# 14 mart tıp bayramı nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 13 Mart 2003
- **Gündem:** 14 MART TIP BAYRAMI NEDENİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2003-03-13-14-mart-tip-bayrami-nedeniyle

> Recep Akdağ (AK Parti), 13 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 14 MART TIP BAYRAMI NEDENİYLE); konuşma 1.292 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla görüşlerini bildiren Sayın Kurtulmuşoğlu ve Sayın Çömez'e, değerli meslektaşlarıma, huzurunuzda, teşekkürü bir borç biliyorum.

Gerçekten, 1978 yılında tıp fakültesine girdiğimden bu yana geçen süre içerisinde, ismi bayram da olsa, 14 Martlarda, hep, bu ülkenin sağlık sorunlarının ele alındığını ve bu sağlık sorunlarıyla ilgili olarak hekimlerin, sağlık yöneticilerinin şikâyetlerini dinlemiş bir kişi olarak aranızdayım. Bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen, acaba neden hâlâ şikâyetleniyoruz? Acaba nereden başlamalıyız?

Her iki değerli arkadaşım da sağlık göstergelerimizden bahsettiler; ben, onlara, geriye dönmeyeceğim. Şu kadarını söyleyebilirim; gerçekten, sağlık göstergelerimiz, gelişmiş ülkelerin sağlık göstergelerine göre çok geri olduğu gibi, maalesef, kendi ülkemizin gelişmişlik düzeyiyle kıyaslandığında da, yine geri kalmaktadır.

O zaman nereden başlamak lazım; muhtemelen, yaptığımız işin, sağlık hizmetinin, insana hizmet olduğunu fark ederek başlamak lazım.

Değerli arkadaşlarım, bakınız -daha önce de, bu kürsüden, sizlere ve aziz milletimize bahsetme imkânım oldu- şu anda, ülkemizde 1 153 tane yarım kalmış sağlık yatırımı var -Sayın Kurtulmuşoğlu da bahsettiler- buna rağmen, bazı yerlerde de eksik sağlık ocağı hizmetleri var. Yapılmış olanların büyük bir kısmında yeterli personel, ekipman ve teçhizat yok ve çok sayıda da yarım halde inşaat var. İşte, herhalde, yanlışın başladığı noktalardan biri bu. Hizmeti, doğrudan bir insan hizmeti olarak algılamak yerine, binalarla, aletlerle, ekipmanlarla kısıtlı görmek, bizi bu noktaya kadar getirmiş durumdadır.

Bugün, eğer, hastanelerimizde bir hekimin bir hastaya ayırabildiği süre 3 dakika ise, 5 dakika ise, bu hizmetin istenildiği gibi verilemediği ve bu şartlarda verilemeyeceği de açıktır.

Ben, öncelikle, ülkemizin her yöresinde, binlerce yerleşim biriminde, büyük bir fedakârlıkla, arzuladığı yaşam şartlarından ve sevdiklerinden uzakta hizmet sunmakta olan, şu anda emeklerinin karşılığını da tam olarak veremediğimizi çok iyi bildiğim onbinlerce hekimimize ve sağlık çalışanımıza şükran borcumuzu ifade etmek isterim. Gerçekten, sonuçta, bütün imkânsızlıklarla beraber, bu ülkede, bu ülkenin insanına bu şekilde hizmet verenler takdire şayandır.

Bugün büyük ve etkili bir toplumsal grubu oluşturan sağlık çalışanları, farkında olalım ya da olmayalım, bu topraklarda yeşermiş olan köklü ve saygın hekimlik geleneğinin ve hasta hizmeti geleneğinin temsilcisidirler. Büyük bir çoğunluğu bu olgunlukla çalışmakta ve hizmet vermektedir.

Cumhuriyetin ilk döneminde de bir savaştan çıkmıştık ve hakikaten, büyük yıkımların ardından ciddî bir yoksulluk yaşamaktaydık; bütün bunlara rağmen, sağlıklı birey ve toplum ideali yönünde büyük başarılar elde edilmişti. Dünyaya öncülük yapacak önemli bir atılım 1960'lı yıllarda gerçekleştirilmiş ve dünyanın ancak yirmi yıl sonra ulaşabildiği bir perspektifle, sağlık hizmetlerine sosyal bir nitelik kazandırılmıştı. "Sosyalizasyon Kanunu" diye bilinen kanun, bu anlamda ülkeye hizmet vermeye imkân tanıyan bir kanundu.

Ancak, 2000'li yıllara geldiğimizde gördüğümüz gerçek, yaptıklarımızla istenilene ulaşmadığımızdır.

