# 58. hükümet proğramı görüşmeleri

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sait Açba (AK Parti, Afyonkarahisar)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim
- **Tarih:** 26 Kasım 2002
- **Gündem:** 58. HÜKÜMET PROĞRAMI GÖRÜŞMELERİ
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c001/b004/tbmm220010040088.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sait-acba-22-2002-11-26-58-hukumet-programi-gorusmeleri

> Sait Açba (AK Parti), 26 Kasım 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 58. HÜKÜMET PROĞRAMI GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.807 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Hükümet Programı üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Hükümet Programımızın, daha çok ekonomik nitelikli bölümleriyle ilgili bazı genel değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Ülkemizin, genç ve dinamik nüfusu, zengin doğal kaynakları, girişimci ruhlu insanları, tarihî ve tabiî güzellikleri ve jeostratejik konumuyla büyük bir ekonomik kalkınma potansiyeline sahip bir ülke olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak, bugüne kadar, cumhuriyet döneminde uygulanan ekonomik ve malî politikalar çerçevesinde, maalesef, hep popülist zeminde politika yapılması, belli kesimlerin menfaatlarına odaklanan bir politikanın seçilmesi, fayda-maliyet analizlerini içermemesi ve sosyal yansımaları gözardı etmesi, ekonomik politikaların hep devletçi zeminde gelişmesi, tekelci nitelikli olması ve rekabete açık olmaması sonucu, âdeta, ekonomik politikaların, ekonomik sorunlar üreten mekanizmalar haline dönüştüğünü hep beraber görüyoruz.

79 yılda 58 hükümetin kurulmuş olması ve her 14 aya bir hükümetin düşmesi sonucu ortaya çıkan siyasal istikrarsızlıkların, ekonomideki olumsuzlukları besleyen en önemli etkenlerden biri olduğunu da açıkça ifade etmemiz gerekiyor. T.B.M.M. B:4 26.11.2002 O :1

Ülkemizde, demokrasi ve insan hakları standartlarının çağdaş dünyanın çok gerisinde kalması, baskıcı ve kanun devleti anlayışı çerçevesinde, toplum fertlerinin kabiliyetlerinden fay- dalanılamaması, yine, ekonomik kalkınmamızı etkileyen en önemli unsurlardan biri olmuştur.

Siyasal iktidarların ekonomik faaliyetlerinin nihaî amacı, insanların yaşam kalitesini artırmaktır, onların refah ve mutluluğunu artırmaktır; ama, ülkemizde uygulanan ekonomik politikalar sonucunda insanımızın yaşam kalitesinin artmadığını, refah ve mutluluğun artmadığını, gerçekten, uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, cumhuriyet döneminde, ciddî bir ekonomik çöküntü içinde, halkımızın ağırlıklı bir kesiminin, maalesef, mutsuz olduğunu, ekonomik sıkıntılar içinde hayatlarını idame ettirdiklerini hepimiz görüyoruz.

Bugün, toplumun en önemli problemi deyince, aklımıza, açlık ve fakirlik geliyor. Gerçekten, Türkiye'de, son hükümet döneminde uygulanan ekonomik politikalar sonucunda, toplumun tamamıyla açlıkla karşı karşıya kaldığını, yüzde 15'e ulaşan bir kitlenin, maalesef, açlık sınırının altında kaldığını hepimiz biliyoruz. Fakirlik problemi de, yoksulluk problemi de, gerçekten, bütün boyutlarıyla, ağırlıklı bir biçimde, kitlelerin ağırlıklı bir sorunu olarak devam ediyor.

Diğer taraftan, yanlış finansman politikaları sonucunda ve sağlam finansman kaynaklarının kullanılmaması, kolay finansman kaynaklarının siyasî yönetimler tarafından tercih edilmesi suretiyle, büyük bir borç batağıyla, büyük bir faiz batağıyla karşı karşıya olduğumuzu ve Türkiye'nin en öncelikli problemlerinden birisinin bu olduğunu da yine hepimiz biliyoruz.

