# İcra iflas kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ( s.sayısı :372 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recep Özel (AK Parti, Isparta)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim
- **Tarih:** 12 Şubat 2004
- **Gündem:** İCRA İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI ( S.SAYISI :372 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recep-ozel-22-2004-02-12-icra-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-sa

> Recep Özel (AK Parti), 12 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İCRA İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI ( S.SAYISI :372 )); konuşma 1.801 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 372 sıra sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Parti Grubum ve şahsım adına en kalbî duygularla Yüce Meclisi selamlıyorum.

Ekonominin, etkin, verimli, güvenli ve istikrarlı işleyebilmesi için, ülke genelinde yaşanan ekonomik krizlerden çıkılması, her şeyden önce, işletmelerin, verimli ve düzenli bir şekilde çalışmaları, borçlarını ödeyebilecek, edimlerini yerine getirebilecek ve alacaklarını tahsil edebilecek bir durumda; yani, ekonomik güvenlik içerisinde olmaları gerekmektedir.

(x) 372 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Ülkemizde, özel hukuk ilişkilerinden doğan alacakların tahsili, İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanmasıyla sağlanır. Bu tasarıyla getirilen ve İcra ve İflas Kanununun Onikinci Babına monte edilen, sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması kurumu, iflas, konkordato ve mal varlığının terki suretiyle konkordato kurumlarından ayrı olarak yepyeni bir icra ve iflas yöntemi olarak hukuk hayatımıza girmektedir. Pekâla, bu şekildeki bir tasarının, icra ve iflas gibi, genel bir yasa içerisinde değil, ayrı bir yasa olarak getirilmesi ve yasalaşması doğru olurdu diye söylenebilir. Bu bir tercih meselesidir. Bizce, getirilen düzenleme, icra ve iflas hukukunun bir parçasıdır; zira, alacaklıların alacağını alması, borçlunun ise borcunu ödeyebilmesi temel ilkesine dayanmaktadır. İcra ve İflas Kanunu içerisine konulmakta bir mahzur bulunmamaktadır; bilakis, uygulayıcılar açısından ve maddeler arasındaki atıflar ve terimler açısından da yerinde bir uygulamadır.

Ekonomik düzende rekabet edemeyen işletmeler ve girişimciler daima mevcut olacaktır. Alacaklı ile borçlu arasındaki hassas dengeyi gözeten, öngörülebilir ve şeffaf bir icra ve iflas hukuku, bu işletmeler ve girişimciler, yatırımcılar için etkili bir çıkış yolu sağlayarak veya onların yeniden yapılandırılmalarına imkân tanıyarak ve böylece de ticarî yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden kaynaklanan sakıncaları en aza indirgeyerek, ticarî ilişkilerin ve finansal sistemin istikrar kazanmasında hayatî bir rol oynar.

Sosyal ve ekonomik koşullardaki değişiklikler nedeniyle, aslında, ekonomik hayatlarını devam ettirmeleri mümkün olan bazı ticarî işletmeler, borçlarını ödeyemedikleri veya mal varlıkları borçlarını karşılayamadığı için ekonomik varlıklarını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu tehlike, iyi niyetli borçluları olduğu kadar alacağını tahsil edememe durumuyla karşı karşıya kalan alacaklıları ve en önemlisi, işini kaybetme riskine maruz kalan işçileri de tehdit etmekte; bu tehdit ve durum, sonuçta, bölgesel ve millî ekonomiyi de etkilemektedir. Bu gibi durumlarda, ekonomik varlığını devam ettirebilme ihtimali olan işletmelerin mal varlığını koruyucu önlemler almak veya yeniden yapılandırılmalarını sağlamak, alacaklıların ve borçluların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenlemek herkesin yararınadır. İşte bu amaca ulaşmak, İcra ve İflas Kanununun bu amaca ulaşmasını zorlaştıran bazı yönlerini düzeltmek ve boşluklarını doldurmak, kötü niyetli kişilerin İcra ve İflas Kanunundaki bu boşluklardan yararlanma girişimlerini önlemek, uygulamadaki duraksamaları gidermek için işbu tasarı Meclis gündemine gelmiş bulunmaktadır.

Ödeme güçlüğü içerisinde bulunan şirketler hukuku alanında Avrupa Birliği üyesi devletlerin birçoğunda ilgili kanunlar hiç de tatminkâr sonuçlar vermemiştir. Bu nedenle de tadil edilmeleri için çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalarda devletler arasındaki gerçek bir koordinasyon söz konusu olmaksızın, her ülke, kendi bazında bu düzenlemeleri yapmaktadır. İflas hakkındaki topluluk konvansiyonu tasarısı ise tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Bu nedenle, işbu tasarıya yapılan, birleştirilmiş kurallara aykırı olduğu yönündeki bir eleştirinin de hiçbir haklı yanı bulunmamaktadır; çünkü, bu tür kurallar şimdilik mevcut olmadığı gibi, Avrupa Birliği üyesi devletlerin hepsinin benimseyerek kabul edeceği bir düzenlemenin hazırlanması uzunca bir zaman da alabilecektir.

