# Yalova termal kaplıca tesisleri, aşı üretimine ve ithaline ilişkin,aile planlamasıyla ilgili, çermik devlet hastanesi, akp genel başk. aldığı rapor hk (6/89,95,103,104,106,109,110)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim
- **Tarih:** 5 Mart 2003
- **Gündem:** YALOVA TERMAL KAPLICA TESİSLERİ, AŞI ÜRETİMİNE VE İTHALİNE İLİŞKİN,AİLE PLANLAMASIYLA İLGİLİ, ÇERMİK DEVLET HASTANESİ, AKP GENEL BAŞK. ALDIĞI RAPOR HK (6/89,95,103,104,106,109,110)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2003-03-05-yalova-termal-kaplica-tesisleri-asi-uretimine-ve-ithaline-iliskin-ail

> Recep Akdağ (AK Parti), 5 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YALOVA TERMAL KAPLICA TESİSLERİ, AŞI ÜRETİMİNE VE İTHALİNE İLİŞKİN,AİLE PLANLAMASIYLA İLGİLİ, ÇERMİK DEVLET HASTANESİ, AKP GENEL BAŞK. ALDIĞI RAPOR HK (6/89,95,103,104,106,109,110)); konuşma 2.497 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle çokça soru sorarak sağlık politikalarıyla ilgili açıklamalar yapmamıza imkân veren sayın milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

3 üncü sıradaki soruda, Sayın Muharrem İnce tarafından, Yalova Termal Kaplıca Tesislerinin yönetiminde belirsizlikler olduğu ve tesislerin geçmişine uygun olarak çalışır hale gelmesi için nasıl bir düzenleme yapılmasının düşünüldüğü sorulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Yalova Termal Tesislerinin işletme hakkı, 1939 yılında düzenlenen 3653 sayılı Kanunla Sağlık Bakanlığına verilmiştir. 1979 yılına kadar Bakanlığımızca işletilen tesisler, bu tarihten itibaren TURBAN Anonim Şirketine kiralanmış; 1999 yılında, Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararıyla, işletmeden TURBAN'ın çekilmesine karar verilmiş ve Bakanlığımız, tesisleri 2000 yılında devralarak, işletmesini bir müddet bir vakıf kanalıyla yürütmüştür.

Yalova Termal Tesisleri, geçtiğimiz hükümet döneminde, 15 Şubat 2001 tarihinde yapılan bir protokolle, bir önceki Sayın Bakanın başında olduğu bir vakfa, Türk Sağlık Eğitim Vakfına devredilmiş ve bu şekilde işletilmeye başlanmıştır. Tesisler, bu şekilde işletilirken, Bursa Barosu Başkanlığı ve diğer bazı meslek kuruluşları ile önerge sahibi sayın milletvekilinin de aralarında bulunduğu davacılar tarafından, bu protokolün iptaline ilişkin bir dava açılmıştır. Tesislerin vakıf tarafından işletilmesi hukuka uygun görülmediğinden, yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. Sayın milletvekilimizin de bahsettiği gibi, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün hatıralarının bulunduğu bu güzide tesisin bir müddet belirsizlikler içerisinde yaşatılmış olması üzücüdür.

Sayın milletvekilleri, Bakanlık görevini devraldığımda, Yalova Termal Tesislerinin kiracı vakıftan devralınarak amacına uygun bir şekilde işletilmesi ve hizmet vermesi için, tarafımdan, gerekli talimat verilmiştir; ancak, Bakanlığımızın yakın zamana kadar mevcut turistik tesisi işletecek bir organizasyon veya profesyonel işgücü olmadığından, tesisin hemen devralınmasının, işletmeyle ilgili idarî, malî ve hukukî problemlere yol açacağı düşünülmüş ve bu durumun tesisin itibarını zedeleyeceği gözönüne alınarak, bir çalışma başlatılmıştır.

