# Vakıflar kanunu hakkında (s.s.1239)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recep Özel (AK Parti, Isparta)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim
- **Tarih:** 1 Kasım 2006
- **Gündem:** VAKIFLAR KANUNU HAKKINDA (S.S.1239)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c133/b013/tbmm221330130314.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recep-ozel-22-2006-11-01-vakiflar-kanunu-hakkinda-s-s-1239

> Recep Özel (AK Parti), 1 Kasım 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKIFLAR KANUNU HAKKINDA (S.S.1239)); konuşma 2.286 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (İsparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Kanun Tasarısı hakkında AK Parti Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlarım.

Vakıf, bir mülkün menfaatlerinin hayri, sosyal ve kültürel hizmetlere tahsis edilmek üzere, özel mülkiyetten çıkarılarak kamu mülkiyetine geçirilmesi şeklinde tanımlanabilir.

Günümüzün gelişmiş ülkelerinde, sosyal devletin yapmak durumunda olduğu pek çok kamu hizmetinin ucuza ve kaliteli olarak yerine getirilebilmesi için. Özünde bireylerin yaşadığı topluma bir şeyler verme ve kamuya yararlı işler yapma isteği ve heyecanı bulunan kişilerin kurduğu sivil toplum kuruluşlanndan etkin olarak faydalanılmaktadır. Bu kuruluşlar içerdikleri birey dinamizmi ile üstlendikleri ve görev edindikleri kamusal hizmeti etkin ve verimli olarak yerine getirirken, aynı zamanda, demokrasinin kökleşmesine, halkın yönetime katılmasına ve bireylerin yönelimi etkileme gücünün artmasına neden olmaktadır. (*) 1239 S. Sayılı Basmayan tutanağa eklidir. Sivil toplum kuruluşları bu özellikleri nedeniyle bizzat ulus devletlerce desteklenmekte, bu örgütlerin çalışmaları için hukuksal altyapılar oluşturulmakta ve bu kuruluşların faaliyetleri kaynak aktarılarak desteklenmekledir.

Devletin sosyal devlet anlayışı gereği yapması gereken, ekonomiden siyasete, bilimsel araştırmalardan teknolojik atılımlara, eğitimden sağlığa kadar pek çok kamu hizmetini üstlenen bu kuruluşlar, ulusal sınırları aşıp uluslararası boyuta ulaşmış ve hükümetlerin üniformasız askerleri olarak uluslararası arenada yerlerini almıştır. NGO. üçüncü sektör, bağımsız sektör, gönüllü kuruluşlar, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, hükümet dışı kuruluşlar veya sivil toplum kuruluşları olarak da anılan bu oluşumlar İçerisinde, demek ve vakıflar en büyük bölümü oluşturmaktadırlar.

Vakıf, dinî, medeni ve ilmî amaçlı sosyal hizmet ve hayır kurumudur. Toplumsal bir ortamda yaşamanın bazı sorumlulukları vardır, İnsanlık âlemi bu sorumluluklarını çeşitli yöntemlerle yerine getirmektedir. Farklı toplumlarda, biraz önce saydığım üzere, farklı İsimlerle ortaya çıkan bu dayanışma ve yardımlaşma yöntemleri bizim kültürümüzde "vakit" adıyla kendini göstermiştir.

Cumhuriyet Öncesi -kurulan vakıflar eliyle- devletin dış güvenlik, iç işleri ve adalet hizmetleri dışındaki tüm hizmetler vakıflar eliyle yürütülmüş olup, altyapıdan şehirciliğe, çevreden sağlığa, eğitimden kültüre, ekonomiden ticarete tüm hizmetler vakıflara konu olmuştur.

