# 2013 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 10 Aralık 2012
- **Gündem:** 2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=19790
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/recep-tayyip-erdogan-24-2012-12-10-2013-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2011-yili-merkezi-yonetim-kesin-h

> Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti), 10 Aralık 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 2.092 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin ülkemize, milletimize, demokrasimize ve ekonomimize hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Konuşmamın hemen başında, 2013 bütçe tasarısının hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanım olmak üzere tüm bakanlık mensuplarına, Plan ve Bütçe Komisyonumuza, tüm bakan, milletvekili arkadaşlarımıza, bürokrat ve teknokratlarımıza şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul aşamasında yapıcı, yol gösterici, katkı sağlayıcı şekilde, özellikle de karşılıklı saygı ve nezaket dairesinde müzakere edilmesini de gönülden diliyorum.

Şunu özellikle burada ifade etmek istiyorum: Bugün görüşmelerine başladığımız 2013 yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanmış 11’inci bütçedir. Şu ana kadar 10 bütçe hazırladık ve tamamını da başarıyla uyguladık. Bugün 2013 yılı bütçesini görüşürken, AK PARTİ hükûmetlerinin 11’inci bütçesini müzakere ederken aslında geride bıraktığımız on yılın da muhasebesini yapıyoruz. Aynı zamanda, önümüzdeki on yılın da planlamasını gerçekleştireceğiz. Sizlere dağıttığımız konuşma kitapçığında geride bıraktığımız on yıla ilişkin oldukça detaylı ama yine de özel niteliğinde bir icraat dökümü bulunuyor. Ben burada ayrıntılara girmeden hem geride kalan on yıla hem de önümüzdeki on yıla ilişkin değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak arzusundayım.

Bir kere en başta şunu ifade etmek durumundayım: Geride bıraktığımız on yıl, her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da seksen dokuz yıllık cumhuriyet tarihimizin en parlak dönemlerinden biri oldu. AK PARTİ’nin on yıllık başarılı icraat dönemini cumhuriyet tarihimizin tamamıyla kıyasladığımızda birileri nedense bundan rahatsız oluyor. Şunu herkes bilsin ki biz asla ve asla bir hesaplaşma içinde değiliz; tam tersine, biz, 29 Ekim 1923’te kurulmuş cumhuriyetimiz için neler yaptığımızı, cumhuriyetimize neler kazandırdığımızı, Türkiye Cumhuriyetini hangi seviyeden alıp hangi seviyelere taşıdığımızı ve taşıyacağımızı konuşuyoruz.

Elbette, Gazi Mustafa Kemal’den bugüne kadar cumhuriyet için, ülke için, millet için taş üstüne taş koymuş, çalışmış, üretmiş herkese şükran borçluyuz, minnet borçluyuz. Ancak şunu da görmek durumundayız: Ne yazık ki Gazi Mustafa Kemal’in vefatının ardından bazı istisnai durumlar haricinde Türkiye’nin potansiyeli yeterince kullanılmamıştır. Türkiye’nin enerjisi, heyecanı, zengin kaynakları, dinamik ve genç nüfusu gereksiz tartışmalarla, gereksiz müdahalelerle âdeta heba edilmiştir. Biz, on yıllık AK PARTİ Hükûmet dönemlerini, cumhuriyet tarihimiz içinde bir kıyaslamaya tabii tutarken bir yandan neleri başardığımızı anlatıyor, bir yandan da bu başarıların geçmişte neden elde edilemediğinin sorgulamasını yapıyoruz.

