# Hukuk muhakemeleri kanunu (s.s.:393)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim
- **Tarih:** 12 Ocak 2011
- **Gündem:** HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (S.S.:393)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-01-12-hukuk-muhakemeleri-kanunu-s-s-393

> Rıdvan Yalçın (MHP), 12 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (S.S.:393)); konuşma 1.057 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, görüşülen Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün de bir başka kanun vesilesiyle ifade etmiştim. Bugünkü konuşmacılar da ara ara aynı konuya değindiler, ben de tekrar aynı konuya ilişkin değerlendirme yapma ihtiyacı içerisinde olduğumu anlıyorum. Bugünkü gazetelerde, tutuklu bulunan Mehmet Haberal’ın, doktor olan bir profesörün bir raporu sakladığından bahisle tutuklandığına ilişkin haberler yer aldı.

Şimdi, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlar; özellikle hukuk eğitimi almış arkadaşlara sesleniyorum. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, kim suç işlemiş ise onun karşılığını görmesinden tarafız, hiç kimsenin kefili de değiliz. Elbette ki en doğru kararı yargı verecektir. Fakat burada şöyle bir çelişki yok mu? Bir yanda onlarca insanı vahşi yöntemlerle öldürmekten müebbet hapislere mahkûm edilmiş insanların salıverildiği bir ortamda, bir rapor usulsüzlüğünden bahisle bir profesörü, yani işi, ikametgâhı belli olan, ülkeye mal olmuş insanların tutuklanmasına seyirci kalıyoruz ya da buna tanık oluyoruz. Bu husus, kamu vicdanında, bana göre hiç arzu edilmeyen bir yerde yer alıyor.

Özellikle, Sayın Bakanım, buradan şuraya varmak istiyorum: Şimdi, yine bugünkü gazetelerde, Ceza Muhakemesi Kanunu 102’yle ilişkili olarak tahliye edilen insanlar içerisinde… Biliyorsunuz bunlar adli kontrol karşılığı tahliye edilmişlerdi, şimdi ortada olmadıkları, adli kontrolü de yerine getirmedikleri gibi bir durumla karşı karşıyayız.

Şimdi şöyle bir hukuki problem ortaya doğdu: Bir yanda, bakıyorsunuz, yasanın emredici kuralında tutukluluk süresinin on yılı geçemeyeceği ifade edilirken bir yanda da adli kontrol karşılığı tahliye müessesesinin işletildiğini görüyoruz.

Şimdi, adli kontrol hükümlerini yerine getirmeyenler, sözgelimi imza atmaya gelmeyen ya da yurt dışına giden insanlar bakımından ne tür bir yaptırım olacak? Adli kontrolü ihlal ettin, gel seni tekrar tutuklayayım demek isteseniz, yasanın emredici hükmü buna cevaz vermiyor.

Peki, o zaman, on yıl geçtiği için bu şahısları da tutuklu tutamayacağınıza göre, tutukluluğunu sürdüremeyeceğinize göre adli kontrolün ne anlamı vardır o zaman? Demek ki adli kontrol kararı yanlıştır.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; ortaya çıkan bu hazin hukuk skandalı karşısında dün söylediğimi bir kere daha söylüyorum. Dün grup toplantımızda Sayın Genel Başkanımız toplum vicdanını kanatan, toplumda infiale yol açan bu durum için Milliyetçi Hareket Partisinden ne tür bir katkı istenecekse bu katkıyı vermeye hazır olduğumuzu ifade etmişti. Bu konu daha fazla yaralayıcı olmadan, tahliye edilen insanlar ya da bundan sonra tahliye edilecek insanlar bakımından şu geldi imza attı, bu atmadı, o yurt dışına gitti, gitmedi gibi tartışmalar daha da yoğunlaşmadan bir an evvel bir yasal düzenleme ihtiyacının giderilmesi gerektiğini bir kez daha önem ve ısrarla tekrar ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı aslında safahatı itibarıyla defalarca gözden geçirilmiş, önemli ölçüde de rafine bir kanun, gerçekten de ciddi bir emek ürünü. Ben, öncelikle bu kanun tasarısına emek vermiş, hazırlamış, diğer modern memleketlerin kanunlarıyla mukayese oluşturmuş bilim heyetine ve bürokrasiye şükranlarımı sunuyorum, çok teşekkür ediyorum. Tabii, 1927 yılından bu yana uygulanan bir temel kanunu ve aslında cumhuriyetin sembol kanunlarından birini bugün tekrar görüşüyoruz ve değiştireceğiz. Gönül isterdi ki bu Kanun değişirken Medeni Kanun’da yapılan hata yapılmasın, bu Kanun’un 1086 olan kanun numarası ve 1927 tarihi muhafaza edilsin. En azından on yıl, yirmi yıl, otuz yıl ya da elli yıl sonra bu Kanun’u açıp bakan insanlar bir otuz yıllık kanun değil de yüz yıllık, yüz otuz yıllık bir kanuna baktığının kıymetini fark etsin isterdim ama maalesef bir yönetmelik bahane gösterilerek bu sistematik bilim heyeti tarafından uygun görülmedi.

