# Genel seçimlerin yenilenmesi ve seçimin 12 haziran 2011 tarihinde yapılması hakkında (s.s.647)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Şahin Mengü (CHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim
- **Tarih:** 3 Mart 2011
- **Gündem:** GENEL SEÇİMLERİN YENİLENMESİ VE SEÇİMİN 12 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE YAPILMASI HAKKINDA (S.S.647)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2011-03-03-genel-secimlerin-yenilenmesi-ve-secimin-12-haziran-2011-tarihinde-yapi

> Şahin Mengü (CHP), 3 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL SEÇİMLERİN YENİLENMESİ VE SEÇİMİN 12 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE YAPILMASI HAKKINDA (S.S.647)); konuşma 1.848 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekili genel seçimlerinin 12 Haziran 2011 Pazar günü yapılması için alınması gereken Meclis kararı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, demokratik rejimin işleyişi hür seçimlere dayanır. Demokrasi ancak eşit, hür, dürüst seçimlerin yapıldığı bir ülkede bulunabilir. Seçim serbestliğinin, eşitliğinin ve dürüstlüğünün zedelendiği ve yok olduğu ülkelerde, rejimin adı ve dış görüntüsü ne olursa olsun demokrasiden bahsedilemez.

Anayasa’mızda son yapılan değişikliklerle, yargının siyasallaştırılması ve İktidarın yargı üzerinde hâkimiyet kurma planları tamamlanmış, yargı AKP’lileştirilmiş, böylece seçim güvenliği büyük ölçüde tehlikeye girmiştir.

Millî iradenin üzerine hiçbir gölge düşmemiş olarak ve duraksamalara, tartışmalara, yakınmalara neden olmayan bir düzen içinde belirlenmesi için, seçimlerin, adalet duygusuna sahip, dürüst, yansız, bilgili ve güven içinde görev yapan kimselerce yönetilip denetlenmesi gerekir. İşte, bu nedenledir ki seçimlerin yargı güvencesi altında yapılmasına ilişkin ilke ortaya konulmuştur.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızda da bu ilke benimsenerek 79’uncu maddesinde “Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.” hükmü getirilmiştir. Ne var ki, bu ilkenin salt bir Anayasa kuralı olarak konulması yeterli değildir, seçimlerin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüyle ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma görevi omuzlarına yüklenen yargı organlarının bağımsızlık ve bu organın en önemli ögesi olan yargıçların yargıç güvencesi teminatı altında bulunmaları gerekmektedir. Ancak, son yapılan Anayasa değişikliği ile yargıcın kendisinin ve ailesinin yazgısı, meslekteki geleceği siyasi iktidarın insafına bırakılmıştır. Bu durumdaki bir yargıçtan tüm siyasal akımlar, görüşler ve çıkarlar karşısında yansızlık beklemek aşırı iyimserlik olur.

(x) 647 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Demokrasi tarihimizde yaşadığımız olaylar göstermiştir ki yargıçlara seçim işleriyle ilgi konularda yapılan baskılar, diğer yaptıkları, yetkilerini kullandıkları konularda yapılan baskılardan çok daha fazladır. Yandaş yargıyı yaratan AKP’nin kendisinin seçim hâkimi olarak görev yapacak yargıçları arayıp, bulup önemli seçim bölgelerinde görevlendirmesi işten bile değildir. Bu nitelikteki yargıçlar da hizmetlerinin ödülünü en kısa zamanda, hatta anında ve fazlasıyla alabilecekleri inancıyla kendilerine yapılan siyasal baskı ve telkinin etkisine açık olabilirler.

Seçim yasalarında ilçe seçim kurulunun bizzat başkanına tanınmış olan çok önemli yetkiler vardır. Örneğin, seçmen yazılımlarına yapılacak itirazlar ilçe seçim kurulu başkanı tarafından bizzat kesin karara bağlanır. Öte yandan il seçim kurulunun tüm o ilde görevli, bu baskılara açık yargıçları tarafından oluşturulduğu göz önüne alınırsa seçimlerin ne kadar büyük bir baskı altında yapılacağının açık göstergesidir. Bu örnekler, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkelerinin seçim güvenliğini ne büyük ölçüde etkilediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Dürüstlüğü tartışılan seçimler büyük toplumsal huzursuzluklara yol açarlar. AKP de iktidardan düşmemek için elinden gelen her baskıyı yaparak, seçimlerin dürüstlüğüne gölge düşürmek pahasına da olsa iktidarda kalmaya çalışacaktır.

