# Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 3 Haziran 2003
- **Gündem:** TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ÇÖZÜM YOLLARININ BELİRLENMESİ AMACIYLA İLGİLİ (10/20)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2003-06-03-tarim-sektorunun-sorunlarinin-arastirilarak-cozum-yollarinin-belirlenm

> Sami Güçlü (AK Parti), 3 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ÇÖZÜM YOLLARININ BELİRLENMESİ AMACIYLA İLGİLİ (10/20)); konuşma 862 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekilimiz Sayın Ahmet Küçük ve 41 arkadaşının vermiş olduğu Meclis araştırması önergesi için teşekkür ediyorum. Her iki konuşmacıya -Çanakkale Milletvekilimiz Sayın Ahmet Küçük ve Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Mehdi Eker- gerçekten, sektörümüzle ilgili yapmış oldukları çok muhtevalı konuşma için, sektörün analizine yönelik değerlendirmeler için teşekkür ediyorum. Her ikisi de, gerçekten, genel olarak, sorunlarımızı ortaya koyma hususunda paylaştığım düşüncelerini büyük bir isabetle ortaya koydular. Ben, tekrar kendilerine teşekkür ediyorum.

Bu araştırma önergesi vesilesiyle ben de düşüncelerimi Yüce Meclise şöyle ifade etmek istiyorum: Dünya nüfusu, 1961-2001 yılları arasında, neredeyse 1 misli -yüzde 100- artarak, 3 milyardan 6,1 milyara yükselmiştir ve bu büyük nüfus kitlesi, yaklaşık 1,5 milyar hektar tarım alanı üzerinde üretilen ürünlerle beslenmek durumundadır ve bu alan, yerkürenin yaklaşık yüzde 11'i olarak kendisini ortaya koymaktadır.

Türkiye'de, bu alan, bildiğimiz gibi, 27 000 000 hektar olup, toplam alanın yüzde 37'sine tekabül etmektedir. Bu bakımdan, oransal olarak büyük bir avantajımız ortaya çıkmaktadır.

Sulanan alanlar itibariyle, dünyada tarım alanlarının yüzde 18'i, Türkiye'de ise yaklaşık yüzde 17'si sulanmaktadır. Bu bakımdan, ortalamanın biraz daha altında olduğumuzu ifade ediyorum.

Dünyada, 1961-2001 yılları arasında -temel ürünleri kastederek ifade ediyorum- buğday, mısır, soya, ayçiçeği, üzüm, fındık, meyve, sebze ve sığır eti üretiminde önemli artışlar olmuştur. 1961-2001 yılları arası, 40 yıllık, uzun bir dönemdir. Bu dönem içerisinde -özet bilgi sunmak istediğimden dolayı- Türkiye'yle ilgili değerlendirme, dünya ortalamasının çok üstünde bir artıştır; bu, üretim olarak, üretim artışı olarak Avrupa Birliği üretim artışlarının da üzerindedir, nispî olarak daha az olmakla birlikte.

Dünyada, yine aynı ürünlerde önemli ölçüde verim artışları elde edilmiştir. Türkiye'de de, tarım ürünleri verimlerinde dünya ortalamasından daha fazla artışlar sağlanmıştır. Hayvansal ürünler hariç tutulduğunda, Avrupa Birliği verim artışlarına yakındır. Her iki arkadaşımız da, hayvansal üretimdeki verim artışlarımızın, sanıyorum, sınırlı olduğunu belirtmişti. Yani, bu genel ifade, ülkemizdeki durumun bir tespitidir, kabulü anlamına gelmemektedir. Ülkemizde bir gelişme olmuştur. Bu, dünyadaki gelişmelere de büyük ölçüde yakındır; hatta, bazı alanlarda da, gerek fiilî üretim miktarındaki artış gerekse verimlilik olarak artışlar, avantajlı olduğumuz alanlar vardır; ancak, bu, Türkiye için henüz arzu edilen seviyelerde olduğu anlamına gelmemektedir.

Ülkemizde tarımın payı, gayri safî millî hâsılanın 1961'de yüzde 35'i iken, 1990'da yüzde 16'sına, 2002 yılında yüzde 14'üne düşmüştür. Nüfusun ise, biliyorsunuz, yaklaşık yüzde 35'i kırsal kesimde, istihdamın da yine yaklaşık aynı oranı tarımda çalışmaktadır. Yaklaşık olarak söylüyorum.

1960 yılında toplam ihracatımızın yüzde 77'sini tarım ürünleri ihracatı oluştururken, bu, 2001 yılında, işlenmiş tarım ürünleriyle birlikte yüzde 14'e gerilemiştir. Bu, mutlak olarak bir gerileme değildir, nispî bir gerilemedir, ülkemizdeki gelişmenin tabiî bir sonucudur ve doğru bir yöndür.

