# Ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının araştırılarak sürdürülebilir çevre politikası için alınması gereken önlemler hakkında (s.s.352)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 7 Nisan 2011
- **Gündem:** ÜLKEMİZDE YAŞANAN ÇEVRE SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇEVRE POLİTİKASI İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (S.S.352)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-04-07-ulkemizde-yasanan-cevre-sorunlarinin-arastirilarak-surdurulebilir-cevr

> Rıdvan Yalçın (MHP), 7 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZDE YAŞANAN ÇEVRE SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇEVRE POLİTİKASI İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (S.S.352)); konuşma 2.384 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının araştırılarak sürdürebilir çevre politikası için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben de konuşmama birçok önceki konuşmacı gibi 166’ncı kuruluş yıl dönümünü kutladığımız Türk polis teşkilatının Polis Haftası’nı kutlayarak başlamak istiyorum. Yüz altmış altı yıldır milletimizin can ve mal güvenliğini temin eden polis camiasına -içinde benim de çok sayıda akrabam ve arkadaşım olan polis camiasına- nice mutlu yıllar temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 23’üncü Dönemin son günü. Gerçekten, bu kürsüde bugün çok anlamlı, duygulu, bilgi dolu konuşmalar yapıldı ve hatta Meclisin her günü acaba son günü gibi mi olsa diyesi geliyor insanın buradaki konuşmaların güzelliğini dinleyince. Tabii, bu dönem içerisinde milletvekili olmuş, farklı sebeplerle aramızdan ayrılmış arkadaşlarımız var, Sayın Hamza Yanılmaz, Sayın Osman Yağmurdereli, Sayın Mustafa Kuş, maalesef yemin bile edemeden hayatını kaybetmiş Sayın Cihat Özönder, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve Gündüz Suphi Aktan Bey’e ben Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve aziz milletimize bir kez daha başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ben bu Komisyonun üyesi değilim. Bizim grubumuzdan 3 değerli arkadaşımızın, maalesef hâlen tedavisi devam eden Çanakkale Milletvekilimiz, Afyon Milletvekilimiz ve Maraş Milletvekilimizin riyasetinde bu Komisyon çalışmalarını tamamladı. Hemen şunu ifade edeyim: Tamamını inceleme fırsatı bulamadıysam da önemli bir kısmını iki gündür inceliyorum. Gerçekten, bilimsel yönüyle, pratik önerileriyle Parlamentoya yol gösterecek, ışık tutacak önemde bir rapor hazırlanmış. Ben, emeği geçen bütün arkadaşlarımı ve Meclis dışında katkı sağlayan bütün arkadaşlarımı yürekten kutluyorum, dilerim işe yarar.

Değerli arkadaşlar, 23’üncü Dönem içerisinde, Milliyetçi Hareket Partisi olarak önemli bir misyonu yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. Bugün istatistikler de göstermektedir ki Meclisin en aktif grubu Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur. Biz, bu dönem içerisinde “İktidar ne diyorsa ben tersini söylemeliyim.” koşullanmışlığı yerine, hem komisyonlarda hem Genel Kurul faaliyetleri içerisinde milletimizin hayatını kolaylaştıracak, refah ortamını artıracak öneriler geliştirmeye gayret ettik ve iktidardan geliyor kompleksi taşımadan, milletimizin hayrına olan, milletimizin yararına olan kanunlarda iktidara yol gösterici olduk, destek olduk ve çıkan kanunlara katkı sağlayarak daha iyi çıkması, daha mükemmel çıkması için de katkı sağlayan bir anlayış içerisinde olduk. Ben, gerçekten, ayrıca en genç üyesi olarak da içinde olmaktan gurur duyduğum Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna da bu anlamda teşekkürlerimi, şükranlarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu dönem içerisinde, bugünlerde bir başkanlık tartışmasını tekrar yaşıyoruz. Hatta, aslında Türkiye’deki işleyişe baktığımızda hayretler içerisinde de kaldığımı ifade etmeliyim. Eğer Sayın Başbakan başkanlık sistemini bir yetki azlığı sebebiyle talep ediyorsa burada bir bilgi eksikliği olması gerekir. Bugün, Sayın Başbakan Kabinenin Başkanıdır ve maalesef “İstediğim bakanı kapının önüne koyarım.” diyecek kadar da orada bir hâkim güç taşımaktadır. Meclise geliyoruz, Mecliste de bir ezici parmak çoğunluğunuz, sayısal çoğunluğunuz var. Bir şekilde, Meclis çoğunluğunu da Sayın Başbakan yönetiyor, yönlendiriyor ve şimdi, Sayın Başbakan, bir de -dikkat eder misiniz- son günlerde “Biz, yargının işine karışmıyoruz, yargı da bizim işimize karışmasın.” diye ifade ediyor.