Tabiî, bu bağlamda, ekonomik ve malî alandaki bu yanlışlıkların sonucunda, ekonomik krizlerin, sürekli olarak, ekonomide eksik olmadığını, enflasyonun süreklilik arz ettiğini, sonuçta, yine, işsizliğin büyük boyutlara ulaştığını, bilhassa son hükümet döneminde de ciddî anlamda bir işsizlik probleminin çok ileri boyutlara taşındığını ve toplumu tehdit eder noktaya, âdeta, sosyal barışı dinamitleyecek noktaya gelmiş olduğunu da, yine hepimiz biliyoruz.

Hayat pahalılığı ve enflasyon da, yine, önceliklerimiz arasında. Rüşvet ve yolsuzluklarla bütünleşmiş olan bir kamu yönetimiyle de hep beraber karşı karşıyayız.

Diğer taraftan, hantal, merkeziyetçi bir yapı içinde, kaynakların da sağlıklı bir biçimde kullanılamadığını, büyük kaynak israfıyla ülkenin idare edilmekte olduğunu, yine, hepimiz görüyoruz. Bunlar Türkiye'nin hayatî konularıdır ve siyasî yönetimlerin gözardı edemeyecekleri öncelikleridir; dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma Partisinin de öncelikli konuları arasında yer almaktadır.

Biz, AK Parti olarak, ekonomi yönetiminin ortaya çıkardığı uygulamaların sosyal yansımalarının da birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin, sosyal politikaların çok önem arz ettiğinin altını çizmek istiyoruz. Gerçekten, sosyal politikalar -biraz önce de ifade ettiğim gibi, bilhassa gelir dağılımındaki ciddî anlamda bozukluklar- Türkiye'de sosyal barışı tehdit eder hale gelmiştir. Gelirin belli ellerde toplanması, sanayi mülkiyetinde ciddî anlamda temerküzleşme, büyük sermaye gruplarının tekelci, oligopol piyasalar içinde boy göstermesi, gerçekten, ülke kaynaklarının yanlış yöne yönlendirilmesi ve siyaset üzerinde de bir egemenliğin, bir hükümranlığın ortaya çıkması gibi bir tehlikeyle, hâlâ karşı karşıyayız.

58 inci hükümetin hareket noktası, merkezî idarenin yeniden yapılanması ve sürmenaj hale gelmiş olan, hantal, merkeziyetçi yapıdan uzak bir mekanizmanın tesisidir. Bununla ilgili olarak adımlar atılmıştır; bakanlıkların sayısının azaltılması suretiyle, merkezî idarede yeniden yapılanma suretiyle ilk adımlar atılmıştır. Ancak, bu adımların yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bakanlıkların görev tanımlarının da net bir şekilde yapılması suretiyle, daha ileri adımlan da önümüzdeki günlerde atacağımızı açıkça ifade ediyoruz. T.B.M.M. B:4 26.11.2002 0:1

Ancak, merkezî idarede yeniden yapılanma ve hantal merkeziyetçi idarî yapının çözülmesi açısından AK Partinin önemle üzerinde durduğu bir konu; uzun yıllardır bütün siyasî iktidarların gündeminde olan, hatta, komisyonlarda görüşülüp Genel Kurula kadar indirilen mahallî idareler reformu noktasında bugüne kadar hiçbir adım atılmadığını görüyoruz; ama, hazırladığımız eylem planı çerçevesinde, yakın bir gelecekte, mahallî idareler reformunu sağlamak suretiyle bu alanda ülkede ilkel demokrasinin gerçek anlamda demokrasiye dönüşmesi açısından, yerel demokrasinin en önemli kaynakları olan mahallî idareler reformunu sağlamakla ilgili olarak önemli adımları atacağımızı da yine açıkça ifade etmemiz gerekiyor.

