran 2005
- **Gündem:** ESNAF VE SANATKARLAR MESLEK KURULUŞLARI KANUN TASARISI (S.S.851)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2005-06-07-esnaf-ve-sanatkarlar-meslek-kuruluslari-kanun-tasarisi-s-s-851

> Ramazan Kerim Özkan (CHP), 7 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ESNAF VE SANATKARLAR MESLEK KURULUŞLARI KANUN TASARISI (S.S.851)); konuşma 1.479 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 851 sıra sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesi üzerinde şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi ve televizyonları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Her ne kadar genel gerekçede ülke nüfusunun yarısını ilgilendirdiği söylense de 3 450 000 aktif üye, 2 300 000 pasif üyeyle yaklaşık 5 750 000 kişi bu yasayla direkt ilgilidir. Basit bir hesapla, asgarî, bu esnafların 1 işçi çalıştırdıklarını düşünürsek ve de yine asgarî olarak bunların evli ve tek çocuklu olduğunu düşündüğümüzde bu sayı 35 000 000'a yaklaşmaktadır ki, bu, nüfusumuzun hemen hemen yarısını oluşturmaktadır. Ayrıca, bunun içinde meslek kuruluşlarında çalışanlar ve işportacı ve pazarcı esnafı olarak nitelendirilen şahıslar ayrı tutulmuştur.

Değerli milletvekilleri, bugün burada, böylesine güçlü bir yapıya sahip, üretim ve istihdam yönünden çok güçlü bir potansiyel güce sahip esnaf ve sanatkârlarımızla ilgili yasa tasarısını görüşüyoruz. Sınırlı sermayeleriyle günlerinin büyük bölümünü çalışarak, üreterek geçiren, hiçbir zaman devlete yük olmayan, vergisini gününde ödeyen, yanlarında çalıştırdıkları elemanlarıyla önemli oranda devlete istihdam yönünde katkı veren, emeğiyle geçimini sağlayan insanlarımızla ilgili yasa tasarısını görüşmekteyiz; yani, isimsiz kahramanlarımız şoförlerimizi, terzilerimizi, marangozlarımızı, berberlerimizi, bakkallarımızı, demircilerimizi, kısaca, emeğin yasasını görüşüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; onlar, bu yasanın görüşüldüğü şu anda, sorunlarının dile getirileceği ve yaşamakta oldukları sıkıntıların çözümleneceği umuduyla, ev ve işyerlerinde ekranları başında bizleri izlemektedirler. Ancak, bu tasarı yasalaştığında, maalesef, büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaklarını üzülerek belirtmek isterim; çünkü, bu tasarıda, esnaf ve sanatkârlarımızın yaşamakta oldukları sıkıntıların hiçbirine değinilmemekte, sadece muhasebe sistemleri ile meslek kuruluşlarının, bundan sonrasında, elektronik ortamda işlerliğiyle ilgili birtakım düzenlemelere yer verilmektedir.

Genel gerekçede, esnaf ve sanatkârların birbirleri ve kuruluşlarıyla olan huzursuzlukların giderilmesi amaçlanmaktadır denilmektedir. Burada, gerçekten, söz konusu olan, bu huzursuzluklar mıdır, yoksa, esnaf ve sanatkârlarımızın her geçen gün yok oluşlarına seyirci kalmak mıdır. Seyirci kalmayı hiçbir zaman içimize sindirmemeliyiz.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz, esnafımızın yaşadığı sıkıntıları çok iyi biliyoruz. Gün içerisinde, birçok kez, çevremizdeki esnaftan alışveriş yapmak durumunda kalıyoruz. Soruyorum sizlere: Hiç hayatından memnun olana rastlayabildiniz mi?

Değerli arkadaşlarım, sohbet ettiğiniz esnaftan ilk duyacağınız işlerin önceki senelere göre çok kötü olduğu; vergilerini, Bağ-Kur primlerini ödeyemedikleri olacaktır. Sizlere sormuyorlar mı "bu büyüme hızıyla rekor kıran ekonomi neden bizlere yansımıyor" diye.

