# Gündemdeki çalışma konularına ilişkin

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sadullah Ergin (AK Parti, Hatay)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 2 Mart 2005
- **Gündem:** GÜNDEMDEKİ ÇALIŞMA KONULARINA İLİŞKİN
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sadullah-ergin-22-2005-03-02-gundemdeki-calisma-konularina-iliskin

> Sadullah Ergin (AK Parti), 2 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÜNDEMDEKİ ÇALIŞMA KONULARINA İLİŞKİN); konuşma 1.029 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Meclis gündemini belirlemeye yönelik grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, birkaç haftadır bu konu özellikle gündeme getirilmeye başlandı; ama, bu Meclis çalışmaya başladığı andan itibaren -22 nci Dönem Parlamentoyu kastediyorum- Cumhuriyet Halk Partisi, sürekli olarak, milletvekili dokunulmazlığı, yasama dokunulmazlığıyla ilgili bu taleplerini yineleyip gelmektedir.

Bildiğiniz gibi, bununla ilgili olarak, AK Parti Grubumuzun, Partimizin görüşlerini, gerek Genel Başkanımız gerekse grup sözcülerimiz, değişik vesilelerle ifade ettiler. Bir kez daha tekrarlamakta fayda mülahaza ediyorum; o da şu:

Değerli arkadaşlar, bu yasama dokunulmazlığı denilen hadise, sanki 22 nci Dönem Parlamentonun ortaya koyduğu bir müessese gibi, sürekli olarak, bu Parlamentoda bizlerin önüne getirilmekte. Yasama dokunulmazlığı kurumunun, Türk hukuk sistemine ne zaman girdiğine şöyle bir bakacak olursak, bu müessesenin tarihini de gözden geçirme imkânımız olacak ve siyasetçilerin, siyasî partilerin, bu konuya dair geçmiş dönemlerdeki tutumlarını da değerlendirme imkânı bulacağız diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, 1982 Anayasamızda, yasama dokunulmazlığı düzenlenmiş. Bir geriye gidiyoruz, özgürlükçü boyutuyla hep ön plana çıkarılan 1961 Anayasamızda 79 uncu madde olarak, yine, yasama dokunulmazlığı ve sorumsuzluğu, ikisi beraber düzenlenmiş. Ondan biraz daha geriye gidiyorum; Türkiye Cumhuriyetinin Kurucu Meclisi tarafından, Türkiye Cumhuriyetini kurmuş olan Mustafa Kemal Atatürk'ün başında olduğu o Meclis tarafından yapılmış olan 1924 Anayasasına gidiyorum. Değerli arkadaşlar, 1924 Anayasasının 17 nci maddesini sizlerle paylaşmak istiyorum; bugünkü Türkçe'yle, çevrilmiş şekliyle okuyorum: "Bir milletvekili, ne Meclis içindeki oy, düşünce ve demeçlerinden ne de Meclisteki oy, düşünce ve demeçlerini Meclis dışında söylemek ve açığa vurmaktan sorumlu değildir.

Seçiminden gerek önce ve gerek sonra üstüne suç atılan bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça sanık olarak sorgulanamaz, tutulamaz ve yargılanamaz. Cinayetten suçüstü yakalanma hali bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde, yetkili makam bunu hemen Meclise bildirmek ödevindedir.

Seçiminden önce veya sonra bir milletvekili hakkında verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği süresinin sonuna bırakılır.

Milletvekilliği süresi içinde zamanaşımı yürümez."

Şimdi, ben, başta, bu metnin 1924 Anayasasına ait bir metin olduğunu söylemesem, herhalde arkadaşlarımız, bunu, şimdiki Anayasamızın 83 üncü maddesiyle karıştırabilirlerdi. Aynen, 1924 Anayasasındaki tüm unsurları, 1982 Anayasamızın 83 üncü maddesinde bulabilirsiniz ve 1983 Anayasası ilaveten daha da daraltılmış olarak metne işlenmiştir.

Değerli arkadaşlar, hal böyleyken, 1924'ten beri, yaklaşık seksenbir yıldır, bu Parlamento, aynı korumalarla çalışıp gelmiştir. Bu husus sanki son ikibuçuk yıldır Türk siyaset hayatının gündemine gelmiş gibi, sürekli bu şekilde getirilmesini anlamakta gerçekten zorluk yaşıyorum.

Hemen şunu ifade etmek istiyorum: Sayın Koç, konuşmasında "bu Meclisi yüceltmemiz lazım" ifadesini kullandı. Ben, bu ifadeyi kabul etmiyorum. Bu Meclis, halkın iradesinin tecelli ettiği, şu anda zaten yüce bir Meclistir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şayet, dokunulmazlıkların mevcut olması, meclislerin yücelmesine engelse, hemen şunu ifade etmek istiyorum: 1924'ten 1949'a kadar tek başına iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı döneminde, tek parti iktidarı döneminde bu Meclis niye yüceltilmemiştir acaba?! Bunu da sormak, bizim en tabiî hakkımız.

