# Türk dili konuşan ülkeler işbirliği konseyinin kurulmasına dair nahçıvan anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında kanun (s.s.:494)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Reşat Doğru (MHP, Tokat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 8 Haziran 2010
- **Gündem:** TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER İŞBİRLİĞİ KONSEYİNİN KURULMASINA DAİR NAHÇIVAN ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN (S.S.:494)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2010-06-08-turk-dili-konusan-ulkeler-isbirligi-konseyinin-kurulmasina-dair-nahciv

> Reşat Doğru (MHP), 8 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER İŞBİRLİĞİ KONSEYİNİN KURULMASINA DAİR NAHÇIVAN ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN (S.S.:494)); konuşma 2.259 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 494 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün, Tokat ilinde Soner Kaya isimli bir kardeşimiz ekonomik sorunlardan dolayı, kredi kartlarının doluluğundan dolayı intihar etti, onun cenazesine ben de katıldım. Yani ekonominin nereye gelmiş olduğunun bir göstergesi olarak o arkadaşımız, yazmış olduğu bir notla beraber intihar etmiştir. Allah’tan rahmet diliyorum.

Tabii, onun yanında, yine Tokat ilimizde Kazova bölgesinde, Turhal bölgesinde dolu afeti münasebetiyle orada bitkilerin üzerinde, tamamen ortadan kaldıracak şekilde büyük harabiyetler meydana geldi. İnsanlarımız zaten, özellikle çiftçi kardeşlerimiz büyük sıkıntılar içerisinde, yokluk içerisinde ürünlerini yetiştirme mücadelesi verirken bir de böyle tabii afetle karşılaşınca o afetin de sıkıntısını yaşıyorlar.

Tabii, Sayın Hükûmet yetkilileri işlerin iyi gittiğinden, ekonominin iyi olduğundan bahsediyorlar ama değerli arkadaşlar, Anadolu’nun birçok yeri gibi bizim vilayetimize de şöyle bir gidilse, insanların ekonomik sıkıntılar içerisinde, işsizlikten tutun da yokluğa kadar, ne kadar büyük perişanlık içerisinde olduğunu göreceklerdir. Özellikle çiftçilerimiz çok zor durumdadır, üretimde büyük problemlerle karşı karşıyadır. “Acaba ne üreteyim?” derken, bir de böyle afetlerle karşılaştığı zaman bu çok büyük sıkıntıları da beraberinde getirmektedir ve borçları nasıl ödeyeceğini de kara kara düşünmektedir. Tabii, bir anda buradan, her şeyin iyi olduğunu söylemenin, işlerin normal gittiğini söylemenin de ne kadar reel bir durum olduğunun anlamını da artık takdirlerinize bırakıyoruz.

Sayın milletvekilleri, 90’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber Orta Asya’da “Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kazakistan” adıyla Türk devletleri bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Kazanılan bağımsızlık Türkiye Cumhuriyeti devletinde büyük bir sevinç yaratarak Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar geniş bir coğrafyada “Türkler” heyecanını getirmiştir. Bağımsızlığın ilan edilmesiyle beraber de o zamanki durum itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir anda, hemen o ülkelerin hepsini tanıyarak ilan etmiştir.

Tabii, Büyük Atatürk cumhuriyetin ilk yıllarında dış Türklerden bahsetmiştir ve daha sonraki yıllarda da Başbuğ Alparslan Türkeş’in bu konuda çok ciddi açıklamalar yapması dikkat çekicidir. “Turan davası” denen soydaşlarımızın varlığı ve özlem içerisinde olunması çok önemliydi. Türk devletinde önemli bir Türk dünyası politikası oluşturmak bütün Türk milliyetçileri için “özlem” kelimesi olarak geçiyordu. Sovyetlerin kendiliğinden dağılmasıyla beraber milletimizin çok büyük bir şansı olarak ortaya çıkmış bu durum, Türk devletlerinin dünyaya “merhaba” demesiyle beraber bütün ülkemizdeki insanlarımızı ve devlet kurumlarını hizmete geçirmek noktasında heyecanlandırmıştır. Gerçi, Sayın Başbakan ve AKP sözcüleri kendi dönemleri dışında neredeyse Türk dünyasında hiçbir şey yapılmamış olduğunu ifade etmeye çalışıyorlar ama durum hiç de öyle değildir. Özellikle bağımsızlıkların kazanılmasıyla beraber -hatırlanacağı şekliyle- o zaman, Turan bir anda gerçekleşmiş ve insanların hepsinde çok farklı bir heyecan oluşmaya başlamıştı. O noktada da devletimizin bütün kurum ve kuruluşları tanımasıyla beraber “O coğrafya üzerinde neler yapabiliriz, neler gündeme getirilebilir?” içerisine düştüler ve beraberinde de iş adamlarımızın hepsi veyahut da iş yapmak isteyen insanlar, o flu ortamda, o coğrafyaya koşarak gittiler.

