# Çalışma saatleri ve konuları hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Şahin Mengü (CHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 17 Haziran 2008
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2008-06-17-calisma-saatleri-ve-konulari-hk

> Şahin Mengü (CHP), 17 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.106 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin toplumumuzda son yıllarda çok yoğun olarak kişilerin dinlenmesi, izlenmesi ve raporlanması hakkındaki Meclis araştırması için verdiği önergenin lehinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere Anayasa’mızın 20’nci maddesinden başlayarak 22’nci maddesine kadar geldiğiniz zaman kişinin özel hayatının gizliliği ve haberleşme özgürlüğünün hüküm altına alındığını görürsünüz. Türkiye'nin yüce Meclisten geçirerek taraf olduğu uluslar üstü anlaşmalarla da bu özgürlükler iç hukukumuzun bir parçası hâline getirilmiş ve yine bizim ülkemizin hukukunun ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.

Son yıllarda çok yaygın bir surette, siyasetçiden başlayarak hâkimin, askerin, her görev sürecindeki insanların dinlendiği, izlendiği, haklarında raporlar tutulduğu çok yaygın bir kanaat. O kadar yaygın bir kanaat ki son dönemlerde bir mahkeme kararıyla -Sayın Adalet Bakanının bence yaptığı en iyi işlerden biri, son günlerde bize intikal eden- evvela emniyet teşkilatının kendisine aldığı sınırsız, belirsiz dinleme hakkının jandarma tarafından da istenmesi üzerine, bunun bozulması için -Ankara’daki ağır ceza mahkemesinin bu konuda karar vermesi üzerine- Sayın Adalet Bakanı yazılı emirle bozma yoluna gitmiştir. Bu çok doğru bir olay. İnsanlığın hayatını bu denli hiçbir sınır tanımadan, hiçbir süreye bağlı olmadan... Hemen şöyle söyleyelim: Süre, üçer aylık devrelerde yenileniyor ama ne olursa olsun hayatın herhangi bir dönemini herhangi bir sınırlamaya almadan dinleme yetkisinin alınmasının insan haklarıyla, Anayasa’nın temel değerleriyle bağdaşması mümkün değildir. Ancak, Sayın Bakandan, bu arada, emniyet ve MİT için de alınmış olan bu yetki hakkında bir yazılı emirle bozmaya gitmesini beklerdim bir hukukçu olarak.

Şimdi, emniyet teşkilatına verdiğiniz bir yetkiyi jandarmaya vermiyorsunuz. Tabii, bu konuda bu kadar geniş bir yetkiyi herhangi bir kuruluşa vermek hakikaten doğru değildir, ama jandarmaya verilmesinde hangi sakınca varsa, emniyet teşkilatına, MİT’e de bu denli geniş bir yetkinin verilmesinin aynı tehlikeleri, aynı sakıncaları vardır.

Değerli milletvekilleri, özel hayatın gizliliği ve korunması, Anayasa’nın -biraz evvel söyledim- 20’nci ve devam eden maddelerinde garanti altına alınmış, “Haberleşme hürriyeti” başlıklı 22’nci maddesinde “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.” hükmüne yer verilmiş, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla da istikrar kazanmış ve evrensel olarak hüküm ve güvence altına alınmıştır. Bizim Ceza Kanunu’muzun 132’nci maddesi ve devam eden maddelerinde de telefon dinlemelerinin zapta alınması hukukça suç olarak tespit edilmiştir.

Ancak, hiçbir şekilde art niyetli değil, fakat, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının iktidara geldiği günden bugüne YÖK Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili, aklınıza gelen herkesin bir şekilde dinlendiği ve bunların dinleme tutanaklarının zaman zaman da mahkeme safhalarında bile nasıl servis edildiği belli olmayan bir şekilde belli basın organlarına servis edildiği de hepimizin bildiği bir gerçektir. En son -şu anda da bir araştırma komisyonu kuruldu- Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Sekreteriyle ilgili böyle bir şey var.

Şimdi, bir siyasinin, bir vatandaşın bu kadar korku altında yaşamaya başlaması toplumu totaliter rejimlere götürür. Eğer ”büyük birader” dilediğini dilediği şekilde izlemeye ve bunu dilediği şekilde basın kuruluşlarına, kamuya servis yapmaya başlarsa yarın hepimiz evimizde otururken bir huzursuzluk duyarız. Bugün iktidar sizsiniz, yarın iktidarlar değişir, yarın aynı tehlikelerle sizler beraberce yaşarsınız. Bu bakımdan, yasaları yaparken, bu yetkileri verirken, yürütme bazı işlemlerini yerine getirirken, yarını da düşünerek, bir gün sonranın da ne olacağını düşünerek karar vermek durumundadır. Eğer biz her kararımızda “Devamlı iktidarda kalacağız, bize hiçbir şey olmayacak.” gibi düşünürsek bundan çok ciddi zararlar hep beraber, Parlamento olarak da görürüz. Açın tarihimize bakın, zamanında kendisini değişmeyecek iktidar zannedenlerin çıkardığı yasaların o insanlara nasıl zarar verdiğini görürsünüz.

