# Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recep Garip (AK Parti, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim
- **Tarih:** 3 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recep-garip-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda

> Recep Garip (AK Parti), 3 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 788 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

RECEP GARİP (Adana) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre Haftası nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dil, bir toplumun düşünce yapısının, kültürünün, tarihinin, eğilimlerinin, zevk, ıstırap ve hüzünlerinin aynasıdır; kültür ise, hayatın kalıbıdır. Bu kalıbın özü de dildir. Dil sosyal mirası nesilden nesile aktarır, sosyal gruplar birbirleriyle ilişkilerini dille kurarlar. Toplumlar "biz" şuuruna kendi anadilleriyle ulaşırlar, yaratıcılık anadille olur, insanlar rüyalarında bile anadilleriyle konuşurlar.

Ülkelerinin sınırlarını aşan dillerin, gittikleri yerlere kendi kültürünü taşıdığını, diğer ülkelerle kurduğu ekonomik, siyasî ve kültürel ilişkilere doğrudan etki ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu anlamda, dil varlık demektir; dil şuur demek, dil kültür demek, dil inanç, dil tarih demektir; dil estetik, anlayış, kavrayış, oluş demek, dil can demektir; dil devlet demektir.

Bu açıdan baktığımızda, dilin, sadece edebî ve felsefî bir mesele olmadığını, aynı zamanda siyasî bir yönünün de bulunduğunu pekala görmekteyiz.

Farklı nüanslar taşıyan kelimelerin atılarak tek bir kelimeyle ifade edilmeye çalışılması, dili, ancak fakirleştirir.

Dil, kimsenin tekelinde değildir. Kim dilden bir kelime çıkartabilir, yaşantı kelimesinin dile girmesiyle ömür veya hayat kelimesinin yok olduğunu hangimiz söyleyebiliriz. Bugün, Recaizade'yi, Tevfik Fikret'i çevirilerinden okuyoruz. Türkçe yazan Tevfik Fikret'i, şimdi, yine, Türkçeye çeviriyoruz. Umberto Eco'nun "Gülün Adı" romanını Fransızcasından su gibi okuyan biri, yanlış dil politikasının sonucu, bu romanın yeni Türkçeyle yapılan çevirisini okuyamaz hale gelmiştir. Bunları, ciddî noktada, dil politikası olarak, yeniden, bir kez daha, düşünmemiz gerekiyor.

Yine, Aytmatov'un mankurtlaşma hikâyesini hatırlamakta fayda var. Aytmatov "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanında, tam da bizim hikâyemizi anlatmaktadır. Hikâyenin kahramanı Kolaman, beynindeki dil alanının boşaltılmasıyla hafızası yok edilen biridir. Hafızası yok edilen adam, efendisine tam bir itaatla hareket eden bir mankurt olur ve kendisini hasretle arayan öz anasını öldürür. Bu hikâye, maalesef, yakın tarihimize ışık tutmaktadır; yani, bu anlamda da dilin muhafazası, dilin entelektüel manada bütününe bakmakta yarar görmekteyiz.

Türkçe, yüz yüze geldiği bütün bu tehlikelere rağmen, güçlü bir dildir. Gücü, yüzyıllara varan bir tecrübeden gelmektedir. Zaman içerisinde oluşan sözcükleri, gramer kitapları, destanları, şiirleri, hikâyeleri, ebedî ve felsefî ürünleriyle insanlık tarihine silinmemek üzere isimlerini yazdırmışlardır.

Özetle, tüm bu saydığımız noktalarda, bir gel-git yaşanmaktadır. Türkçe, büyük bir medeniyetin ve devletin dilidir. Eğer, Türkçe, büyük bir dil olmasaydı, bugün, yüzlerce yıl önce yaşamış olan bir Yunus Emre'nin gönül terennümleri okunduğunda rahatça anlaşılamaz ve yedisinden yetmişine insanımızın damarlarındaki ses ve mana musikisini canlandıramazdı.

