# Çek kanunu tasarısı hakkında (s.s.445)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim
- **Tarih:** 10 Aralık 2009
- **Gündem:** ÇEK KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.445)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2009-12-10-cek-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-445

> Rıdvan Yalçın (MHP), 10 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEK KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.445)); konuşma 2.025 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 445 sıra sayılı Çek Kanunu Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, yıllardır ülkemizin yüreğinde derin acılar açan kanlı terör, 7 askerimizin daha arkalarında tarifsiz acılar bırakarak hayatlarının kaybına neden olmuştur. Vatan uğruna canlarını veren sevgili evlatlarımıza Allah’tan rahmet, aileleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı dileklerimle başlamak istiyorum. Bu hain saldırıları yapanlar kadar onları destekleyen, cesaret veren ve himaye edenlerin de milletimizin vicdanlarındaki mahkûmiyetlerine yargı önündeki mahkûmiyetlerinin de eklenmesini bütün kalbimle temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı nisan ayında Meclise sunulmuş, Adalet Komisyonunda görüşmeleri alt komisyon kurmak suretiyle aylar önce yapılmış olmasına karşın Genel Kurula ancak gelebilmiştir. Tasarıdaki düzenlemeler içinde… Hâlen cezaevlerinde karşılıksız çek vermek suçundan hükümlü bulunanlar, aileleri, yargılamaları süren 10 binlerce insan âdeta aylardır işkenceye tabi tutulmuşlardır. Şimdi ise aslında sorunları çözmek yerine çek hamilleri ve düzenleyenler bakımından hem de bankalar açısından çok daha büyük sorunlar açacağı anlaşılan bir tasarıyla karşı karşıyayız.

(x) 445 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Türk yasama sisteminin en büyük handikaplarından biri, çıkarılacak yasaların yasadan etkilenecek kişi ya da kurumlar bakımından doğuracağı sonuçların, ticari yaşamın, hukuk hayatımızın kısa, orta ve uzun vadede nasıl etkileneceğinin bir sistem içinde öngörülmeyişinin analizlerinin yapılmayışının olduğu gerçeğidir. Komisyon görüşmelerinde de ne yazık ki bu iklim oluşmamış, tasarı ilgili kurumların görevlendirdiği hukuk müşavirleriyle birlikte ancak bir hukuk metni olarak tartışılabilmiş, tasarının yıllar içinde etkileri değerlendirilememiştir. Bu eksikliğimiz nedeniyledir ki, 1985 yılında çıkarılan 3167 sayılı Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun, ortaya çıkardığı sorunlarla hiç gündemden düşmemiş, Yasa üzerinde yapılan her değişiklik sorunları azaltmak yerine artırmış ve sonuçta 100 binlerce insanın adliye kapılarında süründüğü bir tabloyu önümüze getirmiştir.

Mali yapısı güçlendirilmiş, başta finans sektörü olmak üzere birçok alanda oluşturulan sağlam kurumsal yapılarla yenilenmiş bir ekonomi devralan AKP İktidarı ülkemizin borcunu yaklaşık 3 katına çıkarmışken, milletimizin önemli varlıklarının çoğunu da yabancılar olmak üzere satmışken arttığı ifade edilen ekonomik büyüklüklerden milletimizin geneli istifade edememiştir. Ülkemizdeki yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan insanlar her geçen gün artıyor ve milyonlarla ifade ediliyorsa, çalışanların gelirleri azalıyor, işsizlik patlıyor, insanlar tarımı terk ediyorken esnaflık bitiyorsa, 25 bin liralık krediye yüz binlerce KOBİ başvuruyorsa ya ülkemizin büyüdüğüne ilişkin rakamlarınız doğru değildir ya da bu büyüme krizin teğet geçtiği bir avuç yandaş grubun cebine girmektedir.

