# Sulama alanlarında arazi düzenlenmesine dair tarım reformu kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun (s.s.:566)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 2 Mart 2011
- **Gündem:** SULAMA ALANLARINDA ARAZİ DÜZENLENMESİNE DAİR TARIM REFORMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN (S.S.:566)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-23-2011-03-02-sulama-alanlarinda-arazi-duzenlenmesine-dair-tarim-reformu-kanununda-d

> Ramazan Kerim Özkan (CHP), 2 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SULAMA ALANLARINDA ARAZİ DÜZENLENMESİNE DAİR TARIM REFORMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN (S.S.:566)); konuşma 2.340 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 566 sıra sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

İnsanların su gereksinimi ile mevcut su kaynakları arasındaki uçurum dünyanın pek çok yerinde gittikçe büyümektedir. Yer altı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, suların akıl almaz derecede kirletilmesi, birçok akarsuyun denize ulaşmadan kaybolup gitmesi, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması bu uçurumun başlıca nedenlerindendir. Bütün bunların sonucunda, su kaynakları için rekabet uluslararası düzeyde güncel hâle gelmiştir.

Bu kanun teklifiyle, bu kanunun kabulünden sonra, karşılaşılan sorunların giderilmesi amaçlanmıştır. Bu teklifle, toplulaştırma esnasında tarla içi yeni ulaşım yolları, sulama ve drenaj kanallarının projelendirilip inşası, tesviye çalışmalarının yapılması, köy gelişim ve yerleşim alanlarının yeniden düzenlenmesi gibi altyapıya yönelik çalışmaları da içermektedir ancak teklifin 3’üncü maddesiyle, kamu bankalarının yanı sıra diğer ticari bankalara da kredi verebilme imkânı tanınmıştır. Bu nedenle, herhangi bir suistimale imkân vermemek amacıyla, bu özel bankaların ilgili kurum ve kuruluşlarca sıkı bir denetime tabi tutulması zorunluluğu bulunmaktadır.

Anayasa’nın 44’üncü maddesi devlete toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, 45’inci maddesi de tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek görevini yüklemiştir. Bu görev doğrultusunda, devlet bu maddelerin işlerliğini sağlamak amacıyla gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır. Bu yasal düzenlemeleri… Bu kanun teklifi ile, 1984’te yürürlüğe giren Tarım Reformu Kanunu’nda günün şartlarına uygun düzenlemeler yapılması amaçlanmıştır. Kanunu desteklediğimizi belirtmek isterim.

İnsanlık, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yaşam koşullarını kısıtladığı, kuraklığın kalıcılaşmaya başlayıp çölleşmenin hızlandığı bir dünya sorunu ile karşı karşıyadır. Böylesi bir yaklaşım kapsamında toprak, korunarak verimli kılınması gereken doğal kaynak bütününün en belirleyici ve öncelikli öznesini oluşturmaktadır. Hızla çoğalan ve buna bağlı olarak gereksinimleri çeşitlenen ve artan insanlık için toprak kaynaklarının artık yetersiz kaldığı bilinen bir gerçektir. Ülkemizde de toprak kaynakları oldukça kısıtlıdır yani tarım arazisi potansiyeli bakımından sanıldığı kadar zengin değildir ve toprak rezervi kalmamış on dokuz ülke arasında yer almaktadır ülkemiz.

Bu bağlamda, ekonomik kalkınma ve toplumsal gelişme sürecinde etkinlikle kullanılması gereken politikaların başında, doğal üretim kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, verimli kullanılması ve tarımsal arazilerin düzenlenmesi yer almaktadır. İşlemeli tarım arazisi son yüzyılda önemli artış göstermiştir. Bu artışa karşın kişi başına düşen tarım arazisi miktarında nüfus artış hızına bağlı olarak azalma meydana gelmiştir. Geçtiğimiz on beş yıllık dönemde kişi başına tarım arazisi miktarı, gelişmiş ülkelerde yüzde 14,3; gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 40 oranında azalmıştır. Önümüzdeki elli yıllık süreç içerisinde ise kişi başına düşen tarım arazisi payı yarı yarıya daha azalma gösterme eğilimindedir. Bu durum ülkemizdeki nüfus artış hızı ve miras yolu ile arazi bölünmesinin sonucu olarak daha vahim sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle, en kısa zamanda geniş çapta bir toprak ve tarım reformu yapılanmasına gidilmesi bir zorunluluktur. Yoksa göz göre göre tarım alanlarımızın azalmasına seyirci kalmak ve bunun önlemlerini almamak vatana ihanetle eş anlamlıdır.

