# Patates ve fasulye ithalatına ilişkin (6/125,126)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim
- **Tarih:** 12 Mart 2003
- **Gündem:** PATATES VE FASULYE İTHALATINA İLİŞKİN (6/125,126)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2003-03-12-patates-ve-fasulye-ithalatina-iliskin-6-125-126

> Sami Güçlü (AK Parti), 12 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: PATATES VE FASULYE İTHALATINA İLİŞKİN (6/125,126)); konuşma 2.096 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Niğde Milletvekilimiz Sayın Orhan Eraslan Bey, iki önemli tarımsal ürünle ilgili olarak sorular yönelttiler. Patates ve fasulye diye geçmememiz lazım; ülkemizde, patates yaklaşık 500 000, fasulye de yaklaşık 100 000 çiftçi ailemizin temel üretim faaliyet alanıdır; dolayısıyla, kırsal kesim açısından önemli, toplumumuzun beslenme ihtiyacını karşılaması bakımından da, yine aynı şekilde, kıymet ifade eden ürünlerimizdir.

Ben, müsaadenizle, Sayın Milletvekilimizin sorularına sırasıyla cevap vermek istiyorum.

Türkiye için geçmişi pek eski olmayan patates, yüzelli yıl kadar önce Rusya ve Kafkaslar üzerinden doğu bölgelerimize, bir asır kadar önce de, Avrupa üzerinden batı bölgelerimize gelmiştir. Bugün, patates, yurdumuzun hemen her yöresinde yetiştirilmekte, özellikle Doğu ve Orta Anadolu'da, bitkisel üretimin en önemli ürünü olarak yer almaktadır. Beslenme değeri itibariyle diğer gıdalarla mukayese edildiğinde, yumurtadan sonra ikinci sırayı almaktadır, son derece yüksek ve kaliteli proteine sahip bir besin maddesidir.

Ülkemizde patates verimini etkileyen en önemli etken tohumluktur. Bu nedenle, patates üretiminde kaliteli ve sağlıklı tohumluk esastır. Sertifikalı tohumluk üretiminin teşviki ve tohumluk denetimlerinin tekniğe uygun şekilde yapılarak, fazla üretimin ve tohumluğun ihraç imkânlarının geliştirilmesi konusunda Bakanlığımızca çalışmalar başlatılmıştır.

İklim ve coğrafik bölgeler dikkate alındığında, ülkemizdeki patates üretim alanlarını iki grupta toplamamız mümkündür: Bunlardan birincisi, erkenci patates üretim alanıdır; bu alan içerisinde Akdeniz, Ege ve Karadeniz Bölgeleri yer almakta, bu alanlardaki üretimin büyük bir kısmı ise İzmir ve Adana'da gerçekleştirilmektedir. Bu bölgelerde erkenci patates üretiminin yanında, ayrıca, ana ürün patates üretimi de yapılabilmektedir. İkincisi ise, ana üretim alanı olup, temel olarak Orta ve Doğu Anadolu Bölgesini içermektedir. Bu bölgelerde en fazla patates üretimi yapan illerimiz, hepimizin bildiği gibi, Niğde, Nevşehir ve Erzurum'dur. Ülkemizde, patates üretim alanları uzun yıllardır çok fazla değişiklik göstermemiştir; ortalama olarak 215 000 hektarlık bir alanda üretim yapılmakta olup, üretimimiz yaklaşık olarak yıllık 5 200 000 ton civarındadır.

Patates dışticaretimiz değerlendirildiğinde, ülkemizin, genelde ihracatçı bir konumda olduğu görülür. 2000 yılı patates ithalatımız 10 000 ton dolayında iken, aynı yıl ihracatımız 140 000 ton dolayındaydı. 2001 yılı içerisinde de, yine, büyük bir farkla, ihracat fazlamız söz konusudur. Dolayısıyla, Türkiye, patates ihtiyacının tamamını karşılamakta, çok az miktarda ithal ederken, önemli miktarda ihracatta bulunmakta, 1996-2002 yılları arasında, 240 000 tona yaklaşan -55 ile 240 000 ton arasında değişen- ihracatı gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu yıllar içerisindeki ithalat miktarı ise, en fazla 1999'da 11 000 ton civarındadır. Yani, Türkiye'nin ithalatı bir kıymet ifade etmemektedir.

