# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 15 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai

> Sami Güçlü (AK Parti), 15 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.017 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAMİ GÜÇLÜ (Konya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; vakıf üniversiteleriyle ilgili görüştüğümüz tasarının son maddelerinde düşüncelerimizi tekrar ifade etme imkânı buldum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben kaldığım yerden açıklamalarıma devam etmek düşüncesindeyim. Türkiye’de yükseköğretimle ilgili gelişmeleri, görüştüğümüz 2003-2010 yılları arasındaki gelişmenin bundan önceki konuşmalarımda rakamsal boyutlarını söylemiştim. Bu arada arkadaşlarımız değişik konularda eleştirilerini dile getirdiler, onlara da kısmen cevap vermeye çalışmıştım.

Şimdi, müsaade edersiniz iki konuya değinmek istiyorum. Birincisi, üniversitelerimizin bilimsel faaliyetlerden uzaklaştığı, bu konuda çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıkları, liseye dönüştükleri, meslek lisesine dönüştükleri hususundaki görüşlerdir ve bunlarla ilgili düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinin saygıdeğer konuşmacısı Oğuz Oyan Hocamız da üniversitede kalite konusuna değindi ve buna değinirken kalitesizliğin ölçülerinden bahsetti ama ona gelmeden önce üniversitelerimizde akademik faaliyetlerin belli bazı ölçüleri var, ben bunlara değinmek istiyorum: Evvela bir üniversite kavramı yani üniversite kafamızda nasıl olacak?

Türkiye’de özellikle vakıf üniversiteleri konusunda, bildiğimiz gibi, Bilkentten başlayan, peşi sıra birçok büyük sermayenin oluşturduğu yani sıralayacak olursak Doğuş’un, Haliç’in, Işık’ın, Bilgi’nin vesaire yani Sabancı, Koçları da dâhil ederek üniversitelerinin kurulduğunu biliyoruz. Son dönemde yeni bir kısım daha küçük grupların, daha farklı sosyal kesimlerin üniversite kurmasıyla ilgili hususlarda -dediğim gibi- fazla bir kaygı doğmaya başladı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır, bu toplumun içinde yaşamaktadır, sanayicidir, ticaretle uğraşmaktadır. Bir Yükseköğretim Kanunu vardır, Anayasa’mıza göre bir vakıf üniversitesi kurma konusunda hakları vardır ve bu insanlar kuruyorlar. Biz toplumun bazı kesimlerine vakıf üniversitesi kuruyor diye karşı çıkarsak bu insanları çok rencide ederiz, doğru olmaz. Bizim yapacağımız şey, ilkelerle ilgili konulardır, prensiplerle ilgili konulardır.

Şimdi üniversiteyi cemaatleştirmek, siyasalaştırmak gibi kavramlar kullanıyorsunuz. Efendim, biz bir ülkenin vatandaşlarıyız -bir benzetme yapmama müsaade edin- biz bir havuzun içindeyiz, bir kültür atmosferinin içindeyiz, bu kültür atmosferinin içerisinde neresinden bir bardak numune alırsanız alın tahlil aynı çıkar. Dolayısıyla siyasi alan, akademik alan, ticari alan birbirinden çok farklı değildir, sporun farklı olmadığı gibi. Dolayısıyla üniversitelerle ilgili konuda, hangi parti olursa olsun, Türkiye’ye bugüne kadar hizmet etmiş, üniversitelerin açılmasına hizmet etmiş hükûmetler ve siyasi partiler siyasallaştırmak için mi açtılar? Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Biz, bir parti, Türkiye’de vakıf üniversitelerini kendi anlayışı doğrultusunda bir taban oluştursun diye açarsa bu, bilimin, üniversite kavramının içerisinde yer bulabilir mi, böyle bir niyet hayata geçebilir mi, imkânı var mı? Çünkü üniversite, inşa edilmiş akıldır, memleketin sorunlarına, bilimin gerçeklerinden hareketle çare arayan bir kurumdur. Bir siyasi anlayışın mektebi olması söz konusu olabilir mi?

Bir kere, evvela üniversite kavramına, biz burada, zarar verici bir anlayış sergiliyoruz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarına ve Anayasası’na uygun olarak üniversiteler kuruyoruz. Eksiklik var mı? Vardır, ben de değineceğim. Burada Bakanlığımız ve Yükseköğretim Kurulu bu konuda çok sorumludur ama biz, hadiseyi çok subjektifleştirirsek toplumu rencide ederiz ki bu da doğru olmaz. Objektif hareket etmeliyiz.

Efendim, ben, Türk üniversitelerinin kalitesiyle ilgili konuda neleri ölçü alabiliriz? Bunlar öğretim üyesi, öğrenci oranı, çok daha önemlisi, esas akademik yayınlar ve araştırmalardır. Bu konuda dünyada yapılmış bütün çalışmalarda üniversitelerin kalitesini ölçen uluslararası atıf indeksine giren makale sayısıyla ölçülür. Birinci derecede budur. Bu konuda fen bilimleri, sosyal bilimler, sanat ve insan bilimleri atıf indeksleri vardır. Bunu da en çok akademisyenler bilirler elbette, yani Oğuz Oyan Hocamın bildiği gibi.

Efendim, Türkiye, 1983’te dünya ülkeleri arasında 45’inci sıradadır; 739 tane makale bu indekse girmiştir.