Şair Orhan Veli’nin deyimiyle bu ülke için kimlerin sadece nutuk attığını, kimlerin de taş üstüne taş koyduğunu hizmet ürettiğini milletimiz görsün istiyoruz. Bizim her zaman ifade ettiğimiz bir gerçek var. Son on yılda elde ettiğimiz başarılar, AK PARTİ hükûmetlerinin başarısından ziyade bizatihi bu aziz milletin başarısıdır yani son on yılda elde edilen başarı, Türkiye’nin başarısıdır, milletin başarısıdır, cumhuriyetin başarısıdır. Biz, eğer, hemen her alanda cumhuriyet döneminin rekorlarını elde ettiğimizi söylüyorsak bunu milletimiz adına, ülkemiz adına, cumhuriyetimiz adına bir kazanım olarak görüyor, bunun heyecanıyla söylüyoruz. Özetle, cumhuriyet döneminin rekor seviyelerine ulaşan yine cumhuriyettir, cumhuriyetin ta kendisidir. Cumhuriyet döneminin rekorlarını elde etmiş olmamızdan hiç kimse rahatsız olmasın, tam tersine, cumhuriyetin fertleri olarak cumhuriyetimizin ulaştığı seviyeyi görerek bundan herkes mutluluk duysun istiyorum.

Bakın, tekrar ediyorum: Biz, AK PARTİ dönemine kadar, 79 yılda yapılanları elbette takdir ediyoruz. Ama, biz, şunun da artık cesaretle, herkes tarafından sorgulanmasını istiyoruz: 79 yıllık süreçte Türkiye’nin erişmiş olması gereken seviye 2002’deki o seviye midir? Türkiye çok daha fazlasını hak etmemiş miydi? 1945’te taş üstünde taş kalmayan Almanya ve Japonya, dünyanın en büyük ekonomileri hâline geldiler. 1960’larda Almanya kalkınmak için bizim iş gücümüze ihtiyaç duydu. 1970’lerde uzaya gidiliyordu, 1980’lerde küreselleşme dünyayı etkisi altına alıyordu, 1990’larda kapalı rejimler yıkılıyordu ama bütün bu süreçte Türkiye kendi iç meseleleriyle uğraşıyor, demokrasiye yönelik müdahalelerle sürekli kan kaybediyordu. Daha 1930’larda, Boğaz’a köprü için proje hazırlayanları, uçak sanayisi için, savunma sanayisi için büyük girişimde bulunanları, Gazi Mustafa Kemal’in talimatlarına rağmen dönemin hükûmetleri, bakanları dışladı, öteledi. Bu Parlamento içinde bunu çok iyi bilenler var şu anda. Yatırım ortamı iyileştirilmedi, eğitimin altyapısı güçlendirilmedi, Türkiye için büyük, geniş, iddialı bir vizyon gözetilmedi. On yıllar boyunca Türkiye, yapay tartışmalarla, sanal korkularla kendi milletini, kendi evladını iç düşman ilan eden, “Cumhuriyet tehlikede.”, “Laiklik elden gidiyor”, “İrtica geliyor.” diyerek paranoya üreten bir zihniyetle enerjisini kaybetti. Siyaset kurumuna yönelik güvensizlik, koalisyon hükümetleri olarak tezahür etti. On yıllar boyunca koalisyon dönemlerinde Türkiye ağır bedeller ödedi. Bütün bunlara ek olarak, Türkiye, demokrasiye geçişin ardından ortalama 10 yılda bir müdahaleye maruz kaldı. Ülkemiz, yine, çok ağır bedeller, çok ağır maliyetler ödedi. Bugün, bizim, ekonomide elde ettiğimiz başarıları cumhuriyetle bir hesaplaşma gibi lanse edenler önce çıksınlar, müdahalelerdeki rollerini, darbeler karşısındaki destekleyici tavırlarını sorgulasınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar).

Bakın, 27 Nisan bildirisi, AK PARTİ Hükûmetinin dik duruşu sayesinde sadece beyhude bir girişim olarak kalmış, akamete uğratılmıştır. Buna rağmen, bu e-bildirinin Türkiye’ye sadece faiz yoluyla maliyeti yıllık 2 milyar dolar olmuştur. 28 Şubatın bu ülkeye maliyetinin ne olduğunu varın siz kıyaslayın. 12 Eylülün, 12 Martın, 27 Mayısın bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına, vatandaşlarına nasıl bir ekonomik külfet yüklediğini varın siz hesap edin. Türkiye eğer bu kesintileri yaşamasaydı, Türkiye içerideki yapay meselelerle enerjisini harcamasaydı belki de bundan on yıllar önce dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri hâline gelirdi. Geç de olsa bunu biz başaracağız. On yıl önce başlattığımız süreci kararlılıkla devam ettirecek, inşallah Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri konumuna getireceğiz.