ATİLA EMEK (Antalya) - Yolsuzluk bu boyuta hiçbir zaman ulaşmadı. Yolsuzlukların hesabını sormak üzere geldik!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu Meclis, kurulduğu günden bugüne kadar halkın iradesini temsil etmiş ve milleti adına, yasama görevini, denetim görevini en iyi şekilde ifa etmiştir. Dolayısıyla...

ATİLA EMEK (Antalya) - Kimin yolsuzluğu varsa, hesabını verecek, bu Meclis öyle yücelecek! Hiç saptırmayın!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Lütfen, tahammül edin...

ATİLA EMEK (Antalya) - Tahammül değil...

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Biz, sizin Grup Başkanvekilinizi saygıyla dinledik.

ATİLA EMEK (Antalya) - Herkes yolsuzlukların hesabını verecek!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Eğer bu Mecliste konuşup, konuşulanlara cevap alınmadığı bir düzen istiyorsanız, o dönemler çok eskide kaldı. Bu millet buna izin vermez, bu Meclis buna izin vermez. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bir eleştiri getiriliyorsa, tabiî olarak, bu eleştirinin de cevabını almak durumundasınız. Eğer, yanlış bir şey söylüyorsak, haksız bir şey konuşuyorsak, bu kürsü size de açık değerli dostlar.

Kıymetli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu Meclisin mensupları üzerinde yasama dokunulmazlığını ve sorumsuzluğunu tartışmak bir sistem sorunudur aslında. Parlamenter demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında çok ince bir çizgi vardır ve hassas dengeler üzerine kurulmuştur bunlar. Dolayısıyla, bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bu dengelerin içerisinden sadece milletvekilliği kurumunu çekip alarak onun dokunulmazlık konusunu tartışmak ve bu konuda fikir beyan etmek hakça bir yaklaşım olarak değerlendirilemez diye düşünüyorum; çünkü, siz, bir sistemin tamamını etkileyen bu dengelerden sadece bir tanesini zayıfa düşüreceksiniz. Burada, sakın ola, yargıdan mı kaçılıyor şeklinde bir değerlendirmeye girmeyelim. Çünkü, geçen konuşmamda da ifade ettim; bizzat yargı mensupları, kendileri için, yargılanma noktasında bir dokunulmazlık, bir öninceleme koymuşlar, engelleme yapmışlar. Dolayısıyla, bu mantıkla, şayet, yasama dokunulmazlıklarının mevcut olması, yargıdan kaçıyor şeklinde değerlendirilecekse -ki, bu mantık yanlıştır bana göre- o zaman, yargı mensuplarının da kendi yaptıkları yargı işlevinden kaçtıkları sonucuna mı varacağız?!

Daha önce ifade ettim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun vermiş olduğu iki tane içtihat var, arkadaşlar. Bu iki içtihatta, Yargıtay Başkanı ve üyelerin, Yüce Divanda, ceza davasından mahkûm olmadıkları sürece, haklarında hukuk davası dahi açılamıyor. Şu anda milletvekillerimizin tamamıyla ilgili hukuk davası açılabilir. Bizim böyle bir talebimiz yok, böyle bir dokunulmazlık talebimiz yok; ama, bakınız, yasama, yürütme ve yargı erklerinin hiçbiri bir diğerine feda edilebilecek konumda değil. Her birinin kendi açısından çok önemli özellikleri var.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - 550 milletvekilinin hepsi mi suçlu?! Hepimiz suçlu muyuz?!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Yasama görevi, yargı görevinden daha aşağıda bir görev değil; yargı görevi de bizimkinden daha alt bir görev değil, yürütme de aynı şekilde. Dolayısıyla, bunların içerisinden bir tek yasamaya yönelik yapılan bu eleştirileri, ben, bu Meclisin kendi kendine yapmış olduğu bir haksızlık olarak değerlendiriyorum.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Senin bize yaptığın haksızlık!..

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, geçenlerde yüksek yargı organlarında, basın organlarında çok geniş haberler çıktı. Bu haberlerden sonra bizzat Yargıtay Başkanının bir değerlendirmesi oldu; o değerlendirme de şudur: Hâkim teminatının hâkimlere tanınan bir imtiyaz değil, sadece yargılanan kişiler için güvence olduğu görüşünü dile getirdi Sayın Başkan. Ben, bu görüşe katılıyorum; ama, bu, hâkimler için bir imtiyaz değil. Peki, hâkimler bu görevlerini ifa ederken yargılananların güvencesi açısından böyle bir ayrıcalığı haklı gösteren gerekçeleri koyuyorlar ki, biz de doğru buluyoruz; yasama görevi gören milletvekillerinin bu hizmeti bekleyen seçmenlerine, milletine, halkına yönelik olarak, şahsına değil ama, bu kuruma yönelik düzenlenmiş ve seksenbir yıldır bu Mecliste uygulanan hükümler üzerine bu kadar acımasız gelinmesini, doğrusu, ben, izleyenlerin değerlendirmesine bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, gene Sayın Yargıtay Başkanının sözleriyle sona erdiriyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sadullah Ergin (AK Parti, Hatay). “Gündemdeki çalışma konularına ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sadullah-ergin-22-2005-03-02-gundemdeki-calisma-konularina-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
