# 2004 yılında yaşanan tarımsal afetlerle ilgili

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 16 Haziran 2004
- **Gündem:** 2004 YILINDA YAŞANAN TARIMSAL AFETLERLE İLGİLİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-06-16-2004-yilinda-yasanan-tarimsal-afetlerle-ilgili

> Sami Güçlü (AK Parti), 16 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2004 YILINDA YAŞANAN TARIMSAL AFETLERLE İLGİLİ); konuşma 1.670 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gündemdışı iki konuşmaya cevap vermek istiyorum; birincisi, Antalya Milletvekilimiz Sayın Nail Kamacı'nın, sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarına yönelik dile getirdiği hususlarla; ikincisi de, Sayın Gürol Ergin'in, doğal afetler konusuna yönelik dile getirdiği hususlarla ilgilidir.

Konuşmama başlarken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Piriştina'ya Allah'tan rahmet diliyorum; ailesine, yakınlarına ve İzmirlilere başsağlığı ve sabırlar temenni ediyorum; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da acısını paylaşıyorum.

Yine, bir ilave cümleyle şunu ifade edeyim: Kıbrıs'tan döndüm. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin desteğiyle kurulmuş olan modern bir mezbahanın açılışı vesilesiyle oradaydım. Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Tarım Bakanıyla görüşme imkânı buldum. Artık, Kıbrıs'ta, siyasî hayatın hızlı gelişme dönemi, bir bakıma, sona ermiş ve insanlar tekrar hayata dönerken, reel sektörle ilgili çalışmalara ağırlık vermemiz gerektiğini, orada, genel olarak dile getirdim. Sayın Cumhurbaşkanının sizlere selamlarını da bu vesileyle iletiyorum.

Sayın Nail Kamacı Beyefendi, sebze üretimiyle ve bu kesimin, özellikle içinde bulunduğumuz dönemde sorunları dile getirmesiyle ilgili konuşmasına ben de katkıda bulunmak istiyorum.

İlkönce, yazılı metinden bir parça okuduktan sonra, konuyla ilgili esas fiyat hareketleri üzerinde ben de kısaca duracağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, tarımsal üretim potansiyeli bakımından, dünya üzerinde önemli bir yere ve ekolojiye sahiptir. Ülkemizin sahip olduğu bu varlık, başta meyve ve sebze olmak üzere, çok çeşitli ürünlerin yetiştirilmesine imkân tanımaktadır. Ekolojik yapısının uygunluğu nedeniyle önemli bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olan ülkemiz, 28 000 000 hektarlık tarım alanının yüzde 6'sında meyvecilik ve bağcılık, yüzde 1,2'sinde ise sebzecilik faaliyetini sürdürmektedir.