Türkiye insanı, gücü hep merkezde tutan, kaynağı hep merkezde tutan, yetkiyi hep merkezde tutan, tekelci ve baskıcı bir yönetim sergileyen, sürekli popülist olan, şeffaf olmayan siyasal yönetimlere bugüne kadar tanık olmuştur; ancak, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla, tek başına iktidarla, bu devran sona ermektedir. Artık, merkezdeki güç ve yetki, merkezdeki kaynak, ademi merkeziyetçi uygulamalarla halkımızla paylaşılacaktır. Kamu yönetimine şeffaf, katılımcı ve demokratik bir yönetim anlayışı hâkim olacaktır. Bu yeni anlayışı, Hükümet Programımızın, parti programımızın, seçim beyannamemizin satır aralarında görmemiz mümkündür.

Merkezî idarenin yeniden yapılanması, mahallî idareler reformu kaynakların etkin kullanılabileceği bir ortam hazırladığı için bunun yansıması devlet harcamalarının azalması demektir veya diğer bir ifadeyle, mevcut kaynaklarla daha fazla hizmet yapılabilmesi demektir.

Türkiye ekonomisi, yanlış kamusal finansman yöntemleriyle -biraz önce ifade ettiğim gibi- bugün ağır bir borç bunalımı içindedir, âdeta, Düyunu Umumiye döneminin şartlarını yaşamaktayız; bu sorun aşılmadan enflasyonu yenmek, işsizliği yenmek, fakirliği yenmek mümkün değildir. Türkiye, maalesef, 1984'ten beri uygulanan finansman politikaları... Kamu finansman politikalarında hâkim olan unsur, kolay bir finansman yöntemi olması nedeniyle, borçlanma olmuştur. Siyasî iktidarlar, hiçbir kaygı duymaksızın, borçlanma mekanizmasını, iç ve dış borç enstrümanlarını, maalesef, sorumsuz bir şekilde kullanmışlardır. Bunun sonucunda, gerçekten, toplum ciddî bir faturayla karşı karşıya kalmıştır.

Sorumsuz bir şekilde borçlanma politikalarının uygulanması sonucunda, çok yüksek bedellerde faiz ödenmesi nedeniyle, Türkiye, âdeta, sıcakpara cenneti haline gelmiştir; dışarıdan, ciddî anlamda, bazı yollardan 15 milyar dolara kadar varan sıcakpara akımlarıyla, gerçekten, Türkiye ekonomisinin altına, her an patlamaya hazır bombalar her an konulmuştur ve istikrar programları çerçevesinde, en son uygulanan istikrar programı çerçevesinde, maalesef, bu bombaların patladığını ve Türkiye'nin, bütün ekonomi kesimleriyle birlikte ağır bir ekonomik krizin içine girdiğine hep beraber tanık plmuş bulunuyoruz. Türkiye, 1984'ten beri, maalesef, her yıl, neredeyse yüzde 40'lara varan reel faizlerle bir borçlanma politikası İzlemiştir. Hiçbir ekonominin, çoğu yıllarda sürekli yüzde 40'larda devam eden reel faizlere dayanması mümkün değildir. Bunun sonucu gelir dağılımının bozulması olmuştur, bunun sonucu açlık sınırının altında büyük kitlelerin kalması olmuştur, bunun sonucu fakirlik olmuştur, bunun sonucu iktisadî sektörlerin bir bir çökmesi, geniş anlamda ekonomiye durgunluğun hâkim olması olmuştur. Ekonomi, bu uygulamalar çerçevesinde, maalesef, üretimden uzaklaştırılmıştır. Türkiye ekonomisi, 1984'ten itibaren her geçen yıl üretimden uzaklaştırılmak suretiyle, maalesef, ranta yöneltilmiştir, tamamıyla spekülatif alana yöneltilmiştir. Devletin kaynaklarının bu alana aktarılması sonucunda, diğer iktisadî sektörler de ciddî anlamda zarar görmüş, bir taraftan da sosyal boyutta çok büyük tehlikeler ortaya çıkmıştır. T.B.M.M. B:4 26.11.2002 0:1

