# Dernek ve vakıfların kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin kanun (s.s.334)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sait Açba (AK Parti, Afyonkarahisar)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 21 Ocak 2004
- **Gündem:** DERNEK VE VAKIFLARIN KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA İLİŞKİN KANUN (S.S.334)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c039/b045/tbmm220390450218.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sait-acba-22-2004-01-21-dernek-ve-vakiflarin-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-iliskin-kanun-s-s-33

> Sait Açba (AK Parti), 21 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DERNEK VE VAKIFLARIN KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA İLİŞKİN KANUN (S.S.334)); konuşma 2.062 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 334 sıra sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarı, toplumun bütün kesimlerini yakından ilgilendiren bir tasarıdır; çünkü, kamu hizmeti alan herkes, bu tasarıyla birebir ilişkilidir. Bugün, kamu kurumlarına baktığımızda, kamu kurumlarının bünyesinde "dernek" veya "vakıf adı altında, yine kamu kurumlarının ismiyle başlamak üzere, bazı kuruluşların yer aldığını görüyoruz. Bu kuruluşların, bir taraftan, kamu hizmeti kanalıyla, kamu hizmetinden faydalananlardan, daha çok zorunlu bağış tarzında birtakım kaynakları almak suretiyle, bir taraftan da vakıf bünyesinde elde ettikleri prim ve aidatlarla hayatlarını sürdürdüklerini ifade etmek gerekiyor.

Türkiye'deki vakıflarla ilgili uygulamalara baktığımızda, bilhassa kamu kurum ve kuruluşlarının bünyesindeki vakıfların, ağırlıklı bir biçimde, 1980 sonrası âdeta mantar gibi türemiş olduğunu görebiliyoruz. Tabiî, bu vakıfların işleyiş mekanizmasına baktığımızda, daha çok personel vakfı tarzında vakıfların önplanda olduğunu ve personel vakfı tarzında olmalarına rağmen, bunların, kamu hizmeti aracılığıyla "bağış" adı altında, kendi prim ve aidatlarının çok ötesinde, kat be kat aşan miktarlarda gelir elde ettiklerini görebiliyoruz. Sadece bağışlar değil; yine, kamu hizmeti aracılığıyla, değişik biçimlerde, birtakım belgelerin düzenlenmesi, basımı ve satımıyla ilgili düzenlemelerin de vakfa verilmek suretiyle, bu tür gelirlerin elde edildiğini görebiliyoruz. Tabiî, bütün kurumlarla ilgili olarak şöyle bir genel değerlendirme yapılacak olursa, hangi kuruma giderseniz gidin, hangi bakanlığa giderseniz gidin, çatısı altında, bir vakfın ya da birden fazla vakfın kurulu olduğunu açıkça görürsünüz. Örneğin, Tapu İdaresine gidiyorsunuz, hemen elinize bir makbuz tutuşturuluyor, 10 000 000 lira ödüyorsunuz ve daha sonra tapu işleminiz yapılıyor; işleminizi bitirdikten sonra, Tapu İdaresinin kapısından çıkarken, elinizdeki makbuzun üzerine bakıyorsunuz, makbuzda "Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Mensupları Sosyal Yardımlaşma, Eğitim ve Emeklilik Vakfı" yazıyor. Güzel; tapu çalışanları, emeklilikle ilgili olarak, karşılıklı yardımlaşmayla ilgili olarak bir personel vakfı kurmuşlar ve yardımlaşıyorlar; fakat, niçin siz buraya bağış yapıyorsunuz, niçin bu personel vakfı kalkıp da kamu hizmeti kanalıyla para topluyor, pek anlam veremiyorsunuz. Fazla da yorum yapamıyorsunuz; çünkü, sizden, bir taraftan tapu harcı alınıyor, bir taraftan da tapu haracı alınıyor; harç ile haraç arasında, âdeta, düşünme melekelerinizi kaybediyorsunuz.

Yine, ehliyet almak için, motorlu araç tescil belgesi almak için, pasaport almak için Emniyete gidiyorsunuz, ilgili kuruma başvuruyorsunuz; yine, elinize bir makbuz tutuşturuluyor ve üzerinde "Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı" yazıyor. Yine, adalet hizmeti için başvuruyorsunuz, karşınıza Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı çıkıyor. Nüfusa başvuruyorsunuz, Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı çıkıyor. Bir de bakıyorsunuz Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı makbuzuna, inşaat, taahhüt, ticaret anonim şirketi gibi, bir şirketin varlığını da görüyorsunuz ve nüfus hizmetlerini güçlendirme ile bu inşaat şirketi arasında bir bağ da kuramıyorsunuz.