Vakıfta amaçlar farklı olmasına rağmen, vakıf kuran açısından temel hedef yardım etme, hayırla yâd edilme, arkasında güzel bir iz bırakma, ebediyete kadar adının baki kalmasıdır. İlk bakışta çok dağınık alanlara yayılmış birbirinden farklı görünümler sergileyen vakıf hizmetleriyle, insan şahsiyetinin, haysiyetinin ve hayatının korunması ve geliştirilmesi, insanların hayatta karşılaşabilecekleri maddi ve manevi zorlukların giderilmesi, ıstırap ve sefaletin dindirilmesi, hayatın güzelleştirilmesi, sosyal hayatın her türlü tehlike ve sarsıntılardan korunması amaçlanmaktadır.

Kısaca vakıf, genel olarak Osmanlı devletindeki bütün sosyal kurumları içine alan veya bütün sosyal kurumların çalıştığı, kullandığı bir hukuki organizasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Vakıf müessesesinin bütün sosyal kurumlan kapsaması, kamusal alanın tamamen vakıflara Icrk edilmesi, özellikle Batılı sosyal siyasetçilerin 16'ncı Yüzyıl Osmanlı toplumu için "vakıf cenneti" tabirini kullanmalarına neden olmuştur.

Toplumsal bir hizmetin görülmesi aşamasında hizmetten faydalananlar arasında oluşan sosyal ilişkilerin devamlılığı sosyal bütünleşmeyi de etkilemiştir. Bu sosyal ilişkiler sadece hizmetten faydalananlar arasında değil, aynı zamanda hizmeti dağıtanlar ile hizmetten faydalananlar arasında da oluşmakta, bu sayede herhangi bir kamu İhtiyacının giderilmesi ameliyesi toplumda yatay ve dikey sosyal ilişkilerin artmasını da sağlamıştır,

Osmanlı'nın son döneminde merkezîleşme hareketleri, dağınık vaziyet alan vakıfların tek elde toplanması, vakıf sektöründe baş gösteren yolsuzlukların ortadan kaldırılması, devlet çalısının Batı tarzı merkezî bir anlayışla yeniden organize edilmesi ve vakıf potansiyelinden devletin diğer sektörlerinde de yararlanılması fikriyle Evkaf Nezareti kurulmuştur.

Batılılaşma döneminde vakıfların yönetiminin m erk ezîleşt irilmesi sonucu, vakıfların imkânlarının ve gelirlerinin devletin diğer sektörlerine aktarılması ve sonrasında yapılan hukuki düzenlemelerle. Hazine ile Vakıflar arasında mevcut alacak ve borçların karşılıklı ibra edilmesi, birçok vakfın bakımı için masraf gerektiren hayrat yapıların Evkaf Hazinesine kalması, bu kurumlara gelir sağlamak İçin tahsis edilen taşınmazların azalması, hayrat eserlerin harap olmasına, hayri hizmetlerin ve vakıf hizmetlerinin durma noktasına gelmesine de neden olmuştur.

3 Mart 1924 tarihli ve 429 sayılı Yasa İle de Evkaf Vekâleti kaldırılmış ve bu görevler. Başbakanlığa bağlı Vakıflar Umum Müdürlüğüne devredilmiştir. 1935 yılında da Vakıflar Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu tarihler arasında vakıflarla ilgili herhangi bir mevzuat yürürlüğe konulamamış. Evkaf Umum Müdürlüğü ve Vakıflar bütçe kanunlarına eklenen maddelerle idare edilmiştir. Bu dö- nemde yapılan yasal düzenlemelerle, birçok vakıf taşınmaz ve gelirleri diğer kamu kurum ve kuruluşlarına aktarılmış, vakıfların ekonomik güçleri azaltılmıştır.

Vakıfların çeşitleri olarak da: Mazbut, mülhak, cemaat ve yeni vakıf olarak daçeşitlcndirilmck- tedir.

Mazbut vakıf 17 Şubat 1926 tarihinden önce kurulmuş ve vak fi yel erin deki amaçlan gerçekleştirmek üzere kurulan, ancak, vakfiyesi gereği, yönelecek kişi kalmadığından, lıayri hizmetlerini gerçekleştirmesi fiilen ve hukuken imkânsız hale geldiğinden, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yaşatılan, yönetilen ve temsil edilen vakıflardır. Başlangıçta 200 binin üzerindeyken, günümüzde mazbut vakıf sayısı 41.550 adettir.