Üzerinde konuştuğumuz tasarının kapsama alanı daha geniş değerlendirildiğinde ürkütücü bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz görülecektir. Yaklaşık bir yılda bir buçuk milyon çekin karşılığının çıkmadığı düşünüldüğünde, sadece Yargıtayda doksan bine yakın dosyanın beklediği, taşra adliyeleriyle birlikte bu sayının çeyrek milyonu çok aştığı anlaşılmaktadır. Karşılıksız çekler icraya da verilebildiğinden âdeta karşılıksız çek meselesi adli teşkilatlarımızı başka işe bakamaz hâle getirmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’ndaki kurgusuna göre, gelişen ekonomik hayata paralel olarak nakit taşımak ya da bulundurmak yerine, nakit yerine geçmek üzere kullanılan çek, zamanla gerek ülkemizdeki sermaye birikiminin azlığı gerekse bankaların piyasaya kredi vermek yerine yüksek faizle devlete borç vermeyi tercih etmesi gibi sebeplerle bu özelliğinden uzaklaşıp uzun vadeli kredi aracına dönüşmüştür. Böylece 100 milyarlarca liralık sanal bir çek ekonomisi oluşmuş, devlet ise bu fiilî duruma sessiz kalmayı tercih etmiştir.

Bugün gelinen noktada diğer kambiyo senetleri neredeyse tedavülden kalkmış, ticari yaşam çek ve kredi kartları ile sürdürülebilir hâle gelmiştir. Bu sebepledir ki, ticari yaşamda özellikle mal alışverişlerinde çek hamilleri karşılıksız çek vermenin hapis cezasına dönüşen adli para cezasıyla müeyyidelendirildiği için mutlaka çek karşılığı mal vermektedirler. Çek düzenleyenler bakımından ise vadeli mal alabilmek açısından çek vazgeçilmez bir unsur hâlindedir.

Türkiye’ye özgü bu durum öylesine yaygın kullanılmaktadır ki, piyasada kırk milyona yakın çek yaprağı tedavül hâlindedir. Cirolarla yapılan sirkülasyon da hesaba katıldığında bu rakam çok daha büyük sayılara ulaşmaktadır. İlk bakışta masum ve hatta ekonominin çarklarını nakitsiz döndüren bu sistem, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde toplumda domino etkisi yaratan yıkımlara neden olmaktadır. Bugün yaşadığımız durum da aslında tam da böyledir.

Çekin, hapis cezası sebebiyle tercih ediliyor olması, piyasada kötü niyetli, halk arasında “tokatçı” diye tabir edilen dolandırıcılara da önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu niyette olanlar mevcut yasaya göre temini çok kolay bir çek koçanına sahip olduklarında birer emek hırsızına dönüşmektedirler. Bu tanım içerisinde olanların bazıları da yanlarında çalıştırdığı gariban insanlar adına aldıkları çek koçanlarıyla piyasayı dolandırırken, günahsız garibanların da hapishanelerde çile doldurmalarına yol açmaktadırlar. Böylece, bugün de olduğu gibi gerçekten dara düşmüş, bütün varlığını kaybetmiş, belki bir alacağını alamadığı için borcunu ödeyemez hâle gelmiş insanlarla, çeki dolandırma kastının aracı olarak kullananlar birbirine karışmışlardır.

Bu kanun görüşüldüğü günlerde “Karşılıksız çek bedellerini devlet ödesin.” şeklinde uçuk fikirler olduğu gibi, “Çek bedellerinin tamamını banka garanti etsin, hapis cezası tümden kalksın.” diyenlere de sıkça rastlanmaktadır. Bu kadar soru ve sorun ortadayken yapılacak bir çek yasası, yalnızca ceza boyutuna indirgenemeyecek kadar titiz bir çalışmanın ürünü olmalıdır. Her şeyden evvel, bu tasarının ne hukuki ne ticari bir felsefesi bulunmamaktadır.

Çek bir müessese olarak kalmalı mıdır? Piyasadan çekin bu ölçüde tedavülü istenirken aynı zamanda çeke güvenin artırılması, sadece temininin bir miktar zorlaştırılması da mümkün olabilecek midir? Hem kayıt dışıyla mücadele etmek hem de sınırsız ciroyu savunmak ne ölçüde bağdaşmaktadır? Bir yandan bankaların sorumlu olduğu miktarı artırırken bankaların da bu tutarı müşterisinden temin edeceği düşünülünce, acaba, bankaya mı yükümlülük getirilmektedir yoksa müşteriye mi yükümlülük getirilmektedir, doğrusu merak konusudur.