Son altı aylık dönemde, Türkiye'de, sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden 1 885 ton patates ithalatı yapılmıştır. Bu ithalat, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan Ticarî İlişkilerin Düzenlenmesi Hakkında Uygulama Anlaşması kapsamında, ürünün Kıbrıs Türk Cumhuriyeti menşeli olması ve kontrol belgesi alınması şartıyla yapılabilmektedir.

Sayın milletvekilimizin patatesle ilgili sorularının ikincisine ilişkin cevabımı da şu şekilde özetleyebilirim: Ülkemiz, bilindiği gibi, Dünya Ticaret Örgütünün bir üyesidir ve tarımsal ürünlerin uluslararası ticarete ilişkin kuralları içeren anlaşmaya 1995 yılında katılmıştır ve bu anlaşma çerçevesinde kalmak kaydıyla, tarımsal ürünler ithalatında uygulanmakta olan gümrük oranlarını her yıl tespit etmekte ve uygulamaya koymaktadır. Buna bağlı olarak, bugün, patates ithalatında yüzde 20 gümrük vergisi uygulanmaktadır. Bunun dışında, anlaşmanın bir parçası olan sağlık ve bitki sağlığı anlaşması kapsamında da, ithalat sırasında tarım ürünlerinin sağlık ve kalite denetimleri yapılabilmektedir. Uygulanmakta olan bu iki mekanizma dışında tarımsal ürünler ithalatını düzenleyen başka bir mekanizma şu anda bulunmamaktadır. Bu iki koruma tedbirinin ötesinde, herhangi bir ürünün ithalatının fiilen durdurulması Dünya Ticaret Örgütüyle yapmış olduğumuz anlaşma hükümlerine göre de uygun değildir; ancak, tarımsal üretimimizin sürdürülmesi ve üreticilerimizin ürünlerini değer fiyattan pazarlamalarına imkân sağlamak için, Bakanlığımızca, zaman zaman, ithalatta bazı düzenlemeler getirilmektedir. Özellikle, o ürünün hasat dönemine denk gelen zaman periyodu içerisinde bu ürünlerin ithalat gümrük vergileri, Dünya Ticaret Örgütü kuralları içerisinde kalmak kaydıyla zamanla yükseltilebilmektedir. Ayrıca, ülkemiz üretiminde önemli yeri olan patates için Bakanlığımızca kontrol belgesi düzenlenmektedir. Buna karşılık, Dış Ticaret ve Hazine Müsteşarlıklarınca düzenlenen dahilde işleme, ithal lisansı, yatırım teşvik ve ticarî kiralama belgeleri kapsamında Bakanlığımızca, yine, kontrol belgesi düzenlenmektedir. Böylece, piyasada haksız rekabet önlenmekte ve yerli üreticilerimiz olabilecek fiyat düşüşlerine karşı korunmaktadır. Ayrıca, ülkemizde ihtiyaca cevap verebilecek kadar patates tohumluğu bulunmadığı için patates üreticilerinin üretimlerine devam edebilmelerini sağlamak amacıyla ihtiyaç duydukları patates tohumunun da ithalatı yapılmaktadır. Bu amaçla, 2002 yılı ocak-kasım döneminde Almanya, Finlandiya, Hollanda, İngiltere, Kanada ve Fransa'dan toplam 7 838 ton tohumluk amaçlı patates ithalatı yapılmıştır. Durumu bilgilerinize arz ediyorum.

Sayın Orhan Eraslan Beyin ikinci sorusu fasulyeyle ilgilidir. "Üretim bakımından dünyada yüzde 1,4'lük paya sahiptir. Ekim alanı bakımından 5 inci sırada, birim alandaki verim bakımından 2 nci sırada gelmektedir" ifadesiyle ilgili sorularına şöyle cevap verebiliyorum:

Bu ürün de, hemen hemen bütün illerimizde üretilmektedir ve . halkımızın beslenmesinde de önemli bir yere sahiptir. En fazla, Karadeniz ve geçit bölgesinde yetiştirilmektedir. Kıyı bölgelerimizde ise, seralarda, turfanda sebze olarak yetiştiriciliği yapılmaktadır. Küçük aile işletmeleri şeklinde üretim yapıldığı için, tohumluk gübre ve mekanizasyon kullanımı yaygın değildir.

Ülkemizde, üretilen fasulyenin büyük bir kısmı iç tüketimde kullanılmaktadır. Çiftçiler, genellikle, kendi tüketimleri için fasulye yetiştirmekte; ancak, fazla gelen ürünü pazarlamaktadırlar. Türkiye'de, fasulye, son yıllarda, 170-175 000 hektar alanda 230 000 ile 250 000 ton civarında üretilmektedir.