Değerli milletvekilleri, yargının işi aslında iktidarın işine karışmaktır, yani yargı bununla görevlendirilmiştir, yargının anayasal görevi bunu öngörmektedir. Bu doğru bir cümle değildir fakat öyle anlaşılıyor ki yapılan değişikliklerle artık yargı da iktidarın işine karışmaz, karışamaz hâle getirilmiştir. Şimdi, bu çerçevedeki bir yönetim anlayışı içerisinde değerlendirdiğimizde, başkanlık sistemi özlemlerinin bir yetki azlığına dayanmayıp belki bir federatif yapı arzusuna dayandığını söylemek hiç de abartılı bir yorum olmaz.

Değerli milletvekilleri, üzülerek ifade ediyorum ki iktidar grubu bu dönem içerisinde Meclisin yönetilmesi hususunda da bana göre demokratik teamüllerin çok gerisinde kalmıştır. Elbette, Meclis Başkanlık Divanımızı tenzih ediyorum ama zaman zaman bu Meclis baskıcı anlayışlarla yönetilmiştir.

Arkadaşlar, biz, millî iradeyi birlikte temsil ediyoruz. Siz, millî iradeye çok vurgu yapan bir partisiniz ama bu parti, bu Meclis bütün unsurlarıyla, buradaki bütün gruplarıyla, bağımsız üyeleriyle millî iradeyi birlikte temsil etmektedir. Millî iradeyi birlikte temsil ediyoruz ama millî iradeden aldığımız yetkileri hep siz kullandınız. Bunun çok somut örneği var: Bir soru önergeme –daha önce de bu kürsüde ifade ettim- Meclis Başkanlığımızın verdiği cevaba göre muhalefetin yedi yüz civarı kanun teklifi olmuş ve bu yedi yüz kanun teklifinden bir teki, bir tanesi, arkadaşlar, görüşülmeye, müzakere edilmeye değer bulunmamış. Şimdi, yedi yüz tane kanun teklifini muhalefet milletvekilleri “iş olsun”, “laf olsun” diye mi vermiştir, hiçbiri mi müzakereye değer bulunmamıştır? Böyle bir anlayışı ben, kusura bakmayın, hiç demokratik bulmuyorum, hiç millet iradesinin yansıması olarak kabul edemiyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef, soru önergelerimize ya cevap verilmiyor ya da anlamsız, uydurma, geçiştirme şeklinde cevaplar veriliyor. Bu Mecliste, on-on beş maddelik kanunların temel kanun olarak görüşüldüğüne çok şahit olduk. Her defasında itiraz ettim, gene itiraz ediyorum. İç Tüzük’teki tanımına aykırı olarak temel kanun vasfı taşımayan kanunların, özellikle onlarca kanunda değişiklik yapan kanunların burada temel kanun olarak görüşülmesini dayatmayı yine demokratik ilkelere uygun bulmadığı tekrar ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, belki iktidar grubunun hoşuna giden bir tablodur ama dört yüzden fazla kanun geçti bu Meclisten Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde ve Sayın Cumhurbaşkanımız, bunun sadece üç adedini Meclise tekrar görüşülmek üzere iade etti. Bu belki iktidarla Cumhurbaşkanı arasındaki uyumun ifadesi olabilir ama aynı zamanda, parlamenter sistemin, parlamenter demokratik sistemin bir fren organizasyonunun çalışmadığına da delalet eder diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette bu Meclis doğru işler de yaptı, güzel işler de yaptı fakat iktidarın buradan Meclisteki çalışmaları gibi toplum üzerinde toplumu ötekileştiren politikalarına bu dönemde çok sayıda şahit olduk. Muhalefeti de ötekileştirme çalışmalarına çok sayıda şahit olduk.