Bakınız, yapılanların bazılarını söylemek istiyorum: Kuruluşlarımızın yanında özel sektör ve sivil toplum kuruluşları da yoğun bir gayret içerisindeydiler. Ticari kanunları bile olmayan bağımsız Türk devletlerine özel sektör gelerek birçok yatırım yapmış, ticari ilişkileri geliştirmiştir. Buralarda birçok okullar açılmıştır. Bugünlerde hatta, açılan okullarla ilgili olarak da faaliyetlerin bir kısmında da sıkıntılar vardır yani işlerin yürümemiş olduğu da görülmektedir. Fakat, bunun yanında, özellikle, devletimizin elindeki imkânlarının çok kısıtlı olmasına rağmen o bölgelerdeki o riskli ortamda bile, Türkiye Cumhuriyeti devleti, “Eximbank kredileri” adı altında yaklaşık olarak 1 milyar doların üzerinde bir kredi açmış ve o coğrafyadaki bütün devletlere bu krediyi kullandırtmıştır. Hatta bu kredi de öyle enteresan açılmıştır ki şu anda bile o kredinin geri ödenmeyen bölümlerinin olduğunu da görüyoruz. Yani o coğrafyaya, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendisi bile döviz bulamazken, sıkıntı içerisindeyken kendi imkânlarını bir yana bırakarak kardeşlerinin yardımına koşmuştur. Yani 1 milyar dolarlık kredi o zaman için az bir kredi değildir ve o kredi o coğrafyanın birçok yerinde kullanılmıştır ve kullanılan kredilerden de birçok istifadelerde bulunulmuştur ve o bölgelerde yatırımlar başlamış, oteller yapılmış, çeşitli kurum ve kuruluşlara çok büyük destekler sağlamıştır.

Türk cumhuriyetlerinde faaliyet gösteren Türk firmaları ve işadamlarıyla, kardeş ülkelerin firmaları ve iş adamları arasında yapılan ticarette yaşanan sorunların çözümü için ikili, üçlü veya çoklu ortak komitelerin bugüne kadar oluşturulmamış olması, dostluk ve kardeşlik bağlarımızın zayıflamasına neredeyse sebep olmaktadır.

Yeni Türk cumhuriyetlerinin gümrüklerinde antrepoların yeterince bulunmaması, dışarıdan gelen malların ve hizmetlerin araçlarda bekletilmeleri, gümrük görevlilerinin yasa dışı menfaat talepleri de bu ülkelerle olan dış ticareti olumsuz yönde etkilemektedir. Yine buradaki eksiklikler ve aksaklıklar el birliğiyle bir an önce mutlaka süratli bir şekilde giderilmelidir.

Türk cumhuriyetleri ile Türkiye arasında uygun tarifeli kargo ve demir yolu taşımacılığının yapılmaması ithal, ihraç maliyetini de artırmaktadır. Kars-Tiflis demir yolu hattının önemi ve gereği burada da ortaya çıkmaktadır. Yıllardır Türk dünyasının rüyası olan Kars-Ahılkelek-Tiflis- Bakü demir yolu hattının temeli atılmış olup vakit geçirilmeden tamamlanarak hizmete sokulması gerekmektedir. Bu suretle taşıma maliyetlerinde yüzde 50’lik bir ucuzlama söz konusu olacak, ticarette de rekabet şansımız artacaktır. Hep bunun sözünü söylemiş olmamıza rağmen hâlâ bu demir yolu hattının da bitmiş olduğunu da söyleyemiyoruz.