Mülhak vakıf ise, 17 Şubat 1926 tarihinden önce kurulmuş ve vakfedenin soyundan gelenler tarafından yönetilmesi şart edilen vakıflardır. Günümüzde 300 adet mülhak vakıf bulunmaktadır.

Cemaat vakfı, cumhuriyet öncesinde gayrimüslim Türk vatandaşlarının oluşturduğu hayır kurumlarıdır. 1936 yılında düzenledikleri beyannameler ile Vakıflar Genel Müdürlüğündeki kütüğe tescil ve kayıtları yapılmıştır. Böylece, cemaatlere ait bu hayır kurumlan vakıf olarak kabul edilmiştir. Cemaatlerin seçtiği yönetim kurulları tarafından yönetilen bu vakıflar 161 adettir. Türk Medeni Kanunu'na göre, belli bir cemaati desteklemek amacıyla vakıf kurulması mümkün olmadığından, yeni cemaat vakfı kurulması hukuken de mümkün değildir. Yeni vakıf, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir gaye özgüle- meleriyle kurulan vakıflardır, 4.450 adettir.

Peki, bu yeni Vakıflar Yasası'na niye ihtiyaç duyuldu ve niçin yasalaştırılmaya çalışılıyor? Bu bağlamda, şu gerekçeler de sıralanabilir: Özel hukuk tüzel kişiliğine haiz vakıfların vakfiyelerinde ve vakıf senetlerinde yazılı hayır şart ve hizmetlerinin sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi, toplumun sosyal yapısının güçlendirilmesi, mimari ve tarihî değere sahip vakıf, abide ve eserlerin muhafazası, onarımı ve yaşatılması, vakıflara ait taşınmazların ekonomik bir şekilde işletilmesi ve değerlendirilmesi, Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulama göz önünde bulundurularak, mülhak, cemaat ve Türk Medeni Kanunu'na göre kurulan vakıflarımızın yapılandırılması ve amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunmalarının temin edilmesi, vakıflarımızın çağdaş yapıya kavuşturulması, toplumda saydamlığın oluşturulması, Avrupa Birliği süreci içerisindeki ülkemiz insanının katılımcı, saydam, hesap verilebilir, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir vakıf yönetiminin oluşturulması, vakıf teşkilatının çağdaş kamu yönetimi anlayışına uygun şekilde yeniden yapılandırılması, vakıf hizmetlerine ilişkin temel ilke ve esasların belirlenmesi, mazbut, mülhak, cemaat ve Türk Medeni Kanunu'na göre kurulan vakıflarımızın dağınık mevzuatının bir araya getirilmesi. Halen 10 ayrı kanun, 6 tüzük, 6 tebliğ ve 27 yönetmelikle bu hizmetler yürütülmektedir. İşte, tüm bu amaçlarla, İşbu tasarı yasalaştırılmaya da çalışılmaktadır. Halen vakıf kurma ve vakıflarda yönetici olmayla ilgili birtakım kısıtlamalar var iken, demokratik, çağdaş ve katılımcı bir anlayışla hazırlanan tasarıyla, yönetici olmak kolaylaştırılmış, olamayacakların kriterleri belirlenmiştir. Türkiye'de yerleşim hakkına sahip yabancılara yeni vakıfların yönetim organlarında görev alabilme imkânı sağlanmıştır. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen yöneticiler, ağır bir müeyyide olan doğrudan görevden alma, yani azil davasıyla karşılaşırken, yapılan düzenlemeyle, önce idarece uyarı, daha sonra ledbir, yani. idari para cezası, daha sonra da mahkemece görevden alma şeklinde kademclendirilerek, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı müeyyide uygulaması sağlanmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nda yer alan, vakıflarda üyelik olamayacağına ilişkin hüküm nedeniyle, senetlerinde özel bir hüküm bulunmayan vakıflar boşalan organ üyeliklerini tamamlayamayarak dağılmaktayken, boşalan organ üyeliklerinin tamamlanması imkânı getirilerek, vakıfların yaşaması sağlanmaktadır.

