# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim
- **Tarih:** 8 Temmuz 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm-2

> Sami Güçlü (AK Parti), 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 984 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SAMİ GÜÇLÜ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup adına konuşmamda geldiğim noktadan devam etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk yükseköğretimiyle ilgili en önemli sorunlardan birinin öğretim üyesi teminiyle ilgili duyulan kaygı ve eğitim kalitesinin düşebileceği endişesiydi. Bununla ilgili olarak kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

2008-2009 öğretim yılında yüksek-öğretim sistemimizde 2,8 milyon öğrencimiz var. Aynı dönemde öğretim elemanı sayısı 100 bin, öğretim üyesi sayısı ise 40 bindir. Bu rakamlara göre, Türk yükseköğretiminde öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı 27, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı 70, örgün öğretimde öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı ise 47’dir, lisans öğretiminde.

Yeni kurulan üniversitelerimizin öğrenci/öğretim üyesi ortalamasını çok düşürmemesi ve makul bir seviyede bu ortalamaya yakın değerlere ulaşabilmesi konusunda bir durum tahlili yapmak için kendi üniversitelerimizden örnek aldım. 13 üniversiteyi seçtim. Bu 13 üniversitenin içerisinde 5’i yaklaşık otuz beş yıl önce kurulmuş, 3’ü yirmi beş, son 5’i de on beş yılda kurulmuş üniversiteler.

Bu üniversitelerle ilgili yaptığımız öğretim elemanı, öğretim üyesi ve öğrenci sayılarıyla ilgili kriterler şöyle; özellikle iki gruba indirerek hatırda kalmasını kolaylaştırmak için söylüyorum:

Yaklaşık on beş yıl önce kurulan üniversitelerimizde ortalama 500 öğretim üyesi, bin öğretim elemanı vardır ve bu üniversitelerimizde yaklaşık da 25 bin civarında öğrenci okumaktadır. Yirmi beş yıllık bir dönemde, önce kurulmuş olan üniversitelerimizde ise öğretim üyesi sayısı ortalama bin, öğretim elemanı sayısı ise 2.200 seviyesindedir. Dolayısıyla 13 üniversitenin ortalamasını aldığımızda ve bunların içerisinde on beş yıl önce kurulanları dikkate aldığımızda, öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı 30, üyesi başına düşen 70 ve öğretim üyeleri başına örgün öğretimdeki lisans öğrencisi sayısı 37’dir ve dolayısıyla bunlar, on beş yıl önce kurulan üniversitelerimizdeki ortalama Türkiye ortalamasına çok yakındır. Yani on beş yıl içerisinde üniversitelerimiz bir bakıma Türkiye ortalamasına yakın bir öğretim üyesi/ öğrenci oranına ve yaklaşık 500 öğretim üyesine, bin öğretim elemanı sayısına ulaşabilmektedirler.

Değerli arkadaşlarım, bununla ilgili olarak, yeni kurulan 70 üniversiteyi kastederek değerlendiriyorum, bunların içerisinde 42’si devlet, 28’i vakıf üniversitesi. Bu üniversitelerin on beş yıl içerisinde gelişmelerini tamamlayarak olgunluk dönemine doğru yaklaşmaları durumunda meydana gelecek gelişme, yani öğretim üyesi ihtiyacının nasıl karşılanabileceği hususudur.

Bununla ilgili olarak, bu üniversitelerimizde bu sayıları hedef aldığımızda, yani 2025 yılında bu üniversitelerimizde bin öğretim elemanı ve 500 öğretim üyesi olacağından hareketle toplam olarak baktığımızda 35 bin yeni öğretim üyesine ihtiyaç vardır. Bugünkü 40 bin sayısını düşündüğümüzde, yüzde 90’a varan bir artışa ihtiyaç var bu üniversitelerimizde öğretim üyesinin kalitesinin kabul edilebilir bir seviyede olması için. Öğretim elemanı sayısının ise yüzde 70 oranında artarak 70 bine ulaşması gerekiyor, bu yeni üniversiteler için.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda iki önemli kaynak var elimizde:

1) Kendi yükseköğretimimizdeki doktora ve tıpta uzmanlık konusundaki kadrolarımız, mevcut potansiyelimiz.

2’ncisi ise, yurt dışı gönderilen, YÖK ve Millî Eğitim aracılığıyla gönderdiğimiz lisansüstü programlara katılan öğrencilerimizdir.

