# Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:256)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim
- **Tarih:** 10 Temmuz 2008
- **Gündem:** RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:256)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2008-07-10-radyo-ve-televizyonlarin-kurulus-ve-yayinlari-hakkinda-kanunda-degisik

> Rıdvan Yalçın (MHP), 10 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:256)); konuşma 1.652 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 256 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sözlerimin başında hain terör eylemini kınıyor, kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet, aileleri ve aziz milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı, aslında bir yasal zorunluluk olarak ve gecikmiş şekilde önümüzde bulunmaktadır. Tasarı zorunlu ve gerekli olması yanında, kısmen de olsa önemli sakıncalar taşımaktadır.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un Anayasa Mahkemesince 21/9/2004 tarih ve 2004/109 sayılı kararıyla iptal edilen 9’uncu maddesiyle, 33’üncü maddesinin birinci fıkrası iptal gerekçeleri doğrultusunda Hükûmetçe düzenlenerek tekrar önümüze gelmiştir. Bu anlamıyla yasal bir zorunluluk olan bu tasarı, aslında bir hukuki hatanın da telafisi anlamına gelmektedir. Anılan Yasa’da 15/5/2002 tarihli ve 4756 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişikliğin 9 ve 33’üncü maddesinin birinci fıkrası Anayasa Mahkememizce iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin özellikle iptaline karar verdiği 9’uncu madde özel önem taşımaktadır. Yukarıda belirtilen değişikle Anayasa’mızın 160’ıncı maddesinde “Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.” denilmektedir. Bu anayasal kurala göre özerk de olsa Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bir kamu idaresi olması hasebiyle Anayasa’nın verdiği göreve istinaden denetimleri elbette ki hukuka uygun olarak Sayıştayca yapılacaktır. Bunun da aksine, Üst Kurulun denetiminin Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna verilmesi elbette ki Anayasa’ya aykırı olacaktır. Nitekim, bu yönde yapılan değişiklik Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırılık sebebiyle iptal edilmiştir.

Anayasa’mızın “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon kuruluşları ve kamuyla ilişkili haber ajansları” başlıklı 133’üncü maddesinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin Meclis Genel Kurulunca seçileceği belirtilmektedir. Aynı maddenin “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” hükümleri karşısında Anayasa’nın açık hükümlerine aykırı olarak Üst Kurul ve benzer kurumların denetimlerinin elbette Sayıştaya verilmesi doğru olacaktır. Yine Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin TBMM tarafından seçildiği gözetildiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştayın denetim yapacak olması gerekendir, esasen tartışmaya bile açılmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin içinden geçtiği bu sıkıntılı süreçte iktidar partisine açılmış bulunan kapatma davası on üç ayı aşmış ve ülkenin yakından tanıdığı birçok önemli ismin tutuklu bulunduğu ve bazılarına göre kapatma davasının rövanşı olarak takdim edilen bir dava süreci yaşanmaktayken medyanın önemi de her zamankinden daha fazla olmaktadır. İktidar partisine karşı açılmış bulunan kapatma davasına karşı iktidarın hem ülke içinde hem ülke dışında devletimiz aleyhine faaliyet gösteren güç merkezlerine daha çok taviz verdiği gözetildiğinde medyanın üstleneceği görev olağan şartlardan daha önemli olmaktadır. Bu sıkıntılı süreç içerisinde iktidar ve ana muhalefet, dünyada ve bölgemizde yeni dengelerin, yeni sınırların, yeni güç merkezlerinin, yeni askerî ve ekonomik yapılanmaların yaşandığı bu dönemde siyaseti normalleştirmek, milletimizi bir arada daha güçlü bir devletin vatandaşları olarak kucaklaştırma beklentisinin aksine, âdeta kişisel kavgalarına her seviyedeki taraftar ve sempatizanlarını da katılmaya zorlamaktadırlar.

İşte bu noktada, iktidarca istismar edilen bütün kutsal değerlerin ana muhalefet tarafından tersinden istismar edildiği, aslında iktidar ve ana muhalefetin birbirinin ters simetriği olduğu, iktidar ve ana muhalefetin şahsında milletimizin temiz değerleriyle devletimizi tanımlayan değerlerin kavga ettirilmeye çalışıldığı artık herkesçe kabul edilmektedir. Ne yazık ki Meclise girdiğimiz günden bu yana, MHP’nin iktidar ve ana muhalefete karşı gerilimi azaltıcı yaklaşımları yeterince dikkate alınmamıştır. İktidar, nasıl bütün yanlışlarını aldığı oyla meşrulaştırıp kendisi dışında hiçbir fikre değer vermiyor, gerek kamuda gerek kamu dışında ele geçiremediği kurumları yok etmeye çalışıyorsa, ana muhalefet de muhalefet etmenin yol gösterici özelliğini unutup gerilimi tırmandırmayı tercih ediyor.