Şimdi, 21 inci Yüzyılın gerçekleriyle olaya bakmak zorundayız. Bu gerçekler nelerdir; AK Parti Hükümeti olarak, kanaatimizce, bu gerçeklerin başında, kişilerin ve hastaların hekimlerini özgürce seçebilmeleri, hekimlerin de, bu özgürce seçimden dolayı kazançlarının artmasıdır; meselenin temel noktasını biz bu şekilde görmekteyiz. Bu yaklaşım dışındaki yaklaşımlarla, ülkemizde mecburî hizmet yasaları ortaya konulmuş, çeşitli yönetmeliklerle, ülkenin sağlık personeli ve hekim istihdamında güçlük çekilen bölgelerine sağlık personeli ve hekim gönderilmeye çalışılmış; ancak, bugüne kadar başarılı olunamamıştır. Dolayısıyla, biz, zecrî ve zorlama tedbirlerle, hizmet kalitesinin, hizmetteki sürekliliğin artırılamadığını görmüş bulunmaktayız. Bunun için, şu noktada yaptığımız düzenlemelerle, mecburî hizmetin "Mecburî Hizmet Yasası" diye bilinen uygulamanın kaldırılması aşamasına gelmiş bulunmaktayız; yakın bir zamanda, Yüce Meclisinizin önüne bu husustaki kararı getireceğiz.

Bunun kaldırılmasıyla birlikte, hekim ve sağlık personeli istihdamında güçlük çekilen bölgelerde, özendirici tedbirlerle, gönüllü bir hizmet anlayışına imkân tanıyacak mevzuat değişiklerini de yapmaktayız.

Hepimizin kabul edebileceği gibi, Sağlık Bakanlığının esas rolünü, politikalar geliştirmek, ulusal hedefleri tanımlamak, çeşitli düzenlemeler ve standartlar koymak, belli kuruluşları akredite etmek, izleme ve değerlendirmeleri, denetlemeleri yapmak ve bu anlamda, sağlık hizmetini makro planda değerlendirmek olarak görüyoruz.

Önümüzdeki günlerde -bulunduğumuz yıl içerisinde ve daha sonraki yıllarda- gerçekleştireceğimiz önemli bir adım şu olacaktır: Hastanelerimiz, mutlaka, halkımıza ortak hizmet veren hastaneler haline getirilecektir -kamu hastanelerinden bahsediyorum- başlangıçta, Sağlık Bakanlığının, bu hizmeti yürütmede, öncü ve idare edici, yönetici bir rolü olacak; ancak, zaman içerisinde, önce pilot uygulamalar şeklinde başlatılmak suretiyle, hastaneler, serbest çalışan işletmeler haline dönüştürülecektir. Bunun, sistem içerisinde yer alan özel sektör kuruluşlarının da dinamizmini artıracağını ve işletmeler haline gelmiş kamu hastanelerinin daha verimli çalışacağını biliyoruz.

Bugün, sağlık hizmeti sunumunda önemli bir problem, maalesef, hizmette verimliliğin olmayışıdır.

Değerli arkadaşlarım, yaptığımız incelemelerde çok enteresan örnekler gördük. Aynı ilde, aynı il sınırları içerisinde, şehir merkezinde bir sağlık ocağımızda bir hekim başına günde -poliklinik sayısı olarak- 35 hasta düşerken, yakınındaki bir sağlık ocağında 5 hasta düşebilmektedir. Aynı şekilde, bir devlet hastanesinde 18 -evet, yanlış duymadınız- başhekim yardımcısının olduğunu gördük. Bir devlet hastanesinde 15 dahiliye uzmanı varken, yalnızca 3 dahiliye polikliniğinin açılmış olduğunu gördük. Bir devlet hastanesinde cerrah başına haftada 1 ameliyatın düşmediği hastaneler gördük. Dolayısıyla, bütün halkımıza ortak bir şekilde hizmet edecek hastanelerimizin, bu anlamda verimli işletmeler haline geçmeleri için, özerkleştirilmeleri, yine, devlet tarafından desteklenerek, kendi işletmelerini kendilerinin ayakta tutmaları mutlaka sağlanmalıdır diye düşünüyoruz. Aksi takdirde, işletme verimliliğinin oluşturulamayacağını biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, hekimlerimizin özlük hakları, şüphesiz, son derecede önemli. Hepimizin bildiği gibi, ülkemiz yıllardır bir borç sarmalının içerisindedir ve bütçemizin önemli bir bölümü, iç ve dışborçların ödenmesine hatta bu borçların faizlerinin ödenmesine ayrılmaktadır. Dolayısıyla, personel özlük haklarını iyileştirme konusundaki çabalar, istenilen düzeye ulaşamamaktadır.

Ancak, şunu söylemek isterim; özellikle, ülkemizin az gelişmiş bölgelerinde, hizmete ihtiyacın daha fazla olduğu bölgelerde, hem maaşları itibariyle hem de alacakları ilave katkılar itibariyle, sağlık personelinin özlük haklarını iyileştirme kararlılığındayız.