Sağlık kurumlarına gidiyorsunuz; örneğin, bir hastaneye gidiyorsunuz, bir tomografi çektireceksiniz; size, onbeş gün, bir aylık bir süre sonrası için sıra veriyorlar. Tabiî, beklemeye tahammülünüz yok ve beklemeye tahammülünüzün olmadığını da bildikleri için, size yol gösteriyorlar "hastanenin bir alt katına ininiz, orada 40 000 000 lira ödemek suretiyle hemen vakfın makinesinden bu hizmeti alabilirsiniz" diyorlar ve çoğu vatandaşlarımız gidiyor, o hizmeti, o şekilde alıyor. T.B.M.M. B:45 21.1.2004 0:2

Yine, gümrüğe gidiyorsunuz, bilhassa basılı belgeler üzerinden Gümrük Vakfına pek çok paralar ödüyorsunuz. Tabiî, buradaki uygulamalara baktığımızda, maalesef, kamu hizmeti kanalıyla, bu şekilde, çoğu personel vakfı tarzında olan vakıflara kaynak aktarımının adaletli ve hukukî olduğunu da söylememiz mümkün değildir.

Bakınız, bazı vakıflara, kamu kurumlarının yaptıkları protokollerle kaynak aktarılabiliyor. Örneğin, Gümrük Vakfını düşününüz, Gümrük Müsteşarlığı, bir protokolle, vakfa, belge, beyanname, mühür, bilgi formları, tahlil raporları basım ve dağıtım yetkisi veriyor ve bu protokol çerçevesinde vakıf, gelirlerinin önemli bir kısmını, bu belgeleri talep edenlerden elde ediyor, hatta daha da ileri gitmek suretiyle, bu vakıf gelirlerinden yüzde 15'i Gümrük Müsteşarlığı makamının tasarrufu doğrultusunda cari ve diğer harcamalara da aktarılabiliyor.

Vakıfta üyelerden alınan aidatlar ile üyelere yapılan gider arasındaki ilişkiye baktığınızda, gerçekten çok çarpık bir ilişkinin var olduğunu görüyorsunuz. Örneğin, bir personel vakfında, prim ve aidat tarzında üyelerin vermiş olduğu paylar var, diğer taraftan bu vakfın üyelerinin faydalandıkları giderler var. Örneğin, Gümrük Vakfında 2002 yılında üyelerden alınan aidatın 191 milyar olduğunu, üyeler için yapılan giderlerin de 926 milyar lira olduğunu düşünürseniz, arada korkunç bir uçurumun olduğunu ve bu farkın da bağış tarzında, zorunlu bağışlarla ve yine kamu hizmeti kanalıyla aktarıldığını açıkça görürsünüz. Tabiî, bunun, adaletli olduğunu savunmamız hiçbir zaman için mümkün değildir.

Bugün, Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı, sürücü belgelerinin bastırılması ve kaplanması işini üstlenmiş. Tabiî, Karayolları Trafik Kanununda yapılan bir değişiklikle, bu tip belgelerin basılması, satılması işi vakfa verilmiş; yani, kamu hizmeti aracılığıyla, vakfın, bu tarz gelir elde edebilmesi imkânı sağlanmıştır. Burada, alınacak olan payların tayininin de, İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Derneğinden oluşan komisyon tarafından tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Tabiî, dayanağını bir bakıma kanundan almaktadır; ama, dayanağını kanundan alsa dahi, bu şekilde, kamu hizmeti kanalıyla bir vakfa kaynak aktarmanın. yine, adaletli ve hukukî olduğunu hiçbir zaman için iddia etmemiz mümkün değildir.