İşte, en tepede yaşanan bu derin, iflah olmaz ayrışma, bugün yargıda da yükseköğretimde de bürokraside de iş dünyasında da ve toplumun her kesiminde saflaşma, kamplaşma, kendisi gibi düşünmeyeni yok sayma ve hatta, yok etme biçiminde derinleşerek devam ediyor. Bu ayrışma en çok da kendisini medya alanında gösteriyor. Öyle ki ülkemizde medya kuruluşlarının önemli bir kısmı, iktidar baskısı, menfaat beklentisi, cezalandırılma korkusu, ideolojik yakınlık gibi sebeplerle âdeta bir propaganda aracına dönüşüyor. Ülkemizin önemli medya gruplarından biri, yalnızca bir tek firmanın katıldığı bir ihaleyle, iktidara yakın bir firmaya satılıyor, satış parası da iki kamu bankasından tedarik ediliyor. Yandaş medya yaratma konusunda küçük çaplı da olsa ana muhalefetin de iktidarla benzer yöntemler kullandığı gözlerden kaçmıyor.

Sayın milletvekilleri, işte bu şartlar altında medya, kamuoyunu doğru bilgilendirmek, milletimizin görsel ve düşünsel gelişimini sürdürmek, devletimizin demokratik birikimini artırmak yerine, hizmet ettiği ekolü üstün tutup kendince rakip gördüklerini küçük düşürmeyi tercih ediyor, bir kısmı vatandaşımızı sırlar dünyasına, bir kısmı da pullar dünyasına götürüyor. Böyle bir medya yapılanmasının düzenleme ve denetlemesini yapmak elbette zor iştir ve Üst Kurulun denetiminin Başbakanlık talimatıyla değil, Meclis adına Sayıştayca yapılması daha doğru olacaktır.

Sayın milletvekilleri, TRT ile ilgili de kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. TRT kurumsal kimliği, atılım çabası yerine ne yazık ki daha çok Genel Müdürü, Genel Müdürün maaşları ve yönetici olduğu kurumlar sebebiyle gündeme gelse de özellikle yakın zamanda bizim de ziyaret etme şansı bulduğumuz Batı Trakya, Avrupa ve özellikle Türki Cumhuriyetlerde bütün baskılara rağmen Türklüğünü yaşamak isteyen soydaşlarımıza âdeta umut ışığı olmaktadır.

TRT bu misyonun farkında olmak, milletimizin millî, manevi değerlerini tanıtmak, öğretmek, yükseltmek ve yüceltmek ülküsü etrafında bir tarih, coğrafya ve gelecek şuuru oluşturmak iddiası yerine, en son örneği 8 Temmuz Salı gecesi yaşandığı üzere, henüz davası açılmamış, adli gizliliği süren bir soruşturma kapsamında, ne ile suçlandığı belli olmayan insanları yargılamadan mahkûm etme modasına iştirak etmiştir.

Parasal değerlerin, menfaat ilişkilerinin neredeyse her değerin üstünde tutulduğu bugünlerde herkes kendi vicdanını kötü örnekler ve ulvi amaçlara sığınarak teskin edebilir, ancak unutulmamalıdır ki tarih milletin vicdanında mahkûm olanlarla millete hizmet edenleri not etmeye devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı, yukarıda ifade edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptaliyle gündeme gelmiş, yapılması gerekli, bizim de esasen desteklediğimiz bir tasarıdır. Ancak iktidar, bundan önce de defalarca tekrarlandığı üzere, gerekli ve masum bu tasarı içine kabulü mümkün olmayan bir madde ilave etmiştir. Tasarıya eklenen 2’nci maddede 2984 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesine bir fıkra eklenerek Üst Kurul üyelerinin göreviyle bağlantılı olarak işledikleri suçlara ilişkin soruşturmaların 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a göre yapılacağı düzenlenirken, soruşturma izninin ise Başbakan tarafından verileceği öngörülmektedir. Bu düzenlemeyle, anayasal özerkliği bulunan ve üyeleri yüce Meclis tarafından seçilen Üst Kurula Başbakan âdeta disiplin amiri yapılmaktadır. Bu düzenleme ayrıca Anayasa’ya da aykırıdır.

Bu düzenlemeyle Üst Kurulun özerkliği ortadan kaldırıldığı gibi, bu suretle kamu yayıncılığının tarafsızlığı da zedelenecektir. Amaç RTÜK üyelerinin yargılanma usulünü düzenlemekse, soruşturma izni vermesi gereken makam Sayın Başbakanlık olmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi yeni kurulduğu günlerde dokunulmazlıkları kaldıracağını vaat etmesine rağmen bugüne kadar bu yönde bir girişimi olmadığı gibi, partimizin en azından terörle ilgili suçlar bakımından dokunulmazlıkların kaldırılması teklifimize de yaklaşmamıştır. AKP dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin talepleri reddederken, yüksek devlet bürokrasisinde benzer dokunulmazlıklardan yararlanıldığını gerekçe olarak ifade etmiştir.