Toplam üretim 230-250 000 ton civarında olurken, yılda, -değişen yıllarda, son sekiz yılda- yaklaşık 1 000 ton ile 28 000 ton arasında ithalat yapıldığı; buna karşılık, 11 000 ile 87 000 ton arasında ihracat yapıldığı görülmüştür. Dolayısıyla, ülkemiz, yine, bu üründe de net ihracatçıdır.

İthalatla ilgili konuda, ülkemizde, kontrol belgesinin düzenlenmesinin açıldığı dönemde, 1 Kasım 2002 tarihinden itibaren, başta, Kırgızistan, Özbekistan, İran, Arjantin ve Çin Halk Cumhuriyetinden olmak üzere çeşitli ülkelerden son altı ay içerisinde 2 195 ton kurufasulye ithalatı gerçekleştirilmiştir. Toplam 250 000 ton üretimin yanında, ithal edilen miktarın fevkalade az olduğu ortadadır.

Yine, fasulye ithalatıyla ilgili olarak "üreticilerimizi korumaya yönelik ne gibi tedbirler aldınız" sorusuna, Dünya Ticaret Örgütüyle olan ilişkilerimiz çerçevesinde -patates için verdiğim cevap geçerlidir- yüzde 20 oranında maksimum vergiye tabidir. Bakanlığımız kontrol belgesi düzenlemektedir. Mevsim itibariyle belli dönemde ithalatına izin verilmemektedir; ancak, bu sezonun dışına çıkıldığı zaman -fasulye için de sınırlı da olsa- ithalat söz konusudur. Bununla ilgili olarak, söylediğim gibi, son altı ay içerisinde fiilen gerçekleşmiş ithalat miktarı ise 2 195 ton olup, nispî olarak çok düşük bir payı ifade etmektedir.

Yine aynı şekilde, bu önemli ürünümüzün üreticilerine yönelik olarak söyleyebileceğimiz politikalarımızı da şöyle ifade edebiliriz: Tarımsal üretimimizin sürdürülebilmesi ve üreticilerimizin ürünlerini değer fiyattan pazarlamasına imkân sağlamak için, Bakanlığımızca, tarım ürünleri ithalatında zaman zaman düzenlemeler yapılmakta, buna bağlı olarak, özellikle o ürünün hasat dönemine denk gelen zaman periyodu içerisinde tarım ürünlerinde ithalat gümrük vergileri yükseltilmekte; ayrıca, fasulye üretiminin hasat dönemi olan ağustos-ekim aylarında bugüne kadar kontrol belgesi düzenlenmemiştir. Böylece, haksız rekabet önlenmeye çalışılmış ve yerli üreticilerimizin elde edebilecekleri fiyatı temin etmeleri ve özellikle bu mahsul döneminde fiyat düşüşlerinden korunması sağlanmaya çalışılmıştır. Elbette, bu konularda zaman zaman aksamalar olduğu, üretim fazlasının çok olduğu dönemlerde üreticilerimizin mağdur duruma düştüğünü biliyoruz. 2002 yılı hasat mevsiminde, özellikle fasulye üreticilerimizin böyle bir durumla karşı karşıya kaldığını; ancak, burada, ithal edilen fasulyenin fiyatı belirlemede bir rolünün olmadığını ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünkü sözlü soru görüşmelerinde, daha ziyade, muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımızın sorularına cevaplar verildi. Verilen cevaplardan sonra söz alan arkadaşlarımız, tarımla ilgili bazı konularda düşüncelerini ifade ettiler. Ben, dün ve bugün, asıl soruların dışında, hükümet politikalarımıza ve özellikle tarımsal kesimde taahhüt ettiğimiz birçok konuda sık sık gündeme getirilen konulardan birisine değinmek istiyorum. Yalnız, o konuya geçmeden önce, dün -ismini kaydetmediğim için, şu anda söyleyemeyeceğim- Cumhuriyet Halk Partisine mensup bir milletvekili arkadaşımız, Dünya Bankası Türkiye Temsilcisinin açıklamalarından hareketle, doğrudan gelir desteği ödemelerinin Dünya Bankası tarafından karşılandığını, dolayısıyla, bunun bütçeye konulması gerektiğini ve ödenmesi gerektiğini... Eğer, yanlış anlamadıysam, böyle ifade ettiler.