Yunus Emre, Anadolu'da 12 nci ve 13 üncü Yüzyılda yaşamış, bu toprakların yükselen sesi ve ruhu olmuştur. Sevgi ve kardeşlik duygularıyla yüklü bir medeniyetin öncülüğünü yapmıştır Yunus Emre. Savaşların ve içkargaşanın yoğun olduğu dönemlerde, karış karış Anadolu'yu dolaşarak insanları birlik ve beraberliğe, sevgiye ve barışa çağırmıştır Yunus.

Mısralarında sanat kaygısı olmadan, yaşadığı ve yüreğinde hissettiği duygularını kelimelerle ifadelendirmiş, halkın sesi ve yüreği olmuştur. Bu yönüyle, halk şiirimizin mihenk taşlarından birisidir Yunus Emre.

Kullandığı dilin sadeliği Anadolu insanımızın 7'den 70'e kullanmış olduğu o anadilimizdir; yani, bizim yüzyıllardır devam eden Türkçemizdir. Dolayısıyla, Yunus Emre'nin şiirlerinde kullanmış olduğu kelimeler tamamıyla yüzyıllardır bizim Türkçe düşündüğümüzü ve Türkçe olarak konuşmaya devam ettiğimizi anlatan çok önemli şiir metinleridir. Türkçeyle eserlerini yazmasından kaynaklı bize çok ciddî tarihsel doküman da ortaya koymaktadır. O dönemde şiirlerinde kullandığı Türkçe günümüz için de çok önemli bir kaynak olarak karşımızda durmaktadır. Şiirler, saf bir düşüncenin, içi sevgi ve aşkla dolu berrak bir kalbin taşıdığı önemli bir mesaj olmuş, Anadolu halkının gelecek yüzyıllarını şekillendirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Buyurun Sayın Garip.

RECEP GARİP (Devamla)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yunus Emre, dünya kültür ve medeniyet tarihinde önemli bir merhale olmuştur. Kültürümüzün en değerli yapıtaşlarındandır; çünkü, Yunus Emre, sadece yaşadığı devrin değil, çağımız ve gelecek yüzyılların da ışık kaynağıdır. Allah ve tüm yaratılmışları içine alan sonsuz sevgisinden kaynaklanan fikirleri dünya üzerinde insanlık var oldukça değerini korumaya devam edecektir.

Yunus, gerçekten bizi biz yapan, maddî ve manevî değerlerimizi ortaya koyan önemli bir şiir ustasıdır.

"Elif okudum ötürü

Pazar eyledim götürü

Yaratılanı sevdim

Yaradandan ötürü"

diyerek insan sevgisini dile getirmiştir. Yunus Emre'nin bu mısralarını okuduğumuzda, bugün tüm insanlığın buna ne kadar ihtiyacı olduğunu daha iyi anlamamız mümkün olabilecektir.

İşte, Yunus Emre, Allah'a özlemleri, aşkları ve insanı merkez alan sevgileriyle içi şefkat dolu bir yürek olmuştur Anadolu'da. Yunus Emre, her şeyden önce gönül insanıdır. Onun kaleminde can bulan düşünceler ve duygular, Müslüman Türk olmasının yanı sıra, tüm dünya insanlarının birleşebildiği bir üst zekâyı ve his dünyasını temsil eder durumdadır. Anadolu'daki bütün gezen insanların, bir bakıma, Yunus gibi düşündüğüne, Yunus gibi Anadolu'yu nakış nakış ördüğüne tanık olmaktayız.

Şiirlerinde kullandığı dil, bugünkü Türkçeyle bile rahatlıkla anlayabileceğimiz tarzda yazılmıştır. Yunus'un anlaşılmasında ve günümüze kadar yaşatılmasında önemli bir faktördür bu. Anadolu'nun yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden, Türk dili ve edebiyatının en büyük şairlerinden birisidir kuşkusuz Yunus Emre.

Arayış içerisinde olan insanın görmesi gereken şey, yaratılan her şeydir; dağlar, ovalar, çiçekler, insanlar, yeryüzü, gökyüzü, bulut, deniz, yağmur, güneş, sevilen her şey, çiçek ve tabiatta bulunan her şeyin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Recep Garip (AK Parti, Adana). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-garip-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