İthalattaki durum ise; 1980 yılında toplam ithalat içinde işlenmemiş tarım ürünleri ithalatının payı yüzde 1'e yakındır, daha düşüktür. 2001 yılında bu oran yüzde 3,4'e yükselmiş, işlenmiş tarım ürünleriyle birlikte yüzde 7,5 olmuştur.

Dışticaret ilişkisi bakımından ifade ettiğimizde -bir yıl hariç, son yıllar dahil olmak üzere söylüyorum- Türkiye, net tarım ürünleri ihracatçısı bir ülkedir. Birçok üründe hem ithalat yapmakta hem de ihracat yapmaktadır; ama, toplam olarak ihracat gelirleri her zaman ithalatın üzerindedir; bir yıl hariç olmak üzere.

Tarımda anafikir olarak bir gelişme olduğunu ifade etmeye çalıştığım bu açıklamayla, cumhuriyetin kurulduğu yıllardan itibaren, yani, başlangıç yıllarında, bir bakıma kurumsal altyapının oluşturulmasına, 1933-1945 yıllarında sektörün ilk örgütlenmelerinin ortaya çıkmasına, 1938 yılında Toprak Mahsulleri Ofisinin kuruluşuna ve 1946-1961 yıllarında, yine, tarım sektörünün desteklenmesi ve korumacılık politikalarının birlikte uygulandığına şahit oluyoruz ve planlı döneme gelirken, Türkiye, bir bakıma, daha hızlı bir gelişme için gerekli zemini oluşturduğunu ifade ediyor. Ancak, planlı dönemin özellikle ilk üç plan döneminde, tarım sektöründe kalkınma hızı hedeflerine ulaşamadığımızı biliyoruz; ama, bu dönemde de, yine, önemli üretim artışlarımız vardır, verim artışlarımız vardır.

Türkiye, 1980-2002 yılları arasında önemli bir politika değişikliğine geçmiştir, sanayileşme politikasında bir değişiklik yapmıştır ve daha önce, kur, faiz, fiyat kontrolleri, dışticaret hadlerindeki koruyucu tedbirler yerine piyasa ekonomisine daha çok açılmış, KİT'lerin her türlü kontrolleri kaldırılmış, malların fiyatlarında bir serbest bırakılma hadisesi ortaya çıkmış, malların serbest dolaşımı konusunda yeni uygulamalar belirlenmiştir. Bu, tarım sektöründe de yeni bir yaklaşımı ifade etmektedir. Hepimizin bildiği gibi, bu dönemde, tarımsal destekler konusunda giderek farklılaşma ve desteklenen ürün sayısında bir azalma olduğunu, 1980 yılında 24 ürüne yapılmakta olan desteklerin, on yıl sonra 10 ürüne kadar indiğini biliyoruz. Dolayısıyla, bu dönem içerisinde, özellikle reel ücretlerdeki gerilemeye karşılık, tarım da nispî payında hızlı bir düşüş dönemi yaşamıştır.

1994 krizi ve bunun yine beraberinde getirdiği tedbirler, tarım kesiminin kamu kesiminden aldığı paylar konusunda bir daralmayı beraberinde getirmiş ve tarımsal ürünlere ayrılan kaynağın 3 ürün grubuyla sınırlı kalacağı belirlenmiştir. Hububat, şekerpancarı ve tütün gibi, stratejik ve sosyal açıdan önemli olan, büyük üretici kitleyi kapsayan ürünlerde destekleme alımı yapılmasının dışında, diğerleri hariç tutulmuştur; kamu iktisadî teşebbüsleri ve birkısım tarım kooperatiflerinin finansman yükünün azaltılması hedeflenmiştir ve bu, tarımı tabiî ki olumsuz olarak etkilemiştir.

Arkasından, 1999 yılında uygulamayla koyduğumuz yeni program ve bu programın bir müddet sonra çökmesi, arkasından 2001 yılında tekrar uygulanan IMF'yle yapılan programlar, bizim yeni politika araçlarının ülkemizde gündeme gelmesini sağlamış ve doğrudan üretimi yönlendirmeye yönelik tedbirler yerine, hepimizin bildiği, doğrudan gelir desteği ödemeleri gündeme gelmiş; hububat, tütün ve şekerpancarı fiyatlarının dünya fiyatlarıyla uyumlu olması ve zaman içinde destekleme alımlarının kaldırılması taahhüt edilmiş ve tarım satış kooperatifleri birliklerinin özerk bir yapıya kavuşturulması için yasalar çıkarılmıştır.

---

**Kaynak gösterme:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2003-06-03-tarim-sektorunun-sorunlarinin-arastirilarak-cozum-yollarinin-belirlenm (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