Dünya sebze üretimi yılda yaklaşık 875 000 000 ton, meyve üretimi ise 390 000 000 tondur. Ülkemiz, 40 000 000 ton yaş sebze ve meyve üretimiyle, dünyanın önemli üretici ülkelerinden birisi durumundadır. Yıllık toplam sebze üretimi yaklaşık 26 000 000 ton, meyve üretimi ise 13 400 000 tondur. Dünya toplam sebze ve meyve üretiminin yaklaşık yüzde 7'si ülkemizde gerçekleştirilmektedir. Dünyadaki toplam sebze ihracatı, değer olarak 12 000 000 000 dolar, meyve ihracatı ise 40 000 000 000 dolardır. Ülkemizin bu miktarlardan aldığı pay ise, yüzde 1 oranındadır ve dolayısıyla, üretim seviyesine nispetle oldukça düşüktür. Ülkemizin meyve-sebze üretim potansiyeli ve ihraç edilen miktarları dikkate alındığında, bu fark bariz bir şekilde görülmektedir. Bu hususta ortaya çıkan başlıca sorunlar, küçük ve dağınık işletmelerin varlığı, sertifikalı tohumluk ve virüsten ari fidan kullanımının istenilen seviyede olmaması, pazarlama sorunu, pazar odaklı işlenmiş meyve ve sebze üretiminde ve bu bağlamda sözleşmeli üretimde arzu edilen gelişmenin sağlanamaması, yaş sebze ve meyvelerin çabuk bozulabilme özelliğinden dolayı, ürün kaybı olarak önemli bir yüzdenin - yüzde 20-25 civarında bir kaybın- söz konusu olması, bunun yanında, bilinçsiz üretimin belli ölçülerde devam ediyor olması sayılabilir; ama, özellikle sayın milletvekilimizin üzerinde durduğu hususa gelecek olursak... Dünyada tarım ürünleriyle ilgili genel bir kural vardır; bu kural da şudur: Bu ürünler fiyat hareketlerinden çok az etkilenirler. Dolayısıyla, üretim seviyesindeki dalgalanmalar, esas fiyatı belirleyici hususlardır; yani, talepte çok fazla bir değişiklik meydana gelmez. Hatta, birkısım temel zorunlu mallarda, ülkenin gelir seviyesi arttıkça bu ürünlere karşı talebin azaldığına da şahit oluruz. Dolayısıyla, üretimde meydana gelecek dalgalanmalar ve mevsim olarak pazara ani girişlerde arzın artmasıyla birlikte bir anda fiyatların düşmesi kaçınılmazdır. Bu, sadece sebze ve meyve için değil, diğer tarım ürünleri için de geçerlidir. Dolayısıyla, pazarlama, çok temel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle iç piyasanın belli bir doygunluğa geldiği ürünlerde, artan üretimi karşılayabilmenin bir tek yolu vardır; ihracat. Dolayısıyla, bu da, kısa vadede gerçekleştirilecek bir gelişme değildir; ancak, uzun hazırlıklar ve belki, daha önceden elde edilen, ulaşılan pazarların korunmasıyla alakalıdır. Bu da, ihracat destekleri ve pazarlama yönünde atılacak adımlarla alakalıdır.

Bu hususta, ülkemizde, tarımsal örgütlerin ve mevcut üretici örgütlenmelerinin, yani, kooperatiflerin ve meslek örgütlerinin özellikle üreticilerimizin pazarlama sorununa çok fazla, bugüne kadar etkili bir çözüm getirdiklerini söyleyemiyoruz. Dolayısıyla, bu bakımdan, içinde bulunulan sorunun büyüklüğünü, ben de altını çizerek belirtmek istiyorum. Ancak, bugünlerde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Tarım Komisyonundaki üyelerinin de çok iyi bildiği gibi, yeni bir yasayla karşınızdayız; üretici birlikleri yasası. Üretici birlikleri yasasının temel fonksiyonu, işte, bu, özellikle sebze ve meyvede üreticilerimizin pazarlama sorununu çözmeye yönelik olarak çok çabuk örgütlenebilme imkânı tanıyan bir imkândır. Diğer mevcut örgütlenmelere ve kooperatif örgütlenmesine nispetle, özellikle bu alanda, dünyanın gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği ülkelerinde başarı sağlanmış olmasından dolayı ülkemize de getirilmesi konusunda çok uzun zamandan beri bir gayret vardır; ama, Meclisimize yeni intikal etmiştir, Tarım Komisyonumuz bir altkomisyona havale etmiştir. Sanıyorum, pazartesi veya salı günü altkomisyonda gerekli çalışmalar tamamlanmış, yarın Tarım Komisyonunda görüşülmesi söz konusuyken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızın vefatı dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan gelen teklifi de dikkate alarak, önümüzdeki haftaya ertelemiş olduk.

Ben, tabiî, bütün olumsuzlukların çözümünü bir tek yasayla, bir tek örgütlenme biçimiyle çözülecek manasına söylemiyorum; ancak, sektörümüz bakımından -özellikle sebze ve meyve için- önemli bir adım olabileceğine dikkati çekiyorum. Bu hususta arkadaşlarımızın verdiği desteğe, fikrî katkıya şimdiden teşekkür ediyorum. İnşallah, gruplar arasında bir uzlaşma olarak da, Tarım Komisyonundan geçen halin, çok kısa sürede Meclisten de geçerek yasalaşması ve böylece, pazarlamayla ilgili bir temel sorunun çözülmesine katkı sağlama imkânını buluruz. Bundan da, tabiî, sorumlu bakan olarak, büyük memnuniyet duyarım.