Türkiye’de demokratikleşme ile ekonomi arasındaki doğru orantılı yaşadığımız tecrübelerin ışığında, şüpheye mahal bırakmayacak derecede artık her şey netleşmiştir. Demokratikleşme adımlarının atıldığı, reformların yapıldığı, özgürlüklerin genişlediği süreçlerde Türkiye ekonomisi her zaman büyümüş, ileri gitmiştir. Demokrasinin kesintiye uğradığı, özgürlüklerin daraltıldığı, devlet ile vatandaş arasında güven bunalımının oluştuğu her dönemde de ekonomi daralmış, telafisi on yıllar alacak maliyetler ortaya çıkmış, bu maliyetler de vatandaşın, dar gelirlinin, yoksulun omuzlarına bindirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin terörle mücadelesinde de bu tablo net olarak ortaya çıkıyor. Terör örgütü, bölgede, bir yandan demokratikleşme adımlarını etkisizleştirmeye çalışırken aynı zamanda, ekonomik yatırımları da engellemek için her yola başvuruyor. Ekonominin demokrasiyi, demokrasinin de ekonomiyi güçlendireceğini bilen terör örgütü, bölge halkının yoksul kalması, yoksun kalması için kalkınma yönünde atılan her türlü adımın karşısında duruyor. Bölgede baraj yapılmasını engellemeye çalışıyorlar, bölgede havaalanı inşaatlarının yapılmasını engellemeye çalışıyorlar, yol, enerji, konut projelerini sabote etmek için uğraşıyorlar. Hatta daha da ileriye gidiyor, hem demokrasinin hem de ekonominin can damarı olan eğitimi kesintiye uğratmak, bölge halkını cahil bırakmak için okulları yakıyor, yıkıyor, öğretmenlere saldırıyorlar.

Terör örgütü çok iyi biliyor ki eğer o çocuklar okurlarsa, okula giderlerse dağa çıkmayacaklar; o çocuklar okula giderlerse o çocukların eline taş verip, molotof verip attıramayacaklar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer o çocuklar okurlarsa -terör örgütü de biliyor ki- o çocukları dağlarda ölmeye ve öldürmeye gönderemeyecekler. Bunu bildikleri için de hem demokratikleşmenin hem ekonomik kalkınmanın önünde set olmaya çalışıyorlar.

Demokrasiden de, ekonomik kalkınmadan da, terörle mücadeleden de vazgeçmeden, asla geri adım atmadan bu kutlu yolda yürümeye, kardeşlik içinde Türkiye’yi büyütmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Az önce, BDP Eş Başkanı, bu kürsüden, doğu, güneydoğudaki çocuklardan bahsetti. Allah aşkına, soruyorum sizlere: O çocukların eline taşı, molotofu veren -özellikle bunu söylüyorum- buna sessiz kalan siz değil misiniz? Bütün bunların yanında, siz değil misiniz o çocukları yokluğa, yoksulluğa mahkûm eden?

Değerli arkadaşlarım, bizim şu anda güneydoğu, doğu, bu bölgedeki yatırımlarımızın on yılda toplam bedeli -eski rakamla- 37 katrilyona ulaşmıştır. Bütün bu yatırımlar bu bölgede yapılıyor. Bunlar, cumhuriyet tarihinde görülmemiş adımlardır. Altyapısıyla, üstyapısıyla eğitimden sağlığa, adaletten emniyette, ulaşıma, enerjiye, tarıma, aklınıza ne gelirse, her alanda bu adımları attık ve biz bugüne kadar bu attığımız adımları da kesintiye uğratmadık ve uğratmayacağız, yine buna devam edeceğiz çünkü biz “Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız.” dedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz “Etnik milliyetçilik yapmayacağız.” dedik… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …ve biz “Dinsel milliyetçilik yapmayacağız.” dedik. Bu kürsüye çıkıp da bizi özellikle mezhepçilikle sınayanlar önce aynaya baksınlar ve orada kendilerini görsünler... (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …ve biz, attığımız adımlarla, yaptığımız yatırımlarla, böyle bir anlayışın içerisinde olmadığımızı her yerde ispatladık.