Türkiye'nin petrol, doğal gaz, altın ve değişik türlerde doğal kaynak zengini olan bu ülkelere yaklaşımı ne yazık ki yeterli hazırlık yapılmaması sebebiyle planlı ve programlı olmamıştır. Ne acıdır ki Türkiye bu kardeş devletlerle ilgili olarak var olan ilişkileri de zedelediği gibi bir devlet politikası da maalesef oluşturmamaktadır. Türkiye, Türk dünyasıyla ilgili sürekli, kalıcı ve ciddi bir devlet politikası oluşturamadığı, ciddi iş adamlarını bu ülkelere yönlendiremediği, bu ülkeleri başka ülkelerin inisiyatifine terk ettiği için bu ülkelerle ilişkilerde önemli sayılabilecek hatalar ve hayal kırıklıkları da yaşamaktadır ve devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, bunun yanında, Büyük Öğrenci Projesi konusu abartılarak Türk dünyası coğrafyasından binlerce öğrenci ülkemize getirilmiş, eğitim ve öğretim yapmaları sağlanmıştır. Bu konuda, tabii, Türk dünyasıyla ilgili dikkatinizi celbetmek istiyorum, bu yaklaşık olarak 30 binin üzerinde bir öğrencidir. Tabii, biz bunları Türkiye’mize getirip bu çocukları okuturken aynı zamanda bunlara çeşitli noktalarda destek olmak mecburiyetindeyiz. En azından, ülkemize getirmiş olduğunuz bu çocukları okullarımızda okuturken onlara çeşitli imkânlar sunmak, onlara en azından master veya diğer noktalardaki desteklerimizi çok süratli yapmak mecburiyetindeyiz. Ancak bu yeterli olmamıştır. Bu çocuklarımız bu bölgelere geldikten sonra yani ülkemize geldikten sonra çok büyük sıkıntılarla karşılaşmışlar, hatta bazıları okullarını bırakarak geri dönmek mecburiyetinde kalmış ve bu da bizleri üzmüştür.

Bunun yanında, Kırgızistan’da “Manas,” Kazakistan’da “Ahmet Yesevi” isimli üniversiteler kurulmuştur. Bunlarda da Türk dünyasından binlerce öğrenci okumaktadır. Ayrıca Azerbaycan ve Kırgızistan’da çeşitli okullar açılmıştır. Bakınız bunlar çok önemlidir. Bugün Manas Üniversitesinde binlerce çocuğumuz okuyor. Ayrıca, tabii, Ahmet Yesevi Üniversitesinde de aynı şekilde üniversiteli öğrencilerimiz okumaya devam ediyorlar. Yani Türk dünyasında iki tane üniversite kurulmuş, bunların yanında Kırgızistan’da olsun, Azerbaycan’da olsun çeşitli üniversitelerin kuruluşları, Türkçe öğretim merkezleri (TÖMER) kurulmuştur.

Biz de bu Hükûmet zamanında da en azından Türkmenistan’da veya Azerbaycan’da veyahut Özbekistan’la ilişkiler geliştirilsin, o coğrafyada bir üniversite kurulsun -aynı diğer üniversiteler gibi- diye beklerdik ama böyle bir üniversite kurulmamıştır. Ancak, açılan bu okullar şu anda çok iyi durumda değillerdir. Bu okullarda fiziki yardımlar, personel ihtiyacı bulunmaktadır. Manas ve Ahmet Yesevi üniversiteleri çok önemli ama çok önemli projelerdir.

Türk dünyasının diğer önemli projelerinden bir tanesi de TİKA Projesi’dir. “TİKA Projesi” dediğimiz Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı, Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesi noktasında kurulmuş çok önemli bir kuruluştur.

Şöyle geçmişe bir baktığımız zaman TİKA’nın çok önemli faaliyetler yapmış olduğunu görürsünüz. Ahmet Yesevi Külliyesi gibi onlarca eser TİKA marifetiyle restore edilmiş ve dünya tarihine sunulmuştur.