Seçimlerin eşit, dürüst şartlar altında yapıldığının söylenebilmesi için salt hâkim teminatı altında yapılması yetmez. Özgür basının varlığı, en az seçimlerin yargı güvencesi altında yapılması kadar önemlidir. İşte, ünlü bir İngiliz siyasetçisi “Avam kamarası sizin olsun, lordlar kamarası da sizin olsun, siz bana özgür basını verin.” demiştir. Ancak, bütün bu söylemler, özgür basını elde bulundurduğunuz zaman bir seçimin ne kadar adil ve dürüst yapılacağını ortaya koymaktadır. Ancak, sizin tüm basını susturmayı, ileri demokrasinizin bir kuralı hâline getirdiğiniz de ortadadır. Her gün gazeteci evleri basılmaktadır. Gene bugün onlarca gazetecinin evi aranmakta, niçin arandığı bilinmemekte, örneğin Ankara Barosu Başkanı Ceza Hukuku Profesörü Hoca böyle bir aramanın hukuka aykırı olduğunu söyleyebilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir diğer önemli konu da seçim barajı sorunudur. Dünyada seçim sistemleri ülkelerin kendi özgün koşullarına, demokrasi geleneklerine göre değişiklik göstermektedir. Demokrasi geleneği güçlü ülkelerde sakıncaları ortaya koymayan seçim sistemlerinin demokrasi geleneği zayıf, bizim gibi, ülkelerde uygulanması sonucunda çok sayıda sakıncanın ortaya çıktığı bilinen bir gerçektir.

Türkiye’de çok partili siyasal yaşama geçilmesinden sonra değişik seçim sistemleri uygulanmış ancak seçim sistemi üzerindeki tartışmalar son bulmamıştır. 50, 54, 57 milletvekilleri genel seçimlerinde liste usulü çoğunluk sistemi uygulanmış ancak bu sistem siyasal yaşamda büyük çalkantıların yaşanmasına ve demokrasiyi ortadan kaldırmaya yönelik sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

83 yılından günümüze 7 kez milletvekilliği seçimi yapılmış. 83, 87, 91 yıllarındaki genel seçimlerde çifte barajlı d'Hondt sistemi uygulanmasına rağmen tek başına iktidarlar oluşmuş, 95-99-2002 yılında genel seçimlerde ise ülke barajlı d'Hondt sistemi seçimleri gerçekleştirilmiştir. Gerek çift barajlı gerekse ülke barajlı uygulamalarda tek partili iktidarların oluştuğu gibi 91, 95, 99 yıllarında ise koalisyonlarla idare edilmişizdir. 23/7/1995 tarihli 4709 sayılı Kanun’la Anayasa’nın 67’nci maddesinde “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.” hükmü eklenmiştir. Ancak 2002 milletvekilliği genel seçimlerinde seçmen iradesinin ancak yüzde 53,7’si Parlamentoya yansımış, seçimlerden 1’inci çıkan partinin aşkın temsil oranı yüzde 30’ların üzerine çıkmıştır. Seçmen iradesinin yarıya yakınının Parlamentoya yansımaması çoğunluk sistemlerinde ortaya çıkabilecek bir sonuçtur. Eğer 2002 seçimlerinde yüzde 10 ülke barajı uygulanmasının her zaman yönetimde istikrar ilkesi çerçevesinde sonuçlar doğurmadığını, tam aksine temsilde adalet ilkesini işlevsiz kılan sonuçlar ortaya koymuştur. Seçim barajının Türkiye’de Parlamentonun meşruiyetini tartışmaya açacak sonuçlar doğurmasını da engellemek gerekir.

Değerli milletvekilleri, hatırlayacağınız gibi, dönem içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi ülke barajının yüzde 7’ye düşürülmesi için bir yasa tasarısı vermişti. Bu verdiğimiz yasa tasarısında yüzde 7’lik barajın uygulanması durumunda 2002 seçimlerinde yani Parlamentoda temsil oranının yüzde 53,7 olduğu durumda eğer bu verdiğimiz yüzde 7’lik baraj o gün uygulanmış olsaydı o gün Parlamentodaki temsil oranı yüzde 80’lerde oluşacaktı. Bunda neyi sağlamış olacaktık? Millî iradenin Parlamentoya yansımasında üç başka parti daha Parlamentoya girecekti, millî irade daha gerçekçi bir şekilde, daha doğru bir şekilde bu yüce Meclisin çatısı altına yansımış olacaktı.

Ayrıca, seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesine karşın seçmenlerin Parlamentoda temsil edilme oranı yüzde 70’in altında kalırsa bu oranı yüzde 80’e çekecek kadar bir alttaki partinin de Parlamentoda temsil edilmesi şansını getirmiştik. Temsilde adalet ilkesine işlerlik kazandırmak küçük partilerin Parlamentoya girmesinin önü açılarak değişik düşüncelerin Parlamentoda temsilini sağlamaktadır.