Şimdi, bakınız, bu tasarının 2 nci maddesinin (C) fıkrasıyla, kamu hizmetlerinde kullanılan araç, gereç, form, evrak ve benzeri malzemelerin, bu kanun kapsamındaki dernek ve vakıflardan temin edilmesinin önünü kesici bir hüküm düzenliyoruz; ama, karşımıza ne çıkıyor: daha önce kanunla verilen bir hak var, kamu hizmetinin, kanunla vakıflara aktarılması yönünde bir düzenleme yapmışız. Dolayısıyla, şimdi, bizim bu yasa tasarısı çerçevesinde yaptığımız düzenleme ile bu çelişiyor. Dolayısıyla, bu düzenlemenin çok fazla da anlamı kalmıyor ve bu şekilde aktarılan kaynakların yasal dayanağıyla ilgili bir düzenleme yapmadığımız müddetçe, bu kuruluşlar, yine. bu tür gelirleri elde etmeye devam edeceklerdir.

2003 yılı içerisinde, sürücü belgelerinden alınan miktara baktığımızda, vakfa, 4 trilyon 237 milyar lira bir gelir sağlanmıştır. Aynı şekilde, trafik belgesi ve tescil belgesine baktığımızda da, trafik belgesinden 3 000 000 lira, tescil belgesinden ise 4 000 000 lira alınmaktadır. Bunlardan başka, bir de, 44 000 000 lira harç alınmaktadır. Bunların 2003 yılındaki rakamına baktığımızda da. bunun 13 trilyon lira civarında olduğunu görürüz.

Aslında, bu rakamlar nedir; vatandaşın cebinde kalması gereken rakamlardır. Kamu hizmetini veren kurumun, bu hizmetleri karşılaması gerekmektedir. Bu hizmetler kanalıyla, herhangi bir vakfa, vatandaşın sırtından kaynak aktarmak gibi bir yanlışlığın sona erdirilmesi lazımdır. Tabiî, bunun yapılabilmesi için -bu, yasadaki bir eksikliktir- ilgili kanunlarda bir düzenlemenin yapılması ihtiyacı vardır.

Tabiî, bu bağışların, gerçek anlamda bir bağış olduğunu söylememiz mümkün değildir; çünkü, bağışta, herhangi bir karşılığın olması mümkün değildir; halbuki, alınan bu bağışlarda, her kurum açısından, herhangi bir karşılık vardır. Mesela, siz, bir tapu idaresine gidiyorsunuz, işlem yaptıracaksınız, karşılığında bağış ödüyorsunuz; yani, işlem yaptıranlar bağış ödüyor. Dolayısıyla, bu nedir; zoraki bir bağıştır. T.B.M.M. B : 45 21 . 1 . 2004 O:2

Bu bağışların yanı sıra -biraz önce ifade ettiğim gibi- vakıflara aktarılan birtakım gelir kaynaklarına da başvurulmaktadır.

Diğer taraftan, bazı vakıflar da, değişik yöntemlerle kamu gücünü kullanmak suretiyle gelir elde edebilmektedirler. Örneğin, TÜBİTAK, bir matbaaya sahip olduğu halde, baskı işlerini, bedel karşılığı, kendi kurduğu Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfına yaptırmaktadır. Yine, SEKA'ya bakacak olursak, ihtiyaç duymuş olduğu fuel-oili POAŞ'tan almak yerine, SEKA Mensupları Eğitim, Sağlık ve Yardım Vakfına başvurmak suretiyle bu hizmeti karşılamaktadır, böyle bir gelire başvurmaktadır, böyle bir geliri elde etmektedir.

Kamu kurumlarında işleri çok olan vatandaşlarımız, Türkiye'nin gerçekten, bir vakıf cenneti haline geldiğini açıkça görmektedir; âdeta, bununla gururlanmaktadır. Evet, bir zamanlar, gerçekten, bir vakıf medeniyeti vardı; sadece insanlar değil hayvanlar da bu medeniyetten nasiplerini alıyordu; insanlar, vermenin, yardım etmenin, verirken mutlu olmanın hazzını yaşıyorlardı. Vakıf medeniyetiyle, bu medeniyeti besleyen üstün ahlak ve seciyeyle cemiyetimiz, gerçekten, geçmişte şahika noktasına çıkmıştır. Ne zaman ki, vermekten değil de almaktan hoşlanmaya, zevk almaya başladık, bunu düstur edindik, işte, o zaman yozlaşma çığırımız da başlamış oldu. Gerçekten, kamu kurumu çatısı altında kurulmuş olan vakıfları, bunların uygulamalarını kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkileri çerçevesinde düşündüğümüzde, ciddî anlamda bir yozlaşmanın, bilhassa 1980'li yıllardan sonra yoğun bir şekilde yaşandığını açıkça ifade edebiliriz.