Ben, o konuda, kısa bir düzeltme yapmak istiyorum: Dünya Bankasıyla, tarım reformu konusunda bir anlaşma vardır, Dünya Bankası bu anlaşmayı finanse etmektedir; ancak, bu anlaşmanın kapsamında, doğrudan gelir desteği ödemesine Dünya Bankasının kaynak tahsis etmesi söz konusu değildir. Bu kaynak, kendi millî kaynaklarımızdan olmaktadır; dolayısıyla, ortada, tahsis edilmiş, alınmış bir borç ve bu maksat için kullanılmaması hadisesi söz konusu değildir. Onu, bilgilerinize arz ediyorum.

İkinci bir husus: Yine, dün de ifade edildi, bugün de Cumhuriyet Halk Partisine mensup bir milletvekili arkadaşımız, gündemdışı konuşmasında dile getirdi, partimizin, özellikle kırsal kesime yönelik politikaları konusunda düşüncelerini, eleştirilerini ifade etti. Müsaade ederseniz, ben, bunlara, genel bir cevap vermek istiyorum. Bunu söylerken de, demokratik sisteme bir atıfta bulunmak istiyorum.

Demokratik sistemin önemini anlatmak, çok farklı değerlendirmeler yapılarak söylenebilir; bunun önemini, üstünlüğünü, avantajlarını ifade edebiliriz. Ben, bununla, bu konuda, kendi pozisyonumuzu, içerisinde yaşadığımız hadiseyi dikkate alarak, özellikle bir yönüne dikkat çekmek istiyorum. Demokratik sistemin en temel vasıflarından bir tanesi, muhalefetin varlığıdır; muhalefet, iktidar partisini sürekli gözler, kollar, eleştirir ve bunları kamuoyuna duyurur; en temel görevlerinden birisi budur. İktidar partisi de, kendi sorumluluk duygusu yanında, kendi seçmenine vermiş olduğu vaatler yanında, muhalefetin bu eleştirilerini de dikkate almak durumundadır, zorundadır. Nitekim, üç ayı aşan bir süre içerisinde 58 inci hükümet -bugün istifa etmiş durumda olan hükümetimiz- bu süre içerisinde Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinden çok eleştiri aldı. Söz alan milletvekillerimiz, benim Mecliste bulunduğum saatler içerisinde ve sorulara cevap verdiğim süreler zarfında, tarımsal politikalarımıza yönelik olarak, özellikle belli bazı alanlarda çiftçi borçları konusunu bugün dile getirdiler; Devlet Bakanımız olmadığı için onun cevabı verilemedi. Ucuz mazot konusu ve tarımda kullanılan elektrik ücretleri yine bugün gündeme geldi. Yine, ifade ettiğim gibi, ucuz mazot konusu sık sık gündeme geldi ve ben, daha önce bununla ilgili konularda henüz çok olgunlaşmış bir çalışmanın olmadığını ifade ettim; ama, tabiî ki, bir baskı altında kalıyoruz. Bu doğrudur, hem verdiğimiz sözler açısından baskı altında kalıyoruz hem de Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımız bu konuyu gündeme getirdiklerinde böyle bir baskı altında kalıyoruz.

Şunu söyledik hep ve doğruyu söyledik burada: Gündemimizi sürekli dışpolitika işgal etti; Avrupa Birliği, Kıbrıs ve Irak konusu; ama, biraz önce söylediğim gibi, ülkemizde iki üründen bahsettim, 600 000 çiftçi ailesini ilgilendiriyordu; dolayısıyla, tüm çiftçileri ilgilendiren konulardan bir tanesi de ucuz mazot konusuydu. Bu, Tarım Bakanlığını da ilgilendiren bir konu; yani, esas hizmet verdiğimiz insanları ilgilendiren bir konu; ama, olayın tamamen dış ticareti ilgilendiren; yani, enerjiyi ilgilendiren, rafinerilerimizi ilgilendiren, Maliyeyi ilgilendiren yönünün daha ağır bastığını biliyorsunuz. Biz, "kendi Bakanlığımız bünyesinde bununla ilgili konuda ne yapabiliriz" sorularını da soruyor ve cevap arıyoruz.