Çekte hapis ya da hapse dönüşen adli para cezası olmalı mıdır? Bono alacaklısının, hatta mahkeme kararından doğan bir alacağın sahibinin çek alacaklısından eksik yanı nedir? Sadece ibraz edildiğinde karşılığının çıkmaması kasıtlı bir suç için yeterli kabul edilebilinir mi? Hangi sebeple karşılığının olmamasının hiç önemi yok mudur? Yürürlükten kaldırdığımız ya da yeni çıkaracağımız Çek Yasası’nın mukayeseli hukuk konusu olamayacağı, çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle bir cezanın öngörülmediği gerçeği karşısında bir daha mı düşünmeliyiz, yoksa dünyada olmayan hukuk keşfi yaptık diye sevinmeli miyiz?

Kanunun gerekçesinde çekin ödeme aracı olması niteliğine tekrar kavuşturulmasının amaçlandığı yazarken vadeli çek vermeyi yasal hâle getirmek nasıl açıklanabilir? Karşılıksız çıkmış bir çek, kambiyo senetlerine mahsus hızlı bir icra takibine konu edilmesi mümkün iken bu durum neden acaba alacakları tatmin etmemektedir? Üzerine kayıtlı hiçbir mal varlığı olmayan bir şahıs nasıl olur da hapis cezası çıkınca borcunu ödeyebilmektedir? Bunların her birisi ayrı birer merak konusudur.

Sayın milletvekilleri, Komisyonda da ifade ettiğim üzere, yeni çıkarılacak bir çek yasası bütün bu soruları tartışmış, sağlıklı, nesnel sonuçlara ulaşmış bir çalışma sonucu olmalıdır. Bir kez daha ifade etmem gerekirse, oluşmuş tıkanıklığı aşmak adına geçici 2’nci maddede yapılan düzenlemeyi etraflıca tartışıp yasalaştırmak, tasarının yukarıdaki sorulara cevap bulamamış kalan maddelerini geri çekmek hâlen mümkündür.

Sayın milletvekilleri, elbette tasarının önemsediğimiz yenilikleri de bulunmaktadır. Her şeyden evvel, borçlu olmadığı hâlde çalıştığı yerdeki idarecilik görevi sebebiyle patron namına çek imzalamış, işten ayrılmış olmasına rağmen, sırf imza sahibi olduğu için hapis yatan insanlar bu yasayla bu mağduriyetlerinden kurtarılacaklardır. Bu değişiklik bizim de desteklediğimiz hususlar arasındadır.

Tasarıyla, beklentilere uygun olarak çek defteri verecek bankaların yükümlülükleri artırılmakta, müşterisinin ekonomik ve sosyal durumunun araştırılması istenmekte, karşılıksız çıkacak her yaprak çek için bin Türk lirası ödemeye mecbur edilmekte, başta karşılığı olan çekin ödemesini geciktirmek olmak üzere, kanunda belirlenen usullere riayet etmemek hâlinde de ilgililerin adli para cezaları hatta hapisle cezalandırılacağı öngörülmektedir. Bu sistem kabul edilecekse bankalara getirilen yükümlülükler elbette savunulabilir ancak bilinmelidir ki bankaların çek bedelinin tamamını garanti etmediği hiçbir düzenleme çeki tam güvenceli bir ödeme aracı hâline getirmeyecektir. Bir çeki itibarlı yapan, çek defterlerinin bankalarca basılıyor olması değil, keşidecisinin itibarıdır. Bugünkü uygulamada birçok ileri ülkede olduğu gibi ülkemizde kişi ya da kuruluşlara kendi çekini bastırıp kullanma imkânı verilmesi tartışılmalıdır. Bankalar, asıl ticari ilişkinin tarafı olmadığı hâlde, borçlusu ya da alacaklısı olmadığı bir ilişkinin neden muhatabı hâline getirilmektedir? Kişilere kendi çekini bastırıp kullanma imkânı verilirse piyasa hangi çekin muteber olduğuna kendi karar verecek, bu çeki kabul edenler de sonuçlarına elbette kendileri katlanacaklardır.

