# Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Şahin Mengü (CHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim
- **Tarih:** 18 Haziran 2010
- **Gündem:** KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.475)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2010-06-18-kamulastirma-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-475

> Şahin Mengü (CHP), 18 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.475)); konuşma 1.090 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geçici 6’ncı maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Başbakanlıktan yüce Meclise gelen tasarıyı incelediğiniz zaman, bunun bir Anayasa Mahkemesi iptaline neden olan maddenin düzenlenmesi olduğunu görüyorsunuz. Eğer bir yasa maddesi ve kamulaştırma gibi bir yasa maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği zaman bu işin mali tarafı olduğu için belki Bütçe Plan Komisyonunda görüşülebilir ama Anayasa Mahkemesinin bozmasına uygun bir yeni kanun tasarısı olup olmadığını incelemek de takdir buyurursunuz ki Anayasa Komisyonunun görevi olması gerekir, yani Bütçe Plan Komisyonundan evvel Anayasa Komisyonunun da bu tasarıyı incelemesi gerekirdi. Bence, bu bir eksiklik gibi geliyor bana.

Hem mahkemenin gerekçesine baktığınız zaman hem de kanun tasarısına baktığınız zaman diyor ki genel gerekçede… Bu iptalden sonra, Anayasa Mahkemesinin iptalinden sonra iki değişik içtihat oluştuğunu ortaya koyuyor ve bunlardan bir tanesi, yirmi yıllık dava açma süresini geçirmiş olanların artık kamulaştırmasız el koyma sebebiyle dava açamayacağı, diğer oluşan ve gelişen bir içtihat ise hiçbir süreye tabi olmaksızın dava açabileceği yönünde olduğundan, bu içtihat aykırılığının giderilmesi için bu yasa tasarısının hazırlandığı söyleniyor.

Şimdi, arkadaşlar, içtihat aykırılıkları her zaman olur. Eğer içtihat aykırılıklarına Parlamento müdahale etmeye başlarsa, Parlamento bu içtihat aykırılıklarını gidermeye başlarsa o hukukun dinamik yapısını bozarsınız, işi iyice statik hâle getirirsiniz. Bu içtihatlar hukukunun egemen olması hukuku daha dinamik hâlâ getirir ama -tabii çok açık, kırılmayın, gücenmeyin ama- bunu daha Yargıtaya falan tam hâkim olamadığınız için böyle düşündüğünüz inancındayım. Yoksa bırakırsınız bunu kendi sürecine, içtihadı birleştirmeye nasıl gidileceğine dair Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yöntem vardır, o yöntemi çalıştırırsınız ve hadise yüce Kurul tarafından yani İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından çözülebilir.

Şimdi, işlem yapmayı gerektiren bir durum olduğu zaman bunu halkın yararına yapması gereken siyasal iktidarlar, yıllarca önce malları gasp edilen insanların bu hak ettikleri paraları öderken aynı kamulaştırmada olduğu gibi, Kamulaştırma Yasası’nda olduğu gibi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında gelişen şekliyle bu kamulaştırmasız el konulan gayrimenkuller üstünde yani malı mülkü gasp edilen insanların hakkını peşin ödemenin yolunu aramak gerekir. Eğer kamulaştırmasız el atmalarda bu takside bağlı ödemeyi -bunu- bir yöntem hâline getirmeye başlarsanız belediyelerin bir konuda önünü açarsınız, bir alışkanlık yaratırsınız. O da bir kamulaştırma yapmadan olayı daima kamulaştırmasız el atmalarla götürme yöntemi olur ki bu, bir hukuk devletinde hukuka saygılı olduğu iddia edilen bir devlette olmaması gerekir.

Şimdi başka bir özellik daha var: Uzlaşmaya çağrıda kamulaştırma hukukunda ne yapıyorsunuz? Bir gayrimenkulü kamulaştırırken tahminî bedeli yatırıyorsunuz ve bildiriyorsunuz. Burada uzlaştırmaya çağırırken yani bu kamulaştırmasız el atmalarda ne yapıyorsunuz? Uzlaşmaya çağırıyorsunuz ama uzlaşmaya çağırırken bir tahminî bedel koymuyorsunuz. Niye koymuyorsunuz? Yani kamulaştırırsan tahminî bedeli tespit edebiliyorsun ve bunu yatırıyorsun, ona göre vatandaşın önünü açıyorsun ama bunda bir bedel bildirmiyorsun. Sadece bedelle uzlaşmaya çağırmıyorsun, gel sana başka yerde bir gayrimenkul üstünde irtifak hakkı tesis ettim diyorsun, gel bir başka yerde bir gayrimenkulle trampa yapalım diyorsun.

Şimdi, bütün bunlarda trampa teklifinde bulunduğunuz gayrimenkulün de değerini yazmak durumdasınız, ne bileyim, üstünde bir ayni hak tesis edeceğiniz gayrimenkulde de bu ayni hakkın değerini belirtmek durumundasınız. Eğer siz bu ayni hak belirtmelerini yani bu değerlendirmeleri hiç belirtmeden vatandaşı bir uzlaşmaya çağırıyorsanız ortada bir düalizm söz konusu. Kamulaştırma Kanunu da böyle, bu yasa da böyle. Bunu yapamazsınız. O zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uygun, bizim içtihatlarımıza da uygun, bu tahminî bedelleri en azından ödemiyorsunuz, bari davete çağırırken rakamı söylemek durumundasınız.