Bu kapsamda, yine yeri gelmişken belirtmek isterim ki, verimli tarım arazilerinin yabancılara satılması, peşkeş çekilmesi ve kullandırılması da önemli bir sorundur ve bu sorun, sekiz yıllık AKP İktidarı döneminde had safhaya çıkmış bulunmaktadır. Güney ve Ege Bölgesi sahilleri neredeyse yabancıların istilasına uğramış olup Türk vatandaşları azınlık konumuna düşmüşlerdir. Bugün Didim’de, Kuşadası’nda, Fethiye’de, Antalya Alanya’da ve diğer birçok sayfiye beldesinde ne yazık ki bu vahim görüntü artarak sürmekte ve AKP buna seyirci kalmaktadır. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış, uğruna milyonlarca şehit verilmiş ülke toprakları bugün, çeşitli bahanelerle yabancılara verilmeye çalışılmaktadır. Kimisi “Organik tarım yapacağız.” bahanesiyle, kimisi “Sanayi tesisi kuracağız.” bahanesiyle ülkeyi parsel parsel bölüşmektedir. Bunda tamamen art niyet vardır.

Değerli arkadaşlarım, örnek mi istiyorsunuz? İşte, Anayasa Mahkemesince iptal ettirdiğimiz mayınlı arazilerin yabancılara temizlettirilerek kullanım izni verilmesi. İşte, Anayasa Mahkemesinden dönmesini hazmedemeyerek, tekrar gündeme getireceğinizi söylediğiniz orman vasfını yitirmiş 2/B arazileri. Kim bilir bu arazileri kimlere peşkeş çekeceksiniz, hangi rant ve çıkar çevrelerinin emrine vereceksiniz? “Gelin, bu arazileri tarım yapabilecek olan orman köylülerine bedelsiz verelim.” diyoruz ve yanaşmıyorsunuz, çünkü işinize gelmiyor. Köylünün sırtından oy avcılığı yapıyorsunuz. Biz şunu söylüyoruz: “Para verelim dua alalım, kömür verip ömür almayalım.” Makarnayla, pirinçle, deterjanla, zavallı insanların yoksulluğu kullanılarak çıkar sağlanıyor, ama “Bu tarım arazilerini bedelsiz onlara verelim.” deyince buna yanaşmıyorsunuz, çünkü bu çok fazla bir bedel. Bir çuval kömürle, iki üç torba makarnayla bu işi yapmak varken, ne diye bu arazileri asıl sahibi olan milletin efendisi köylülere veresiniz ki! Üstelik, Anayasa Mahkemesinin bozma kararına karşın, hâlen büyük bir pişkinlikle, yeniden çıkaracağınızı söyleyebiliyorsunuz.

Buradan bizleri izleyen orman köylüsü kardeşlerime sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu arazilerin tamamı, santimetrekaresine bile dokunulmadan, asıl sahibi olan sizlere bedelsiz olarak verilecektir. Bunu buradan sizlere müjdeliyorum. Sizleri yeniden milletin efendisi yapmaya söz veriyoruz. Çaldırtmayacağız, çıldırtmayacağız. Bugünlerde çok çıldıran var, eşini kesen var, çocuğunu kesen var, komşusunu öldüren var. Çaldırtmayacağız, çıldırtmayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her zaman söylediğim şeyi bir kez daha buradan söylüyorum. Burada toprağı konuşuyoruz. Ben hep demiyor muyum “Toprakla koyun, gerisi oyun.” diye? İşte, siz sanırım bu vecizeyi ters anlıyorsunuz, “oyun” deyince toprakla da oynuyorsunuz, koyunla da. Oynaya oynaya ne toprak bıraktınız ne koyun. Sizin iktidarınızda koyun sayıları yarı yarıya azaldı. Bunu bilmeyen yok herhâlde aranızda. Gerçi Sayın Başbakan seçim gezilerinde propaganda amacıyla çoban kepeneğini Afyon’da üzerine giydi. O kepeneği de yakında artık çobanların sırtında da göremeyeceğiz, ancak müzelerde sergilenir pozisyonda göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, memlekette gerçekten koyun popülasyonu çok azaldı, güdülecek koyun da kalmadı, çoban da kalmadı.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Popülizm artınca popülasyon azalıyor doğal olarak.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Bir de örnek veriliyor zaman zaman “3 koyun versek güdülemez.” diye. Bir kere 3 koyun güdülmez, yedekte gezdirilir ama bir çobanın bir köpeği, bir kepeneği, bir de değneği olursa 300-350 koyunu rahatlıkla gezdirir, rahatlıkla sular, rahatlıkla besler. Bunu unutmayınız değerli arkadaşlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toprakta yaşıyoruz, toprağı konuşuyoruz. Şu güzel ülkemizin verimli topraklarında, Allah’a şükür, bakarsan yetişmeyecek ürün yok. Böyle bir doğal fauna dünyanın hiçbir yerinde var mı? Dünyada ne yetişiyorsa ülkemizde yetişebiliyor. Sıcak seven de, soğuk seven de, yağış seven de, çorak seven de, her türlü mahsul yetiştirilebiliyor bu memlekette. Bu cefakâr çiftçimize, yeter ki olanak sağlansın.