Bütçeden yüklü faiz transferleri, bir bakıma, ülkemizdeki fakirleşmenin en önemli nedenidir. Bütçeden yüklü faiz transferlerinin, bir bakıma, Türkiye ekonomisinin diğer ülkeler nezdinde denetim altına alınması ve uluslararası finans kurumlarının denetimi altına girmesi şeklinde bir sonuç doğurmuş olduğunu yine açıkça ifade edebiliriz. 1995-2002 döneminde bütçeden transfer edilen faiz miktarı, maalesef, 184 milyar dolara ulaşmıştır. 2003 yılında da, en son hükümetin hazırlamış olduğu bütçe tasarısına baktığımızda, 66 katrilyon liralık bir faiz yükü vardır; ki, neredeyse her vatandaşımız 1 milyar liralık bir faiz yüküyle karşı karşıyadır. Faiz karşısında, maalesef, bu ülkenin vergileri tükenmiştir; artık, vergilerin dışında diğer devlet gelirleri de faize ödenir hale gelmiştir. örneğin, 1997 yılında 100 liralık verginin 48 lirası faize giderken, maalesef, 2001 yılında 100 liralık vergi karşısında 108 lira faiz ödenir hale gelinmiştir ve en son yılın tablosu da bundan farklı değildir.

Vatandaşın ödediği vergilerin hizmete yansımaması, ona hizmet olarak gelmemesi, bir bakıma, vatandaşın, devlete, siyasî iktidarlara karşı güvenini de gittikçe azaltmıştır ve bu çerçevede, vergi ödeme bilinci de ciddî anlamda körelmiştir. Vergi ödeme bilincini körelten diğer unsurlar da hepinizin bildiği gib£ Türkiye'nin malî sistemindeki, bilhassa bankalar sistemindeki vurgunlardır, bankaların içinin boşaltılmasıdır; tabiî bu, siyasetçi, bürokrat ve bankacının işbirliği çerçevesinde gerçekleşmiştir. Maalesef, yine bankaların hortumlanmasında millî iradeyi by-pass eden bazı kesimlerin de görev aldığını hepimiz biliyoruz. Siyasî yozlaşma sonucu, büyük sermaye kesimlerinin güdümündeki siyaset çoğu dönemlerde hükümran olmuş, siyasetçi, bürokrat, bankacı işbirliğiyle bankaların içi boşaltılmıştır.

Diğer taraftan, siyasetçi, bankacı, bürokrat üçgeninde kamu bankalarından alınan krediler, geri dönmeyen donmuş krediler olarak karşımıza çıkmış, bir de buna gizli bütçe açıkları dediğimiz kamu bankalarının görev zararları ilave edilince, malî sistem tamamiyle çökertilmiştir.

Şimdi hükümetimize düşen en önemli görev, ekonomi yönetimini çok başlılıktan kurtarmaktır, tek çatı altına toplamaktır; bunun adımları atılmıştır, yeni adımlarla bu adımlar güçlendirilecektir. Kamu borç stoku -2001 yılı sonu itibariyle- gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 93'ü gibi yüksek bir düzeye çıkmıştır; Maastricht Kriterlerine göre düşündüğümüzde, yüzde 60'lık sınırı geçmemesi gerekmektedir.

Güçlü ekonomiye geçiş programının mimarlarının da, maalesef, kamu borç stoklarıyla ilgili olarak, diğer makroekonomik göstergelerle ilgili olarak vermiş oldukları hedeflerden çok ciddî anlamda sapmış olduklarını, etkili bir ekonomik performans sergilemediklerini de yine hepimiz biliyoruz.

