# Hukuk muhakemeleri kanunu (s.s.:393)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim
- **Tarih:** 12 Ocak 2011
- **Gündem:** HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (S.S.:393)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-01-12-hukuk-muhakemeleri-kanunu-s-s-393-2

> Rıdvan Yalçın (MHP), 12 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (S.S.:393)); konuşma 1.090 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, sonuna geldiğimiz Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile ilgili bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Tekrar, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle kanunla ilgili konuşmalara geçmeden evvel Sayın Bakanın dikkatine bir iki hususu sunmak istiyorum. Öncelikle hukukumuzda ne yazık ki hâlen bir yedieminlik müessesesi tam oturmuş durumda değil, her ilde de yok. Sayın Bakanım, şöyle şikâyetler alıyoruz vatandaşlarımızdan: Şimdi, bir malı yedieminde olan vatandaşlarımız, özellikle de hakkını, hukukunu çok bilemeyen yaşlı kadınlar yediemin bürosuna gittiğinde, borcu ödeyip malını iade almak istediğinde kendilerine “Şuraya bir imza atın.” deniyor ve ondan sonra bir başka depoya yönlendiriliyorlar. Yani önce imza attırılıyor, daha sonra eşyanın başka bir depoda olduğu söyleniyor. O depoya gittiğinde ise ya eşyasını bulamıyor ya sağlam bulamıyor fakat daha önce teslim aldığına ilişkin bir belge imzalamış olduğu için çok ciddi bir mağduriyet ortaya çıkıyor. Bu hususu Bakanlığın dikkatine sunuyorum. En azından adliyelerdeki başsavcılıklar ya da icra müdürlükleri ikaz edilmek suretiyle eşya fiilen teslim edilmeden bir imza atılmasının önlenmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bir önemli hususu daha sizlerle paylaşmak istiyorum: Özellikle iki yıldır, üç yıldır süren yoğun ekonomik krizin toplum hayatımızda ortaya çıkardığı yıkıcı sonuçları da düşünerek bir kanun teklifimiz olmuştu ev eşyalarına haciz yapılamamasına ilişkin. Maalesef bugüne kadar muhalefetten gelen yedi yüze yakın kanun teklifi gibi bu kanun teklifimiz de bir değerlendirmeye tabi tutulamadı, görüşmeye layık bulunmadı. Acaba diyorum, oluşan bu uzlaşma ikliminden istifade ederek seçim öncesi...

Bakın, çeklerle ilgili bir yasa düzenlemesi yaptık burada, iki yıl ertelendi. Şimdi, muhtemelen sizlerin de telefonlarına geliyordur -sürenin bitimine yaklaşıldı- sürekli benzer mesajlar gelmeye başladı. Yani krizin etkileri bir şekilde devam ediyor. O hâlde, şu çağda, şu devirde, bir babanın yaptığı ölçüsüz harcamanın cezasını ne kadar daha eşe ve çocuklara çektireceğiz? Evinden buzdolabı götürülen bir kadının, izlediği televizyonu elinden alınan bir çocuğun yaşadığı travmayı ne şekilde düzelteceğiz, nasıl tamir edeceğiz? Bu insanlar bulundukları mahalde, evde, apartmanda oturamaz bir psikoloji içerisine düşüyorlar. Arzu ediyorum ki -artık bu çağa bu tablo yakışmıyor- çok kısa, iki üç maddelik bir kanun teklifiydi; destek verir, gündeme alıp kanunlaşmasını sağlarsanız, ben de şahsen milletvekili olmanın, kendi adıma en büyük misyonu yerine getirmiş olacağım. Daha önce de bu kürsüde ifade etmiştim, eğer bunu bir yasama kıskançlığı içerisinde düşünüyorsanız, ben kanun teklifimi geri çekmeye hazırım, yeter ki sizden bir arkadaşımız aynı konuda bir kanun teklifi versin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Estağfurullah, beraber yapalım, problem değil.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, önemine binaen birkaç hususu tekrar burada gündeme getirmek istiyorum.

Bir tanesi, Sayın Bakanın da bu kürsüde ifade ettiği ara buluculuk meselesidir. Ara buluculuk meselesiyle ilgili Adalet Komisyonu üyelerinin bir İngiltere ziyareti olmuştu, ben de o heyet içerisindeydim. Gerçekten de İngiltere’de hayranlık uyandırıcı bir sistem kurulmuş ve bugün ihtilafların yüzde 30’unun adliye öncesi oluşturulan bir ara buluculuk sistemi içerisinde çözüldüğüne tanık oluyoruz.

Tabii, bu kanunun amaçları içerisinde ifade edilen, gerekçede ifade edilen bir husus da, yargılama öncesi ya da yargılama içerisinde bu tür yöntemlerle ihtilafların çözümünün teşvik edilmesi olarak takdim ediliyor. Ben de bunu çok önemsiyorum aslına bakarsanız. Sadece Yargıtayda 2 milyona yakın dosya olduğunu düşündüğümüzde, bu personelle, bu hâkim, savcı sayısıyla Türkiye’deki hukuk ihtilaflarını adil olarak çözmenin mümkün olmadığı görülüyor. O hâlde, gerçekten de yargılama öncesi başka bir uzlaşma yöntemleri geliştirmek gerektiğine ben inanıyorum fakat Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarım; İngiltere’de bu konuyu konuşurken hep şunu düşünmüştüm: Biz bunu ülkemizde nasıl uygulayabiliriz? Bir ara bulucu olacak. Bu, muhtemelen belki bir hukukçu olacak ya da hukukla ilişkili meslek dallarından böyle bir kurum, böyle bir meslek oluşacak.