Tasarının en tartışmalı maddesi, elbette karşılıksız çekin yaptırımını düzenleyen 5’inci maddedir. Maddede alt komisyonda eklenen, benim de öteden beri savunduğum böyle bir ceza var olacaksa en azından dolandırıcılık kastıyla hareket edenlerle basiretli de davransa engel olunamayan sebeplerle borç ödeyemez hâle gelmiş insanları birbirinden ayıracak ve suçu şeklî bir suç olmaktan çıkaracak “kasten” ibaresi, bu ibareyi metne ilave eden AKP’li arkadaşlarımızın oylarıyla geri çıkarılmıştır. Bugün bu uygulamada bu suçtan beraat kararları veren mahkemeler bulunmaktadır. Birçok hukuk adamı, AKP’li Komisyon üyelerinin birçoğu temenni olarak ifade edip oylarına yansıtmasa da karşılıksız çek vermenin hapse dönüşen bir cezayla cezalandırılmasını doğru bulmamaktadırlar. Bu görüşü savunanların önemli bir kısmı, İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol 1’inci maddesinde belirtilen, hiçbir kimsenin borcundan ötürü hürriyetinden mahkûm bırakılamayacağı ve Anayasa’mızın 38’inci maddesinde ifade edilen özel kaynaklı taahhütlerden doğan borcun ihlaline bir suç ve ceza hükmü bağlanamayacağı hükümlerini dayanak göstermektedirler. Anayasa Mahkemesinin aksi görüşteki kararlarına rağmen, özü itibarıyla doğru ve çağdaş olmakla birlikte bugün için hayata geçirilmesi çok mümkün gözükmemektedir. Maddede yenilik olarak, çeke “Karşılıksızdır.” işlemi yaptırabilmek için üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre süresinde ibrazı gerekmekte, sorumluluk imza sahibine değil, karşılığını hesapta bulundurmaya mecbur olan kişiye yüklenmektedir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci maddede karşılıksız çek verme suçu farklı yorumlanabilecek şekilde düzenlendiği gibi eylemle orantılı olmayan, üst sınırı ucu açık olarak düzenlenmektedir. Hükûmetle iktidar milletvekillerinin Komisyon görüşmelerinde fikir birliği içerisinde olmadıkları da gözlemlerimiz arasındadır. İktidar sözcüleri, maddede geçen, her bir çekle ilgili olarak ayrı ceza verileceği hükmünü aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan çekler bakımından genel hükümlere göre tek suç sayılacağını ifade ederek bu konudaki önergemi desteklemezken, Hükûmet adına konuşan sayın bürokrat aynı alacağın taksitlendirilmesi adına verilmiş bile olsa her bir çek yaprağının ayrı suç oluşturacağını ifade etmiştir.

Sayın milletvekilleri, maddede verilecek cezanın üst sınırı, benim gibi birçok insanın da bin beş yüz gün olarak algılamasına karşın, iktidar kanadı ve Hükûmet görüşüne göre çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamayacağı öngörülmektedir. Bu durumda aynı anda infaz edilmemek hâlinde karşılıksız çek sebebiyle her bir çek yaprağı için ayrı cezalar öngörüldüğünden, on yıllarca hapse karşılık gelen cezalar ortaya çıkmaktadır. Düzenleme bu hâliyle ne adalete ne hakkaniyete ne de ceza hukuku genel ilkelerine uygun bulunmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, tasarının en önemli maddesi ise tasarıya bir önergeyle eklenen geçici 2’nci maddesidir. Bu maddede, 1.11.2009 tarihi itibarıyla haklarında soruşturma, kovuşturma ya da mahkûmiyet olan kişilerin alacaklıyla anlaşmaları ya da borçlunun iki yılı geçmeyecek, 1/4/2010 yılına kadar bir taahhüdü karşılığında hakkındaki işlemin durdurulmasına karar verileceği öngörülmektedir. Yukarıda açıkladığım görüşler çerçevesinde, tasarının sorunları çözmeyeceği, daha da karmaşık hâle getireceği gerçeği yanında bu madde ile de yalnızca meselenin bir miktar öteleneceği anlaşılmaktadır. Borçlulara ödeyebilme imkânı sağlanması, alacaklıların da bu vesileyle alacağına ulaşabilme imkânı adına bu yaklaşıma olumlu bakmakla beraber, maddenin eksiklerini de ifade etmeliyim.