Bu nedenledir ki, tasarının şirket kurtarmaya ilişkin hükümleri düzenlenirken, gerek Anglosakson mevzuatından gerekse kıta Avrupasındaki yasal düzenlemelerden yararlanılarak ve özellikle, bu yasal düzenlemelerin temelinde bulunan ilke ve alt ilkeler dikkate alınarak hazırlanmış ve hukukumuzun yerleşmiş kavramlarıyla ahenklik sağlanmıştır.

Tasarıyla;

- Yeniden yapılandırmaya ilişkin hükümler getirilmek suretiyle, borçlu işletmelerin mevcut mal varlığının öncelikle korunması, bilahara değerinin artırılması,

- Tasfiye ve yeniden yapılandırma arasındaki hassas dengeye ulaşılması,

- Bir ayırım yapılmaksızın, benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil bir çözümün gerçekleştirilmesi,

- Borçlunun mal varlığının, münferit alacaklılar tarafından zamanından önce tasfiyesinin önlenmesi ve dolayısıyla, alacaklılar arasında eşitliğin sağlanması,

- İflas ve konkordato prosedürlerinin zamanında, etkili ve tarafsız bir şekilde sonuçlandırılması,

- Takip sürecinin, alacaklının ve borçlunun hak ve menfaatlarını zedelemeden, bunlar arasındaki hassas dengeyi bozmadan hızlandırılması,

- Kanunda yer alan hakların suiistimaline, özellikle kötü niyetli itirazlar ve davaların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması,

- Günümüz gereklerine uymayan cüzî ve küllî icra sürecini yavaşlatan yöntemlerin değiştirilmesi,

Öngörülmektedir.

Böylece, tasarıyla, malî sıkıntı içinde bulunup da yeniden yapılandırılmaları halinde yaşamaları mümkün olan işletmelere, faaliyetlerini verimli bir şekilde sürdürebilecekleri bir ortamın sağlanması, bu şekilde ticarî faaliyetlerin sürdürülmesi ve genişlemesi yoluyla, tedarikçi ve alıcı durumunda olan diğer işletme ve kişilere istihdam ortamı oluşturularak, sonuçta kapasite kullanımının artırılması da sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarı geneli itibariyle olumlu düzenlemeler getirmekte, bir darboğazdan geçmiş olan Türk ekonomisindeki iyi niyetli borçlulara, sermaye şirketlerine, bir nebze de olsa, son şans olarak, alacaklılarla da uzlaşarak, her iki tarafın; yani, alacaklı ile borçlunun uzlaşma yoluyla durumlarını yeniden yapılandırmalarına imkân verilerek, bir hayat hakkı daha tanınmaktadır.

Tasarının muhtelif maddeleriyle İcra ve İflas Kanununun muhtelif maddeleri değiştirilmekte "yurt düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden" ibaresi "tirajı yüzbinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden" şeklinde değiştirilerek, ilan yapılabilecek gazete sayısı artırılmış, gazetenin seçiminde daha geniş bir takdir yetkisi verilmiş ve yapılacak ilandan beklenen faydanın sağlanması amaçlanmıştır.

Ayrıca, tasarının 3 üncü maddesiyle, kesinleşen kıymet takdirlerinin geçerlilik süresi, menkul ve gayrimenkul mallardaki iki ayrı süre kaldırılarak, her iki malda da iki yıllık süre öngörülmüştür.

Hükümet tasarısında olmayan, fakat, Adalet Komisyonumuzda kabul edilen 5 inci maddeyle de, ticaret hukuku ile icra ve iflas hukukunun ortak alanlarından birisini oluşturan sermaye şirketlerinin malî durumunun bozulması halinde alınacak tedbirlerin başında, tümü itibariyle kapsamlı bir tedbir niteliğinde olan "iflasın ertelenmesi" kurumu gelmektedir. Malî yapısı sağlam işletmelerin dahi dış faktörlerin tesiriyle sıkıntıya düşmesi, son yıllarda çok sık görülen bir gerçektir. Borçlarını ödeyemeyen borçlunun mal varlığının tasfiye edilerek parça parça satılması ve sağlanan paranın alacaklılar arasında belli oranlar içerisinde pay edilmesini sağlayan iflas usulüyle, iflastan kurtulma amacı olarak öngörülen konkordato başvuruları çoğalmıştır. Uzun zaman kullanılmayan veya az kullanılan, Türk Ticaret Kanununun 324/son maddesindeki iflasın ertelenmesi kurumunun ihtiyaca tam cevap verebilecek şekilde kullanılabilmesi için, 30 Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 sayılı Yasayla, İcra ve İflas Kanununda düzenlemeler getirilmiştir.