Sayın Nail Kamacı'nın belirttiği iki hususa özellikle teşekkür etmek istiyorum. O da, ülkemizde ürettiğimiz ürünlere yönelik -sebze ve meyvelerde özellikle- birkısım ilaç kalıntılarının, hormon ve benzeri ifadelerin çok spekülasyon amaçlı kullanılması ve bunun, bir bakıma, iç tüketimde de bir olumsuzluğa sebep olmasıdır. Kendileri çok iyi tespit etmişler. Ben, aynı kanaati paylaştığımı ifade ediyorum. Bugün, artık, hormon kullanılması konusunda bir ihtiyaç kalmamıştır. Üreticinin bilinçlenmesiyle, özellikle ihracata yönelik olarak ürünlerde Avrupa'da ortaya konulan kontrollerle birlikte iç piyasamıza yönelik ürünlerde de bu endişe kaybolmuştur.

İlaç kalıntılarıyla ilgili hususta da... 2003 yılında sadece 3 ürünümüz iade edilmiştir; ama, bunun yanında, anlaşma şartlarına uymayan, malî yönden anlaşmazlık ve başka konulardan dolayı geri dönen ürün sayısı bunun onlarca katı üzerindedir. İlaç kalıntılarıyla ilgili konuda da geldiğimiz nokta, kesinlikle çok iyi bir durumdadır.

Bir başka sevindirici haberi söylemek istiyorum. Kontrollü örtüaltı üretimin uygulanmasına ilişkin bir yönetmelik çıkarılarak, özellikle ilaçlarla ilgili, zaten çok düzgün bir tatbikat, inceleme ve kontrol mekanizması işletilmektedir. Seracılığın çok yaygın olduğu illerimizde bugüne kadar aldığımız 450 numuneden ortaya çıkan sonuçlardan da, bu konuda üreticimizin çok iyi eğitilmiş bir noktaya geldiğini, sonuçların çok sevindirici olduğunu ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, iç talebin düşmesine yönelik açıklamalardan da, hepimizin, daha dikkatli davranarak sakınması gerektiğini ilave ediyorum.

Muğla Milletvekilimiz Sayın Gürol Ergin, doğal afetlerle ilgili konulara dikkat çekti; kendisine teşekkür ediyorum. Elbette, bu hadisenin gündeme getirilmesi, konunun çözümü bakımından, benim gündemimde olan, sorumluluğumda olan konulara milletvekili arkadaşlarımızın benzer destekleri, bizim açımızdan bir güçtür; ama, ben, bu vesileyle, sizlere ve milletimize, atılan bazı olumlu adımları da söyleme imkânı bulacağım. Kendilerine o bakımdan teşekkür ediyorum.

Gerçekten, 2004 yılı afetler açısından çok olumsuz bir yıl olarak geçmiştir. Afetin ortaya çıktığı il sayısı şu anda 63'e çıkmıştır. Elbette, bu bütün bir ili kapsamamaktadır; ilin bazı ilçelerinde meydana gelmiştir, kısmîdir. Halbuki, bu, 2002 yılında 37 il, 2003 yılında 38 ille sınırlı kalırken, 2004 yılında 63 ile çıkmış olması, gerçekten de, hadisenin boyutunun çok büyüdüğünü, arttığını göstermektedir.

Arkadaşlarım, bu konuda çok uzun açıklamalar yapmak istemiyorum; çünkü, daha önce de birçok kere konuştum; ancak, gelinen nokta şudur: 2090 sayılı Kanuna -yani, halen esas itibariyle yürürlükte; ama, fon kaynakları itibariyle gerekli desteği alamadığı için işlemeyen bu kanunumuza- göre, 2001 yılından itibaren ortaya çıkan zararların karşılığı olarak tespit edilen ve ödenmesi gereken miktar 99 trilyondur. 2004 yılındaki zararlar da tahminî olarak hesaplandığında, bu çiftçilerimize ödenmesi gereken miktarın 200 trilyona ulaşacağı tahmin edilmektedir; ama, 2004 bütçesinde bu amaçla ayrılmış olan kaynak miktarı, afet tertibi hesabında sadece 550 milyardır. Bu da, işin dramatik tarafıdır.