Benim zamanımdaki ders kitaplarında da yazardı, şimdi sizin yazdırdığınız ilkokul kitaplarının, coğrafya kitabının ilk cümlesi de “Türkiye bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Nüfusun çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlar.” diye... Bunu çok iyi hatırlıyorsunuz. Peki, nerede kaldı bu tarım ve hayvancılık ülkesi? Hiç buğdayını, mısırını, şekerini, sütünü, canlı hayvanını, etini ithal eden bir tarım ve hayvancılık ülkesi olabilir mi? 3 milyon nüfuslu Uruguay’dan hayvan ithal eden, Sırbistan’ın hayvancılığını şahlandıran, Avrupa Birliği ülkelerinden yaptığı ithalatlarla bu ülkelerdeki kasaplık et fiyatlarının artmasına neden olan bir tarım ülkesi olur mu?

Sayın Tarım Bakanımız konuştuğu zaman sanıyorsunuz ki ülke bir tarım ve hayvancılık cenneti. Teşbihte hata olmaz değerli arkadaşlarım, ipin ucunu çözdünüz, bu iş bitti. Ne zaman bitti? Sayın Bakan et ve süt ithalatını, canlı hayvan ithalatını serbest bıraktığında. Direndi, sayımlar yaptırdı ama ne yazık ki, bilmiyorum kimlerin oyununa gelindi, o ip çözüldü. O ip neydi? Şeytan bir gün ağaca dayanmış, inek sağan bir kadına bakıyor. Kadın inek sağlıyor, buzağıyı bir ağaca bağlamış…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim bakıyor?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Bir kadıncağız, inek sağan bir kadın.

İneğin altında, bakracı yanında, ineği sağarken şeytan gidiyor buzağının ipini yavaşça gevşetiyor. Buzağı bir hamleyle ağaçtan kurtuluyor, koşarak annesinin altına gidiyor -kadın süt sağmakta- bir darbe, süt bir tarafa gidiyor, kadın bir tarafa gidiyor. Tabii, kadın o öfkeyle -emeği heba olmuş- kalkıyor süt kovasını alıyor buzağıya bir darbe vuruyor, buzağı ters gelip yatıyor. Bunu gören anne inek “Yavrum gitti!” diyerek kadına bir darbe vuruyor, kadın serilip yere düşüyor. Onu gören, avdan gelmekte olan kayınpeder bir bakıyor gelini yerde -inek suçlu- tüfekle ineğe ateş ediyor, inek yere seriliyor. Silah sesini duyan kadının eşi koşup geliyor -babasının elinde silah, hanımı yerde yatıyor- “Eyvah!” diyor, belindeki silahı çıkarıyor babasını vuruyor, derken bu nereden başladı? Tek ipin çözülmesinden.

Bugün çiftçi de, köylü de, hayvan üreticisi de, aranızda inek alan besici kardeşlerim de, Urfa’da, Diyarbakır’da, Burdur’da, Antalya’da, Çanakkale’de, Balıkesir’de tüm üreticilerimiz… Bu ipi saldınız, ithalatı serbest bıraktınız eti de rezil ettiniz, sütü de rezil ettiniz; bir de üstüne üstlük bunlarla hastalıklar geldi, şapı geldi, IBR’si geldi, brusellası geldi, bu hastalıklar da, mavidili geldi, vatandaşımız perişan oldu, şimdi de “Gelen hayvanların sakatatlarını yemeyin.” diye genelgeler yayınlıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – İnek öldü mü?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – İnek öldü, gelin öldü…

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Şeytanı çıkar, şeytanı!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – İşte, şeytan… Teşbihte hata olmaz. Bu ipi çözdünüz değerli arkadaşlarım. Bu ip çözülmeyecekti.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu ipi sen çözdün gibi geliyor bana.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Türk köylüsü adına, o buzağının ipi gevşetilmeyecekti. Bu ipi gevşettiniz ve bunlar bizim başımıza geldi. Milyon dolarlar şimdi yabancının; Hasan’a değil, Hans’a gidiyor, bunu defalarca söylüyoruz. Hâlâ devam ediyor, bir yıl daha uzattınız.