İflasın ertelenmesi kurumu önemli bir kurum olup, son yıllardaki iflas başvurularının önemli bir bölümünde, borçlunun kalan mal varlığının iflas yoluyla tasfiyesi, gerektirdiği masrafları bile karşılayamamaktadır. Bu durumda, işletmelerin iflasıyla ülke ekonomisinin kayıpları ve daha önemlisi istihdamın daralması, sosyal bir zaaf olarak kendini göstermektedir. İşletmelerin mahkeme gözetiminde iyileştirilme projeleriyle ayakta tutulabilmeleri, işletmeden alacaklı olanların menfaatlarını ve firma ortakları ile çalışanlarının yararlarını korumaktadır. Böylece, iflasın ertelenmesi yoluyla, malî sıkıntı içerisinde bulunup, yeniden yapılandırılmaları halinde yaşaması mümkün olan işletmelere, faaliyetlerini verimli bir şekilde sürdürebilecekleri bir ortamın sağlanması, bu şekilde, ticarî faaliyetlerini sürdürmesi ve genişlemesi yoluyla, tedarikçi ve alıcı durumunda olan diğer işletme ve kişilere istihdam ortamı oluşturularak, sonuçta kapasite kullanımının artırılması olanağı sağlanmak amacıyla, erteleme kurumunun detaylarının açıklığa kavuşması hedeflenmektedir.

4949 sayılı Yasayla eklenen madde, iflasın ertelenmesi süresini iki yılla sınırlandırmıştır. Oysa, bu süreç daha kısa sürede tamamlanabileceği gibi, işletmenin büyüklüğüne, içinde bulunduğu koşullara, ekonomideki oynamalara göre daha uzun da sürebilir. Bu sürenin katı olarak uygulanması, kurtulmasına çok az kalmış bir işletmenin çok kısa bir süreye daha ihtiyacı varken, yasal zorunluluk nedeniyle, iflası sonucunu doğurabilir. Kaldı ki, bu süreç, birçok dış ve iç faktöre de bağlıdır. Örneğin, ülke ekonomisinin gidişatı, sektörel rekabet, düzenleyici ve denetleyicilerin etkisi, sosyoekonomik yapı ve malî sektörün etkisi gibi dış faktörler ile organizasyonun büyüklüğü, yönetim yeteneği, operasyonel yetenek, faaliyetlere ilişkin altyapı, işletme sermayesi ve tedariki gibi birçok iç faktör bu sürecin süresinin belirlenmesinde etkili olacaktır. Bu nedenle, sürenin, her somut olayın kendi gelişim ve koşulları doğrultusunda hâkimin takdirine bırakılmasında yarar vardır. Zaten, kayyımlar vasıtasıyla, süreç, hâkimin ve mahkemenin kontrolü altındadır. Olumsuz gelişmeler olması halinde, her zaman, süreyi keserek iflasa karar vermesi mümkündür. Keza, her erteleme ayrı ayrı temyiz sürecine tabi olduğundan, hâkimin işlemleri de Yargıtayın denetimi altındadır. Bu nedenlerle, sürenin sınırlandırılmasının, düşünülen faydalardan çok, ciddî sakıncaları bulunmaktadır. Kaldı ki, doktrinde, iflasın ertelenmesi kurumunun süresiz olmadığı da genel olarak kabul edilmektedir. Somut duruma göre, mahkeme ve Yargıtay süreyi ayarlayabilecektir. Yine de, erteleme süresinin uzatılmasına ilişkin bir üst sınır konulması da gerekmektedir.

Finansal darboğaz yaşamakta olup, yeniden yapılandırılmaları halinde yaşamaları mümkün olan firmaların faaliyetlerini verimli bir şekilde sürdürebilecekleri bir ortamın sağlanması amacıyla ortaya konulan 4743 sayılı Malî Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun, yani "İstanbul Yaklaşımı" bu kanun çerçevesinde firmalara verilen süreler dikkate alındığında, İcra ve İflas Yasasındaki mevcut iki yıllık sürenin yetersiz kaldığı açıktır. Zira, bununla ilgili uygulamada, yapılan anlaşmaların çoğunda, ilk iki yıllık süre borçlunun rehabilitasyonu için ödemesiz dönem olarak bırakılmaktayken, mahkemenin iki yılın neticesinde iyiye doğru giden bir firmanın iflasına karar vermek zorunda kalması pek doğru olmasa gerektir. Bu nedenlerle ve gerekçelerle 5 inci madde tasarıya ilave edilmiştir.