Şimdi, bizim memleketimizde, biraz önceki konuşmamda da ifade ettim, toplumdaki en saygın meslek grubu olan, bir kariyer mesleği kabul edilen hâkimlik kurumuna inanç bu kadar kaybolmuşken, mahkeme kararları bile toplum nezdinde insanların yargılanan ya da mahkeme kararından etkilenen insanların siyasi kimliğine göre bir sahiplenme ya da reddedişle değerlendiriliyor bir noktaya gelmiş iken, yani daha açık söylemek gerekirse, bir hâkime güven kaybolmuşken ara buluculuk kurumuna güven nasıl sağlanacak, bu konuda çok ciddi düşünmek gerekir. Eğer bu mesele bir yargı yetkisinin devredilmesi gibi ele alınacaksa, buna ilişkin de ciddi endişeler olduğunu ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, bu kanun içerisinde davacıdan avans alınması gibi ya da ön inceleme müessesesi gibi faydalı, yargıyı hızlandıracak düzenlemeler olduğu gibi; aslında, bugün, Türk hukukunun, Türk özel hukukunun en büyük sıkıntılarından biri olan hakka ulaşamamak, daha doğrusu adaletin geç tecelli etmesinin de bir adaletsizlik olduğu anlayışı içerisinde, bu mahzurları giderecek düzenlemeler de var. Bunları biz de çok önemsiyoruz. Fakat bilirkişilik meselesi hususundaki düzenlemeleri ben yeterli bulmadım. Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Mimarlar, Mühendisler Odaları Birliğinin “Etik ve Bilirkişilik” adıyla bir sempozyumu vardı, oraya da Milliyetçi Hareket Partisi adına ben katılmıştım. Orada da çok ciddi tartışmalar yaşadık. Bir defa, bilirkişilik meselesi, bugünkü düzenlemede en azından adli yargı adalet komisyonlarınca sene başında bir isim havuzunun oluşturulacağı ve oradan isimlerin seçileceği gibi geçmişe göre daha düzenli bir düzenleme getiriliyor fakat bana göre, bu, bilirkişilik meselesini çözmüyor. Bu konu kanayan bir yaraya dönüşmüştür. Bugün, adliyelerde, maalesef, bilirkişiler paralarını alamadıklarından şikâyet ediyor. Maalesef, bilirkişilik meselesi, kalem personeli ile bilirkişiler arasında bir ahbap çavuş ilişkisine döndürülmüş durumda. Diğer insanlar bu durumdan şikâyetçiler ve hatta bilirkişilik müessesesinin etik zaaflar taşıdığı hususunda da çok ciddi şikâyetler var.

Bütün bu şikâyetlerden benim çıkardığım sonuç şu ki: Bilirkişilik meselesi, bu kanunun içerisindeki maddelerle sınırlı kalmayıp çok daha ciddi ve kapsamlı bir mevzuata ihtiyaç duymaktadır. Bilirkişilik konusu sanıldığından daha önemlidir. Birçok mahkeme kararı aslında bilirkişi raporlarının neredeyse motamot kâğıda yansımasından oluştuğundan bu konunun çok daha önemli, çok daha ciddiyetle ele alınması gerektiğine olan inancımı bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bir üzüntümü ifade etmek isterim. Bu tasarının ilk hâlinde, 50 bin lira ve üzeri kıymetteki davalarda avukat bulundurma mecburiyeti vardı. Maalesef, daha sonra bu, tasarıdan çıkartıldı. Geçen o Etik ve Bilirkişilik Sempozyumu’nda, ben bunun ihtiyaç olduğunu ifade ettiğimde orada bir kadın bana cevap olarak “Siz bizi avukatlara mecbur mu etmeyi arzu ediyorsunuz?” demişti.

Şimdi, toplumda böyle bir yanlış algı var. Sanki avukat tutma mecburiyeti getirildiğinde insanlarımızın aleyhine olarak, onlar ekonomik bir külfetle karşılaşıp avukat tutmak zorunda kalacaklarmış gibi bir durumla, bir eleştiriyle karşılaşılıyor. Oysa, ciddi bir adli yardım müessesesi oluşması hâlinde, yani avukat tutma imkânı, ekonomik gücü olmayan insanlara bu imkânlar sağlandıktan sonra avukat bulundurma mecburiyetinin, vekil tutma mecburiyetinin getirilmesinin, ben hem hukuk hayatımız bakımından çok önemli olacağını, adliyelerin iş yükünün önemli ölçüde azalacağını ve sanılanın aksine, bir hukukçu nezaretinde yürüyen adliye sistemi içerisinde vatandaşlarımızın da adil yargılanma hakkından çok daha fazla istifade edeceğini düşünüyorum. Onun için, bunu yalnızca avukatlar lehine bir mesleki gelir kapısı olarak görmek yerine, Türk hukuk birikiminin daha yükseğe çıkabilmesi, insanlarımızın hakka daha çabuk ulaşabilmeleri için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Hukuk muhakemeleri kanunu (s.s.:393)”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-01-12-hukuk-muhakemeleri-kanunu-s-s-393-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
