# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Şahin Mengü (CHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim
- **Tarih:** 6 Şubat 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas-2

> Şahin Mengü (CHP), 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 1.035 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasına bir cümle ilavesi ve 42’nci maddenin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere bir fıkra ilavesiyle ilgili Anayasa değişikliği hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Bu Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine baktığınız zaman, yükseköğrenim kurumlarında kılık ve kıyafetlerinden dolayı bazı öğrencilerin eğitim ve öğrenim hakkının engellendiği, kronik hâle gelen bu sorunun aşılmak istenildiği, ülkemizde uzun bir süreden bu yana bu üniversitelerde bazı kız öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim haklarını kullanamadıkları gösterilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın ilk üç maddesinin değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecektir. Anayasa, Anayasa’nın üstünlüğünü ve kendini korumak için, gerek 61 Anayasası’nda gerek 82 Anayasası’nda hükümler getirmiştir. 61 Anayasası’nda bu hüküm 147’nci madde, 82 Anayasası’nda da 175’inci maddedir.

1971 değişikliğinden sonra, 61 Anayasası’ndaki 147’nci maddenin şekliyle bugünkü Anayasa’mızın şekli, getirdiği hükümler aynıdır. Yani, 1971 değişikliğinden sonra Anayasa’ya getirilen Anayasa değişikliklerinin Anayasa yargısı tarafından sadece şekil yönünden inceleneceği yönündeki hüküm aynen 82 Anayasası’na da alınmıştır. Bu nedenle, 1975 yılında verilen, Anayasa’nın laiklik ilkesinin, Anayasa’nın değişmez ilkelerinden herhangi bir tanesinin değiştirilmek üzere teklif edilmesinin veya bunun dolaylı yollardan yapılmaya çalışılmasının, “Anayasa’nın değiştirilemeyeceği” şekil ilkesiyle engellendiği Anayasa Mahkemesi tarafından karar altına alınmıştır.

Bakın “Anayasa’nın değiştirilmesi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak teklif edilir” diyor, şekli getiriyor ve sonunda diyor ki: “Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda hiç kuşku yoktur. Çünkü, bu yasak, belli sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, esasında kendileri için bir hak teşkil eden ve niteliği bakımından bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklif etmelerini önlemektedir.”

Bugün tartıştığınız Anayasa değişikliği, işte böylece, değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek bir Anayasa değişikliğidir. Bu nedenle, aslında bu Meclisin, bu Anayasa değişikliği teklifini görüşmemesi gerekir. Çünkü, hiç kimse ve şahıs veya grup veya bir yetkilinin Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanması mümkün değildir. Şu anda yaptığımız işlem, Anayasa’dan almadığımız bir yetkiyi kullanmaktır.

Bu, böyle yapacağınız bir değişiklik Anayasa’ya niçin aykırı olacaktır? Çünkü Anayasa’nın 153’üncü maddesi, Anayasa Mahkemesinin kararlarının yasama dâhil bütün kurumları bağladığını amirdir.

Huzurunuzda görüştüğümüz Anayasa maddesi değişikliği, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında bu söylenilen bir kısım giysinin Anayasa’nın laiklik ilkelerini çiğnediğini açıkça ortaya koymaktadır. Sade Anayasa Mahkemesinin bu kararı mı? Hayır. Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinde yaptığımız değişiklikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarını bağladığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bütün kurumların uymak mecburiyetinde olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesinde aynen “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.” denilmektedir.

Şimdi, bakın, 2004 yılında verilmiş meşhur Leyla Şahin kararı var. Bu kararı okuduğunuz zaman, bu bir kısım genç kızımızın üniversitede okuyamamasına neden olan türbanın laiklik ilkesini çiğnediğini, bir din lehine ayrımcılık yarattığını açıkça yazmaktadır.

Aynı konu Anayasa Mahkemesinin kararlarında vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin eski Başkanı Sayın Mustafa Bumin 43’üncü kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmada (Aynen okuyorum.) “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin baş örtüsüne ilişkin istikrar bulmuş kararları varken, kimi yazılı ve görsel yayın organlarınca bu konunun gündemde tutulmaya çalışılması kimi siyasal partiler yetkililerince de yasal düzenlemeler yapılarak türbanla öğrenim yapma olanağının tanınacağı yolunda beyanlarda bulunulması bu konudaki yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa din duygularını kullanarak siyasi avantaj sağlamaya yöneliktir.