Şimdi de geldik, dayandık süt üreticilerine… Süt üreticileri şu anda perişan değerli arkadaşlarım. Bakın çok bölgelerde biz örgütlüyüz. Burdur ili olarak 60 kuruş, bazı illerde 40 kuruş, bazı illerde 50 kuruş. Sanayiciye 50 trilyon kaynak ayırmışsınız, çok güzel. Sanki sanayici o ineği sağıyor, sanki o sanayici keçiyi sağıyor, sanki o sanayici koyunu sağıyor! Koyunu sağan, koyunu besleyen, ineği besleyen Türk çiftçisi, Türk köylüsü, nereden çıktı bu sanayiciyi desteklemek? Regüle edilecekmiş piyasa, bunu verirsek! Nasrettin Hoca’nın tel örgüsü gibi: Tel örgü çekmiş, koyunlar geçecek, yün, yapağı oraya takılacak, kadın eğirecek, yün yapacak, pazara götürüp satacak, oh ne güzel ekonomi, peşin para!

Değerli arkadaşlarım, sanayi desteklensin, elbette sanayicilerimizin desteklenmeye ihtiyacı var, ama önce kaynağına, üretime ve ürüne sahip çıkmanız gerekiyor. Üretime ve ürüne sahip çıkmazsak bugün tarım ve hayvancılık ülkesi olan ülkemiz cevizi de, bademi de, gül suyunu da, gülü de… Ben hafta sonu Burdur’daydım, benim Ağlasun’umda gülcülük var, gül üreticisi perişan, şu anda buğday yapıyor. Neden? Çocukların geleceği için. İnek üreticisi… Kadınla konuştum, gençle konuştum, hacı amcayla konuştum, hoca amcayla konuştum, köyün imamıyla konuştum, diyor ki: “Biz perişan olduk, benim komşum kefil oldu, inek aldık, sıfır faizli, komisyonun adına biliyorsunuz faiz dedik, yüzde 2, ama ben bu süt parasıyla, bu yem parasıyla bunu ödeyemem, köyümde şap hastalığı var -Sayın Bakanı burada bulmuşken söylüyorum- üç buçuk aydır şap hastalığı devam ediyor, sönmüyor. Sönmediği için, köyümde danam var beslenmiş, koyunum var, keçim var, satamıyorum. Tarım krediye, Ziraat Bankasına borcumu ödeyemiyorum.” diyor, feryat ediyor, “Ne olursunuz şu Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarını hastalık sürecinde, karantina süresince dondurun.” diyor. Bunu yapacak olan kim? Hükûmet. Ve Hükûmet yetkilileri sizlersiniz. Hacet kapısısınız. Size hacet ediyorlar, biz de elçi olarak sizlere bunları anlatıyoruz. Bunlara kulak vermeniz gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Sorun bitmiyor. Ezilenler adına sizlere sesleniyorum değerli arkadaşlarım: Hangi yasayı yaparsak yapalım, hangi genelgeyi açıklarsak açıklayalım, ürüne ve üretime sahip çıkmadığımız sürece, mazotu, gübreyi, elektriği, sulamayı, ilacı ucuzlatmadığımız sürece zeytin üreticisi de, pamuk üreticisi de, et ve süt yapan üreticimiz de, üzüm üreticimiz de, fındık, ceviz yapan üreticimiz de, yaş meyve sebze yapan üreticimiz de mağdur olmaya devam edecek. Temel girdiler…