Evvela sizlere, grup adına konuşmamın içerisinde ifade ettiğim husus; Türk yükseköğretiminin ulaşmış olduğu kapasitenin hepimizi memnun edecek noktası işte buradadır: Değerli arkadaşlarım, 1985-1986 yılında, Türk yükseköğretiminde, tıpta uzmanlık hariç, doktora programlarında kayıtlı öğrenci sayısı 5.443’tür. 2008-2009 öğretim yılında bu rakam 36 bine ulaşmıştır. Tıpta uzmanlığı katacak olursak, tıpta uzmanlıkta, 1987-1988 öğretim yılında 6.183’tür, 2008-2009 öğretim yılında ise kayıtlı öğrenci sayısı 21 bindir. Türkiye, 36 bin öğrenciye doktora yaptıracak bir kapasiteye ulaşmıştır. Bu, Türkiye'nin bugün çok farkına varmadığımız ve bir öğretim üyesi kaygısı taşıdığımız bir durumun bir bakıma gereksiz olduğunu, endişenin bu çapta duyulmasının gerekli olmadığının bir ifadesidir. Çünkü şu anlama gelmektedir, değerli arkadaşlarım: Bu süre içerisinde, gerek kapasitede gerekse mezuniyet sayılarında çok önemli gelişmeler vardır. 1985’te 504 mezun verirken Türk yükseköğretimi, doktora seviyesinde, bugün, bu rakam 3.600’e ulaşmıştır. Tıpta uzmanlıkta ise mezuniyet sayısı yaklaşık 1987’de binken bugün 4 bindir.

Değerli arkadaşlarım, yeni üniversitelerimize baktığımızda, bu yeni üniversitelerimizin ihtiyaçlarına baktığımızda şöyle bir tablo karşımıza çıkıyor: On beş yılda 500 öğretim üyesinin çıkması demek… Her yıl, 2.350 civarında bir öğretim üyesi ve 2016’dan itibaren de -yine aynı rakamı ifade ediyorum- 2.350 civarında öğretim üyesine ihtiyaç var ve bunlar toplam olarak 35 bin civarında öğretim üyesine ulaşıyor on beş yıllık bir süre içerisinde.

Değerli arkadaşlarım, bu mezunlarla ilgili konuda çok hassas bir nokta var: Bu mezunların tamamının yükseköğretime alınacağını elbette düşünmüyoruz, doktora programlarından. Mevcut doktora programında yer alanların sadece yüzde 35’inin, yani 4 bin mezunun 1.225’inin, tıpta uzmanlıkta barajı aşanların ise yüzde 20’sinin yükseköğretim sistemine katılması hâlinde, toplam arz, üniversitelere gidecek doktora yapmış öğretim üyesi ve tıpta uzman sayısı 2.350 oluyor ki bu, bizim bir bakıma ihtiyaç duyduğumuz sayıya ulaşıyor. Her yıl, 2011’den itibaren sisteme katılacak olan, her yıl yurt dışına gönderdiğimiz bin elemanın da doktora yapıp dönmeleri durumunda, ki YÖK’ün bir çalışmasına göre bunların 650’si dönmeye başlayacaktır, sisteme katılmaya başlayacaktır, biz de bunun yüzde 50’sini yine sisteme katacak olursak buradan da gelecek olanlarla beraber, 325’le beraber, 2011-2015 yılları arasında Türk yükseköğretiminde yeni kurulan üniversiteler için bir öğretim üyesi açığının olmayacağı ortaya çıkıyor.

Yükseköğretimde bu yurt dışı doktoralıların 2015 yılında sonuçlanacak, daha sonra oradan bir kaynak aktarışı olmayacak ama mevcut kapasitemizde bir gelişme olacak. Çünkü yaklaşık on yılda, 10 binin üzerinde doktora kapasitesinde bir artış olduğu gözleniyor. 2016-2025 yılları arasında ise doktora kapasitesinin 45 bine ulaşacağını düşünürsek 4.500 civarında yılda doktoralarını tamamlayan bir öğretim üyesi potansiyeline ulaşacağız. Yine bunlardan da yüzde 35’ini, tıpta uzmanlık kazananların da daha düşük bir oranını, yüzde 15’ini üniversitelere aldığımızı farz edecek olursak bu defa 2.415 civarında bir eleman yükseköğretime katılabilmektedir. Her yıl ihtiyaç duyulan sayıyı bu üniversite ortalamalarına böldüğümüzde bir problemin olmadığı, Türk yükseköğretiminde bu üniversitelerin, on beş yıllık süre içerisinde, bu gelişmeyi kendi bünyemizde kazanacağımız elemanlarla takviye edebileceğini gösteriyor. Bu büyük potansiyeli gerçekleştiren Yükseköğretim Kurumu mensuplarına, üniversitelerimize, emeği geçenlere teşekkürü borç biliyoruz.

Esas bu noktada söylemek istediğim husus şu: Yedi devlet üniversitesi, 2016’dan sonra, 2020’lere yaklaşırken, esas, sisteme öğretim üyesi katkısını çok büyük ölçüde yapacaklardır. Niçin böyle düşünüyorum? Çünkü 2003-2010 yılları arasında kurmuş olduğumuz yükseköğretimle ilgili bu yüksek artışın esas taç eseri yedi devlet üniversitesidir. Bunu böyle algılıyoruz. Bu yedi devlet üniversitesini biz Türkiye'nin kültürel olarak en gelişmiş, altyapı olarak, şehircilik olarak ve çok seçkin bir üniversite öğretim üyesi kadrosunu seçebilecek merkezlerde kuruyoruz. Yedi üniversitemiz bir bakıma bu şekilde dağılmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