Değerli milletvekilleri, bu Kanun’un aynı zamanda yenilenmesi bir mecburiyetti, tabii Medeni Kanun değiştirilince Medeni Kanun’la ilişkili olarak bütün özel hukukun da değiştirilmesi, istinafla ilgili düzenlemelere bu Kanun’un da uyumlu hâle getirilmesi gerekiyordu. Bu Kanun’un temel amacı olarak gerekçesinde de defalarca ifade edildiği üzere, hem dilinin günümüz koşullarına uyarlanması hem hızlı ve ucuz yargıya erişim imkânının getirilmesi, temel hedefler, temel gerekçeler olarak ifade ediliyor. Bir kanunda dil gerçekten önemlidir değerli arkadaşlar. Üniversitede okuduğumuzda, Ankara Hukukta, Ömer diye bir arkadaşımız, sınavda kanun metnine bakmak serbest olduğu hâlde, soruda “bilirkişi” olarak sorulduğu için, kanundaki “ehlivukuf” kelimesini “bilirkişi” olarak bilmediğinden arkadaşımız, ilgili maddeyi bulup cevaplandıramamıştı. Gerçekten de dil, bir kanun bakımından oldukça önemli olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı, yanlışlarından çok eksikleriyle belki tartışılmalı diye düşünüyorum.

Her şeyden evvel, iki gündür sürdürdüğümüz çalışmaların sürati beni bir yandan sevindirirken bir yandan da aslında üzüntümü artırıyor. “Biz neden, Meclis olarak, siyasi partiler olarak aynı uzlaşmayı, aynı kültürü, aynı anlayışı Anayasa değişikliği meselesinde gösteremedik? Neden milletimizi, “evetçiler-hayırcılar”, “darbeciler-demokratlar” diye bir suni, sanal bir ayrışmaya ittik? Değer miydi?” diyorum. Bugünkü tabloyu gördüğümüzde, “Bir referandum sürecinde, devlet imkânlarının bu denli kullanılmasından, milletimiz içerisinde üretilen suni ayrışmalar içerisinde bir de Anayasa oylaması üzerinden getirilen ayrışmanın getirdiği riskleri taşımaya değdi mi acaba?” diye, bunu da iktidar grubuna ve Sayın Başbakana söylemekten kendimi alamıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii süremin önemli kısmını harcamış olduğum için, belki daha sonraki konuşmamda kanunun teferruatlarıyla ilgili konuşma imkânı bulacağım. Şimdi, arkadaşlar, bu kanunun amacı, temel amaçlarından birisi yargının hızlandırılmasıysa ki bu kanunda önemli yenilik ve müesseseler var, her şeyden evvel bir ön inceleme müessesesi getirilmiş, sürelerle ilgili müesseseler var, bunlar önemli şeyler fakat özellikle ve ısrarla bir şeyin üzerinde durmak istiyorum: Siz eğer hukukta, mahkemelerde bir ihtisaslaşmayı tamamlayamazsanız, ihtisaslaşmayı yaygınlaştıramazsanız, var olan ihtisaslaşmayı gerçekten hayata sunamazsanız, bugün olduğu gibi aynı hâkim sabah ticaret mahkemesi hâkimi sıfatıyla, öğleden sonra tüketici mahkemesi hâkimi sıfatıyla, akşama doğru fikrî sınai haklar hâkimi sıfatıyla bir mahkemeyi idare edecekse kâğıt üzerinde var olan ihtisaslaşmanın bir işe yaramadığını görürüz. Onun için ben özellikle Bakanlıktan istirham ediyorum. Bana göre Türk hukuku içerisinde, Türk mahkemeler sistemi içerisinde en önemli husus ihtisaslaşma meselesidir. Birçok hâkim “dosyanın incelemeye alınmasına” gibi komik, gayrihukuki gerekçelerle süreyi uzatmaktadır, hatta çok trajikomik kararlar verilmiştir, “incelemeye alınma kararının incelemeye alınmasına” gibi komik kararlarla yargının uzadığına şahit oluyoruz. Onun için bir hâkim öyle olmalıdır ki dosyasına vâkıf, konuya vâkıf, dosya bilirkişiye gittiğinde bilirkişiye ne soracağını bilen, bilirkişinin verdiği cevabı hukuki çerçeve içerisinde tahlil edip eksik kalan hususun tamamlattırılmasını sağlayabilen çerçevede bir ihtisaslaşmış hâkim, kendi konusuna vâkıf, kendi alanında birtakım şeyler, otomatikleşmiş bir sisteme bağlı bir düzen kurulabilirse ancak yargının hızlanması mümkün olabilir, yoksa bu Kanun’da yapılan önemli değişiklikler de bana göre bu ihtisaslaşma tamamlanamaz ise gerçekten gerçek bir ihtisaslaşma olarak hayata geçemezse çok da bir anlamı olmayacağı düşüncesindeyim.

Değerli milletvekilleri, bir siyasi karar elbette tartışılabilir. Siyasi kararların, siyasetçilerin sevenleri, taraftarları olduğu kadar sevmeyenleri de olacaktır, karşıtları da olacaktır ancak bir mahkeme kararı taraflı olmayanlar dışındaki, yani davanın tarafı olmayanlar dışındaki insanların vicdanında yani genel olarak kamu vicdanında ortak duyguya muhatap olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Hukuk muhakemeleri kanunu (s.s.:393)”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-01-12-hukuk-muhakemeleri-kanunu-s-s-393 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