Değerli milletvekilleri, bütün milletvekillerine olduğu gibi bana da hemşehri derneklerimizden ya da belediyelerimizden, faaliyetlerine davetiyeler gelmiştir. Üzülerek müşahede ettim, her gittiğim şenlik gibi ya da bir özel gece gibi organizasyonların, bir iktidar partisinin şovuna dönüştürülme arzusuna şahit oldum ve Sayın Başbakanın, en son İstanbul’da Ordulular şöleninde, çok yakın izlediğim Sinoplular gecesinde de sanki orası partisinin bir ilçe kongresiymiş gibi, il kongresiymiş gibi, muhalefeti, hatta kendi partisiyle aynı frekansta düşünmeyen bütün insanları dışlayıcı bir anlayış içerisinde hitap ettiğini, klasik bir parti kongresindeki taraftarları gaza getirmek için yapılan tarzda konuşmalarına şahit olmak açıkçası beni çok üzmüştür, milletimizi de üzdüğü kanaatindeyim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ama oradaki herkes Başbakanın geleceğini bilerek geldi.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

Olabilir Beyefendi, aynı yere bir partinin milletvekili de gidebilir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Güzel bir organizasyon…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gelmesinler mi?

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Biz aynı anda bütün milletvekilleri olarak bir ortamda bulunamayacak mıyız?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Güzel bir organizasyon, dinlemeye gelmişler.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Buralar milletimizin varlığının, birliğinin, güzelliğinin ifade edilmesi gereken makamlar. Üstelik Sayın Başbakan milletimizin birliğini temsil ediyor, oraya sadece “AKP’nin Genel Başkanı” sıfatıyla gitmiyor. Rica ediyorum, istirham ediyorum, sözlerime lütfen farklı anlamlar yüklemeyiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Birliğe aykırı hiçbir şey yoktur.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu dönemde… Geçmişte sizin hareketinize karşı da medyadan uygunsuz yaklaşımlar olabilir. Yine, daha önce ifade ettim, her siyasi ekol Türkiye’de ciddi sıkıntılar yaşamıştır, en ağırını belki Milliyetçi Hareket Partisi yaşamıştır. Ama bunları bir intikam vesilesinin motivasyonuna dönüştürmemek gerekirken, maalesef, bugün sahip olduğunuz iktidar gücüyle çok yanlış işler yaptınız. Medyanın toplumu sağlıklı bilgilendirme imkânı dün aleyhinize yürürken, bugün imkân bulduğunuzda bunun etik kurallarını koymak yerine “Nasılsa güç bizde.” deyip bunu kendi lehinize âdeta bir silaha çevirdiniz.

Türkiye’deki insanların iş hürriyetini, iş imkânlarına eşit ulaşma fırsatlarını sağlamak yerine, iktidar olmanın gücüyle kendi yandaş grubunuza avantajlar sağlayan bir anlayış içerisinde oldunuz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, en son üniversite sınavı üzerinden yaşanan polemiğe de bir cümleyle işaret etmek istiyorum. Bazı şeylerin şüyuu vukuundan beterdir. Bugün siz ne kadar aksini söylerseniz söyleyin, gerçekten de ÖSYM Başkanının dediği gibi bile olsa, bu sınavda hiçbir usulsüzlük yapılmamış bile olsa bugün Türk toplumunun vicdanında ÖSYM mahkûm olmuştur, o sınav mahkûm olmuştur değerli milletvekilleri. Bugün 1 milyon 700 bin gencimizin kafasında o sınava ilişkin çok derin bir şaibe kuşkusu vardır ve maalesef, bu kuşku, bu tedirginlik giderilememiştir.