Tabii, TİKA son beş yılda yön de değiştirmiştir. Şu an itibarıyla kendisi kuruluş amacı olan Türk dünyasıyla olan ilişkilerin geliştirilmesi ve Türk dünyasına hizmetler noktasında olması gerekirken, bunun yanında, Afrika ve Orta Asya’ya da açılmakta olduğunu, yani Türk dünyasının dışında kendi kaynaklarını kullanmakta olduğu görüyoruz. Kuruluşunun amacının Türk dünyası olduğu göz önüne alınırsa herhâlde bazı noktalardaki kaygılarımızı söylemek durumundayız. Yani, kuruluş amacının dışına çıkmış ve Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı derken, Orta Asya’yla ilgili kurulmuş olan bu kuruluş maalesef o coğrafyanın dışında başka yerlere doğru yönelmiştir.

Ayrıca bakınız, bunların yanında Moğolistan’da Türk Anıtları Projesi uygulamaya konulmuş ve ülkemizin önemli üniversitelerinden arkeologlar, tarihçiler, bilim adamları o ülkeye götürülmüştür. Yapılan kazı çalışmalarından altın heykeller dâhil, çok önemli eserler ortaya çıkartılmıştır. 2000, 2001 ve 2002 senelerindeki restorasyonlarda altın adam heykelleri çıkartıldığı gibi birçok eser gün yüzüne çıkartılmış, ayrıca Orhun Anıtları’nın hepsinde bakımlar yapılmıştır. Bu çıkartılan eserlerin büyük bir kısmı Ulan Batur’da çok güzel bir müze yapılarak oraya yerleştirilmiştir.

Türk Anıtları yolu, yani asfalt hariç, Sayın Başbakanımızın zaman zaman söylemiş olduğu, işte “Moğolistan’daki Türk Anıtlarına biz yol yaptık.” diye ifadelerde bulunuyorlar, o yol, daha önceki zamanlarda asfalt değildi, toprak yol şeklinde yapılmıştı. Sağ olsunlar Sayın Başbakanımız zamanında asfalt yol yapılmış olduğu söyleniyor ama acaba şu anda tekrar oraya gidilip bakılsa, o yolun tamamen bozulmuş olduğunu, neredeyse eski hâlinden bile çok kötü duruma gelmiş olduğunu da buradan söylemek durumundayız. Yani oradaki yolun da maalesef ortadan kalkmakta olduğunu görüyoruz.

Yine, ayrıca dünyanın birçok yerlerinde, Türk dünyasının birçok yerlerinde çok önemli projeler yapılmıştır. Bunlardan bir tanesi de örneğin Azerbaycan’ın Haçmaz bölgesinde 300 dönümlük arazi üzerine tam tesisatlı, içinde modern laboratuvarların da bulunduğu numune çiftlikler kurulmasıdır. Buradaki amaç, Azerbaycanlı kardeşlerimize, Azeri kardeşlerimize, Azerbaycan Türklerine modern tarımın öğretilmesiydi. Modern tarımın tüm ekip ve makine elemanları, Türkiye’mizden, Türkiye’mizdeki çeşitli kurum ve kuruluşlardan ücretsiz olarak alınmış; o 300 dönümlük çiftlikteki o yere götürülmüş ve “YAYÇEP” dediğimiz yaygın çiftçi eğitimleri o bölgelerde yapılmıştır. Modern tarımla Azerbaycan, Azerbaycan çiftçisi karşılaştırılmıştır.

Ayrıca, Haçmaz bölgesinin yanında Ermenistan sınırını da bu şekilde bir çiftçiliğin yapılması planlanmış ancak 2002 senesindeki hükûmetin son bulmasıyla beraber o proje gerçekleştirilememiştir. Ama enteresandır, şu anda bile hâlâ o projenin gerçekleşmemiş olduğunu da söyleyebilirim.