Düzenlemeye göre, verilecek taahhütnamenin kriterleri konulmadığından, örneğin bu iki yıl içerisinde borçlarını ne şekilde taksitlendireceği, taksitlerin esas borca bir orantısının olup olmayacağı belirlenmediğinden, belirlenen iki yılın son günü ödeme yapılacağını taahhüt etmek borçluları bu imkândan faydalandırmaya yetmektedir. Bu durum istismara açık bulunmaktadır.

Bu maddenin bir amacı da değerli milletvekilleri, eğer alacaklıların alacağını temin etmesine yardımcı olabilmekse, en azından başta faiz olmak üzere ferî alacaklar bakımından ödemeyi daha cazip hâle getirecek bir anlayışın maddede yer alması gerektiğini düşünmekteyim. Bu görüşümü Komisyonda da ifade ettiğimde, Sayın Komisyon Başkanımız, bir özel alacağa devletin müdahalesinin doğru olmayacağı görüşünü ifade etmişti fakat Meclisimiz, kredi kartları meselesi yaşandığında, özellikle faiz indirimlerini içeren bir düzenlemeyi, özel alacak olmasına rağmen, yapmayı uygun bulmuştu. Ben, bu borçların ödenmesinin temini arzu ediliyorsa, burada da ana borç esas alınmak suretiyle faiz ve yan ödemeler için bir inisiyatif geliştirilmesinin kanunun amacına daha uygun olacağını kişisel olarak düşünmekteyim.

Tasarının yasalaşması hâlinde her dosya bakımından lehe, aleyhe kanun değerlendirilmesi gerekeceğinden, mahkemeler bakımından iş yükünün oldukça artacağını söylemek abartı olmayacaktır sanırım.

Sayın milletvekilleri, şu an Türk yargı sistemi içerisindeki davaların yüzde 20’ye yakınının çek ve çeke bağlı yargılamalar olduğu bilinmektedir, bu çok önemli bir sayıdır. Âdeta mahkemeler çek suçlarını yargılayan birer çek mahkemesine dönüşmüşlerdir. Şimdi yaptığımız bu tasarıyla da tasarı içerisindeki maddeler sebebiyle, her mahkeme, her bir çek dosyasını tekrar ele alıp eski ve yeni kanun arasında lehe, aleyhe kanun uygulaması yapmak zorunda kalacaktır. Bu da mahkemelerin elindeki iş yükünü çek suçları bakımından 2 katına çıkarması mümkün olacak, zorunlu hâle getirecek bir düzenlemedir. Bu da bu tasarıdan sonra adliyelerin çek suçları bakımından iş yükü yüzde 30’lara, belki 40’lara çıkacak demektir. Ne yazık ki bütün ikazlarımıza, uyarılarımıza rağmen bu hususu da Komisyonda düzeltmek mümkün olamamıştır.

Sayın milletvekilleri, sonuç itibarıyla, sorunları çözmek, ticari hayatı rahatlatmak ve güvenli kılmak adına gerçekçi çözümler üretmeyen, sadece sorunları öteleyerek daha karmaşık hâle getiren bu tasarı üzerinde çok daha ciddi çalışmalara muhtaçtır. En azından, var olan bu sıkışmışlığı bir nebze rahatlatabilmesi umuduyla, Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu olarak tasarının hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Çek kanunu tasarısı hakkında (s.s.445)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2009-12-10-cek-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-445 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