İki konu üzerinde öne çıktı hadise; bir tanesi "biyodizel" diye ifade edilen ve Avrupa'da gittikçe kullanımı yaygınlaşan bir üründür. Bu "yağlı tohumlar" diye ifade edilen bitkilerden enerji amaçlı kullanılma halidir, teknolojisi bakımından bir sorun yoktur; ancak, maliyetler bakımından henüz piyasa şartlarında üretimi söz konusu değildir, çok büyük oranda teşviki gerekmektedir. Ancak, giderek daha büyük oranda kullanılması konusunda, Avrupa Birliği üyelerinin, özellikle çevreci kesimlerin baskısı sonucu kullanma oranında artış olacaktır. Bu, ülkemizde de, önümüzdeki zaman içerisinde gündemimizi daha çok işgal edecektir. Biz de, Tarım Bakanlığı olarak, bu konuda olaya katkı yapmaya çalışıyoruz. Bunun da somut ifadesi olarak şunu söyleyebilirim: Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğümüzün bünyesinde bu amaçla belli alanların tahsis edilmesi ve buradan elde edilecek yağlı tohumlardan yakıt amaçlı enerji üretimine yönelik olarak bir kısım kullanımların söz konusu olması şeklinde; ama, teknolojisinde sorun olmayan bu alanda, maliyetler yönünden sorun olduğunu ifade ediyorum.

Bunun dışında, ikinci olarak üzerinde durduğumuz husus şudur: Biz, acaba, bu sözümüzü yerine getirme konusunda ne yapabiliriz? Muhalefetimizin bu konuda verdiği dolaylı destek -eleştirileriyle verdiği destekten bahsediyorum- bizi bu konuda şöyle bir noktaya getirmiştir: Kamunun kontrolünde olan TÜPRAŞ'ın üretimini, yurtiçi dağıtımını, ihracatını kontrol ettiğimizde, şöyle bir rakamla karşı karşıya kaldık: TÜPRAŞ, son beş yılda, toplam kapasitesinin belli bir miktarını ihraç etmektedir. Yurtiçi talepteki gerilemeye bağlı olarak, bu ihracat, 1990'da 1 200 000 ton, 2002'de 2 700 000 tona ulaşmıştır, 2003 yılı hedefi ise, 4 300 000 tondur.

Sayın milletvekilleri, TÜPRAŞ, bu ürünlerini -ton olarak ifade edersek- yaklaşık 109 dolar/ton ile 184 dolar/ton; yani, ton başına bu fiyat aralığında değişik yıllarda ihraç etmiş. 2002 yılında ihraç ettiği 2 700 000 ton işlenmiş petrol ürünlerinden, siyah ve beyaz ürünler olarak, 557 000 000 dolarlık bir gelir elde etmiş. Biz, bugün şu noktaya geldik: Bunu, sonuçlanmış bir şey olarak değil; ama, geldiğimiz bir nokta olarak bilgilerinize arz ediyorum, sunuyorum: Bu 2003 yılında programlanmış olan 4 300 000 ton işlenmiş petrol ürünleri ihracatının 2 000 000 tonu Tarım Bakanlığına tahsis edildiği takdirde TÜPRAŞ'a ödememiz gereken miktar, ihraç fiyatından, 370 000 000 dolardır. Bu ürünün yurt içindeki değeri ise, 1 milyar dolardır. Dolayısıyla, biz, çiftçimize yüzde 50 oranında ucuz mazot verme imkânını bulurken, geriye kalan miktar konusunda da, doğrudan gelir desteği için, bütçede, sadece 100 trilyon ayırdığımız kaynağın üzerine, 670 000 000 dolar, yaklaşık 1 katrilyon civarında bir parayı da transfer etme imkânını bulacağız. Bu, henüz ilgili bütün birimler tarafından tartışılıp, sonuçlanmış bir husus değildir; ama, dediğim husus şudur: Verdiğimiz söz ve sorumluluklarımız, muhalefet partimizin bize sürekli olarak yönelttiği uyarıcı görevi ve bunun akabinde meydana gelen arayışların sonunda geldiğimiz nokta, bir çıkış yolu olarak karşımızda görülmelidir. Arayışlarımız sürecektir, çiftçilerimize verdiğimiz sözler doğrultusunda birkısım iyileşmeler sağlayabilmek arzumuzdur, Türk çiftçisinin sorunlarını adım adım çözmek hepimizin görevidir.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Patates ve fasulye ithalatına ilişkin (6/125,126)”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 12 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2003-03-12-patates-ve-fasulye-ithalatina-iliskin-6-125-126 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