Dolayısıyla, sayın milletvekilimizin söylediği gibi, olaya bir çözüm getirilmesi zorunludur. Ben, daha önce de ifade ettim; 1 Haziranda Bakanlar Kurulunun gündemine bu konu geldi. Abdüllatif Şener Beyin başkanlığında bir komisyon kuruldu, çalışmaya başladı. Halen teknik bir grup çalışıyor. Pazar günü, Başbakanlık Müsteşarının da bulunduğu bir toplantıda bu konuyu görüştük ve doğrudan gelir, Ziraat Bankası borçları ve faizleri, sigorta primleri, 2004 ödemelerinin erkene alınması, ek ödeme yapılması gibi konuların dışında, bu toplam zararla ilgili, acaba, belli bir oranının kabul edilerek, bir kaynak bulunarak, çiftçilerimize toplam olarak dağıtılabilir mi, bu 200 trilyonun belli bir oranını dağıtabilir miyiz diye, bu konuda bir çalışma başlattık. İfadesi belki zor; dolayısıyla, şu anda bir oran da vermek istemiyorum; ama, hiç olmazsa, çiftçilerimize, doğrudan gelir ve benzeri aletlerin dışında, zarar gören çiftçilerimize, bir miktar, belli oranlarda bir desteğin yapılması konusunda bir çalışma yürütüyoruz. Bulacağımız kaynağa bağlı olarak ortaya çıkacaktır; ama, bir anlayış birliği doğmuştur. Dolayısıyla, bununla ilgili gelişmeyi, inşallah, kısa sürede gerçekleştiririz ve çiftçilerimize bunu intikal ettiririz diye düşünüyorum.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Doğrudan gelir desteğinin dışında mı Sayın Bakanım?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Evet, doğrudan gelir desteğinin dışında; yani, kesinleşmiş, bu 200 trilyon olacağını tahmin ettiğimiz miktarın belli bir yüzdesinin -yani, 2001 yılından beri biriken bu oranın çok yüksek bir oran olmayacağını biliyoruz; ancak- çiftçilerimize intikal ettirilmesini ve bunun birikenlerle birlikte değerlendirilmesinin prensip olarak olabileceğini; ama, bir kaynak bulunmasının bunun miktarını belirleyeceğini ifade ediyorum.

Arkadaşlarım, esas belirtmek istediğim husus ise, tarım ürünleri sigortası konusundadır. O konuda verdiğiniz desteğe teşekkür ediyorum.

Tarım ürünleri sigortası yasası tasarısı bildiğiniz gibi, Başbakanlıktadır ve yine, aynı toplantının devamında bu acil kurumun bir an önce yasalaşarak hayata geçmesi konusunda yaptığımız mutabakatı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hazinenin önerdiği bir sistem ile onun dışında Bakanlığımızın yaptığı çalışmaya göre oluşacak bir başka sistem arasındaki farklılıktan dolayı çalışma bir noktaya geldi ve sonunda, bu konuda bir prensip kararı da ortaya çıktı. Yarın saat 17.30'da, başkanlığımda, Türkiye'deki sigorta kurumlarının genel müdürlerinin, Başbakanlık Müsteşarının ve Hazine Müsteşarının da katılacağı bir toplantıda son şeklini alacak. Dolayısıyla, bir kurum oluşturup, bir kurul oluşturup, bir şirket kurarak bunun etrafında mı gerçekleştirelim, yoksa, ilgili sigorta şirketlerinin katılacağı, kamunun da çok cüzi bir payla sistemin içinde yer alacağı, yine özel statüde bir kurum oluşturarak -ama, genel politikayı belirlemek üzere Tarım Bakanlığının yönetiminde oluşturulacak bir heyetle- bu tarım sigortalarıyla ilgili uygulamanın başlatılması konusu gündeme gelecek. Bunun anlamını şu şekilde ifade ediyorum: Bu teknik bir çalışma; ama, hadisenin en kritik safhası da gelip bu noktaya dayandı. Eğer bu konuda çok kısa süre içerisinde karar verebilirsek, konunun zaten diğer hususlarında farklı bir düşünce yoktur. Kısa sürede, Bakanlar Kurulundan hükümet tasarısı olarak Meclise intikalini sağlamayı bekliyorum. Dolayısıyla, bu konudaki gelişmeyi de sizlere böylece arz etmiş oldum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “2004 yılında yaşanan tarımsal afetlerle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-06-16-2004-yilinda-yasanan-tarimsal-afetlerle-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