Bakanlığımız önhazırlık dönemini tamamlayarak, ilgili ekibimiz, 24 Şubat 2003 tarihinde; yani, geçtiğimiz ay içerisinde, tesisi devralma işlemlerine başlamış ve tesisi bugün için devralmış durumdadır. Amacımız, Yalova Termal Tesislerinin, iç ve dış sağlık turizminde diğer tesislerle rekabet edebilecek düzeyde modern bir işletmeye kavuşturulması ve bundan sonra amacına uygun bir şekilde işletilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6 ncı sıradaki sorunun cevabını geçiyorum. Sayın Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu tarafından verilen önergede "halen ülkemizde hangi aşılar üretilmektedir? Daha önce üretilmekte olup da, üretimi durdurulan aşılar var mıdır? Varsa, bu aşıların üretilmeme nedeni nedir diye sorulmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde şu anda insanlara uygulanan herhangi bir aşı üretilmemektedir. Daha önce, 1931-1996 yılları arasında, eski tip kuduz, kolera, çiçek, difteri, boğmaca, tetanos, pnömokok aşısı gibi aşıların üretimi, Bakanlığımıza bağlı Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde yapılmıştır. Ülkemizde aşı üretildiği dönemlerde, bazı hastalıklar dünya üzerinden kalktığı için, bunlara ait aşıların üretimi durdurulmuştur; çiçek aşısı bu duruma bir örnektir. Yine, koleraya karşı aşı uygulaması önemini yitirmiş olduğundan, diğer taraftan, yeni tip kuduz aşısının yurt dışında üretilmeye başlanması ve bizim ürettiğimiz eski tip aşıya göre etkinliğinin daha iyi olması sebepleriyle bu aşıların da üretimi geçmişte durdurulmuştur. Görüldüğü gibi, bazı aşılar hastalıkları ortadan kalktığı için, bazı aşılar önemini kaybettiği için, bazıları da yeni teknolojiler gerektirdiği için üretimden kaldırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, aşı üretimi, ileri biyoteknoloji ve ciddî altyapı gerektiren bir alandır. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitümüz, yıllarca, ülkemizin bazı aşılar için ihtiyaçlarına üretim yoluyla karşılık vermişse de, kullanılan teknoloji, tam olarak gelişmiş ülkelerdeki ileri teknolojiyi yakalayamamış ve takip edememiştir. Bugün, dünyada aşı ve yan ürünler, modern tesislerde, uygun işletmecilik anlayışı çerçevesinde ve uluslararası kabul gören iyi üretim tekniklerine bağlı ileri biyoteknoloji yatırımlarında üretilmektedir. Mevcut haliyle Hıfzıssıhhanın, aşı üretiminde, gelişmiş ülkelerle aynı kalite ve performansı yakalaması, bugün için, cidden zor görünmektedir.

Son üç yılda aşı ithal ettiğimiz ülkeler -sayın milletvekilimiz bunu da sormakta- Bulgaristan, Danimarka, Hindistan, Yugoslavya, Belçika, Fransa, Güney Kore, Almanya, İsviçre, Hırvatistan ve Mısır'dır. Yaklaşık olarak yıllık 35 000 000 doz aşı için 2003 yılında öngörülen rakam, 15 000 000 Amerikan Dolarına yakındır.

Sayın milletvekilimiz üçüncü sorusunda, dünyada hangi ülkelerin bugün aşı ürettiğini soruyor. Değişik ülkelerde çeşitli kalite standartlarına sahip çok sayıda aşı üretilmektedir. Bugün, dünyada aşı üretimi yapan kuruluşlar iki ana başlıkta ele alınmaktadır; birincisi, uluslararası çapta satış yapan büyük üreticiler ve özel sektör yatırımcıları -ki, dünyanın aşı ihtiyacı 2000'li yıllarda büyük ölçüde bu şekilde karşılanmaktadır- ikincisi, yerel, bölgesel aşı üretimi yapan -özellikle, nadir görülen aşılar için- üreticiler ve resmî kuruluşlardır.

Uluslararası çapta aşı üretimi yapan firmaların çoğu Dünya Sağlık Örgütü tarafından incelenip, onaylanmış kuruluşlardır. Dünya Sağlık Örgütünün en son Ocak 2003'te onayladığı üretici listesinde -bu soruyu da Sayın Milletvekilimiz soruyor- şu ülkeler vardır: Kanada, Fransa, Japonya, Endonezya, Brezilya, Küba, Kore, Almanya, Hindistan, İtalya, Avustralya, İngiltere, Belçika, Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri, Bulgaristan ve İsveç.

Sayın milletvekilleri, Bakanlığımız, aşı ve serum gibi yüksek biyoteknolojiye dayalı ürünlerin üretimiyle ilgili olarak planlama, düzenleme ve denetleme çerçevesinde, özel sektörü, özellikle bu alanda yatırıma teşvik eden ve uluslararası alanda rekabet unsurlarını geliştiren bir politika izleyecektir.