Bu kısır döngünün kırılabilmesi için, biz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, kamu açıklarının başlıca nedenleri olan cari harcamalardaki yüksek artış, kısa vadeli yüksek reel faizli borçlanma, verimsiz ve hantal kamu idaresi, kamuda istihdam fazlası, kamu harcamalarındaki savurganlık, yolsuzluklar ve kamu hizmetlerinin maliyetlerinin yüksekliği, yüksek maliyetli çalışan KİT'ler, aktuar- yel dengeleri bozulmuş olan sosyal güvenlik kurumlan, rasyonel olmayan teşvik, sübvansiyon politikaları gibi konuları bir masaya yatırmak ve etkin tedbirler almak suretiyle bunun üstesinden geleceğimizin mesajını, programımızda, seçim beyannamemizde ve Hükümet Programımızda da arz etmiş bulunuyoruz.

Tabiî, sadece bunun yapılmasının yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Bunun yanısıra, gelirler politikamızın, kamu harcamaları politikamızın etkin bir borç yönetimi politikasıyla desteklenmek suretiyle, Türkiye'nin bu kısır döngüden çıkacağı inancındayız. Madencilik sektöründe, turizm sektöründe, tarım sektöründe, öngördüğümüz çeşitli atılımlar çerçevesinde, bu kısır döngünün aşılacağı inancındayız. T.B.M.M. B:4 26.11.2002 0:1

Hepimizin ortak görüşü, ekonomi yönetiminde en önemli unsurun güven olduğudur. Tek başına işbaşına gelen ve halkın güvenini kazanan bir hükümetin görevde olmasının, bir bakıma, hükümetin kurulduğu bugünden, hatta seçimlerden itibaren, iktisadî hayatı rahatlatmış olduğunu hepimiz biliyoruz. Halkın güvendiği bir yönetimin ve uyumlu ve rasyonel hareket eden bir muhalefetin varlığının, yeni dönemin en önemli kazancı olduğunu düşünüyoruz.

Sürdürülebilir borç yapısı için olumlu bir ortamın da oluştuğunu düşünüyoruz. Yüzde 75'ler- deki faiz oranlarının yüzde 50'lere düşmüş olmasının da önemli bir kazanım olduğunu düşünüyoruz.

Hatırlarsınız, Mayıs 2002'de, faizler yüzde 53, dolar 1 370 000 lira, Ulusal 100-Endeksi 11 400 civarındayken, başbakanın rahatsızlığı, diğer taraftan hükümet ortakları arasındaki ciddî anlaşmazlık, bilhassa Avrupa Birliği konusundaki ciddî tartışmalar, ekonomide ciddî anlamda bir belirsizlik ortamının doğmasına neden olmuş, faiz oranları yüzde 75'e yükselmiş ve dolar da 1 600 000 lirayı geçmişti. Bunun, iki aylık dönem içinde gerçekleştiğini biliyoruz; ama, iki aylık dönemin faturasının, neredeyse, Türk malî yönetimine 14 milyar dolar civarında olduğunun da altını çizmemiz gerekiyor. Sadece içborçlar açısından düşündüğümüzde, dolardaki ve faizlerdeki bu artışlar nedeniyle, bilhassa dolardaki artışlar nedeniyle, içborçlarımızdaki yansımasının 5,5 katrilyon civarında olduğunu düşünürsek, gerçekten şu andaki durumumuzun ne kadar olumlu bir konumda seyrettiğini ve etkili ekonomi politikalarıyla, etkili para politikalarıyla, etkili kur politikalarıyla bunun daha ileri seviyelere çıkarılacağını da yine açıkça ifade etmemiz gerekiyor.

Hükümet Programının hayırlı olmasını temenni ediyorum ve bütün değerli milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sait Açba (AK Parti, Afyonkarahisar). “58. hükümet proğramı görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sait-acba-22-2002-11-26-58-hukumet-programi-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c001/b004/tbmm220010040088.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