Değerli milletvekilleri, bu dönemde, maalesef, Türk milletinin göz bebeği olan, Türk milletinin varlığının, birliğinin, devamının teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de bu süreçten yara alarak çıkmıştır. Sayın Genel Başkanımızın da birçok fırsatta ifade ettiği gibi, her kurum içerisinde yanlış yapan, suç işleyen insanlar olacaktır. Böyle çok büyük bir camianın içerisinde elbette bu durumda insanlar vardır ama bu durumdaki insanları o kurumlara zarar vermeden ayıklamak yerine, bir toptancı anlayış içerisinde, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin milletimizin gözündeki saygınlığı gölgelenmiştir. Bundan sizin partinizin siyasi çıkarı olması hadisenin daha kötü bir boyutunu gösteriyor. İsterdim ki biz bu süreci o kurumlar zarar görmeden, milletimizin gözündeki saygınlıkları zedelenmeden tamamlamış olabilseydik; öyle ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bir diğer husus: Ta il başkanlığı döneminden bu yana TOKİ açılışlarında ya da diğer kurumların açılış törenlerinde bize davetiye gelir şehir protokolü olarak. Ta o zamanlar da bunu şikâyet ettim. Şimdi, bakıyorsunuz toplu açılış törenlerine, bir devlet merasimi yapılıyor orada. O davetiyeler bize ya valilikten gelir ya ilgili genel müdürlükten gelir ama o törene gittiğinizde yapılan işin bir parti mitingi olduğuna şahit oluyorsunuz, yani devletin kesesinden bir parti mitingi yapıldığına şahit oluyorsunuz.

Arkadaşlar, belki bunları yapmaya imkânınız var ama bunlar asla toplum vicdanında olumlu bulunmayan şeyler. Siz, bu devletin kesesinden, devletin parasıyla, devletin araçlarıyla, devletin imkânlarıyla, bütün masrafların devlet kesesinden ödendiği bir töreni, bir devlet törenini bir parti mitingine dönüştüremezsiniz. Bu suçtur sayın milletvekilleri ve üstelik, Sayın Başbakan ve kendisine nezaret eden bütün ekip, bütün milletvekilleri ve bürokrasi, bir de resmî göreve gitmiş olmaları sebebiyle devlet kesesinden harcırah almaktadır. O paralarda 73 milyonun hakkının olduğunu sizlere bir kez daha hatırlatıyorum.

Değerli milletvekilleri, döneminiz, toplumsal şiddet bakımından da iyi örneklerin yaşanmadığı bir dönem oldu. Bakıyorum, 57’nci Hükûmet döneminde krizin simgesi olarak Başbakanın önüne atılan bir yazar kasa hafızalarda kalmıştı. Sizin döneminizde yaşanan infialleri, intiharları, cinnetleri görünce “Ne kadar masum bir eylemmiş.” diyesim geliyor. Maalesef, döneminizde hunharca cinayetlerin, hunharca tecavüzlerin işlendiği, hunharca kapkaç olaylarının yaşandığı bir Türkiye’ye döndük. Oturup bu meseleyi sadece “Bunları yapanları hadım edelim mi etmeyelim mi? İdam edelim mi etmeyelim mi?” şeklinde tartışmanın neticede bize kazandıracağı çok bir şey yok. Ama acaba bu atmosfer neden oluşmaktadır; neden insanlar eşini boğazlamaktadır, çocuğunu boğmaktadır ya da kendi evine bayram şekeri almak kadar masum bir taleple gelen 1 çocuğun ırzına geçip 3 tanesini boğabilmektedir; bu nasıl bir toplumsal psikolojidir diye sizleri sorgulamaya davet ediyorum ve acaba bu toplumsal cinnet hâlinde her gün tırmandırdığınız politik gerilimin de insanlar üzerinde bir etkisi var mıdır diye bir, vicdanınızı sorgulamanızı talep ediyorum.