Seçim sistemleri, daha önce yaşanan olumsuzluklar dikkate alınarak tepkisel yaklaşımlarla belirlenmiş, zaman içerisinde Parlamentodaki siyasi partilerin güncel çıkarlarını gözetmeleri de yeni seçim sistemlerinin hayata geçirilmesine engel olmuştur. Bu açıdan siyasi partiler seçim sistemine ilişkin kararlarını konjonktürel durumlarını değerlendirerek vermişlerdir.

Değerli milletvekilleri, ülke barajı düşürülmediği için temsilde adalet ilkesinin göz ardı edildiği, yeni ülke barajının yüzde 10 olarak uygulandığı bir seçime gidiyoruz. Bu yüzde 10 barajıyla seçime gittiğimiz zaman çıkan tablonun bir çarpıcı örneği de bugünkü Parlamentoda iktidar partisi dışında başka hiçbir parti tek başına Anayasa değişikliği önerisi dahi getirememektedir. Toplumun genelinde, ülke barajının yüzde 10 olarak uygulanmasının temsilde adalet ilkesini zedelediği konusunda geniş bir kabul bulduğu da bir gerçektir. Yani şu anda sokaktaki insan Parlamentoda temsil edilmediği, Parlamentoda temsilde adaletin olmadığı konusunda geniş ve yaygın bir kanaate sahiptir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz son otuz yıldır ve özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı döneminde hızla artan, küreselleşme adı altında yürütülen politikalarla emperyalist bir işgal altındadır. Bu süreçte sosyal devlet anlayışından uzak, serbest piyasacı, özelleştirmeci politikalarla ulusal ve kamusal varlıklarımız talan edilmiştir.

Tarımımızın, hayvancılığımızın ve sanayimizin çöktüğü, borçla yaşayan bir ülke hâline geldik. 2002’de 145 milyar dolar olan dış borcumuz 300 milyar dolara, 127 milyar lira olan iç borç 353 milyar liraya çıktı, iletişim kuşatmasıyla da halkımız olup bitenlerden, gerçeklerden habersiz, yandaş medyayla halkımıza hep pembe tablolar çizildi. “Dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisiyiz.” deniliyor ama bir müddet evvel 14’üncü ekonomisi olduğumuz maalesef söylenmiyor. “Kişi başına gelir 10 bin doların üzerinde.” deniliyor ama sürekli artan yoksul sayısından hiç bahsedilmiyor. Ayrıca, biz, aile sigortası kapsamında şu kadar aile yoksulluk sınırı altında dediğimiz zaman Sayın Başbakan “Kayıt dışını bunun dışında tutuyorsunuz, onları da söyleyin.” diyor yani resmî kayıtlardan daha fazla açlık sınırı altında yaşayan kişiler olduğunu Sayın Başbakan bizzat teyit ediyor. “Kişi başına gelir 10 bin dolar üzerinde.” deniliyor ama sürekli artan, biraz evvel belirttiğim bu yoksul sayısından hiç bahsedilmiyor.

“Enflasyon düştü.” deniliyor ama dar ve sabit gelirlinin alım gücünün kalmadığından bahsedilmiyor yani iane ekonomisi, iane mantığı devam ediyor.

Etnik ve dinî ayrımcılık körüklendi, halk birbirine düşman hâle getirildi.

İş birlikçiler, yandaşlar, dönekler iktidara taşındı.

Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar kamuda kadrolaşma yapıldı.

Yargı, üniversiteler, kamu cemaatlerin işgaline uğradı.

İşsizlik ve yoksulluk her geçen gün arttı, gençler gelecek umudunu yitirdi.

Halkın büyük çoğunluğu açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Şubat ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 890 Türk lirası, yoksulluk sınırı 2.890 Türk lirası olarak belirlendi ancak AKP’liler asgari ücreti ne kadar çok artırdıklarından bahsediyorlar. Asgari ücret, açlık sınırının bile üstünde değil.

Değerli milletvekilleri, göz boyamayı siyasetin ilkesi hâline getirdiniz.

Sömürü ve talan düzenine karşı çıkanlar, demokrasi karşıtı, statükocu, darbeci ilan edilerek susturuluyor.

Gazeteciler cezaevlerinde hücrelere atılarak tecrit ediliyor. Daha bugün 11 kişinin evlerinde arama yapılıyor. Bunlardan bir tanesi, Yalçın Küçük’ün yirmi yıl evvel boşandığı karısının evi. Yani sabaha karşı evinizde uyurken kapı çalındığı zaman yürek çarpıntısıyla uyanmak durumundasınız. Hiçbir demokratik ülkede, yirmi yıl evvel boşandığı kocasından ötürü evinin arandığını kimse kimseye anlatamaz. Öyle bir arama kararı veriliyor ki, arama kararında hangi gerekçeyle arandığınızı dahi bilmiyorsunuz. Yasa dışı telefon dinlemeleri günlük, olağan, adi vakalar hâline geldi. Artık, insanlar telefonda konuşmuyorlar. Bu kürsüden bu ülkenin Ulaştırma Bakanı “Dinlenmek istemiyorsanız konuşmayın.” dedi; tutanaklarda var.

