# Hakkari merkez,yüksekova ve şemdinli'de meydana gelen terör olaylarının araştırılması amacıyla bir araştırma kom.kurulmasına ilişkin (10/322,323,324)mec.araştırması önergeleri üzerinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sadullah Ergin (AK Parti, Hatay)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim
- **Tarih:** 23 Kasım 2005
- **Gündem:** HAKKARİ MERKEZ,YÜKSEKOVA VE ŞEMDİNLİ'DE MEYDANA GELEN TERÖR OLAYLARININ ARAŞTIRILMASI AMACIYLA BİR ARAŞTIRMA KOM.KURULMASINA İLİŞKİN (10/322,323,324)MEC.ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ ÜZERİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sadullah-ergin-22-2005-11-23-hakkari-merkez-yuksekova-ve-semdinli-de-meydana-gelen-teror-olaylarini

> Sadullah Ergin (AK Parti), 23 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKKARİ MERKEZ,YÜKSEKOVA VE ŞEMDİNLİ'DE MEYDANA GELEN TERÖR OLAYLARININ ARAŞTIRILMASI AMACIYLA BİR ARAŞTIRMA KOM.KURULMASINA İLİŞKİN (10/322,323,324)MEC.ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ ÜZERİNDE); konuşma 2.214 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yaşanan terör olaylarıyla ilgili olarak Anayasamızın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddelerine göre verdiğimiz Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergemiz hakkında AK Parti Grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bugün burada oldukça önemli ve önemli olduğu kadar da hassas bir konu üzerinde Meclis araştırması komisyonu kurulmasıyla ilgili Mecliste grubu bulunan üç siyasî partimizin önergeleri birleştirilerek görüşülüyor.

Bugün siyasetüstü, partilerüstü bakılması gereken bu konuyla ilgili olarak, benden önceki konuşmacıların birkısım konuşma tarzlarını, üsluplarını, doğrusu, yadırgadığımı ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, bölgede yaşanan son hadiselerden sonra o bölgede ciddî birtakım asayiş sorunları ortaya çıktı ve "ikinci Susurluk mu karşımızdaki "yeni bir Susurluk vakasıyla karşı karşıya mıyız" gibi, yayın organlarında da çok çeşitli yayınlar yapıldı.

Bu olayların ortaya çıkmasından hemen sonra, Sayın Başbakanımızın, bu olayların arkasında kim olursa olsun, ucu nereye giderse gitsin, kesinlikle sonuna kadar takip edileceğini ve bu olayların örtülmeyeceğini, bu konuda yapılması gereken tüm çalışmaların yapılacağını ifade etmesi, bölge halkı üzerinde gerçekten müspet bir etki bıraktı.

Olaylardan hemen sonra, AK Partinin olayları yerinde incelemek üzere hazırladığı ekiple, Genel Başkan Yardımcımızın başkanlığında bölgeye intikal ettik, bu ekipte ben de görev aldım ve Hakkâri, Yüksekova ve Şemdinli bölgelerimizde çok geniş temaslarda bulunduk.

Hemen şunu ifade etmem mümkün: Türkiye, bugüne gelinceye değin bu hadiselerin benzeriyle çok karşılaştı. Türkiye'nin bulunduğu jeostratejik ve jeopolitik konum Türkiye'ye çok büyük imkânlar sağlamakla beraber, aynı zamanda, bu imkânların ve bu önemin getirdiği birtakım sorunlarla da karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye, gerçekten, Kafkasların, Ortadoğu'nun, Balkanların ve dünyadaki enerji kaynaklarının çok önemli bir kısmının kesiştiği trafik üzerinde yer alıyor ve bu konumuyla, Türkiye'nin bölgesel, küresel bir güç olmasını kendileri için sakıncalı gören birtakım unsurlar dün de vardı, bugün de var, belki yarın da olacak; ama, Türkiye'nin üzerinde oynanan bu oyunlara karşı duyarlı olmak, basiretle karşılamak ve bu oyunları düzenleyenlerin istediği yönde gitmesini engelleyerek, ülke çıkarlarını önplanda tutmak daha önemli. Dolayısıyla, yakın siyasî tarihimize baktığımızda, 1980 öncesi yaşanan sağ-sol çatışmaları, 1980'den sonra Ermeni terör örgütü ASALA'nın Türkiye'yle ilgili hain saldırılarıyla karşılaştık. ASALA'nın sona ermesinin hemen arkasından, PKK terör örgütü devreye girdi. Bütün bunlar tesadüf değil tabiî ki. Bunlar, Türkiye'nin, çok geniş hinterlandındaki alanlarda nüfuzunu artırmasını engellemek için meşgul edilme projeleri olarak değerlendirilebilir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye ne zaman bir hamle yapacak olsa, önüne, bu neviden terör hadiseleri ve toplumsal olaylar, maalesef, getirilmiştir. Bugün de benzer bir hadiseyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla, olaylara bu tarihî perspektifle baktığımız zaman, Türkiye'nin, bugün, Kopenhag Kriterlerini tamamlamış, AB'yle müzakerelere başlamış, bölgesinde ciddî bir siyasî ve ekonomik güç olmuş ve yıldızı parlayan bir ülke olduğunu görmek mümkün. Tam da bu zamanlama dilimi içerisinde, son üç aylık süreçte, doğu ve güneydoğuda, hadiselerde belli artışları gözlemlemekteyiz.