Şimdi, başka bir yasayı incelediğiniz zaman, bana göre, ciddi bir Anayasa’ya aykırılık söz konusu. Nedir bu? Şimdi, bakın, çok enteresan bir şekilde gerekçede diyor ki: “Gerek iç hukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdî ödeme yerine üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşma hükümlerine göre işlem yapılabilir.”

Yani siz bu yasayla, kesinleşmiş fakat henüz icra edilmemiş, ödenmemiş bir para varsa siz mahkeme kararını değiştiriyorsunuz. Siz, benim hak ettiğim, kazandığım bir davada elde ettiğim geliri nasıl tahsil edeceğime mahkeme kararıyla nasıl karar veriyorsunuz? Bu, Anayasa’ya aykırı olur. Ben bir dava açmışım, davayı hak etmişim. Ne olacak? O parayı bana ödemek durumundasınız. Yani bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden geldiği zaman, şimdi Türkiye’de görüyoruz, umumiyetle, devlet, iç hukukumuza göre yerel mahkemelerin verdiği kararlarda para ödemekte hiç istekli değildir ama maalesef Avrupa’dan, hatta hatta bir hakem mahkemesinden alınan karar sonrasında bile o kadar çabuk öderiz ki paraları, o kadar çabuk öderiz ki içiniz sızlar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre karar almış bir insanın hakkını nasıl önleyeceksiniz? Ve bunun bütün temelinde de bu paralar ödenirse bir anda idareler ve belediyeler bir bütçe sıkıntısına girer mantığı mı olacak? Yani, bir özel ve tüzel kişi bir insanın, benim malımı gasp ederse, o özel ve tüzel kişi hakkında benim aldığım mahkeme kararının uygulanması farklı olacak, onda -hiçbir şekilde- bu üçüncü şahsın malını gasp eden özel ve tüzel kişi parayı şakır şakır ödeyecek ama bunu yani gaspı, aslında hiç yapmaması gereken devlet yapar ise… Yani özel bir şahıs bir vatandaşın malını gasp eder… Ahlaki zaafı vardır, bilmiyordur, aklınıza hangi şartı koyarsanız koyun, yaptı. Onun aleyhine aldığı mahkeme kararında hiç böyle bir şey yok, kütür kütür evindeki buzdolabına kadar satar, alacağınızı alırsınız. Peki, bütün yetkileri elinde bulunan, her türlü hakkı olan devlet bu gaspı yaptıktan sonra, nasıl olacak da siz bu adamın parasını belli şartlarda ödeyeceksiniz? Bunu hiçbir hukuk devletinde kimseye anlatamazsınız.

Değerli arkadaşlarım, çok tehlikeli yere götürürüz ülkeyi. Gasbeder… Bakın, fiilen yapılmış şeyler vardır Türkiye’de. Bir kavşağa bir yonca yaprağını (A) parseli üstüne de koyabilirsiniz, (B) parseli üstüne de koyabilirsiniz. Eğer siz bu tarzda bir para ödeme modelini o belediyelere, o kamu kuruluşlarına getirirseniz bunu çok kişisel tercihlerle kullanırlar çünkü burada birini mağdur edebilirsiniz, birini mamur edebilirsiniz. Getirirsiniz, (A) parseli üstüne oturttuğunuz bir kamu binasını, dediğim gibi, bir yonca yaprağını koyarsınız, “Seneler sonra gel, sen bunun parasını benden beş yılda taksitle, benim bütçem nasıl imkân veriyorsa öyle al.” dersiniz. Peki, o yonca yaprağını koyduğunuz zaman, diğer tarafındaki (C) parselinin değerinde meydana gelecek artışı bir başka şahsa bahşettiğimizi hiç mi göz önüne almayacağız? Şimdi, yasanın bu Anayasa’ya aykırı hükümlerini çok ciddi bir şekilde elden geçirmek lazım. Burada çok ciddi Anayasa’ya aykırılık var. İki noktada Anayasa’ya aykırılık var: Bir tanesi ki bir alınmış mahkeme kararını değiştirme hakkına sahip değilsiniz. Bakın, her Anayasa Mahkemesine gittiğimizde kızıyorsunuz, söyleniyorsunuz. Şimdi, siz, bir kazanılmış hakkı, mahkeme kararıyla kazanılmış bir hakkı bir parlamentodan çıkaracağınız kanunla nasıl değiştireceksiniz? Bugün bu, yarın başka nelerin gelebileceğini kestirebiliyor musunuz? Bugün, sizin siyasal iktidarınız bunu yaptı, yarın bir başka gelen siyasal iktidar tam aksi bir şey yapar. Mahkeme kararlarını parlamento kararlarıyla, kanunlarla değiştirirse nasıl çözeceğiz hukuk devletinin sorunlarını? Hukuk devleti böyle çökertilir. Mahkemenin verdiği kararla oynayamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2010-06-18-kamulastirma-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-475 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