Kamu kurum ve kuruluşlarında vatandaşı âdeta haraca bağlayan, devlet dairelerindeki kepazeliği, maalesef, hiçbir iktidar, bugüne kadar görmemiştir; hiçbir iktidar, bu konuda herhangi bir tedbir almamıştır. Sekizinci Beş vYılhk Kalkınma Planında bu konuda düzenleme yapılacağına dair açıkça hüküm ifade edilmesine rağmen, gelen geçen iktidarların hiçbiri bu konuda tedbir alıp, bu meseleye el atmamıştır. Maalesef, vakıflar kanalıyla ciddî istismarlar da yaşanmıştır. Bir taraftan da bu kuruluşların, bir bakıma, bakanların örtülü ödeneği olarak kullanıldığının altını çizmemiz gerekiyor. İlk defa, AK Parti İktidarıyla taşlar yerinden oynamaya başlamıştır. Uzun yıllardır, haraç uygulamasına, her geçen iktidar göz yummuştur. Bu göz yumma, artık, bu yasal çerçevede yapılan düzenlemelerle birlikte ortadan kalkmış olacaktır.

Yine, AK Partinin, bu konuda, acil eylem planında yapmış olduğu taahhütler, bu tasarıyla birlikte hayata geçmektedir. Yine, AK Partinin Programında öngördüğü taahhütler de, bu tasarıyla hayata geçmektedir. Dolayısıyla, CHP Grubunun da, bu konuda, gerek komisyonda gerekse Genel Kuruldaki hassasiyetini dikkate aldığımızda, buradaki yozlaşmanın sona erdirilmesi açısından önemli bir adım atmanın hazzını, hep beraber, Parlamento olarak yaşamaktayız.

Tabiî, yozlaşmanın nasıl yaşandığı ve sistemin, bu vakıflar kanalıyla nasıl çalıştığına dair bilgi edinmek, meseleyi daha iyi kavramak açısından, bir vakıfla ilgili uygulamayı da sizlere aktarmak istiyorum.

Örneğin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Mensupları Sosyal Yardımlaşma, Eğitim ve Emeklilik Vakfı. Kuruluş amacı, vakıf üyeleri arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı gerçekleştirmektir. Kuruluş yılı 1989. Kuruluş mal varlığına bakıyoruz; sadece 20 000 000 000 lira bilanço değeri olan kuruluş gayrimenkulu var, bir de, sadece 1 000 000 lira kuruluş menkulü var.

Aradan onbeş yıl geçmiş, 2003 yılı sonu itibariyle, kuruluş mal varlığı dışındaki gayrimenkul- lerine bakıyoruz; 5 bina, 4 işyeri, 1 arsa. Menkullerine bakıyoruz; 1 otomobil, 2 kamyonet, 2 minibüs. Nakit varlığına bakıyoruz; 21 trilyon 400 milyar lira. 2003 yılı sonu itibariyle özvarlığına bakıyoruz; 28 trilyon lira. Vakfın, iktisadî işletme, şirket ve iştiraklerine bakıyoruz; 4 tane şirketi, iştiraki var. Sosyal tesis, işletmeler ve misafirhanelerine bakıyoruz; 6 büyük ilde 6 misafirhane var.

En önemli gelir kaynağına bakıyoruz -bu, sadece bu vakıf için geçerli değil, kamu kurumları bünyesinde kurulmuş olan çoğu vakıflar için geçerlidir- en önemli gelirleri faaliyetdışı alandan gelmektedir; yani, faiz gelirleridir. Bu vakfın, 2003 yılı itibariyle faiz geliri 6 trilyon 933 milyar liradır; T.B.M.M. B : 45 2 1 . 1. 2004 O:2 bağış ve yardımlardan elde ettiği gelir 3 trilyon liradır; üyelerin verdiği prim ve aidatlardan 1 trilyon 700 milyar lira gelir elde etmiştir. Gördüğümüz gibi, prim ve aidat gelirleri, bağış gelirlerinin yarısı kadardır; faiz geliri, prim ve aidat gelirlerinin 5 katına tekabül etmektedir.