Değerli arkadaşlar, Şemdinli, Yüksekova ve Hakkâri'de yaşanan olayların yerinde yaptığımız incelemelerde... Ki, biz, orada çalışırken, Cumhuriyet Halk Partisinin heyeti de orada çalışıyordu; daha sonra, Anavatan Partisi heyeti geldi; değişik sivil toplum örgütleri benzer çalışmalar yaptılar; ama, şunları söylemek mümkün: Bölgede, kaymakamlarla, savcılarla, emniyet güçlerimizle ve halkla yaptığımız görüşmelerde, sivil toplum örgütü temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde, birçok tespitlerimiz oldu. Ancak, buradan şunu ifade etmem mümkün olacak; o da şudur: Bu kürsüden, yaptığımız temasların sonucunda, hüküm cümleleri kurmamız mümkün değil. Şöyle olmuştur, böyle yapılmıştır, şu şunu atmıştır, bu bunu kapmıştır gibi sözler, gerçekten, Anayasamızın 138 inci maddesine göre, bizim açımızdan biraz sıkıntılı pozisyon ortaya çıkarır. Anayasamızın 138 inci maddesi, çok net bir ifadeyle: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Değerli arkadaşlar, bu hüküm karşısında, birçok defa, belki bilinmeden, şu eleştiriler yapılıyor: Falancalar niçin tutuklanmadan salıverildi, niçin tutuklamaya sevk edilmedi gibi birtakım beyanlar, Anayasamızın bu hükmü karşısında, gerçekten, o sözü söyleyenleri sıkıntıya düşürecek ve Anayasa ihlali anlamına gelecek sözlerdir. Bu açıdan, ben, burada değerlendirmelerimi yaparken, vatandaşlardan aldığımız intibaı ve o bölgedeki yöneticilerin kanaatlerini kısmen aktarmaya çalışacağım; ama, onun ötesindeki hususu, idarî soruşturmaya, bağımsız mahkemelerin yapmış olduğu yargılama sürecinin sonucuna bırakmaya ihtiyaç var diye düşünüyorum ve o bölgede gördüklerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, son üç aya kadar, bahsi geçen ilçelerde, il merkezinde ciddî asayiş sorunları bulunmamaktadır. Rutin asayiş problemleri olan bu bölgelerde, son üç ayda, her ne hikmetse, birtakım bombalama hadiseleri, terör olayları belli bir sıklıkla yaşanmaya başlanıyor. Bunlara bakıldığı zaman, Hakkâri merkezde, Yüksekova merkezde ve yoğunluklu olarak Şemdinli'de cereyan ediyor bu hadiseler. Bunlardan, en son 1 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli merkez çarşıda olan ve 9 Kasımda Umut Kitabevinin bombalanmasıyla ilgili hadiseler kamuoyunda çokça yer aldı.

Bütün bu olaylar incelendiği zaman, bu olayların aydınlatılmasıyla ilgili, bu olayların arkasında ciddî soruların olduğu ve bu soruların aydınlatılmaya ihtiyacı olduğu, kamuoyunda da, bunların aydınlatılmasıyla ilgili ciddî bir beklenti olduğu açık.

Ancak, vatandaşın birtakım iddialarını, olmuş olaylar gibi bu kürsüye taşımak ya da belli raporlara dökmek çok doğru değil kanısındayım; çünkü, cumhuriyet savcılarıyla yaptığımız görüşmelerde, şu hususu savcılar bize ilettiler: "Sayın milletvekilim, çarşıda pazarda konuşulan iddialar, bizim dava dosyamızın içerisine girmiş değil. İnsanlar çarşıda konuşuyorlar; ama, gelip, cumhuriyet savcılığında ifade vermiyorlar. Dolayısıyla, biz de, duyumlarla değil, dosyadaki hukukî belgelerle hareket etmek zorundayız. Bu nedenle, dosyamız, şimdi, bu aşamadadır. Aldığımız kararlar da bunun neticesidir." Tabiî, ben, burada, savcının ya da bir başkasının sözcülüğünü yapmıyorum; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Anayasamıza ve İçtüzüğümüze uygun olarak bir araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili görüşmelerde, Anayasamızın da ihlal edilmemesi açısından, bu hassas noktanın altını çizmek istiyorum.