Sayın Başbakan yurtdışı gezilerinden fırsat bulup da arasıra ülkemize de uğradığı zamanlarda yaptığı konuşmalarda hep aynı pembe tabloları çiziyor, esnafın durumunu iyileştirdik, her şey yolunda diye. Acaba hangi esnafımızın durumu iyi merak ediyorum. Bugün, birçok esnafımız iflasın eşiğinde, birçoğu dükkânlarını kapatıp büyük marketlerde asgarî ücretle işçi olarak çalışmak zorunda kaldı. Bir zamanlar neredeyse aile dostumuz konumuna gelen bakkal amcalar, kasap amcalar, manav amcalar yok artık; çünkü, hepsi, her geçen gün artan hipermarketlerin, grossmarketlerin altında ezildiler, ezdirildiler. Babanın oğluna borç para vermediği bir ortamda, bakkal esnafı, yıllarca tüketiciye veresiye alışveriş imkânı sağladı; bir anlamda senetsiz, çeksiz, kefilsiz, faizsiz kredi verdi. Sonra, bu büyük marketler türedi; bunlar, demir arabalarıyla, şaşaalı reyonlarıyla insanımıza tüketim felsefesini aşıladılar; yaptıkları kampanyalarla, indirimlerle, 12 aya, 24 aya varan taksit imkanlarıyla, kredi kartı kullanımını teşvik edici uygulamalarla tüketicimizi tam bir borç batağına soktular; 80 civarında iş dalında hizmet veren küçük esnafımızın kepenk kapatmasına neden oldular.

Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Coşkun, bu marketlerle ilgili bir yasa tasarısı hazırladı; ancak, 15 Ocak 2004'te Meclise sevk edilmek üzere Başbakanlığa sunulduğunu, yapılan itirazlarla geri çekildiğini söylediler. Her ne kadar, bugün, bir aya kadar, marketlerle ilgili yasayı Meclis gündemine getireceğini söylemişlerse de, Sayın Bakanıma huzurunuzda soruyorum: Bu tasarıya kim itiraz etti acaba; esnaf ve sanatkârlar kooperatifleri mi, yoksa birçoğunun merkezleri Amerika veya Avrupa'da olan hipermarketler zincirlerinin patronları mı ya da bu alışveriş merkezlerinin içinde olan ve birçoğu çokuluslu şirketlere ait olan, vatandaşımızın büyük çoğunluğunun değil alışveriş yapmak vitrinine bile bakmaya cesaret edemediği, isimlerini dahi telaffuz edemediği dükkânların sahipleri ya da bu şirketlerin patronları mı; yoksa, bu mağazalardan alışveriş edilmesi için kredi kartı kullandırmayı teşvik eden ve bu yolla para kazanmayı amaçlayan banka sahipleri mi itiraz etti?! Son yıllarda, şehir merkezlerinde birbiri ardına açılan bu alışveriş merkezleri, onbinlerce esnafımızın yok olmasına neden olmadı mı Sayın Bakanım. Bu tasarıyı Meclis gündemine getirmek için, daha neyi bekliyorsunuz?! Sayın Bakan "bu mağazalar Avrupa'da da var" diyor; evet, doğru, bu mağazalar Avrupa'da da var tabiî ki; ancak, bu mağazalar karşısında, esnaf ve sanatkârlar, Türkiye'deki kadar ezdirilmiyor, yasalarla korunuyor, hepsinin sosyal güvencesi var, gelecekten endişeleri yok; oysa, ülkemizde, esnafımızın, bırakın geleceğini, yarınının ne olacağının bile garantisi yok. Kazandığıyla, bırakın karın doyurmayı, bir sağlık güvencesi olan Bağ-Kur primini dahi ödeyemiyor.