Bu tasarıya eklenen maddeyle RTÜK üyelerinin görevle ilgili işleyecekleri suçlar bakımından soruşturulmaları Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanmasına Dair Kanun kapsamına alınarak soruşturma izni de Başbakana verilmektedir. Yani AKP şikâyet ettiği işleri yapmaya devam etmektedir. Buradan iktidara açık çağrıda bulunmaktayız: Altı yıldır dokunulmazlıkların kaldırılmasında engel olarak gösterdiğiniz yüksek bürokrasinin yargılama usulünü kaldırmak istediniz de elinizi tutan mı oldu? MHP olarak, kürsü masuniyeti hariç bütün dokunulmazlıkların bürokrasiyi de kapsayacak şekilde kaldırılmasına “evet” diyeceğiz.

Sayın milletvekilleri, 8 Temmuz 2008 günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince önemli bir karara imza atıldı, ancak Türkiye’nin yoğun gündemi sebebiyle bu konu çok konuşulamadı. Cumhuriyet Halk Partisi Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart yargılanma isteğine rağmen dokunulmazlığı kaldırılmadığı için yargılanamadığından Sayın Kart’ın yaptığı müracaat mahkemece kabul edilerek Sayın Kart’ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildi.

Bir kısım kabine üyesinin, bir kısım milletvekillerinin yargı önüne çıkmamak için her yolu denediği bir ortamda, Sayın Kart’ın tazminat istemeksizin yargılanma isteğini Avrupa İnsan Hakları mahkemesine kadar götürmesi, iddiasındaki samimiyet ve hukuka saygısının bir göstergesidir diye düşünüyor, kendisini tebrik ediyoruz.

Bu kararla oluşan durum karşısında Avrupa Birliği istiyor diye Türklüğe hakareti suç olmaktan çıkaran, yabancı vakıflara özel imtiyazlar getiren, yabancılara toprak satışını serbest bırakan, devletin televizyonunda ikinci bir resmî dil gibi Türkçe dışında yayın yapılmasına karar veren, Kıbrıs’taki Türk askerinin işgalci olarak tanımlanmasına göz yuman ve son olarak da Gökçeada ve Bozcaada’yı masaya koyan iktidarın nasıl tutum alacağını merakla bekliyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu kararla, sahtecilik, dolandırıcılık, suç örgütü üyeliği, ihaleye fesat karıştırma; halkı din, dil, ırk, mezhep ayrımcılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek; suç ve suçluyu övmek, terör örgütlerine yardım ve yataklık etmek gibi çoğu yüz kızartıcı suç tabir edilen isnatlar bulunan milletvekillerine, kabine üyelerine, masum olduklarına inanıyorlarsa aklanma fırsatı da doğmuş olmaktadır. Biz de, kamuoyu da, bu durumdaki milletvekillerinin vereceği kararı ibretle takip edeceğiz.

Yukarıda belirtildiği gibi yargılanan milletvekilleri yargılanma isteğini mi ortaya koyacak, yoksa bu kez yargının siyasallaştığı gerekçesiyle adalet önüne çıkmaktan kaçmaya mı devam edecekler?

Değerli arkadaşlarım, Karma Komisyonda yaşadığımız bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Dokunulmazlıkların dönem sonuna ertelenmesinin görüşüldüğü Karma Komisyon toplantısında bir diyalog yaşadık. Anayasa Komisyonu üyesi AKP’li bir arkadaşımız, konuşmasında, bir sivil toplum kuruluşunun yaptırdığı araştırmaya göre hâkim savcıların yüzde 70-80’inin siyasallaştığının tespit edildiğini, bu nedenle böyle bir yargının karşısına çıkmanın kendilerinden beklenemeyeceğini, bunun için dokunulmazlıkların devamını savunabilmiştir. Benim kendisine “Siz bu sivil toplum kuruluşu tarafından yapılan tespite katılıyor musunuz?” diye soruma da ne yazık ki bu arkadaşımız katıldığını, dolayısıyla hâkim, savcıların yüzde 70-80’inin siyasallaştığını kendisi de kabul etmek durumunda olabilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bu bakış açısı, hukuka inanmamak, hukuku yok saymaktır. Bu yaklaşım, ülkenin genelinde yargı kararlarının siyasallaştığından hiç kimseyi bağlamayacağı şeklinde tehlikeli bir gidişe yol açmaktadır. “Siyasallaştı” diyerek sizin güvenmediğiniz, sizin karşısına çıkmadığınız, sizin inanmadığınız yargıya bütün yargılananlar aynı mantıkla bakmaya başlarlarsa olabilecekleri bilmem düşünebiliyor musunuz?

Sayın milletvekilleri, bu tasarıda RTÜK üyelerinin soruşturma izninin Başbakanlık dışında birlikte tespit edilecek bir makama verilmesi hâlinde tasarının gerekli ve olumlu olduğuna inanıyor ve olumlu oy vereceğimizi ifade ediyor, ülkemizin bu zor günlerinde en az zararla çıkıp hem dünya Türklüğüne hem bütün mazlum milletlere ilham olmaya devam etmesini temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:256)”. TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim tutanağı, 10 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2008-07-10-radyo-ve-televizyonlarin-kurulus-ve-yayinlari-hakkinda-kanunda-degisik (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