Dolayısıyla, şu anda, bu konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığımızın idarî soruşturması son aşamaya gelmiş durumda. Olay olur olmaz, Sayın Başbakanımızın, Sayın Dışişleri Bakanımızın, Adalet Bakanımızın, İçişleri Bakanımızın bu konunun peşinin bırakılmayacağı yönünde çok ciddî açıklamaları var ve bunun da gereği yapılıyor.

AK Parti olarak bölgeye hemen bir heyet gönderdik ve siyasî parti olarak oradaki tespitlerimizi, kanaatlerimizi edindik ve parti yetkili kurullarımıza ilettik. Arkasından, o bölgeye yapılması gereken takviyeler yapıldı ve şu anda, dün itibariyle, bilindiği gibi, Şemdinli Savcılığı, dosyayı, organize suçlarla ilgili, yetkili olan Van Ağır Ceza Mahkemesine bakan cumhuriyet savcısına tevdi etti. Dolayısıyla, bundan sonraki soruşturma bölümü, organize suçlara bakan ağır ceza mahkemesi kapsamında devam edecek.

Değerli arkadaşlar, burada olayların içine girmek istemiyorum. Falanca pasaja girdi, bomba attı çıktı, filancalar peşinden koştu ve vatandaş etrafını sardı, şunlar oldu bunlar oldu… Bunların hepsi, dava dosyasında, tahkikat evrakları içerisinde var olan şeyler. Ama, bizlere düşen, burada görgüsü olanların adalete yardımcı olmak için gidip ifadede bulunmaları, savcılığı bu noktada bilgilendirmeleri, elinde kanıt, delil, bilgi olanların da, bunu yargı organlarınca paylaşması, onlara bu bilgilerini aktarması. Hükümetin üzerine düşen, İçişleri kanalıyla oranın ihtiyaçlarını karşılamak ve yargı organının ihtiyacını duyduğu diğer kurumlardan gerekli olan bilgilerin süratle dosyaya girmesini sağlayacak idarî tedbirleri almak ve yargılama sürecinin en kısa sürede neticeye varması için üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmesidir ki, şu ana kadar hükümete mensup bütün birimler, yargı dokunulmazlığı ve yargı bağımsızlığı ilkesini zedelememek kaydıyla, Şemdinli'de devam eden soruşturmaları en kolay şekilde getirecek katkıları sağlamışlar ve sağlamaya devam etmektedirler.

Bölgedeki ilk sıkıntılı atmosfer, hükümetin, Başbakanın vermiş olduğu bu güvenceyle bir miktar hafiflemiş durumda. Şu anda, dosyanın Van Ağır Ceza Mahkemesi nezdindeki cumhuriyet savcılığına gitmesi de olumlu bir gelişme olarak algılanmış gibi gözüküyor.

Değerli arkadaşlar, bu arada şu hassasiyetimi de ifade etmek zorundayım: Bütün bu yaşanan hadiseler, gazetelerde yazılanlar çizilenler, görgü tanıklarının anlattıkları; ama, diğer tarafta ise, konuşmayan, konuşamayan ayrı bir kesim, güvenlik güçleri. Dolayısıyla, ben, buradan, şu konunun da hassasiyetine değinmek istiyorum: Yanlış yapan varsa, hukukun kendisine vermediği bir yetkiyi kullanan varsa, elbette ki, adalet onun yakasına yapışacak ve Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, kanunlar önünde, adalet önünde bunlar bedelini ödeyecekler; ancak, eğer varsa -yine şart cümlesi kullanıyorum- bunlar ayıklanacak ve fakat, zor şartlarda görev yapan güvenlik güçlerimizin zan altında tutulması, itham altında bırakılması da doğru bir yaklaşım değildir diye ifade ediyorum; çünkü, gerçekten, bölgede ciddî bir terör tehdidi var ve bu terör örgütüyle mücadele eden, her şeyiyle -ailesiyle, çoluk çocuğuyla- o zor şartlarda, coğrafik şartlarda mücadele eden güvenlik güçlerimizin de moralini bozmadan, bu mücadelede zayıf düşürmeden, onların bu mücadeleyi yapmasına imkân verecek ortamı da sağlamak, yine bizlerin görevi.