Esnaf ve sanatkârlarımızın yıllarca yararlandıkları Türkiye Halk Bankasının uygun faizle kredi uygulamaları, bankanın yeniden yapılandırılması nedeniyle işlevselliğini yitirmiştir. Bu bankanın misyonu, en kısa zamanda, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ'lerin ihtisas bankası olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Tekrar ediyorum; Türkiye Halk Bankası misyonu, en kısa zamanda, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ'lerin ihtisas bankası olarak yapılandırılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün için, esnaf ve sanatkârlarımızın, Bağ-Kur primlerini dahi ödemekte büyük sıkıntı çektikleri hepimiz tarafından çok iyi bilinmektedir. Borcunu ödeyemeyen Bağ-Kurlu esnafımızın, ödeyemediği ilk aydan itibaren, sağlık yardımı kesilmektedir; dolayısıyla, gece havale geçirmekte olan çocuğunu hastaneye götüren esnafımıza, Bağ-Kur primini ödemediği için çocuğuna bakılamayacağı söylenmektedir. Sizleri de, hastane kapılarından, bu şekilde arayan birçok çaresiz vatandaşımız olmuştur. O zaman, niçin bunların sesine kulak vermiyoruz? Neden öncelikle bu sorunları görüşmüyoruz? İşin en komik yanı da nedir biliyor musunuz; Bağ-Kur primini, yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle beş altı ay bir süre ödeyemeyen ve bu nedenle de bu süre içerisinde sağlık yardımından da yararlanamayan esnafımızdan, beş altı ay sonrasında Bağ-Kur primlerini ödemeleri istendiğinde, bu süre içerisinde yararlandırılmadığı sağlık primi kendilerinden nakit olarak kesilmektedir. Bu durum, sizce, hakka, hakkaniyete, adalete uymakta mıdır?! Bu mudur getirdiğiniz sağlık reformu?!

Hükümet, vatandaşının en önemli hakkı olan genel sağlık sigortasıyla sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma hakkı yerine, halkına her türlü sağlık hizmetini parayla veriyorsa, hastanelere, sağlıkocaklarına yazarkasalar koyarak hastalarını müşteri, sağlık emekçilerini tahsildar konumuna koyuyorsa ve bir ülkede sağlık politikası "paran kadar sağlık" olmuşsa, bu ülkede nasıl bahsedebilirsiniz sağlık reformundan, vatandaşın sosyal güvencesinden?!

Bağ-Kurlularla ilgili bir iki sorun; biraz önce bir muhtarımız telefonla aktardı; bir Bağ-Kurlu, bu zor koşullarda, primlerini, sağmal ineğini, damızlık düvesini satarak yatırıyor; fakat, bir yerden, onbeş yirmi günlük bir sigortası çıkıyor. Böylece, tüm Bağ-Kur haklarını kaybediyor; toplanan paranı al, sigortaya geç deniliyor. Buna acil bir çözüm gerekiyor. Tutanaklara geçmesi için söylüyorum; Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızı da, buradan uyarıyorum.

Ayrıca, yine, çiftçi Bağ-Kurlularının bir sorunu; çiftçi Bağ-Kurluları, yüksek prim ödeyerek Bağ-Kurdan emeklilik istiyorlardı. Bu primlerini ödediler; fakat, şu anda, o primlerini geçerli saymıyorlar, tekrar çiftçi Bağ-Kurundan emekli etmek istiyorlar. Bu Bağ-Kurlularımız da normal Bağ-Kurdan emekli olmak istiyorlar.