Değerli milletvekilleri, millî gelirin 10 bin dolar olduğunu, 10 bin doları aştığını ifade ediyorsunuz ve gazete reklamlarıyla bir önceki hükûmet döneminde bunun 3.500 dolar olduğunu ifade ediyorsunuz. Siz de biliyorsunuz ki, bütün rakamları doğru okumayı bilen insanlar bilir ki bu işin dürüst cevabı 57’nci Hükûmet döneminde bırakılan millî gelirin de 8 bin dolarlara yakın olduğudur bugünkü hesaplanan yöntemlerle ve üzülerek söylüyorum, üzülerek söylüyorum…

AHMET YENİ (Samsun) – Millî gelirin artışı çevreyi rahatsız mı ediyor?

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Türkiye elbette büyüyecektir, inşallah daha çok büyür fakat gelir dağılımında yaşattığınız adaletsizlikleri sorgulamayacak mıyız arkadaşlar? Artık, toplumdan tecrit olmuş bir zengin mahalle kültürünün başladığına, yaşandığına şahit olmuyor musunuz? İnsanların, güvenli olmayan bir sitede, dairede oturmak istemediğine şahit olmuyor musunuz? Bir bakıyorsunuz, yıllık geliri milyon dolarlarla ifade edilenlerin mahallesi; bir bakıyorsunuz, sadece yoksulluğunu bir fileyle geçiştirmeye çalıştırdığınız yoksul insanların oluşturduğu mahallelerden ibaret bir Türkiye’ye maalesef bizi getirdiniz.

Değerli milletvekilleri, açılım safsatasıyla da bin yıllık kardeşliğin içerisine nifak soktunuz bu dönem içerisinde. Maalesef, bugün, milletimiz, tıraş olduğu berberi, yemek yediği lokantayı, çocuğunun okul arkadaşının ailesini merak eder oldu, memleketini, etnik kökenini. Bu milletin içerisine öyle bir nifak düşürdünüz ki belki on yıllarca tamiri zor olacak bir nifak soktunuz ve bugün, değerli milletvekilleri, 166’ncı yılını kutladığımız polis teşkilatımızın Polis Akademisinde bu açılım, yıkım projesini başlattınız ve o proje bugün bir emniyet görevlimizin yüzüne bir tokat olarak patladı, bizim de yüzümüzü acıtan bir tokat olarak patladı.

Maalesef Sayın Genel Başkanımızı çok ağır sözlerle itham eden Sayın Başbakanın dolaylı yollarla terör örgütü lideriyle müzakere ettiğine şahit olduk bu dönemde ve en çok ağırıma giden, en çok üzüldüğüm şey, Türkiye’de belli odaklara, terörle de sonuç alınıyormuş duygusunu yaşattınız ve bugün maalesef bu gruplar kendi bayramlarını kutluyorlar.

Değerli milletvekilleri, Meclis, güzel örnekler de gösterdi Türk milletine, doğru yöntemler kullanıldığında, iletişim kanalları doğru işletildiğinde güzel örnekler de gösterdi. Nerede gösterdi? Borçlar Kanunu’nda gösterdi, Ticaret Kanunu’nda gösterdi, Hukuk Usulü Kanunu’nda gösterdi. Muhalefet milletvekilleri arzu etmeseydi belki yıllarca sürecek bu kanunların müzakereleri asla yapılamayacaktı ama milletimizin beklentilerine uygun olarak biz bu kanunlarda destek verdik. Ama biliyorum ki bir Vakıflar Kanunu görüşülürken, bir Mayınlı Araziler Kanunu görüşülürken, milletimizin yüreğini kanatan 301’inci maddenin değişikliği görüşülürken, Anayasa değişiklikleri görüşülürken, en son yetki yasası görüşülürken, hatta bir önce, görevi kötüye kullananların cezalarını indiren kanun teklifleri, tasarıları görüşülürken, özel sohbetlerimizde bizimle aynı kanaati paylaşan birçok arkadaşınız olduğunu, içinizden birçok arkadaşımız olduğunu bilmenin mutluluğunu yaşıyorum ama maalesef bu sohbetleri yapıp, gelip burada, Meclis kürsüsünde yine inanmadığınız, reddettiğiniz bu kanunlara oy vermekten de geri kalmadınız.