Bakın, bizim Payamlı köyünde bir kadın önüme geçti, “Böyle dolaşmakla iş yok. Oraya gidiyorsan madem, benim adıma Sayın Bakana şunları söyle.” dedi. “Bize ithal inek verdi, ithal kova getirdi, ithal süt makineleri koyduk. Bize o zaman yurt dışından ithal ucuz yem getirsin. Benim fabrikalarım var Burdur’da, Türkiye’de, yetecek onlara. Onlara yetecek fabrikalarım var, üretim yapıyor ama temel girdileri, soyası, mısırı çok pahalı. Pahalı şu anda. Yemin çuvalı 35’le 38 lira arasında, 40’a dayandı, girdiler arttı, onun için feryadımız. Bu inekler tekrar kesime gitmesin. IBR hastalığı var, hayvanlar zayıfladı, perişan oldu, yerlerde sürünüyor hayvanlar ama hayvan pazarları kapalı olduğu için… Zaten mezbahalarımız da kesmiyor. Bu perişanlıktan kurtarın.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, devri iktidarınızda tarım ve hayvancılığın yüzü bir türlü gülmedi. Yetmedi; çiftçi tesadüfler dışında hep kaybetti. Tesadüf olursa, domates 10 liraya çıkarsa… O da 3 liraya satıyor. 10 liraya domates yediğinizde üreticinin eline… En pahalı üretici o anda 3 liraya satabildi. Tesadüfler… Ne yapıyor? Ürün fazla olursa da patates 10 kuruşa düşüyor. Bu tesadüfleri kendi kaderine bırakmamamız gerekiyor. Havza bazlı projelerde dokuz yıldır çalışılıyor. Havza bazlı proje üzerine çalıştınız, destek de verdik, yapın havza bazlı projeleri, hangi bölge hangi ürünü ne kadar yetiştirecek? “Bu bölgelere patatese ayrı destek, domatese ayrı destek, bibere ayrı destek, patlıcana ayrı destek, ürün bazlı destekler yapalım.” dedik, yaptınız ama bir türlü bu vatandaşın arz-talep dengesini koruyamadığınız için bunda da sınıfta da kaldınız. Bundan dolayı kırsal alandaki işsizliğe de bir türlü çözüm bulunamadı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bir tek kayısıya yapılmadı.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Aynı şekilde, kayısıda Malatya’da dondan bir sürü mağdur olan oldu, onların parası da iç edildi, Maliyede ayrıldığı hâlde. Malatya’yı da burada savunmamız gerekiyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Fındık ne oldu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Fındığın parası nerede?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, fındığı, fındık üreticilerini hep söyledim. Ben Samsun denetmeniyim, Samsun’a gidip geliyorum. Karadeniz, Düzce, Zonguldak, Bolu, Giresun, Rize, bu bölgeler fındık bölgesi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Trabzon…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Trabzon’umuz da aynı şekilde.

Şunu söyledim ben: Fındığın rakibi ceviz ile badem. Ceviz ile badem bizde var, fındığın başka rakibi yok, Bakanlık da değil rakibi, halk da değil. Fındığın rakibi ceviz ile badem ama ceviz ile badem şu anda Arjantin’den, Şili’den Bosna’ya geliyor, Bosna’dan gümrüksüz Türkiye’ye giriyor, ithal badem. Benim Burdur Yassıgüme’de hacı amcalarım da ithal badem, ithal ceviz satıyor. Bizim Yassıgüme’de çuvalları değiştirmişler, çuvallar değişik, ithal ceviz satılıyor. “Satmayın bunları, kendi ürününüze sahip çıkın.” dedim. Samsun’da Çarşamba’nın fasulyesi satılmıyor, Kazakistan’ın fasulyesi satılıyor. O rakibi ortadan kaldırmamız gerekiyor. O rakibi ortadan kaldırdığınız zaman baklavada da, tatlıda da, çerez olarak da fındığımız piyasa bulur, fındığımız değerlenir ama biz, fındığımızı öldürür gibi Şili’nin bademini, Arjantin’in cevizini ülkemize sokuyoruz, yanlış; gümrük koyun bunlara, engelleyin. Çok mu lazım yabancının cevizi? Çok mu lazım yabancının bademi? Benim ülkemde hepsi var bunların.

Değerli arkadaşlarım, ithal edilen damızlıklarla ilgili, besilik canlı hayvanlar var, şartnamelere uyulmuyor. Vatandaştan duyduklarımızı paylaşıyoruz. On iki ay ve 300 kilo şartı varken yaşlı ve kilolu hayvanlar getirilerek besicilere teslim ediliyor, şikâyetler var. Et fiyatları hâlâ oturmadı. Yerli besici küskün ve mağdur. Bugün, besiciler Meclisimizdeydi “Bu ithalat ne zaman bitecek de bizim de yüzümüz gülecek?” diye bekliyorlar. Ülkemize gelen hayvanlarla, Avrupa Birliği ülkelerinde sıklıkla görülen hastalıkların bulaşma riski var, kontroller yeterince yapılmıyor. Desteklemeler yetersiz ve küçük ölçekteki yetiştiriciye hitap etmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) - Kesimde, iç organlar verilmiyor. Sakatat fiyatları eti geçti.

Teşekkür ediyor, tümünüze saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Sulama alanlarında arazi düzenlenmesine dair tarım reformu kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun (s.s.:566)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-23-2011-03-02-sulama-alanlarinda-arazi-duzenlenmesine-dair-tarim-reformu-kanununda-d (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