Dava dosyasındaki güya gizli olan belgeler yandaş medyaya servis ediliyor. Hatta bazı bilgiler, bazı yapılacak işlemler evvela yandaş medyaya yazdırılıyor, sonradan da yasal işlem başlatılıyor. Tabii, bunun tek amacı, ele geçirilen, siyasallaştırılan yargıyla tüm muhalifleri korkutarak, bastırarak, sindirerek bir korku imparatorluğu yaratarak seçime gitmek.

Cezaevlerinde mahkûm sayısından çok tutuklu sayısı var yani tutukluluğu bir ceza işlemi hâline getirdiniz. 100 binlerce insan şu gün cezaevlerinde tutuklu olarak bulunuyorlar.

AKP döneminde yolsuzlukla mücadelede hiçbir adım atılmadı. Toplumun asıl gündemi sık sık değiştirilerek yolsuzluk yapılmasına zemin hazırlandı. Ya başkanlık sistemi gündeme getirildi ya darbe söylentileri gündeme getirildi. Ne Türkiye’nin gündeminde ne dünyanın gündeminde artık darbelerin tartışılmadığı bir ortamda her gün darbe hezeyanları içinde yaşamaya başladık.

Yolsuzluk yapan belediye başkanları, bürokratlar, rüşvet verenler, ihalelere fesat karıştıranlar hep korundu ama CHP’li veya muhalif bir partinin belediye reisi iseniz ipe sapa gelmez suç ihbarlarıyla hakkınızda soruşturmalar açıldı. Görevlerinden alındılar, içeri tıkıldılar. İçeri tıkıldıktan aylarca sonra “Pardon” denilip, tahliye edildiler.

2007’den beri Cumhurbaşkanlığı krizi yaşadık, yargı krizi yaşadık; asker krizi gibi hayali krizlerle toplum oyalanırken, toplumun gerçek gündemi, ekonomik çöküntü, açlık ve sıkıntı ülkenin gündeminden çıkartıldı. Çocuğuna yedirecek ekmek parası bulamadığı için intihar eden bir ananın haberi gazetelerde ancak üçüncü sayfa haberi oldu.

Değerli milletvekilleri, işte, bu çizdiğimiz tablo içinde 12 Haziran 2011’de seçimlere gidiyoruz. Seçimler elbette demokrasilerin olmazsa olmaz koşullarından bir tanesidir, o yoksa demokrasi zaten yoktur ama demokraside, en az sandık kadar, demokraside, en az muhalefet partileri kadar, çok daha önemli olan, özgür basın vardır. Özgür basının bir kısmını ya vergi baskıları altında susturdunuz, vergi baskısı altında susturamadıklarınızı da sudan sebeplerle ya “darbeci” ilan ettiniz ya “Ergenekoncu” ilan ettiniz. Hatta hatta, hızınızı alamadınız, Anayasa Komisyonunda, milletvekillerine bile “Size de fezleke hazırlarız.” dediniz. Geldiğimiz nokta bu. 12 Haziran 2011’de, bu şartlar altında seçimlere gidiyoruz. 11 Hazirandan sonra neler olacağını burada hep beraber göreceğiz. Ancak, siyasi tarihe dönüp baktığınız zaman, bu tip baskıları uygulayan siyasi iktidarlara hiç hayır getirmediğini görürsünüz. Bu ülkede ve dünyanın birçok yerinde, çoğunluğu elinde bulunduran siyasi iktidarlar zaman zaman hukuku çiğnemekten hiç çekinmemişlerdir. Maalesef, bu gazi Parlamentonun çatısı altında bile tahkikat komisyonları kurulmuştur. Bir gece, bu ülkenin bakanları, siyasi ana muhalefet partisini basmışlardır ama dönün bakın tarihe, onlardan bahsedenler kalmamıştır. O İsmet Paşa’nın ünlü sözüyle “Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz.” lafı durup dururken söylenmiş bir söz değildir; gece, bir ülkede, ana muhalefet partisinin genel merkezi basıldıktan sonra söylenmiştir. Siyasi iktidarlar çöküntüye giderken daima baskıcı davranışlarını artırırlar. İşte, bu şartlar altında 2011 genel seçimlerine gidiyoruz.

2011 genel seçimlerinin, bu ülkeye, mutluluk, demokrasi ve refah getirmesini diliyor, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından kurtulmak umuduyla hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Genel seçimlerin yenilenmesi ve seçimin 12 haziran 2011 tarihinde yapılması hakkında (s.s.647)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2011-03-03-genel-secimlerin-yenilenmesi-ve-secimin-12-haziran-2011-tarihinde-yapi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