12 nci sıradaki soruya geçiyorum: İzmir Milletvekilimiz Sayın Canan Arıtman tarafından verilen sözlü soru önergesinde "Sayın Sağlık Bakanının herkes istediği kadar çocuk sahibi olsun yönündeki açıklamaları ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın aile planlaması konusunda güven vermeyen demeçleri göz önünde bulundurularak, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasında bugüne kadar yapılan uygulamalardan farklı bir uygulama yapılması düşünülmekte midir" diye sorulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Anayasamızın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" bölümünde "Aile, Türk toplumunun temelidir.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar" denilmektedir.

1983 yılında çıkarılan 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanunda da şöyle söyleniyor: "Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar, annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde, istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi on haftadan fazla ise, rahim ancak, gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde, doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporlarıyla tahliye edilir." Yani, gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar rahim tahliyesi, bugün için, tıbbi sakınca olmadığı takdirde, istek üzerine yapılmaktadır.

Aynı kanunda, aile planlaması tarif edilmektedir. Bu tarife dikkatinizi çekerim değerli arkadaşlarım: "Aile planlaması, fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları demektir." Sayın Sağlık Bakanı ne demiş, isterseniz sorudan bir daha okuyalım: "Herkes, istediği kadar çocuk sahibi olsun." Bu ifade, kanunun hem ruhuyla hem de metniyle tamamen uyumlu bir şekildedir ve maksadı da, kanunda ifade edilen maksadın dışında bir maksat değildir. Yine, devam ediyorum, kanunda "Devlet, aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Aile planlaması gebeliği önleyici tedbirlerle sağlanır" denilmektedir.

Sayın milletvekilleri, görüldüğü gibi, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasına ilişkin uygulamalar yasal olarak güvence altına alınmıştır. Bu nedenle, Bakanlığımızın ve hükümetimizin bugün kadar yapılan uygulamalardan vazgeçmesi, tabiî ki, söz konusu değildir. Ayrıca, aile planlaması hizmetleri, Bakanlığımızda genel müdürlük düzeyinde yürütülmektedir ve Bakanlığımız, üniversiteler başta olmak üzere, çeşitli kamu kurum ve kuruluşları, ulusal ve uluslararası gönüllü kuruluşlarla birlikte, aile planlamasında, ulusal hedefleri doğrultusunda gerekli birçok programı, bugün de, başarıyla yürütmektedir.

Sayın milletvekilimizin sorusunda bahsedilen istenmeyen gebelikler, bireylerin planlamadığı bir zamanda meydana gelen, anne ve çocuk sağlığını yakından ilgilendiren, anne yaşamını riske atan gebeliklerdir diye düşünüyorum; ancak, burada -yani, biz de, bu konuda, elbette, Anayasamızın ve kanunların öngördüğü biçimde düşünüyoruz ve bu şekilde çalışmalarımız devam edecektir- şu konuya da dikkatinizi çekmek isterim: İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması, bir aile planlaması yöntemi olarak algılanmamalıdır. Bu kapsamda, gebelik oluşmadan önce, kadına, gerekli aile planlaması danışmanlığı yapılarak, uygun bir korunma yöntemi verilebilirse ve böylece, kaçırılmış fırsatlar yakalanmış fırsatlara dönüştürülebilirse, istenmeyen gebelikler daha doğru bir biçimde önlenmiş olur. Aile planlamasını, istenmeyen gebelikleri sonlandırarak yaygın bir biçimde yapma düşüncesi, anne yaşamını riske atan, daha ciddî durumlarla karşılaşmamıza yol açabilir.

13 üncü sırada da, aynı Milletvekilimiz Sayın Canan Arıtman'ın bu soruyla ilişkili bir diğer sorusu var; 1960'lı yıllardan beri, devlet politikası olarak uygulanmakta olan aile planlaması hizmetleri hakkında hükümetimizin görüşü sorulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, biraz önce, konuyla ilgili anayasal ve yasal düzenlemelerden bahsettim. Bu düzenlemelerle, aile planlaması hizmetleri devlet güvencesi altına alınmıştır. 1982 yılında, Bakanlığımız bünyesinde kurulan Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğüyle, aile planlamasına yönelik hizmetler, özel önem verilen temel sağlık hizmetlerimiz kapsamında yürütülmektedir.