Tarihimize yerleşmiş bir söz vardır: “Müstebitin getirdiği kurallarla mücadele edin.” diye. Şimdi, bu kadar sınırsız, bu kadar hiçbir denetlemesi olmadan 5 bin kişiye dinleme yetkisi verirseniz, bunun altından hiçbirimiz kalkamayız. İş korkunç bir boyuta gelmiştir. Eğer bir toplumda 5 bin kişi dinleme yapıyorsa, dinleme işiyle görevliyse, bu hakikaten vahimdir; vahim olmanın ötesinde, çok tehlikelidir. Herkesin bildiği -artık basında herkes yazıyor, söylüyor- kimsenin de itiraz etmediği, bir tarikat organizasyonunun bunu dinlediği söyleniyor. Bu çok da açık görülüyor. Bazı insanlarla ilgili konuşmalar, bazı insanlarla ilgili telefon dinlemeleri hep aynı basın yayın kuruluşlarına servis yapılıyor.

Biz bu dönemleri iyi hatırlarız. Öyle bir basın yayın kuruluşlarına servis yapılırdı ki, hemen hemen her gün bir diğer televizyon kanalında bir başka olayı izlerdik. Bugün iş biraz daha farklı hâle geldi, sadece bir kesime servis yapılır hâle geldi. Bu, emniyet içindeki o tarikat örgütlenmesinin yansımasıdır. Yani, herhangi bir şeyle mücadele etmek için falan değildir, bu sadece birilerini karalamak içindir. Eğer 5 bin tane insan toplumun tüm kesimlerini hiç ayrımsız izleyebiliyor, raporlayabiliyor, takip edebiliyorsa… Şimdi, bakın, ne kadar vahim bir şey: Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili izlendiğini söylüyor. Doğrudur yanlıştır, ama bu zehaba kapılmış olması dahi, bir hukuk devletinde, bir demokraside kabul edilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Yani, yarın hepimiz sokağa çıktığımız zaman “Arkamızdan gelen var mı?” diye bakmak durumunda kalırız. İşte o şüpheyle yaşamaya başladığınız zaman vatandaş olmaktan nefret edecek hâle geliyorsunuz. Biz, 12 Eylülleri yaşayarak geldik. Biz, peşimizde gezen sivil polisleri bilerek yaşadık. Bunu yaşamayan genç arkadaşlarım, belki bunun farkında değiller. Benim dokuz aylık hamile karımı o tarihte polis takip ediyordu. Şimdi, bunu yaşayarak geldiğiniz zaman, olayların ne kadar vahim olduğunu anlarsınız.

Şimdi, birçok genç arkadaşım, bakıyorum, beni müstehzi dinliyorlar. Doğrudur, yaşanmadığı zaman bilinmiyor. Yaşamak lazım bu olayları. Ama o gün tabii Türkiye’de hukuk rejimi çökmüştü. Ama bugün Türkiye’de hukuk var, daha doğrusu var olduğunu iddia ediyorsunuz. Var olduğunu iddia ediyorsanız, işte o zaman bu dinlemenin ciddi araştırmasını yapmak lazım. Hiçbir şeyi araştırmadan, sonucuna varmadan, elde edilecek delillerin ve… Ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor. Getirilen önerge, çok ciddi bir önerge. Hepimizin, hiçbir parti ayrımı gözetmeksiniz, bu önergeye sahip çıkmamız lazım. Niye? Çünkü bu hepimizin güvenliği. Biz şu anda parlamenteriz, belki bazı insanlara göre -çok inanmıyorum ama- belki biraz daha koruma altındayız ama yarın biz de sivil vatandaş hâline geleceğiz, biz de yarın normal vatandaşlar gibi sokakta yürüyeceğiz. İşte o zaman bugün bu yaptığımız çalışmanın neticesini alacağız. Ama şu ana kadar benim edindiğim izlenim, hiç böyle bir iyi niyet işareti görmüyorum. Yani bundan evvel önergeler verildi, dinlenmedi. Muhalefetten gelen her önergeye menfi bakmak, bir siyasi iktidar anlayışı hâline geldi.

Bakın, çıkarttığınız birçok yasa, Anayasa Mahkemesinden gidip gidip geliyor. Bu niye oluyor biliyor musunuz? Biz, komisyon çalışmalarında ciddi hukuki bir çalışma yapmıyoruz. Orada yaptığımız çalışmalar siyasi yani eğer bir öneri muhalefetten gelmişse prensip olarak reddediyoruz. Böyle olmasaydı, en basit örnek olarak vermek istiyorum, bu yurt dışındaki vatandaşların postayla oy kullanması. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir şeyi kimseye anlatamazsınız. Biz buna orada muhalefet olarak yırtındık, bunun olmayacağını söyledik, geçirdiniz, oy çokluğunuz vardı, buradan da geçti, Anayasa Mahkemesinden döndü. Her yaptığımız işlem, her yaptığımız yasama tasarrufu mahkemelerden döndüğü zaman, işte bu kurumun, bu yüce kurulun toplum indindeki saygınlığı sarsılmaya başlıyor. Bu nedenle, Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği araştırma önergesi toplumu rahatlatmak açısından çok önemli, önemli olduğu kadar da faydalı bir araştırmadır. Bu önergeyi -ben şahsım adına lehte oy kullanacağım- bütün arkadaşlarımın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 17 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2008-06-17-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