Yine projeler içerisinde, Kırgızistan’a 300 dükkânlı, içerisinde 8 tane imalathanesi olan, petrol eğitim odası olan KOBİ yatırımları yapılmış; o bölgedeki iş adamları Türkiye’mize getirilerek KOBİ’lerle ilgili eğitimler yapılmış. Yine Türkiye’mizden Sanayi Bakanlığının çok değerli yetkilileri KOBİ’ler konusunda, yatırımlar konusunda o bölgeye götürülmüş ve o bölgedeki insanların, iş adamlarının yetiştirilmesi çalışmalarına destekler sağlanmıştır. Orada da numune şeklinde yapılmış olan bu 300 dükkânlı KOBİ yatırımı, faaliyetine devam etmiş ancak son çıkan olaylar esnasında oraların da çok büyük bir hasar görmüş olduğunu söyleyebiliyoruz.

Ayrıca kültürel ilişkilerin geliştirilmesi noktasında da “TÜRKSOY” isimli teşkilat kurulmuştur. TÜRKSOY’un da yapmış olduğu, yani çok önemli hizmetlerinin olmuş olduğu, Türk kültürü ile ilgili, ortak kültürle ilgili çok önemli hizmetlerin yapılmış olduğunu da söylemek mecburiyetindeyiz. Şu an itibarıyla TÜRKSOY faaliyetlerine devam etmektedir.

TÖMER eğitim merkezleri her Türk cumhuriyetinde üniversiteler bünyesinde kurulmuş, Türkiye Türkçesi öğretimi yapılmıştır. Özellikle Türkiye Türkçesi öğretimi konusunda, Azerbaycan başta olmak üzere, TRT kanallarının izlenmesi noktasında o bölgelerdeki televizyon kanallarıyla anlaşmalar yapılmış, Türkiye Türkçesinin o bölgelerde öğretilmesiyle ilgili çok ciddi mesafeler alınmıştır. Kültürel faaliyetlerin içerisinde, Büyük Atatürk’ün “Nutuk” isimli eseri Rusçaya çevrilmiş, o coğrafyaya dağıtılmıştır. Daha sonra Kırgızcaya da çevrilmiş, o zamanki Devlet Başkanı Askar Akiyev’e teslim edilerek Kırgız halkına da önemli miktarda dağıtılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bunların yanında, TİKA marifetiyle yine, Kırım Türklerinin anavatana dönüşleriyle ilgili olarak destek noktasında, yaklaşık olarak 5 bin aileye hem ev alınmış hem arazi alınmış hem para yardımı yapılmış ve de Kırım Tatarlarının, Kırım Türklerinin o bölgede yerleşmeleri noktasında da çok önemli destekler yapılmıştır.

Bakınız, Kırım Türklerine yapmış olduğumuz bu desteğin acaba Ahıska Türklerine neden yapılmadığı konusunda da düşünmek mecburiyetindeyiz. Şu anda Ahıska Türklerinin -Gürcistan’ın izin vermesiyle beraber- kendi bölgelerine, Ahılkelek bölgesine dönüşlerine izin verilmişti, o bölgeye dönmeleri gerekiyordu, fakat enteresandır, şu an itibarıyla o bölgeye dönüşle ilgili müracaatların çok sınırlı olduğunu ve insanların o bölgeye gitmekte zorlandıklarını görüyoruz. Hâlbuki, daha önce yapmış olduğumuz, Kırım Türklerine uygulamış olduğumuz ev ve arazi alınması durumunu buradaki insanlarımıza, kardeşlerimize de yapmış olsaydık, tahmin etmemiz gerekir ki, o bölgeye de geri dönüşlerin katlanarak devam edeceği söylenebilirdi. Çünkü yıllardan beri vatansız bir şekilde Sovyet Rusya’nın çeşitli yerlerinde yaşayan bu insanlar özlem çekmişler, vatan cemiyetleri vasıtasıyla, kendi bölgelerine, topraklarına dönme noktasında da çok büyük mücadele vermişlerdi. Ancak, ellerindeki imkânsızlıklar neticesinde de dönüşlerinde çok büyük zorluklar olmakta, şu an itibarıyla da o Ahılkelek bölgesine, Türk bölgesine dönme noktasında da çok az sayıda insanın müracaat etmiş olduğunu üzülerek görmekteyiz. Bunları çeşitli defalar Meclis kürsüsünden arkadaşlarımız ve şahsım olarak dile getirdik yani “Gelin, Ahıska Türklerine sahip çıkalım. Bu sahip çıkmayı da çok kısa bir zaman içerisinde yapmazsak zaman geçmiş olacak, ondan sonra yapacağınız müracaatların veyahut da desteklerin hiçbir faydası olmayacak.” denilmiş olmasına rağmen enteresandır, hiçbir destek maalesef gösterilmemiş ve Ahıska Türk’ü kendi öz bölgesine dönememiştir.