Bugün, tüm dünya ülkelerinde yaşanan önemli sosyodemografik değişimler nedeniyle, uygulanmakta olan aile planlaması yaklaşımı yeni bir kavram kazanmış durumdadır. Üreme sağlığı kapsamına giren sağlık sorunlarının tamamını aile planlaması kavramı karşılamadığı için, son yıllarda, dünya ülkelerinin gündemine yeni bir kavram "üreme sağlığı" kavramı girmiştir. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre, üreme sağlığı, yalnızca üreme işlevleri ve süreciyle ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil, üremenin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. Bu, sağlığın tanımıyla ilişkilendirilen bir tanım olarak bugün gündemdedir. Bu çerçevede, aile planlaması ve daha kapsamlı olarak üreme sağlığı programlarıyla, ülkemizde, bireylerin ve çiftlerin çocuklarının sayısı ve aralığına özgürce ve sorumlu olarak karar vermeleri ve bunu sağlayabilmek için gerekli bilgiye sahip olabilmeleri, en yüksek üreme ve cinsel sağlık standardına ulaşabilmeleri, şiddet, baskı, ayırımcılık olmaksızın kararlarını verebilmeleri için gerekli çalışmalar özenle yürütülecektir.

Bakanlığımızın yürütmekte olduğu tüm bu çalışmalar kadın sağlığı ve üreme sağlığına ilişkin hizmet kalitesinin artırılması ve bu alandaki sağlık göstergelerimizin iyileşmesine, iyileştirilmesine yöneliktir.

Hizmet sunumunda başvuranların beklentilerini ve ihtiyaçlarını en üst düzeyde karşılayacak bir hizmet modelinin geliştirilmesi, danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, hizmete ulaşılabilirliği engelleyen fizikî mesafelerin yanı sıra, sosyal ve psikolojik mesafelerin kaldırılması ve hizmete talebin artırılması bu yöndeki en önemli çabalarımızdandır. Bu noktada da, müsaadenizle, özellikle sosyal ve psikolojik mesafelerin kaldırılması üzerinde durmak istiyorum; çünkü, ülkemizde, geçtiğimiz yıllarda büyük çaba gösterilmesine rağmen, bu konudaki başarısızlıkların kanaatimce en önemli sebebi budur; yani, fiziksel ulaşma sağlanmış olsa bile sosyal ve psikolojik mesafeler bugüne kadar, maalesef, yeterince kaldırılamamıştır.

14 üncü sırada, Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Muhsin Koçyiğit, inşaat aşamasında olan Diyarbakır İli Çermik Devlet Hastanesine ilişkin bir soru önergesi iletmiştir.

Sayın milletvekilleri, Bakanlığa başladığımda, sağlıkla ilgili olarak yapılan yatırımlarımızı incelediğimde şu gerçekle karşı karşıya kaldım: Birçok yatırım alanında olduğu gibi, maalesef, sağlık alanında da ülkemiz bir yatırımlar mezarlığı haline dönüştürülmüş bulunmaktadır. 1 153 yarım sağlık yatırımı, bugün, ülkede, çeşitli fizikî gerçekleştirme seviyelerinde maalesef atıl durumda beklemektedir. Bugün, hiç kimse, bir ev sahibi olmak istediğinde 8 tane, 10 tane, 28 tane kooperatife birden girmez; ancak, maalesef, ülkemizde, bugüne kadar, yatırım politikaları bu şekilde geliştirilmiştir veya yatırım politikaları bu duruma gelmiş durumdadır.

İlgili hastane konusunda da şunları söyleyebilirim: 50 yataklı Çermik Devlet Hastanesi daha önce, 1997 yılında ihalesi yapılmış, fizikî gerçekleşmesi yüzde 70 civarındayken bir müddet sonra tasfiye edilmiş ve 2002 yılı yatırım programına yeniden girmiştir. İnşaatın yapımını yürüten Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 2002 yılında 500 milyar Türk Lirası keşif bedeli vardır. Biz, bu sene, yatırımları, daha çok, yüzde 80'in üzerinde tamamlanmış yatırımları bitirme şeklinde planladık ve bütçemiz açıklandıktan sonra, bütçe imkânları çerçevesinde, Çermik Devlet Hastanesiyle alakalı olarak bu yıl ne yapabileceğimizi o gün söyleyebilecek durumda olacağız.