Ayrıca, vakıf yöneticilerinin sorumlulukları, objektif, yoruma ve tereddüde gerek kalmayacak şekilde açıkça belirlenmiştir. Yabancıların Türkiye'de vakıf kurucusu olabilmeleri mütekabiliyet esasına bağlanmıştır. İçişleri Bakanlığından izin alma zorunluluğu kaldırılarak, vakıflar, izin almaksızın uluslararası faaliyet ve iş birliğinde bulunabilecekler, yurt dışında şube ve temsilcilik açabilecek, üst kuruluşlar kurabilecek, yurt dışında kurulmuş kuruluşlara üye olabilecekler, yurt içi ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdî bağış alabilecek ve bunu yapabileceklerdir. Bu işlemlerini de banka üzerinden ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne de bildireceklerdir. İktisadi işletme ve şirket kurabilecekler, kurulmuş şirketlere ortak olabileceklerdir.

Bir başka düzenlemeyle de, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan vakıf denetimleri, çağdaş bir anlayışla, organlarına, bağımsız denetim kuruluşlarına iç denelim yaptırabileceklerdir. Gerek görüldüğünde, mevzuata ve amaca uygunluk denetimi Genci Müdürlükçe yapılacaktır.

Vakıfların temsilinde, bu tasarıyla, modem bir anlayışa sahip olmakta, vakıflar en üst karar organı olan Vakıflar Meclisinin oluşumunda, mazbut vakıfları da temsil eden Genel Müdür ve yardımcıları ile 1. Hukuk Müşavirinden oluşan 5 üye, müşterek kararnameyle atanacak 5 üye, yeni vakıfları icmsilen 3 üye, mülhak ve cemaaf vakıflarını (emsilen I 'er üyeden oluşan toplam 15 kişilik bir meclis yapısına kavuşmakta. Her vakıf çeşidi, kendilerini temsil edecek meclis üyelerini kendileri seçecektir. Böylece, vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün en üst karar organında temsil edilmiş olacaklardır, bu da bir ilktir.

Vakıfların mal varlıklarıyla İlgili tasarıda yapılan düzenlemeler ise şöyledir: Asgari mal varlığının idare tarafından belirlenmesi halinde dar amaçlı bir vakıf için dahi sabit büyük bir miktar kuruluş mal varlığı istenirken, amacı gerçekleştirmeye yetecek kuruluş mal varlığının belirlenmesi mahkemelere bırakılmaktadır. Halen Vakıflar Meclisinden izin almak zorunda olan vakıflar, izin almaksızın mal edinebilecekler ve bu malların üzerinde tasarrufla bulunabileceklerdir. Vakıflar. Vakıflar Meclisi ile mahkemeden izin alarak mallarını satarken, başlangıçta özgülenen mallar dışında kalan mallarını serbestçe satabilecek ve değiştirebileceklerdir.

Hayrat taşınmazları haczedİlemeyecek, rehnedilemeyecek ve bu taşınmazlarda kazandırıcı zaman aşımı işlemeyecek. Malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmayacaktır.

Tapu kayıtları üzerinde vakıf şerhi bulunan taşınmazın kullanıcılarının mülkiyetlerine geçirilebilmesi için ödenmesi gereken taviz bedelleri, defterdar! ıklarca belirlenen taşınmazın rayiç değerinin yüzde 2û"si oranında iken, emlak vergisi değerinin yüzde (O'una indirilerek, özellikle kırsal alanda yaşayan ekonomik gücü yetersiz olan vatandaşların düşük bir bedelle kullandıkları taşınmazlara sahip olması da sağlanmaktadır.