Değerli milletvekilleri, bakın, kayıtdışı çalışanların sayısı, ekonomik krizlerden sonra her geçen gün artıyor. Bu durumda, vergisini ödeyen, Bağ-Kur ve SSK primlerini yatıran esnafımıza karşı bir haksız rekabet ortamı yaratılıyor. Burada, en iyi niyetle esnaf ve sanatkârımız mağdur oluyor hem de millî ekonomimiz ciddî oranda bir zarara uğruyor. Gelin, öncelikle bu kayıtdışılığı önleyelim. Esnafımız, bugün, kredi taleplerinde, ipotek, teminat mektubu gibi formaliteler karşısında ezdiriliyor. Bunların temininde çok sıkıntılar yaşanıyor. Gelin, öncelikle bu sorunlara çözüm bulalım. Esnaf ve sanatkârlarımız, Avrupa Birliği görüşmelerinde, anlaşmalarında, kendilerine daha fazla yük getiren konuların önlenmesini istiyor. Esnaf ve sanatkârlarımız, çalışma azimlerini, üretimlerini artırıcı teşvik ve kredilerin kendilerine sağlanmasını istiyor. Gelin bunları getirelim Meclis gündemimize değerli arkadaşlarım.

Bakın, Burdur esnafının bir isteğini, bir sorununu aktarıyorum sizlere: Güzel Burdurumun çalışkan, üretken vefalı esnafı, Bağ-Kur binamızın işyerlerine, vergi dairesine yakın bir yere taşınmasının daha makul olacağını yüksek sesle dile getirmektedir. İlgili sayın bakandan, bu sese kulak vermesini rica ediyorum.

Yine, ilimizdeki bazı banka şubelerimiz kapatıldı. Örneğin, Bucak İlçemiz Kızılkaya Ziraat Bankası şubesi kapatılarak, bu bölgede hizmet almakta olan binlerce vatandaşımız mağdur edildi. Hafta sonu Bucak İlçesi ve köylerindeydim; Kızılkaya Kasabasına uğradığımda, yine tek istekleri Ziraat Bankası Şubesi oldu. Belediye başkanı, esnafı, eczacısı, öğretmeni, petrolcüsü, yaşlısı, genci, bankalarının geri açılmasını istiyor. Soru önergemizde sorduğumuzda, bu bankanın yanı sıra daha birçok bankamızın kapatılacağı öne sürüldü. Ziraat Bankamızda, Emlak Bankamızda, Halk Bankamızda çalışan binlerce vatandaşımız, bu bankaların özelleştirileceği bahanesiyle, 2003 yılı başından itibaren önce havuza alınıp, sonra da diğer kamu kuruluşlarında görevlendirildiler. Bundan sonra da bu bankalarımız özelleştirilmediği gibi, bu vatandaşlarımıza, 2003 yılından beri bir kuruş zam yapılmadı, hâlâ bankalarında çalışmış oldukları zamanki aldıkları maaşlarını alıyorlar. Gerekçe olarak "emsallerinizle aynı seviyeye gelene kadar maaş zammı alamazsınız" deniliyor. Peki, bankalarımız özelleşmedi ve buralara bizim yerimize birsürü eleman alındı. O zaman, bizleri, eski banka kurumlarına geri verin" diyorlar; onu da kabul etmiyorsunuz. Sizin amacınız, bu vatandaşlarımızı mağdur etmek miydi o zaman; madem, o bankalarda bu vatandaşlara ihtiyacınız vardı, niye, o zaman, bunları mağdur ettiniz ya da ihtiyacınız yoktuysa, neden bunların yerine yeni elemanlar istihdam ettiniz? Üç seneden beri tek bir kuruş bile zam alamayan bu vatandaşlarımızın vebalini üstlenebilecek misiniz?! Soruyorum sizlere.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısının 24 üncü maddesinde, birlik disiplin kurulunun birliğe bağlı oda üyelerinin meslekî faaliyetleri sırasında meslek ahlakıyla bağdaşmayan hareket ve işlemleri hakkında disiplin cezaları düzenlenmektedir. Bir birliğin işlevini sürdürebilmesi açısından, tabiî ki, bu düzenlemeler gereklidir ve disiplin ilk şart olmalıdır. Bu nedenle, bu maddeyle, oda üyelerinin gerekli konularda disipline edilmesi açısından yarar sağlanacaktır; ancak, tasarının tümü incelendiğinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 7 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2005-06-07-esnaf-ve-sanatkarlar-meslek-kuruluslari-kanun-tasarisi-s-s-851 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