Dolayısıyla, başka güvenlik görevlilerimiz yok, başka güvenlik birimlerimiz yok. Bunları yıpratmak hiç kimseye bir şey katmaz; ama -parantez açıyorum- yetkisini aşan varsa, haddini aşan olmuşsa, halk ile devlet arasında nifak oluşturacak hareket yapmış olan varsa, onların da yakasına yapışmak ve onlardan hesap sormak, yine, hepimizin hakkı olacak.

Değerli arkadaşlar, bugün sevindirici olan, üç siyasî partimizin de müştereken, bu konuyla ilgili, Meclis araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili birer önerge vermesi, bunların birleştirilip beraberce görüşülmesidir ve muhtemelen, biraz sonra, inşallah, bunun lehinde oy kullanarak bu kararı alacağız ve önümüzdeki süreçte, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Şemdinli, Hakkâri ve Yüksekova'daki olayları araştırma komisyonu görevine başlayacak.

Yalnız, benden önceki konuşmacılardan bir kısmı "bu komisyon ne yapabilir", "bu komisyon zayıf kalır", "bu komisyonu kurmak çözüm değil" gibi ifadelerde bulundular. Bu komisyonun görevi, suçluları yakalayıp onları mahkûm etmek değil ki. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi; millet adına iradelerin ortaya konulduğu, milletin arzusu yönünde icraatların yapıldığı mekân. Burada, millet adına oluşturulacak komisyon, bu hadiselerle ilgili, Meclis için bir araştırma yapacak. Ancak, unutulmasın ki, suçluları ortaya çıkaracak olan, bağımsız yargıdır, idarî tahkikat sonucu ortaya çıkacak olan sonuçlardır, raporlardır, müfettiş incelemeleridir. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi konunun önemine binaen, hassasiyetine binaen bu konuya bigane kalmamak ve yapılacak çalışmalara ışık tutmak maksadıyla bu çalışmaları yapacaktır. Dolayısıyla, biraz önce ifade edilen "araştırma komisyonu zayıf kalır", "bundan hiçbir şey çıkmaz" gibi görüşlere katılmak mümkün değil.

Aslında, bugün, burada, sadece Şemdinli, Hakkâri ve Yüksekova'daki hadiseleri konuşmak, kurulacak komisyona başarılar dilemek ve çalışmalardan sonra ortaya çıkacak kanaatleri burada paylaşmak gerekiyor idi; ama, bizden önceki grup sözcülerinin birtakım beyanları oldu ki, onlara da birkaç cümleyle cevap vermek zarureti hâsıl oldu. Normalde bunları konuşmak doğru değil, bu konuşmaların yapılacağı mekân burası değil. Bugün, gerçekten, hepimizin ortak hassasiyetlerine hitap edecek bir çalışma yapıyoruz; ama, Sayın Mumcu'nun buraya gelerek söylemiş olduğu sözleri, ben, doğrusu, esefle karşıladım. Bir dönem görev yaptığı Bakanlar Kurulu icraatlarını farklı birtakım bilgiler de katarak kamuoyuyla paylaşmak ve bunları ortaya koymak devlet adamlığıyla, siyaset ahlakıyla ne kadar örtüşür, böyle bir eski bakanla ilgili ne cevap vermek gerekir, doğrusu, ben şaşırdım. Çok fazla da bir şey söylemek gerektiğine inanmıyorum; ama, Sayın Başbakanımızın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kimliğiyle ilgili olarak yapmış olduğu eleştirilere şu haklı eleştirimi de söylemek istiyorum: AK Parti kurulduğunda, parti programını yazmış ve bunu kamuoyuyla paylaşmış, deklare etmiş. Değerli arkadaşlar, bizim parti programımızda doğu ve güneydoğuyla ilgili bir bölüm var. Bu bölümde bizim bir tanımımız var. "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma bilinci, toplumumuzun birlik ve beraberliğinin çimentosudur" demişiz parti programımızda. Dolayısıyla, Sayın Mumcu AK Partiye üye olurken, AK Partiden milletvekili adayı olurken, AK Partinin kurulan her iki kabinesinde çeşitli bakanlıklarda görev alırken, AK Parti Programındaki bu tespite…

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.