Tasarıda, Adalet Komisyonumuzda konulan ek bir fıkrayla da, kurucuların çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların mal edinmeleri, Tapu Kanunu'nun 35'inci maddesine tabi olacağı belirtilmiştir.

Vakıf eski eserlerimizin korunması da bir o kadar önemli ve ecdat yadigârına saygının bir ifadesidir. Bu bağlamda yapılan düzenlemelerle, vakıflara ait eski eserlerin bakım, onarım ve restore edilmesi, yaşatılması için kişi ve kuruluşlarca yapılan harcamalar, bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamaları vergiden istisna olacaktır.

imar planlan düzenlenirken, vakıf eski eserlerle ilgili kurum görüşünü alma mecburiyeti de getirilmiştir. Yurt dışındaki eski eserlerin ihyası ve vakıf emlak konularıyla ilgili Dış İlişkiler Daire Başkanlığı kurulmuştur. Yurtdışında sadece Balkanlardaki 1.500 civarındaki tarihî eserle İlgili hiçbir işlem yapılamazken, ecdat yadigârı bu eserler onarı labi I ece k, bu eserler için bütçe ayrılabilecektir.

Ayrıca, Vakıflara ait taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve muhafazası için diğer kamu kurumları görevli kılınmıştır.

Vakıflarımıza ekonomik açıdan da kolaylıklar sağlanmakta, vakıflara yapılan taşınır ve taşınmaz mal bağışlarından vergi alınmayacak, bununla da vakıflara bağış yapılması teşvik edilmiş olacaktır. Vakıfların Ödedikleri denetim payları da kaldırılmakta, böylece ekonomik bir katkı sağlanmaktadır. TBMM B:I3 1 . 11 . 2006 O: 4

Vakıflara ait taşınmazların, onarım veya inşa bedeli göz önüne alınarak, azami kiralama süresi Vakıflar Meclisi kararıyla yirmi dokuz yıldan kırk dokuz yıla çıkarılarak, vakıf taşınmazlarının daha rasyonel ve ekonomik değerlendirme imkânı sağlanmaktadır.

Kamuoyunda çok tartışma konusu yapılan cemaat vakıfları i!e ilgili yapılan düzenlemeler ise, cemaat vakıflarının mal edinmeleri ve malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilmeleri hakkı, 57'nci Hükümet döneminde, yani, DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde, 3 Ağustos 2002 tarihli ve4771 sayılı Yasa'yla sağlanmıştır.

Nitekim, bu düzenlemeyle, cemaat vakıfları, 364 adet gayrimenkulu kendi üzerlerine tescil ettirmişlerdir. Bu Tasarı'y la cemaat vakıfları, kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılmayan taşınmazları diğer vakıf çeşitlerinde yapılan düzenlemeye paralel olmak üzere Vakıflar Meclisi kararıyla gelir getirici hale dönüştürebilecek ve aynı cemaate ait başka bir vakfa lahsis edebilecektir.

Cemaat vakıflarının hayrat ve amaçları Vakıflar Meclisi kararıyla, değişen şartlara göre yeniden düzenlenebilecek, ihtiyaçlara uygun hale geliri leb ileceklerdir.

Cemaat vakıflarının 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup halen tasarruflarında bulunan namı müstear veya namı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile yine, 1936 beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edilmiş; bağışlanmış, fakat, mal edinememe gerekçesiyle halen Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet eden veya bağışlayanlar adına kayıtlı olan taşınmazları Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sekiz ay içerisinde müracaat edilmesi halinde Vakıflar Meclisinin olumlu kararıyla vakıfları adına tescilleri yapılabilecektir.