15 inci sıradaki soruya geçiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 inci sırada, Sayın Mehmet Uğur Neşşar tarafından verilen soru önergesinde 7 tane soru var, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın aldığı bir sağlık raporu ve bununla ilişkili bazı sorular.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, uzman Doktor Hikmet Feyizoğlu tarafından 22 Ekim 2002 tarihinde 5 gün yatak istirahatı raporu verilmiştir. İlgili tarihlerde medyada, konuya ilişkin haberlerin yer alması üzerine, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünce, raporun düzenlendiği hastaneden açıklayıcı bilgi istendiği, aynı gün rapor hakkında bilgi verildiği ve protokol defterinin bir suretinin gönderilmiş olduğu yaptığım incelemelerden anlaşılmıştır.

Ayrıca, basında çıkan haberler doğrultusunda, İstanbul Valiliğince de inceleme başlatılmış ve İstanbul İl İdare Kurulunun 4 Kasım 2002 tarihli yazısına istinaden -bir önceki hükümet döneminde- Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde, Doktor Hikmet Feyizoğlu'nun, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, 22 Ekim 2002 tarihinde akut gastroenterit tanısıyla 5 günlük istirahat raporu verdiği, ilgili hekimin uzmanlık dalı, teşhis konulan hastalığın özelliği ve kayıtlarda herhangi bir silinti, kazıntı veya sonradan ilavenin bulunmaması nedenleriyle raporun uygun olduğu, ayrıca, uygulanan teamüller doğrultusunda ilgili raporun, mevcut tıp tekniği ve bilimin gereklerine uygun olarak verildiği, raporun verilmesinde herhangi bir menfaat sağlama veya kasıt unsuruna rastlanmadığı, dolayısıyla, raporun fenne ve usule uygun olmayabileceği yolundaki ihtimal ve iddianın sübuta ermediği tespit edilmiştir.

Soruşturma raporu üzerine, Doktor Hikmet Feyizoğlu hakkında 4483 sayılı Kanun çerçevesinde soruşturma izni verilmemesine karar alınmıştır. Bu, bizim hükümetimizden önceki sayın hükümetin yaptığı soruşturma sonucunda varılan durumdur.

Sayın milletvekilleri, hekimler tarafından verilen istirahat raporları, bireylerin sağlığına ve hastalıklarının şifasına yönelik tıbbî tavsiye niteliği taşıyan belgelerdir. Sayın Neşşar'ın, 5 numaralı sorusuna cevap vermeyi, kendisinin de çok önem verdiğini bildiğim tıbbî etik açısından doğru bulmuyorum; çünkü, bir hastanın şahsî durumuyla ilgili hasta hakkında yorumlar içermektedir.

Yapılan soruşturma sonucunda, raporu düzenleyen hekimin yaptığı uygulamada, ilgili mevzuata, tıbbî deontoloji ve etik kurallara aykırı, hekimlik mesleğinin onuruyla bağdaşmayan bir tutum ve davranış belirlenememiştir. Ayrıca -tekrarlıyorum- bu tespitin, hükümetimiz işbaşına gelmeden gerçekleştiğini Yüce Heyetinizin özellikle dikkatlerine sunuyorum.

16 ncı sıradaki soruya geçiyorum; bugünkü cevaplayacağım son soru bu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ağrı Milletvekilimiz Sayın Naci Aslan tarafından verilen soru önergesinin 1 inci sorusunda "sağlık meslek liselerinden mezun olan sağlık ara elemanlarının atamalarını ne zaman gerçekleştireceksiniz" diye sorulmaktadır.

Aslında, bu konuyla ilgili olarak, daha önce de Yüce Heyetinize bilgi verdim, basına defalarca bilgi verdik. Maalesef, yine, ciddî bir planlama hatası olarak, Türkiye'de "ara sağlık elemanı veya yardımcı sağlık elemanı" diyebileceğimiz personel noktasında büyük bir mezun kalabalığı birikmiş durumdadır. Bu sayının yaklaşık olarak 60 000 civarında olduğu düşünülmektedir ve yerleştirilebilecek 1 850 kadro için en son yapılan merkezî yerleştirme sınavlarına da, bu şekilde mezun olmuş, 40 000'in üzerinde öğrenci iştirak etmiştir. Tabiî ki, bu mezunların, Bakanlığımıza bağlı sağlık kuruluşlarında veya sağlık hizmeti veren diğer kurum ve kuruluşlarda istihdam edilmesi, hizmetlerin yeterli, dengeli ve verimli sunulması ile sağlık işgücünün değerlendirilmesi açısından son derece önemlidir.