Bakın değerli milletvekilleri, bundan on yıl önce, Türkiye, sanayide düşük yoğunluklu teknolojiye, demokraside de oldukça düşük standartlara sahipti. Bugün artık Türkiye, sanayide ileri teknolojiye sahip olduğu gibi, buna paralel olarak demokraside de ileri standartlara sahip. Şu anda bizim artık 2023 hedeflerimize on yıl var. Bu on yıl içinde 2023 hedeflerine ulaşmak için bizim iki alanda seviyeyi daha da yukarıya çekmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, biz, ne yapacağımızı, ne yaptığımızı konuşuyoruz. Dikkat edin, bu kürsüye çıkanlar, ne yapacaklarını konuşmadılar, yalan yanlış akıllarına ne geliyorsa onları anlattılar ki az önce arkadaşlarım da zaten gereken cevabı verdi çünkü ben onlara cevap vermeye kalkarsam asıl konuşmamı yapamayacağım. Onun için, ben asıl konuşmama vakit ayırmak… Zaman zaman da şöyle biraz, belki dokunduracağım.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, birincisi yüksek yoğunluklu teknolojiye, ikincisi de demokraside çok daha yüksek standartlara alışmamız gerekiyor, bunu başarmamız gerekiyor. Eğer bunlardan herhangi birinde aksama olursa hedeflerin tutması zorlaşır, hatta imkânsızlaşır. 2023’te bizim 500 milyar dolar ihracat hedefimiz var, 2023’te 2 trilyon dolar millî gelirle, 25 bin dolar kişi başı millî gelirle dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri olma hedefimiz var. Şimdi, ya şunu niye kıskanıyorsunuz? Ya, on yıl önce kişi başı millî gelir 3.600 dolarken bugün 10.700 dolara yaklaştığımıza göre bundan niye rahatsız oluyorsunuz, neden?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Para kimde?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ben aynı şekilde diğer muhalefet genel başkanına da soruyorum: Ya, siz, millî geliri aldığınızdaki rakama bakın, bize devrettiğinizdeki rakama bakın? Bize düşerek teslim ettiniz, biz tekrar ayağa kaldırdık. Bu farkları niye görmüyorsunuz? Bunları lütfen görelim.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, eğitimi daha da yaygınlaştırarak, eğitimin kalitesini daha da yükselterek, özgür, girişimci, cesur ve öz güveni yüksek gençler yetiştirerek Türkiye’nin geleceğini daha da aydınlatacağız. Biz on yıl boyunca bu ülkenin çocuklarına en başta öz güven aşıladık, bu ülkenin çocuklarının hiçbir sorunun kalıcı, hiçbir sorunun çözümsüz olmadığını görmelerini sağladık. Bizim çocuklarımız kendi öz değerlerinden, kendi tarihlerinden ve kendi medeniyetlerinden aldıkları ilhamla, evrensel değerleri özümseyerek inşallah bu coğrafyada tarihimizi yeniden yazacaklar, ben buna inanıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ülke geçmişte nasıl tarihe, bilime ve sanata yön veren insanlar çıkardıysa, inşallah bugün ve yarın da bu topraklardan, bu genç nesillerden geleceğe yön verecek isimler yetişecek.