Cemaat vakıfları ile ilgili yapılan düzenlemelere Ana Muhalefet Partisi, Lozan Anlaşması'nın delindiği ve diğer birtakım gerekçelerle karsı çıkmaktadır. Aslında, bu Tasarı'nın bu düzenlemeleriyle, delinen Lozan Anlaşması yeniden bir ölçüde famir edilmektedir. Şöyle ki: Lozan Anlaşma- sı'nın 42'nci maddesinin son fıkrasının son cümlesi: "Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgeyemeyecektir," hükmü bulunmaktadır,

1974 yılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararıyla... Gerçi, 1936 beyannamesi bu vakıflar için birer vakıfname olarak kabul edilmiş. Burada yer almayan mallar ile bağış kabul etmek, gayrimenkul satın alma gibi hususlar beyannamede bulunmadığından yapılan işlemler iptal edilmiştir. Ayrıca, bu cemaat vakıfları yabancı birer tüzel kişilikmiş gibi kabul edilerek bu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararıyla yabancıların Türkiye'de mal edinmeleri önündeki Tapu Kanunu'nun 35'inci maddesine göre mal ccl İnemeyeceği hükmüne varmıştır. Tabii ki bu hükmün de ne kadar Lozan'a uymakta olduğu da tartışılır. Her şeyden önce, bu vakıfların mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan gayrimüslimlerdir, yani Türk vatandaşıdırlar. Yapılan bu düzenlemeyle zaten mal edinmeleri imkânı daha önceden sağlanmış olan bu vakıfların geçmişle o veya bu sebepten tescil edilememiş taşınmazların adlarına tescili imkânı sağlanmaktadır.

Cemaat vakıflarının mal etftnmeferinm Anayasa'ya aykırı olduğu idoTasıyı'a 4771 sayın V'a- sa'nın ilgili maddesinin iptali için açılan davada da Anayasa Mahkemesinin 27 Aralık 2002 taıih ve 2002/146 esas 20O2'yc 201 sayılı Karan'yla yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. "2762 sayılı Yasa kapsamındaki cemaat vakıfları ile diğerleri ve Türk Medeni Kanunu'na göre kurulan vakıflar aynı hukuksal durumda bulunmadıklarından bunların farktı kurallara bağlı tutulmalarında eşitlik ilkesine aykırılık yoktur ve ayrıca yasalardaki değişikliklere bağlı olarak mahkeme içtihatlarının da değişmesi doğal bir süreç olup bu durumun yargı bağımsızlığını zedeleyen veya kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı düşen bir yanı bulunmamaktadır" gerekçeleriyle mal edinmelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı kararına da varmıştır.

Sonuç olarak, insanlığın ortak tecrübesine dayanan vakıflar, ülkemizde yaşayan milyonlarca insanın Özgür ve müreffeh yaşaması kadar gelecek nesillerin mutluluğu açısından da önemlidir. Sosyal dengelerin kısmen de olsa vakıflar yoluylû sağlanması, vakıfların, çağdaş, ölçülebilir, dcnetle- ncbilir, bürokrasiden uzak bir yapı ve bütçeye sahip olmasıyla mümkündür. İşte, bu tasarının ana hedefi ve gayesi de budur.

Toplam, mazbut, mülhak, cemaat ve yeni vakıf olarak 46.500 civarında vakıf bulunmaktadır. bunun sadece 161 adedi cemaat vakfıdır.

Vakıf bizim kendi medeniyetim İzdir, kültürümüzdür. Dünyada, vakıf medeniyetini götüren bizleriz. Asıl yapılmak istenen bu düzenlemeler, bu medeniyetimize, kültürümüze sahip çıkmaktır.

Birtakım tanışmalara, yapılmak istenen bu güzel değişikliklerin kurban edilmeye çalışılması, medeniyetimize bir çelişki, kendi medeniyetimiz önüne koyacağımız bir engel olacaktır.

Tasarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Recep Özel (AK Parti, Isparta). “Vakıflar kanunu hakkında (s.s.1239)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 1 Kasım 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-ozel-22-2006-11-01-vakiflar-kanunu-hakkinda-s-s-1239 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c133/b013/tbmm221330130314.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
