# 2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recai Berber (AK Parti, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim
- **Tarih:** 25 Aralık 2009
- **Gündem:** 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recai-berber-23-2009-12-25-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi

> Recai Berber (AK Parti), 25 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.175 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada yaşanmakta olan ve 1929 Büyük Ekonomik Buhranından beri yaşanan en büyük finansal kriz olarak nitelenen bu kriz, kısa zamanda reel ekonomiyi de dünyada etkilemiştir. 2008 yılı başından itibaren yatırım bankaları ve özel yatırım fonlarının durumunun kötüleşmesi ve 2008 Eylül ayında Lehman Brothers’ın iflasıyla süreç derinleşmiş ve önce finans piyasalarını, daha sonra da reel ekonomiyi etkisi altına almıştır. Başta krizin merkez üssü olan ABD olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkeleri tarafından açıklanan önlem paketlerine rağmen kriz daha da derinleşmiş ve tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Kriz, finansman imkânlarını, dış talebi ve tüketici beklentilerini olumsuz bir şekilde etkileyerek ülkemizin ekonomik faaliyetlerinde de bir miktar daralmaya yol açmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2007 yılında dünyada küresel büyüme yüzde 5,2 iken 2008 yılında yüzde 3’e, 2009 yılında krizin etkisiyle de yüzde eksi 1,1’lere kadar düşmektedir. Krizin dünya ticaretindeki ticaret hacmini daraltıcı etkisi ise yüzde 11,9 olmuştur. Dünyadaki bu gelişmeler sonucunda ülkemizde de 2002 yılından beri yirmi yedi çeyrektir aralıksız büyüyen ekonomimiz maalesef 2008’in son çeyreğinden itibaren daralmaya başlamıştır. Ancak, Dünya Ekonomik Raporu’nda Avrupa Birliği ülkeleri için öngörülen büyüme tahminleri çok düşüktür. Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya ve euro bölgesindeki diğer Birlik ülkeleri için öngörülen büyüme tahmini sadece yüzde 0,3 civarındadır. Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’na göre ise Türkiye’nin 2010 yılında yüzde 3,7 olarak büyüyeceği öngörülmektedir. Biliyorsunuz, on yıllık, 2010, 2011, 2012 mali programımızda 3,5 olarak 2010 yılı hedeflenmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu daralmanın sonucu olarak da tabii krizle birlikte dünyada işsizlik oranları ciddi oranlarda artmıştır. Şimdi, burada, tabii, sürekli olarak, Türkiye’deki daralmadan dolayı işsizlik, sanki dünyada en fazla artan ülkeymiş gibi sunulmaktadır. 2007 yılında ABD’de kriz öncesi 4,9 olan işsizlik 2008 sonunda 7,2’ye ve 2009’da yüzde 10’a çıkmıştır yani buradaki sapma yüzde 5,1, artış. İspanya’da, bize benzeyen bir ülkede 8,8; 14,8 ve en son 19,3; sapma 10,5.

Değerli arkadaşlar, Macaristan’da 7,4 ve 10,7; sapma yine 3,3. Türkiye’de 2007 yılında 10,3; 2008’de 13,6; 2009’da 14, yüzde 3,4.

Değerli arkadaşlar, bu saydığım ülkelerin içinde en gelişmiş ülkeler Avrupa Birliği ülkeleri, ABD var ve Türkiye’deki işsizlik artışındaki oran bunların hepsinin gerisinde. Biraz önce bütçe açıklarıyla ilgili olarak da sürekli 2009 yılı bütçesi hazırlanırken öngörülememesinden bahsedildi.

Değerli arkadaşlar, sadece öngörülüp öngörülememesi açısından bile 2001 kriziyle şu anda yaşanan krizi karşılaştırdığınızda o günkü kriz bağıra bağıra -Sayın Canikli de ifade etti- artık gazete manşetlerinden duyurula duyurula geldi ve önlem alınması IMF tarafından bile basına yansıdığı şekilde o tarihlerde “Önlem alınması gerek.” diye, yani kur çapasından vazgeçilmesi gerektiği tavsiye edildiği hâlde, Hükûmet o tarihte taahhütlerinin arkasında durma pahasına Türkiye’yi göz göre göre, maalesef duvara toslatmıştır ve Türkiye yüzde 50’ye yakın o tarihte küçülmüştür.

Bakın Türkiye’nin bütçe açığındaki öngörülememesi oranı da, biraz sonra bazı rakamlar vereceğim diğer ülkelerle ilgili, batan bir ülke var İzlanda, onu saymıyorum, çünkü orada sapma yüzde 13,5; ama Rusya’da aynı dönemde, 2009 yılında bütçe 4,3 fazla olarak düşünüldü, gerçekleşme 6,6, açık, yani 10,9 sapma var. İspanya’da 8,4 sapma var, ABD’de 5,9 açık öngörüldü 12,5 açık var, İngiltere’de aynı şekilde yüzde 6,5 açık var, İsveç’te yüzde 2,5 fazla öngörüldü 3,5 açık var. Bizde ise yüzde 1,8 açık öngörüldü yüzde 6,6; yani 4,8 sapma var. Tabii burada sapmanın da kaynağına bakmak lazım. Diğer ülkeler, özellikle ABD başta olmak üzere krizden çok etkilenen Batı ülkeleri, bütçelerinden ciddi anlamda kaynakları özel sektöre, özellikle bankalara ve finans kurumlarına kaynak aktarırken biz ise 2009 yılının başından itibaren Hükûmet anında tedbirler almasaydı, o zaman bu açığın ne kadar olacağını görebilirdik.