Değerli milletvekilleri, ekonomiyle demokrasi arasındaki paralellik kadar ekonomiyle aktif dış politika arasında da paralellik bulunuyor. Tabii burada ana muhalefet olsun, diğerleri olsun bunlarla bizim anlaşmamız mümkün değil. Bunların, sıfır toleransın ne olduğunun tanımını bir defa anlamaları için daha çok zaman ister. Bu, kolay iş değil. Hayatında en ufak bir dış ilişki, bir dış politika, böyle bir şeyin içerisinde olmayanın kalkıp da bunu anlaması mümkün değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) - Doktora gitmen lazım!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve anlayacaklar, anlayacaklar da neticelerini gördükten sonra. Ama sabretmeye de tahammülleri yok. Bak, biz dinledik, konuşmadık ama onlar, işte böyle, bu tür, böyle laf atmak suretiyle yerinde boğmanın gayreti içine giriyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nezaket kurallarını da bilmiyorlar.

Türkiye, son on yılda, aktif barışçı dış politikaları sayesinde, bölgenin ve dünyanın saygın, etkili, sözü dinlenen ve sözünün ağırlığı olan bir ülke konumuna yükselmiştir. Dış politikamızda, uluslararası ilişkilerde her zaman küresel vicdanı öne çıkardık, adaleti yücelttik, kardeşliğe, dostluğa, dayanışmaya vurgu yaptık. Sorun çıkaran değil sorunların üzerine giden, ateşi söndürmek, acıları dindirmek, akan kanları durdurmak için mücadele eden bir ülke olduk. Biz her ülkeyle ama her ülkeyle iyi ilişkiler tesis etmeye, varsa aradaki sorunları samimi şekilde çözmeye gayret ettik.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Azerbaycan’ın, Türk cumhuriyetlerinin, bölgemizdeki, dünyadaki tüm dost ve kardeş halkların hukukunu en güçlü şekilde savunduk ve savunmaya devam ediyoruz.

Arap halklarının özgürlük, hak, adalet, insanca yaşam taleplerini en güçlü şekilde destekledik.

Medeniyetler ittifakı projemizle küresel barış mücadelesi vermeye devam ediyoruz.

Bütün olumsuzluklara, bütün engellemelere… Avrupa Birliği umudumuzu muhafaza ediyor, gerekli reformları yapıyoruz.

Uluslararası kuruluşlarda aktif görevler üstleniyoruz. Sadece, 2012 yılında 11 ülkeyle Türkiye arasındaki vizeleri kaldırdık. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz gidebildiği ülke sayısı 64’e, sınırda vize alabildiği ülke sayısı 11’e yükseldi.

Küresel finans krizinde gelişmiş ülkeler dış temsilciliklerini kapatırken biz burada da farklı bir performans sergiledik, dış temsilcilik sayılarımızı artırdık. 2002 yılında Türkiye'nin dünya genelinde 93 büyükelçiliği vardı. On yılda 27 büyükelçilik açtık ve toplam sayıyı 120’ye çıkardık. Afrika kıtasında sadece 12 büyükelçiliğimiz vardı, yıl sonunda bu sayı 34’e ulaşıyor. 2002’de 163 olan dış temsilcilik sayımız şu anda 204’e ulaştı. Bunu en kısa zamanda 231’e çıkaracak ve dünyanın en yaygın örgütlenmiş 5 ülkesinden biri olacağız.

Sadece 2012 yılında 23 yeni merkezde ticaret müşavirlikleri tesis ettik. Ticaret müşavirlerimizin görev yaptığı merkez sayısı 2002’de -lütfen dikkat- 62 adetken şu anda 160’a ulaştı. 2002’de 84 müşavir görev yaparken şu anda 233 müşavir bu merkezlerde görev yapıyor. 36 milyar dolardan devraldığımız ihracatı da, işte az önce de ifade ettim, on yılın sonunda 150 milyar dolara yükselttik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İthalat ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, az önce burada bir rakamdan bahsetti ana muhalefetin Genel Başkanı, Hollanda’nın ihracatından bahsetti. Genel Başkanınıza sorun da o ihracatın ne kadarı ithalattır onun cevabını bir arayıp bul, ondan sonra gel, bana bu soruyu sor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İthalatı sen de söyle canım, ne fark eder.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Her ihracatın içerisinde…

---

**Kaynak gösterme:** Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti, İstanbul). “2013 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2012. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-tayyip-erdogan-24-2012-12-10-2013-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2011-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=19790

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