Tasarının diğer maddelerinde ise, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun Onikinci Babının başlığı "KONKORDATO İLE SERMAYE ŞİRKETLERİ VE KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN YAPILANDIRILMASI" olarak değiştirilmiş ve "IV. SERMAYE ŞİRKETLERİ VE KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN YAPILANDIRILMASI" üst başlığı altında 309/m ilâ 309/ü maddeleri eklenmiştir. Bu maddelerde, uzlaşma yoluyla yapılandırmanın nasıl olacağı, yeniden yapılandırma projesinin ne şekilde olacağı, hangi hususları içereceği, hangi belgelerin ekleneceği öngörülmektedir.

Yeni getirilen söz konusu bu kurum, konkordatodan farklı olarak, esas itibariyle, büyük işletmelerin borçlarının yeniden yapılandırılmasını sağlamak için düzenlendiğinden, bütün borçluları değil, sadece sermaye şirketlerini ve kooperatifleri kapsamaktadır. Bir sermaye şirketinin veya kooperatifin bu düzenlemeden yararlanabilmesi için aciz halinde olması veya böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemel bulunması gerekmektedir. Buna göre, sermaye şirketi veya kooperatif, muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda olmalı veya mevcut ve alacakları borçlarını karşılamaya yetmemeli ya da böyle bir duruma düşeceği konusunda kuvvetli emareler olmalıdır. Bu durumda olan bir sermaye şirketi veya kooperatif, eğer belli oranda alacağa sahip alacaklıların çoğunluğuyla borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda bir proje üzerinde anlaşabilirse, mahkemeye başvuracaktır.

Getirilen düzenlemeyle, borçlunun, bütün alacaklılarla uzlaşmak zorunda olmayıp, sadece projeden etkilenen alacaklılarla uzlaşması yeterlidir. Bu durumda borçlunun birkısım alacaklılarla işlerini sürdürürken diğer birkısım alacaklılarla borçlarını yeniden yapılandırmak için uzlaşabilmesi mümkün kılınmaktadır. Ayrıca, borçlunun, benzer alacağa sahip alacaklılar arasında alacaklı sınıfları oluşturması da mümkündür; ancak, bu durumda her alacaklı kategorisinin projeyi gerekli çoğunlukla kabul etmesi gerekmektedir. Böylece, borçluların bu hükümlerden daha kolay yararlanmaları ve sistemin daha işlevsel olması sağlanmıştır.

Proje hazırlandıktan sonra müracaat edilen asliye ticaret mahkemesinde nasıl bir prosedür işleyeceği de tasarıda açıklanmıştır. Tasdik ve talebin reddi halinde neler olacağı belirtilmiştir. Ayrıca, projenin tadiline de imkân tanınmıştır. Vergi istisnaları ve teşvik belgeleri de sıralanmıştır.

Tasarıda, son olarak da, geçici madde eklenerek, Anayasa Mahkemesinin 26.10.1965 tarihli ve 25/57 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.11.2003 tarihli ve 2003/737 esas, 2003/700 karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere, icra tetkik mercii, ceza yargılamasında hürriyeti bağlayıcı ceza verebilmekte ve hukuk yargılamasında maddî hukuk kurallarını uygulamak suretiyle uyuşmazlıkları gidermekte ve bu suretle, objektif hukuk bağımsız hâkimler eliyle uygulanmakta olduğundan, bir mahkeme niteliğindedir. İcra tetkik merciinin mahkeme olarak ifade edilmemesi nedeniyle uygulamada pek çok tereddütler oluşmaktadır. Maddeyle, hem bu tereddütler giderilmekte hem de tetkik merciinin yerine getirdiği görevlere uygun biçimde icra mahkemesi olarak anılmasını sağlamak amacıyla, İcra ve İflas Kanununda yer alan "icra tetkik mercii", "tetkik mercii" ve "mercii" ibareleri "icra mahkemesi"; "icra mercii hâkimi" ve "mercii hâkimi" ibareleri "icra hâkimi" olarak değiştirilmiştir.

Sözlerime burada son verirken, tasarının ülkemiz ve ekonomimize hayırlar ve bereketler getirmesini diler; hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Recep Özel (AK Parti, Isparta). “İcra iflas kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ( s.sayısı :372 )”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 12 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-ozel-22-2004-02-12-icra-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-sa (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