Bakın, bu açığın önemli bir kaynağı, reel sektörü desteklemek adına, üreticileri, stoklarında mal birikmiş olan sektörleri desteklemek adına, hemen, yılın ilk çeyreğinde, mart ayında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi indirimleri yapıldı. Bunu ne çabuk unutuyoruz. ÖTV indirimleriyle, KDV indirimleriyle, 100 milyarlarca liralık o sektörün elindeki stoklar eritildi. Sadece otomotiv sektöründe 150 bin araç stoku vardı ve çok kısa sürede bu eritildi ve tekrar üretime başladı.

Bakın, bunların hepsi Hükûmet tarafından alınan önlemler sayesinde gerçekleşti. Tabii ki buradan vazgeçtiğiniz vergiler dolayısıyla da bir miktar, bütçe açığında öngörülemeyen birtakım fazlalıklar gerçekleşti ancak 2010 yılında, şu anda bütün öngörüler gerçekleştirilmiş ve burada söylendiği gibi, 2009 bütçesiyle karşılaştırılarak, söylendiği gibi, 2010 yılında herhangi bir açık söz konusu olmayacaktır.

En önemlisi de burada biraz önce Sayın İlhan Kesici, bu ekonomi konusunda çok, her şeyi bilmesine rağmen, rakamlar elinde olmasına rağmen, o rakamlarla, tıpkı çay - simit hesabındaki gibi, maalesef, benim burada tabii dilim varmıyor “Yalan söyledi.” demeye ama mugalata yapılmıştır, Türkçede bunun adı budur.

Türkiye’de 1987 yılına kadar iç borçlanma yoktu. Nasıl olacak da faiz yükü o tarihte şu kadar olacak da daha sonra bu kadar artmış olacak?

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin tarihinde en yüksek borç ödediği zaman 2001 ve 2002 yıllarıdır. Bakın burada, borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranları ortada. Şimdi, bilanço esasında defter tutan herkes bilir ki, ekonomistler bilir ki eğer pasifinizde yani borcunuzda bir miktar artış varsa onun karşılığında aktifinizdeki artışa da bakılır. Türkiye'nin 2002 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılası şimdikinin üçte 1’i ama borçları neredeyse şimdikine yakın. O tarihte gayrisafi yurt içi hasılaya iç borçların oranı yüzde 42 iken, yüzde 42’nin üzerindeyken 2008 yılında yüzde 28,9’a düşmüştür, dış borçların oranı da yüzde 56,2’den yüzde 37,5’e düşmüştür. Dolayısıyla, karşılaştırmaları nominal bazda yapmak yanlıştır.

Bakın, o tarihteki faiz oranlarıyla bugünkü faiz oranlarını karşılaştırırken de reel faizleri karşılaştırıyoruz. Bugün, Merkez Bankasının borçlanma faizi son elli yılın en düşük seviyesindedir, yüzde 6,5’a, borç verme faizi yüzde 9’a düşmüştür. 2002 yılında yüzde 60’larda seyrediyordu bu. Biraz önce söylendi, eğer o zaman enflasyon yüzde 29’lara, 30’lara düşmüşse, o zaman aradaki fark reel faizin hangi boyutlarda olduğunu gösteriyor. Eğer, Türkiye’de ekonomik faaliyetlerde faiz yoluyla bir soygun söz konusuysa, bir rant aktarımı söz konusuysa, reel faizlerin yüzde 20-25’leri bulduğu dönemlere bakmak lazım. Reel faizlerin, neredeyse dünya piyasalarına yaklaştığı bir Türkiye’de hâlâ rant aktarıldığını iddia etmek, gerçekten bilmezlikten değil, başka bir şeyi görmek lazım. Çünkü, her şeyden önce, bakın, krizin iyi yönetilmediğini iddia edenler, dünyadaki kredi değerlendirme kurumlarının açıklamalarına bir baksınlar. Komşularımızın, yanı başımızda Yunanistan’ın, İspanya’nın Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunun, hatta ABD’nin dolardaki güvensizlik nedeniyle kredi notunun tartışıldığı bir dönemde, Türkiye’nin iki derece birden hem de krizin ortasında kredi notu yükseldi. Bakın, “Krizden sonraki dönemde yükseldi” demiyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) – …krizle birlikte yükseldi.

Aynı şekilde, bakın, ta 80’li yıllara gitti İlhan Bey.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, liberal ekonomiye -serbest piyasa ekonomiye- 24 Ocak 1980 kararlarıyla geçti. Ondan önceki dönemi şimdiki dönemle karşılaştırmak, elmayla armudu karşılaştırmak gibidir. O tarihte, Türkiye, 2 milyar dolar ihracat, 4 milyar dolar da sadece petrol ithalatı yapıyordu. Yani, o günkü siyasilerin literatürümüze kazandırdığı güzel bir deyimle “70 sente muhtaçtı.” Onun için o kararlar alındı ve onun için ondan sonraki hükûmetler de onu devam ettirdi. Ancak Türkiye maalesef 2000 yılında o günkü koalisyon hükûmetinin -IMF’nin kendilerini ikna etmesiyle olsa gerek- uygulamış olduğu sabit kur sistemi, kur çapası sistemiyle maalesef İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük krizi ve bunalımı yaşamıştır.

Ben özelleştirmeler konusunda da şuna değinmek istiyorum: Özellikle sadece Türkiye’de mevcut özelleştirmeler yapılmıyor. Sayın İlhan Kesici mevcut yatırımlarla GAP’ın yetmiş beş yılda biteceğini iddia ettiler. Herhâlde kendi dönemleriyle karşılaştırdılar. Sadece 2009 yılında 3,3 milyar dolar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Recai Berber (AK Parti, Manisa). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recai-berber-23-2009-12-25-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