Bu anlamda, yine, bütçe kanununa eklediğimiz bir ek maddeyle, dönersermaye işletmelerinde değişiklikleri huzurunuza getireceğiz. Bu neyi öngörmektedir; bugün hastane döner sermayelerimizde, hekimler, ilave katkı paylarını eşit bir biçimde alıyorlar; yaptıkları işe ve gösterdikleri performansa göre değil, hastanenin şartlarına göre eşit bir biçimde alıyorlar. Biz bu noktada da şunu öngörüyoruz. Bazal bir maaşın üzerine ilave olarak, hekimlerimiz, yaptıkları muayeneler, yaptıkları müdahaleler ve operasyonlar miktarınca, bir puanlama sistemine göre döner sermayeden katkı paylarını alacaklardır. Bu husustaki pilot uygulamalarımıza kısa süre içerisinde geçeceğiz ve bu pilot uygulamalardan aldığımız sonuçlarla da, sistemi bütün yurt sathında geliştirmeyi düşünüyoruz.

Değerli arkadaşım Sayın Çömez şunu söyledi: "Çok daha iyi bir sağlık sisteminden hem hekimlerin hem de hastaların mutlu olduğu bir Türkiye'den bahsetmek isterdim." Evet, hakikaten, bundan bahsetmeyi hepimiz istiyoruz; ancak, şu anda, tablo, bize, tam aksini söylemektedir.

Şuna inanıyoruz: Getireceğimiz aile hekimliği sistemiyle, hastaların hekimlerini serbeste seçmelerine imkân tanıyan sistemlerle, genel sağlık sigortamızla, işletme haline gelen ve böylece daha verimli hale gelen işletmelerimizle, önümüzdeki yıllarda hem hastaların hem de hastalara hizmet veren sağlık personelinin ve bu arada hekimlerin daha mutlu olduğu bir Türkiye'yi birlikte yaşayacağız AK Parti iktidarımızda.

Şunu da bütün açıklığıyla söylemek isterim. Maalesef, ülkemizde, hekimlerle hastaları arasında olmaması gereken bir para ilişkisi süregitmektedir. Hastalar, sigortalı bile olsalar, zaman zaman, kamu hastanelerinde ve SSK hastanelerindeki hizmet kalitesinin düşüklüğü sebebiyle özel muayenelere yönelmekte veya hastalar ile hekimler arasında olumsuz para ilişkileri ortaya çıkmaktadır. Bu, hakikaten, mutlaka, ortadan kaldırılması gereken bir durumdur.

Hasta ve hekim arasındaki ilişkiyi düzenleyen sistemin iyi çalışması için, karşılıklı mecburiyetin dışında, gönüllülüğe dayanan iki tarafın da kazançlı çıkacağı modelleri geliştirmek ve bu geliştirdiğimiz modelleri de mutlaka hayatiyete geçirmek kararlılığındayız.

Şunu da söylemek isterim; Türkiye'de bilimsel seviyesi itibariyle Türk hekimliği, Batılı standartları, aslında, yakalamış durumdadır. Biz, hekimlerimize, hizmet verebilecekleri şartları, hizmet verebilecekleri yeterli ortamı ve çalışma sistemini oluşturduğumuzda, çok daha mükemmel hizmet verebilecek durumdayız. Yani, bilimsel seviye açısından, aslında, gelişmiş ülkelerin bilimsel seviyesinin altında değiliz.

Ülkemiz ve Bakanlığımız, hem bu bilimsel birikim ve seviye açısından hem de hekimlerimizin tecrübesi, yetkinliği ve her şeyden öte, meslekî tutku ve heyecanları açısından, çok daha iyi bir hizmet kalitesi sunmak konusunda yeterli imkânlara sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, tıp bayramlarında, genellikle, hekimlerin ve sağlık personelinin sorunları konuşulur. Biz, bundan böyle, 14 Mart Tıp Bayramlarında, hasta haklarının da gündeme gelmesini istiyoruz. Bu itibarla, geçtiğimiz günlerde, hasta yakınları dernekleriyle irtibata geçtik; İstanbul'u bir pilot il olarak seçtik ve İstanbul'da birkaç hastanemizde hasta haklarıyla ilgili özel bürolar oluşturduk. Bu bürolarda yalnızca kamu görevlileri değil, aynı zamanda, bu derneklerin yetkililerinin de yardımlarıyla, hasta haklarının izlenmesi için yeni bir model geliştiriyoruz. Bunu da önümüzdeki günlerde bütün Türkiye'de uygulamaya geçireceğiz.

Bu düşüncelerle, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum). “14 mart tıp bayramı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 13 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2003-03-13-14-mart-tip-bayrami-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
