# Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.46)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim
- **Tarih:** 15 Kasım 2007
- **Gündem:** CEZA İNFAZ KURUMLARI VE TUTUKEVLERİ İZLEME KURULLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.46)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2007-11-15-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-izleme-kurullari-kanununda-degisik

> Rıdvan Yalçın (MHP), 15 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA İNFAZ KURUMLARI VE TUTUKEVLERİ İZLEME KURULLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.46)); konuşma 811 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de sözlerime, teröre kurban verdiğimiz 4 evladımıza Allah’tan rahmet ve milletimize başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Ümit ediyorum, Allah bizi bu kürsüden yeniden başsağlığı dilemek durumunda bırakmaz diye de temenni ediyorum.

Yine, bu kürsüde ve farklı platformlarda insan hakları savunuculuğu yapanları masum insanlarımızın ve askerlerimizin en temel insan hakkı olan canlarına kasteden bu hain teröre karşı da tavır alacak cesaret ve vicdana davet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 46 sıra sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Madde üzerinde değerlendirmeler elbette yapacağım, ama bir iki hususu özellikle ifade etmek istiyorum. Bunu bir polemik yaratmak ya da muhalefete muhalefet etmek adına değil, ama dünkü görüşmelerde tasarının geneli üzerinde söz alan Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan Sayın Mengü, hem bir avukat olarak hem Adalet Komisyonu üyesi olarak kabul edemeyeceğim değerlendirmelerde bulundu. Bugünkü konuşmasında da dünkü görüşlerini kısmen tekrar etti. Sayın Sözcü, işkenceci polisleri yargılayan hâkimin -ki, adalet komisyonu başkanıdır o mahalde- izleme kurulu başkanı olmasını eleştirdiği gibi, kurula eski hâkim, savcı olan avukatların atandığını, hatta işkenceci polislere avukatlık yapanların atandığını ifade etti.

Bir hâkimi sırf bu sebeple, yasanın kendisine yüklediği görevi yapıyor diye eleştirmenin doğru olmadığını düşünüyorum değerli arkadaşlarım. Yine, bir avukatın işkence suçundan yargılanan birisine avukatlık yapıyor diye “işkenceyi savunuyor” şeklinde takdim edilmesini de doğru bulmadığımı ifade ediyorum. Avukatlıktan gelen bütün arkadaşlar bilir ki, zaman zaman bu gibi suçlara avukatlık yapan arkadaşlarımız, pekâlâ başka bir dosyada da işkence suçunun mağdurlarına da avukatlık yapabilmektedir.

Hem avukatları hem hâkim, savcılık emekliliğinden sonra avukatlık yapan insanları baktıkları davaya göre sınıflandırmanın doğru olmadığını ifade ediyorum. Daha da üzücü olan: Sayın Sözcü, hâkim ve savcılar için “Onlar bizi meslektaş saymaz, biz de onları çok ciddi hukukçu bulmayız.” gibi bir beyanda bulundular.

Biraz önce ifade ettiğim gibi, bunları bir polemik yaratmak için söylemiyorum, belki Sayın Mengü de sözlerini düzeltmek ihtiyacı hissedecektir. Bu çatı altında benim de önceden tanıdığım bir sürü hâkim, savcılık görevini şerefiyle yürütmüş insanlar var. Ben de uygulama içerisinden gelen bir insan olarak, böyle bir beyanın hem avukatlara hem de genel olarak hâkim, savcılara karşı yapılmış bir haksızlık olacağını düşünüyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Adalet Bakanı da buradayken, özellikle Tüzük’ün 77’nci maddesi üzerinde de kısaca durmak istiyorum.

Ben de bir Adalet Komisyonu üyesiyim ve bugün görüştüğümüz tasarı gibi birçok tasarı geçen dönemden kadük olduğu için komisyona geliyor ve katkı sunmamız âdeta engelleniyor. Geçen dönem Mecliste temsil edilmemiş olmamıza rağmen, âdeta, partimizin komisyon faaliyetlerine katılımı bu uygulama sebebiyle dışlanıyor.

Şimdi, biliyorsunuz, Meclis yapısı ve komisyon yapısı önemli ölçüde değişmişken, sırf zaman kaybı oluyor diye, sırf Meclisin devamlılığı var diyerek, özellikle muhalefetten komisyon üyesi olan arkadaşlarımızın görüşlerine itibar edilmemesini antidemokratik bir uygulama olarak değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum. Onun için, Sayın Bakandan ve Sayın Komisyon Başkanımızdan özellikle istirham ediyorum, en azından kısmi müzakereye imkân sağlayacak bir düzenlemenin bizleri de, muhalefet sözcülerini de komisyonlarda birer dekor olmaktan öteye, katkı sunan insanlar hâline getireceğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, biz bunu, komisyonu tıkamak, engelleme yapmak gibi bir niyetle de istemiyoruz. Biz Meclise, halkımızın beklediği yasaları engellemeye değil, tahterevalli siyaset anlayışı içinde oluşmuş tıkanıklığı çözmeye geldik. Zannediyorum, Meclis açıldığından bu yana da bu duruşumuzun gereğini her kritik aşamada yerine getirdik, bundan sonra da yerine getirmeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu yasayı Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok önemsediğimizi de ifade etmek istiyorum. Mensupları ve hatta merhum genel başkanımız dâhil bir dönemin bütün önder isimlerinin en ağır işkencelerden geçmiş bir geleneğin temsilcisi olarak burada konuşurken, işkence gibi bir insanlık suçuna müsamaha gösterilmesini elbette kabul edemeyiz. Ancak, bu yasa nedeniyle, hep mahkûm ve tutukluların devlet erki karşısında maruz kaldığı durum konuşuldu. Esasen, bu yasanın uygulanması sonucu, mahkûmların, diğer mahkûmlar ve özellikle örgütlü suçlara karşı da, örgütlü suçlardan cezaevinde yatan gruplara karşı da haklarının savunulduğunu görüyoruz ve en önemlisi, bu yasa, işkenceyi önlemesi yanında devletimizi de iftira işkencesinden kurtardı uzun zaman. Fakat, bu yasanın çok önemli bir eksiği olduğunu düşünüyorum. Gerçek mağdurlar yanında, terör örgütü ve özellikle örgütlü suçlara karşı fedakârca görev yapan kamu görevlilerinin mücadele azmini kırmak ve linç kampanyalarıyla yıldırmak için yapılan iftiralara karşı da, özellikle suç isnadı yapanlara karşı bir korunmasının olmadığını görüyorum. Onun için, Sayın Bakana, biraz sonra soru-cevap kısmında sormak istiyordum. Burada ifade edeyim: Kurula intikal eden müracaatların acaba yüzde kaçı asılsızdır? Kaçı gerçeğe aykırı çıkmıştır? Sırf kamu görevlilerini yıldırmak için yapılan bu asılsız müracaatlara karşı, bu müracaatları yapanlara ne tür bir işlem yapılmaktadır? Kamu görevlileri bu tür iftiralara karşı ne tür bir korunmayla karşı karşıyadır? Bu konuda da Sayın Bakanımızdan bilgi istediğimi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, neticede, 2’nci maddede, daha önceden farklı olarak, rapor süresinin uzatıldığı ve birçok kuruma gönderilen raporun Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanmasının mecburiyet hâline getirildiğini görüyoruz. Bu, bizce de yerinde bir değişikliktir.

Ben, yasanın hayırlı olmasını diliyor, bu düşüncelerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.46)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 15 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2007-11-15-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-izleme-kurullari-kanununda-degisik (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