Bakanlığım döneminde, 23 Kasım 2002 tarihinde ÖSMY'ye yaptırılan sınav ve tercih sonucuna göre, 1 850 kadroya atama yapılmıştır. 2003 yılı için, Maliye Bakanlığımızdan, 7 000 yardımcı personel talebimiz mevcuttur. Bütçe imkânları çerçevesinde, içerisinde bulunduğumuz yıl da kamuya gerekli atamalar yapılacaktır.

Sayın Milletvekilimizin ikinci sorusunda "ebe, hemşire ve sağlık memurlarının tayinlerinde illere göre sayı belirlediğiniz ve bunda AK Parti il teşkilatına -il başkanı, ilçe başkanı ve belde başkanı diye sormamış Sayın Milletvekilimiz iyi ki- ve belediye başkanlarına kontenjan verildiği doğru mudur" diye sorulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, şüphesiz, AK Parti il ve ilçe teşkilatları ile belediyelerine herhangi bir kontenjan vermemiz söz konusu değildir. Bu atamalar, ÖSYM'ce, merkezî sınav ve yerleştirme sonucunda yapılmıştır ve yapılacaktır. Bakanlığımızca yapılan bütün personel atama ve tayinleri, atama ve nakil yönetmeliğimizde belirtilen usul ve esaslara göre yapılmakta, istihdamda sıkıntı çekilen bölgelere özellikle öncelik verilmektedir. İçinde bulunduğumuz yıllarda ve daha sonraki yıllarda da personel politikamız, istihdamın gerçekleştirilemediği bölgelerde, özellikle doğu ve güneydoğuda ağırlıklı olarak bu elemanların istihdam edilmesi şeklinde tecelli edecektir.

Sayın Milletvekilimizin üçüncü sorusu "Ağrı'nın, yeraltı minerallerinin özelliği nedeniyle içmesuları, böbrek taşı yapmaktadır. Bu nedenle, Ağrı ve ilçelerinde çok sayıda böbrek hastası mevcuttur. Ağrı il ve ilçelerine diyaliz makinesi, Ağrı Devlet Hastanesine böbrek taşı kırma makinesi göndermeyi düşünüyor musunuz" şeklindedir.

Sayın milletvekilleri, Ağrı İlinin içmesularının böbrek taşı yaptığına ilişkin bugüne kadar belirlenmiş bir bilimsel bilgi elimizde yoktur; ben, yaptığım araştırmalarda böyle bir bilgiye rastlayamadım. Ağrı Devlet Hastanesi diyaliz ünitemiz, 9 cihazla 30 civarında hastaya hizmet vermekte olup, artan hasta kapasitesi de göz önüne alınarak, ilave 5 cihaz tahsisi planlanmıştır; ancak, diyaliz hizmetleri, sadece ekipman kurulmasıyla yürütülen hizmetler de değildir. Bu konu, özel eğitim almış hekim, hemşire ve teknisyen işgücüne ihtiyaç duyulan bir alandır. Dolayısıyla, adı geçen hastanenin eğitimli personel ihtiyacıyla birlikte 2003 yılı ve sonraki yıllar içerisinde ilave cihaz ve hizmet tesisi sağlanacaktır. İlgili devlet hastanemize, çektiğimiz son kurayla yeni bir üroloji uzmanı atanmıştır. Hastanenin böbrek taşı kırma cihazı talep etmesi ve ilgili uzmanın cihazı kullanabilmesi durumuna göre ihtiyaçlar değerlendirilerek, talep, Bakanlığımızca, gerekliyse yerine getirilecektir.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum). “Yalova termal kaplıca tesisleri, aşı üretimine ve ithaline ilişkin,aile planlamasıyla ilgili, çermik devlet hastanesi, akp genel başk. aldığı rapor hk (6/89,95,103,104,106,109,110)”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 5 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2003-03-05-yalova-termal-kaplica-tesisleri-asi-uretimine-ve-ithaline-iliskin-ail (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