Bu gelirler, bir taraftan genel yönetimle ilgili giderler şeklinde, bir taraftan vakıf üyelerinin ihtiyaçları için verilen ihtiyaç kredisi şeklinde harcanmaktadır. Çoğu vakıflarda, bu tarz kredilerin ağırlığı oldukça fazladır. 2003 yılı itibariyle bakarsak, 7 trilyon 634 milyar lira, üyelerine, borç vermiştir bu vakfımız. Tabiî, ayrıca, üyelerine, emeklilik yardımı, ölüm yardımı, sağlık yardımı, öğrenim bursu tarzında birtakım menfaatlar da sağlamaktadır.

Bu kaynakların ağırlıklı bir kısmını, bağış tarzında -tabiî, gerçek anlamda bağış değil, zoraki alınan bağışlar- kaynaklar oluşturmaktadır. Ülkemizin her ilinde, her ilçesinde yapılan tapu işlemlerinden bağış adı altında bir gelir elde edilmektedir; bu gelirin yüzde 30'u illere bırakılmaktadır illerdeki cari ihtiyaçlar için, yüzde 5'i bölge müdürlüklerine gönderilmekte, yüzde 65'i de vakfın genel merkezine gelmektedir.

Burada, bu vakfın, bilhassa iller düzeyinde ayırmış olduğu yüzde 30'luk pay, bütçeyle karşılanmayan birtakım ihtiyaçları karşılamak için aktarılan paradır, aktarılan kısımdır. Geçici personel çalıştırmaktadırlar, bunun dışında, kırtasiye ve buna benzer birtakım cari ihtiyaçları karşılamak için bu kaynakları kullanmaktadırlar.

Tabiî, burada dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Bir tarafta prim ve aidat var bir tarafta da prim ve aidat dışında, kamu hizmeti kanalıyla aktarılan kaynaklar var; ama, kamu hizmeti kanalıyla aktarılan kaynakların boyutları oldukça fazla. Dolayısıyla, bu tür vakıflara yönelik olarak kamu kanalından aktarılan kaynaklar, şu anda yapılan yasal düzenlemeyle, ne yapılmaktadır; ortadan kalkmaktadır; ama, daha önce birikmiş olan ciddî bir mal varlığı, ciddî bir nakit varlığı da söz konusudur. Tabiî, bunun en önemli yönü, kamu hizmetleri kanalıyla aktarılan kaynakların sistem içinde ağırlıklı olmasıdır.

Tabiî, burada, bağış sistemini devreden çıkarıyoruz ve bu kurumların, hemen hemen hepsi bağış alamıyorlar; ama, biraz önce ifade ettiğim gibi, bunlar, kamu hizmeti kanalıyla, bir kısmı, eğer yasalarında herhangi bir düzenleme yapılmazsa, daha önce kendilerine kanunî olarak verilen, birtakım, gelir toplama, gelir elde etme kanalları kapatılmazsa, bu yasayla, birtakım vakıflar, yine, kamu hizmeti kanalıyla gelir elde etme imkânlarını, ne yapabileceklerdir; muhafaza edebileceklerdir. Örneğin, sürücü belgelerinde olduğu gibi, motorlu araçlar tescil ve trafik belgelerinde olduğu gibi, Karayolları Trafik Kanunu çerçevesinde, ne yapılmıştır; bu vakıflara, bu belgelerin bastırılması, satışı hakkı verilmiştir, bu şekilde gelir elde etmektedirler; ama, biz, vakıflarla ilgili olarak, her türlü belge, evrak vesaire, bu tür işlemlerin, kamu hizmetleriyle ilişkili olarak vakıflara yaptırıl- maması tarzında bir hüküm getiriyoruz buraya; ama, kanunla verilmiş olan bu haklarda, ilgili kanunlarında düzenleme yapmadığımız takdirde, bu hükmün de boşlukta olduğunun, yine, altını çizmemiz gerekiyor.

Tabiî, bu tasarı, her yönüyle, Türkiye'de, yıllardır, gerçekten, kamu yönetiminde kangren haline gelmiş olan, bilhassa halkımız arasında haraç olarak nitelendirilen yanlış bir uygulamanın ortadan kaldırılması açısından çok önemli bir tasarıdır; hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sait Açba (AK Parti, Afyonkarahisar). “Dernek ve vakıfların kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin kanun (s.s.334)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 21 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sait-acba-22-2004-01-21-dernek-ve-vakiflarin-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-iliskin-kanun-s-s-33 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c039/b045/tbmm220390450218.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