Anayasa’daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmî dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler Anayasa'ya aykırı olacaktır. Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa bile bu kez Anayasa'nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olmayacaktır.” dedi.

Öte yandan “Anayasa Mahkemesi'nin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na eklenen ek madde 17’de yer alan 'yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir' kuralının iptali istemiyle açılan davada -91 yılındaki karara atıf yaparak- verilen ret kararından söz edilerek Yükseköğretim Kurumlarında türban takılmasını sağlayacak yasal düzenleme yapılabileceğini söylemenin ya alınan kararın gerekçelerini bilmemek veya gerekçe göz ardı edilerek sadece sonuç bölümüne bakıp değerlendirme yapmak olduğunu ifade etti.”

Bilindiği gibi, “Mahkeme kararlarının gerekçeleriyle bir bütün teşkil ettiğine, idareyi ve yasamayı bağladığına işaret eden Bumin, 'Başka bir söylemle, kararların sonuç bölümüne anlam kazandıran kararların gerekçeleridir' dedi.”

Şimdi, bütün bunlar varken ortada “Biz Anayasa’da değişiklik yaparak, sonra YÖK Kanunu’nda değişiklik yaparak biz bu kızlara öğretim yolunu açarız.” demek o insanlara saygısızlıktır. Çünkü, bu yapacağınız değişiklikler, sonunda yargıdan dönme ihtimali çok kuvvetlidir. Peki, bu düzenlemeyi yapıyorsunuz, bu karışıklığı yaratıyorsunuz, yargı yarın bunu iptal ederse nasıl hesap vereceksiniz? Sorunun asıl önemli kısmı burada başlıyor. Yargı bunu iptal ettiği zaman altından kalkamayacağımız sorunlar çıkar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına baktığınız zaman “Böyle öğrencilerin okula girmesi bir din lehine ayrımcılık yaratır.” diyor. Bunların hiçbirini göz önüne almıyorsunuz ve kendiniz açısından, bir siyasi hasat elde etmek açısından bu yasayı getiriyorsunuz.

Türkiye’nin gündemine baktığınız zaman, türban konusu –doğrudur- kırk yıldır tartışılıyor. Bu 10’uncu maddede 2004 yılında da değişiklik yaptınız. Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü arkadaşım anlattı 2004’teki değişikliği de, kadın-erkek eşitliği diye. Niye o gün getirmediniz? Bu değişikliği o gün de getirebilirdiniz. Ama, okyanusun öbür tarafından gelmekte olan büyük ekonomik krizin üstüne bir şekilde şal örtmek gerekiyordu. Bakın, Türkiye on gündür hiçbir şeyi tartışmıyor. Ne gübre fiyatlarındaki yüzde yüz zammı tartışıyor ne elektriğe, doğal gaza gelen zammı tartışıyor. Türkiye on gündür türbanla yatıyor türbanla kalkıyor ve kırk yıldır –sizin tabirinizle- çözülmemiş bir sorunu, geldiniz ekonomik krizin başlama noktasında getirdiniz.

Bu türban olayı da sadece sizin buradaki bir iyi niyeti çözmeniz değil, türban, başlı başına İran devriminin Türkiye’ye ihraç etmeye yönelik bir eyleminin sonucudur.

Bakın, bir gazetede yazı var. İran’dan kaçan bir heykeltıraş “Türkiye, bu kanun geçerse İranlaşır.” diyor. Geçen hafta gazetelerde yazılar vardı. İran’daki çok güçlü bir gazete “Bu kanun geçtiği gün, İran’da millî bayram ilan edelim.”diyor. Çok mu seviyorlar sizi? Çok mu beğeniyorlar sizi? İranlılar söylüyor.

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Söylesin.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Her şeyi dışarıdan almaya çok alıştık. Avrupa Birliği emir veriyor, bir yasayı üç defa değiştiriyorsunuz. Yarın gene getireceksiniz. Hiç mi bizim bir şeyi kendi irademizle yapma gücümüz yok?

SONER AKSOY (Kütahya) – Ne zamandan beri İran’ı kaynak almaya başladınız?

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Biz her yerden kaynak alırız. Biz her şeye açığız.

Oradan laf atarsan, ben susmam öyle laf atmakla. Çok hafif gelirsin.

Değerli arkadaşlarım, yapılan işlemin tümü, Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinin arkasına dolaşmaktır. Burada hep beraber bir Anayasa değişikliği yaparken Anayasa’yı ihlal etmiş oluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