SADULLAH ERGİN (Devamla) - ... bu tanımlamaya katılmıyor muydu; katılıyorsa, bugünkü eleştirilerin ahlakî temeli var mıdır; yok "ben o tanımlamaya katılmıyordum; ama, milletvekili olabilmek için, bakan olabilmek için takıyye yaptım, onu görmezden geldim" diyorsa, bu, siyaset ahlakıyla ne kadar bağdaşır; ben hem sizlerin hem milletimizin takdirine sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bunun dışında, Sayın Başbakanımız, dün, Meclis Grubumuzda, son Hakkâri, Şemdinli, Yüksekova olaylarıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, daha önce de Sayın Başbakanımızın doğu ve güneydoğu illeriyle ilgili olarak yapmış olduğu tespitler var. Diyarbakır'da bir konuşma yapmıştı hatırlarsanız, o konuşmasında "Kürt sorunu" lafını kullanmıştı Sayın Başbakan. Sayın Başbakan bu lafı kullandıktan sonra, Anamuhalefet Partimizden çok şiddetli eleştiriler geldi. Bir defasında bu kürsüden ifade etmeye çalışmıştım. Anamuhalefet Partisinin 1999 yılında doğu ve güneydoğuyla ilgili oluşturduğu bir komisyon var, doğu ve güneydoğu raporu hazırlatıyor. Hazırlanan doğu ve güneydoğu raporuyla beraber demokratikleşme ve insan hakları raporları hazırlanıyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, şimdiden uyarıyorum. Sataşmayla sonuçlanabilir bu konuşma.

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bu raporlar 1999 yılında yayımlanıyor ve şu anda Cumhuriyet Halk Partisinin internet sitesinde halen mevcut. Ben oradaki rapordan, en az on onbeş yerinde "Kürt sorunu", "Kürt kimliği", "Kürt kimliğinin tanımlanması, tanınması" ifadelerini buradan okuyabilirim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, bunların hepsi cevap hakkı doğurur, birazdan söz isterim.

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Müsaade ederseniz, sizin sözcünüz burada konuştu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Benim sözcüm bunları söylemedi.

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Hilafı hakikat sözler söylüyorsam cevabını verirsiniz; ama, benim elimdeki bilgiler CHP'nin internet sitesinden indirdiğim raporlardır.

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Hangi tarihli rapor?

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bu raporlarda "hukukun üstünlüğü, eşitlik, kimlik ve kültüre saygı..." Buradaki kimlikten kasıt nedir, hangi kimliktir? Bütün bunlar çok açık, ortada. Ben, Cumhuriyet Halk Partisinin bu noktada koyduğu çelişkilerden bir iki örnek vermek için bunları söylüyorum; ama, daha acı olanı şudur: Dün Sayın Başbakanımız Grubumuzda bir konuşma yaptı, bu konuşmada şunları ifade etti: "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı yetmişüç milyon için sigortadır, hepimize yeter bir güvencedir. Laz'ı, Kürt'ü, Türk'ü, Çerkez'iyle, doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisiyle, inananı, inanmayanıyla birleştiren, bir arada tutan bu üst kimliğimizdir. Bu ülkede yaşayanlarımızın, bir defa, anayasal vatandaşlık ortak gücüdür, bu gücü kimse bölmeye, parçalamaya kalkmasın." Sayın Başbakanın bu mealdeki sözlerine Sayın Deniz Baykal dünkü Grup toplantısında çok ağır ithamlarla cevap verdi. Sayın Baykal'ın ifadelerini de okuyorum hemen: "Değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimlik değildir; Türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı bir hukukî kimliktir, hukukî kimlik. Sana millî kimlik soruyorlar. Nedir millî kimliği? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını, Türk Milletinin yerine ikame edemezsin. 'Türk Milleti' tanımını, kafana, içine sindireceksin. 'Türk Milleti' demekten korkmayacaksın; utanmayacaksın, mahcup olmayacaksın…" Bunlar, Sayın Baykal'a ait sözler ve sonuna doğru da diyor ki Sayın Baykal: "Aç Anayasaya, gör, aç Anayasaya bir bak. Birisi Sayın Başbakana anlatsın. Aç tarihe bak; gör, ne millet olduğumuzu bir incele" mealinde laflar ediyor.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) -Yalan mı; yani, şimdi yalan mı?!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Doğru söylüyor…

---

**Kaynak gösterme:** Sadullah Ergin (AK Parti, Hatay). “Hakkari merkez,yüksekova ve şemdinli'de meydana gelen terör olaylarının araştırılması amacıyla bir araştırma kom.kurulmasına ilişkin (10/322,323,324)mec.araştırması önergeleri üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 23 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sadullah-ergin-22-2005-11-23-hakkari-merkez-yuksekova-ve-semdinli-de-meydana-gelen-teror-olaylarini (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