Sayın milletvekilleri, tabii, ayrıca, sözlerimin bir bölümünde de söylemiş olduğum gibi, TİKA marifetiyle olsun veyahut diğer noktalarda olsun Türk dünyasındaki birçok eser ortaya çıkartılmıştı. Bakınız, bunlardan bir tanesi de Sayın Genel Başkanım Dr. Devlet Bahçeli’nin Türkmenistan ziyareti esnasında Merv şehrinde, Sultan Sencer Türbesi’nin restorasyonuyla ilgilidir. Sultan Sencer Türbesi’nin restorasyonu sözü orada verilmiş ve daha sonrasında da, Türkiye’ye gelindikten itibaren de onunla ilgili olarak yaklaşık 3 milyon doların üzerindeki para ortaya konulmuş, Genel Başkanımızın talimatları yerine getirilmiş ve daha sonraki dönemde de restorasyonu bitirilerek o Sultan Sencer Türbesi tarihe kazandırılmıştır.

Bakınız, şu anda, eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Sayın Yusuf Halaçoğlu, Alparslan’ın mezarının bulunduğunu, yerinin yaklaşık olarak tarif edildiğini ifade ediyorlar. Gelin, Sultan Sencer Türbesi gibi, sizler de, bizler de, hep beraber Alparslan’ın türbesini de ortaya çıkartalım, o büyük Türk hükümdarının türbesini de Türk tarihine, dünya tarihine kazandıralım diyorum. Bu hizmeti de hep beraber yapmak mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

AKP İktidarı öncesinde yapılan, bir kısmını saydığım çok önemli büyük projeler… Değerli arkadaşlar, büyük projelerin gerçekleşmemiş olduğunu görüyoruz. Bakın, biraz önce Manas Üniversitesinden bahsettim, Ahmet Yesevi Üniversitesinden bahsettim, yine onunla beraber TİKA’nın yapmış olduğu faaliyetlerden bahsettim yani yapılanların birçoğu çok büyük projelerdir. Geliniz, bu projelerin içerisine sizler de daha büyüklerini ekleyerek devam ediniz.

Gelin, Özbekistan’la ilişkilerimiz şu anda çok zor durumdadır veyahut da neredeyse durma aşamasına gelmiştir, Özbekistan’la ilişkilerimizi geliştirelim, Özbekistan’a bir Türk üniversitesi kuralım. Gelin, Kırgızistan’da olduğu gibi Türkmenistan’a bir Türk üniversitesi kuralım veyahut da yine Azerbaycan’a tam teşekküllü bir Türk üniversitesi kuralım veya -Nahçıvan’da yapılan anlaşmayı onaylıyoruz- Nahçıvan bölgesine, o güzel bölgeye, Türk dünyasıyla ilişkileri geliştirebileceğimiz, koridor olabilecek o bölgeye de hep beraber güzel bir üniversitenin kurulmasını yani büyük bir proje olarak kurulmasını ben size öneriyorum.

Sayın milletvekilleri, Orta Asya’nın en önemli ülkesi ve tarihte Türklerin en önemli eserlerinin olduğu yer Özbekistan’dır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Reşat Doğru (MHP, Tokat). “Türk dili konuşan ülkeler işbirliği konseyinin kurulmasına dair nahçıvan anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında kanun (s.s.:494)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2010-06-08-turk-dili-konusan-ulkeler-isbirligi-konseyinin-kurulmasina-dair-nahciv (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