Değerli arkadaşlarım, 2001’de 25’inci sıraya Türkiye yükselmiştir ve 9.500’e ulaştı makale sayısı, 2007’de 20 bine ulaşmıştır, 19.666’dır makale sayısı ve dünyanın 18’inci ülkesidir. Gerek TÜBİTAK’ın gerekse TÜBA’nın gerekse YÖK’ün bununla ilgili yaptığı çalışmalarda bu apaçık ortadadır.

Ben, size bununla ilgili bir uzmanın değerlendirmesini müsaade ederseniz okumak istiyorum: “Türk bilim insanlarınca Fen Bilimleri Atıf İndeksi, Sosyal Bilimler, Sanat ve İnsan Bilimleri Atıf İndeksi’nce taranan, dünyanın tanınmış bilimsel dergilerinde yayımlanan makale sayısı, 1997-2002 yılları arasında 3 kat artmıştır. Bunun sonucunda, milyon nüfus başına bilimsel makale sayısı, göz kamaştırıcı bir artış oranıyla 148’e yükselmiştir. Türkiye, on yıllık bir dönem içinde 5 kata varan bu artış oranıyla, dünya ülkeleri arasında 1992’de 37’nci sırada iken 2002’de 22’nciliğe yükselmiştir.” Devam ediyorum: “Benzer değerlendirmeler konunun uzmanlarınca da yapılmaktadır. Türkiye'nin 1991-2007 döneminde -yani 1991’le 2007 döneminde- ortalama yıllık bilimsel yayın sayısı artış hızı yüzde 14,4’tür.” Bu konuda Türk biliminin yükselişi olarak nitelenmektedir bu. Bununla ilgili olarak Glanzel, Debackere, Meyer gibi bilim adamları bunu ortaya koymuşlar ve şöyle bir değer hükmüne varıyorlar: Çin, Kore, Tayvan, Brezilya ve Türkiye’yi “yükselen bilim ülkeleri” olarak adlandırıyorlar. Değerli arkadaşlarım, bu yazıyı Sayın Kemal Gürüz’ün “Türk Millî Eğitim Sisteminin Çıktıları” isimli 2008 yılındaki yayınlamış olduğu kitaptan alıyorum.

Şimdi, sadece 2007’ye kadar gelen kısım için demiyorum, Yükseköğretim Kurulu kurulduğu andan itibaren bu konuda verdiği önemden dolayı bir gelişme sağlamıştır Türk üniversiteleri ve bilim adamları ve bu çok kabul edilebilir bir seviyedir.

Bunun dışında, intihal olaylarını örnek gösterdi Sayın Hocam. Şimdi, değerli arkadaşlarım, biraz önce söyledim, havuzun neresinden örnek alırsak alalım olumsuzluklarla karşılaşırız. Sporda son yaşadığımız olaylar var kamuoyunu etkileyen. Spor gibi bir alanda, ticarette, sanatta, edebiyatta her alanda var. Kötü örnekleri temizlemek bu ülkedeki denetim mekanizmalarının işidir. Yükseköğretim Kurulunun denetim mekanizması eksiktir. Özellikle vakıf üniversiteleriyle ilgili konularda çok daha etkin, denetleyici ve bu denetleme sonuçlarını kamuoyuyla paylaşıcı bir fonksiyon görmelidir Yükseköğretim Kurulu. Çünkü hepimizin kaygısı vardır vakıf üniversitelerindeki gelişmeler konusunda. Ama bilimsel faaliyetler konusunda Türk üniversitelerinin çok büyük bir boşluğa düştüğünü, büyük bir gerilemeye sebep olduğunu söylemek için hiçbir somut ifadeniz yoktur, çünkü bu ancak zamanla ortaya çıkacaktır. Eğer 2010’da Türkiye’de bilimsel bakımdan Türk üniversitelerinde bir gerilik varsa bunu üç sene sonra göreceğiz biz. Ama şimdiden söylediğiniz şey objektif değil ve dolayısıyla inandırıcı da olamaz ve olmamalıdır da. Amacımız, Türk üniversitelerinin yükselmesini temin etmektir.

Değerli arkadaşlarım, ben size bir de öğretim elemanı konusundaki büyük handikaptan bahsetmek istiyorum. Şimdi, hepimizin kaygısıdır: Biz çok sayıda üniversite kuruyoruz. Bu üniversiteler kurulurken acaba bu öğretim üyesi meselesi ne olacaktır? Ben vaktimin bu konuya elverişli olmadığını görüyorum.

Değerli arkadaşlarım, size mevcut öğretim üyemizin sayısını ve bu konuda esas büyük kaynağımızı söyleyip konuşmamı tamamlayacağım. Şu anda Türk yükseköğretiminde 100 binin üzerinde öğretim elemanı vardır, bunun 40 bini öğretim üyesidir. Bizim esas kaynağımız, kendi dilimizle gerçekleştirdiğimiz yükseköğretim sistemidir. 35 bin doktoraya kayıtlı öğrencimiz vardır, her sene yüzde 10’u mezun olmaktadır ve yükseköğretim sistemine hoca olarak katılmaktadır. Değerli arkadaşlarım, bunu, 45 bine çıkardığımız anda bu sayıyı -ki 2016’da bunu çıkarma imkânımız vardır- ve Türk yükseköğretim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 15 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