Ümit ediyorum, inanıyorum, Türkiye’deki demokratik iklim sizlerin de inanmadığı yasalara oy verme mecburiyetinin olmadığı bir Meclise bizi ulaştırır.

Değerli milletvekilleri, tabii, çevre konusuna zamanım kalmadı. Dediğim gibi çok uzmanı olduğum bir alan da değil. Sadece şunu ifade etmek isterim ki Karadeniz’de, benim de Ordu Milletvekili olarak sevdiğim, canımdan çok sevdiğim Karadeniz’de çok ciddi bir çöp meselesi yaşanıyor. Bugün memleketimizin en güzel yaylaları maalesef birer çöplük hâline dönüştü ve hâlâ bütün Karadeniz’de kimi çöpünü denize döküyor, kimi şehrin en güzel yerlerine vahşi depolama yöntemleriyle bu işi geçiştiriyor. Mutlaka merkezî yönetimin bu konuda belirleyici olması, kaynak ayırıcı olması gerektiğine inanıyorum, ifade ediyorum ve son olarak şunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

AHMET YENİ (Samsun) – Son, bir çevreden bahsetseniz de şu çevreyi temizlesek Sayın Vekilim.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Şimdi, Ahmet Bey, çevre meselesi her şeyden evvel bir duyarlılık meselesidir.

AHMET YENİ (Samsun) – Yani 10 bin dolar çevreyi rahatsız mı etti?

RIDVAN YALÇIN (Devamla) - Şöyle söyleyeyim: Bugün, biraz önce, Rasim Bey doğru bir tespit yaptı. Evet, çevre konusunda duyarlı olan milletvekillerine halkımız itibar etmiyor. Bunun sebebi, halkımızın öncelikleri meselesinde, bana göre, gizli. Siz, karnını doyuramayan, çocuğunu okula gönderemeyen, gıdasını karşılayamayan, ısınmasını sağlayamayan bir insandan evinin sıva yapması hassasiyetini bekleyemezsiniz ya da çevrenin temiz olması hassasiyetini bekleyemezsiniz. Maalesef sizin, Türkiye’yi getirdiğiniz bu tablo insanlarımızın çevreye olan duyarlılığını da azaltmıştır.

Sayın milletvekilleri, biraz önce ifade ettim. Allahım bana Milliyetçi Hareket Partisinin en genç milletvekili olmayı nasip etti. Ben de kendi yeteneklerim çerçevesinde partimi ve temsil ettiğim yörenin haklarını bu kürsüde ifade etmeye çalıştım; umarım yapabilmişizdir.

Şunu ifade etmek istiyorum özellikle: Değerli arkadaşlar, herkesin oyunu alamazsınız. Bu, hiçbir parti için söylenebilecek bir iddia değildir ama oy alamadıklarınızın da saygısını kazanmayı başarabilirsiniz. İşte, o zaman Türkiye’de demokrasi daha iyi işliyor demektir.

Ben bu düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Seçimlerin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

İyi akşamlar diliyorum. (MHP, CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının araştırılarak sürdürülebilir çevre politikası için alınması gereken önlemler hakkında (s.s.352)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-04-07-ulkemizde-yasanan-cevre-sorunlarinin-arastirilarak-surdurulebilir-cevr (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
