# Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sebahat Tuncel (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim
- **Tarih:** 13 Mayıs 2009
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2009-05-13-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin

> Sebahat Tuncel, 13 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)); konuşma 1.063 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 263 sıra sayılı kanunun 1’inci maddesi üzerine Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tüm dünyada ve Türkiye’de bugünümüzü ve geleceğimizi tehdit eden antipersonel kara mayınları doğaları gereği kimlik sormuyor. İnsanlar arasında ayrım yapmıyor. Asker ile çocuk, genç ile yaşlı arasında fark gözetmiyor. Barışın sağlanmasından sonra da barışı tanımıyor. Barışın sağlanmasından, savaşın, çatışmaların sona ermesinden yıllar sonra da çocukları ve onları yerleştiren askerlerin torunlarını öldürmeye, sakat bırakmaya devam ediyor. Türkiye’de de her yıl onlarca çocuk, sivil ve asker mayın nedeniyle yaşamını yitiriyor, sakat kalıyor.

Hepinizin de bildiği gibi dünyada büyüyen mayın sorununa karşı anti personel mayınlarının kullanılması, stoklanması, üretilmesi ve transferinin yasaklanması ve imhasına dair sözleşme olan Ottawa Sözleşmesi 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yüz otuz bir ülke tarafından onaylanan sözleşme, Türkiye’de 1 Mart 2004’te yürürlüğe girmiştir. Ne yazık ki, Ottawa Sözleşmesi de diğer birçok uluslararası sözleşme gibi kâğıt üzerinde kalmıştır.

21 Kasım 2008’de açıklanan ve yüz yirmi bir ülkenin mayın politikalarını ve mayınlardan zarar görenlere yönelik çalışmaları içeren Uluslararası Mayın İzleme Örgütünün 2008 Raporu’na göre dünyanın pek çok ülkesinde olumlu adımlar atılırken ülkemizde mayınla mücadele konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Raporda, Türkiye'nin stoklarındaki mayınları imha etmediği, toprağa döşeli mayınları temizlemek için hâlâ bir program açıklamadığı, elde tutulan mayınlarda dünya 1’incisi olduğu, mağdurlara ilişkin veri tabanı bulunmadığı ve hayatta kalan sivil kurbanların ihtiyaçlarını gidermediği açıklanmıştır. Mayıs 2006, Mayıs 2007’yi kapsayan Uluslararası Mayın İzleme Raporu’na göre Türkiye 2006 stoklarında 94.111 mayın imha ettiği, 983.166 mayının kaldığı, fakat çalışmaların tam olarak rakamlara dökülmediği belirtildi. Hükûmetin 2007 yılı raporuna göre ise 250 bin mayının imha edildiği gösteriliyor.

Türkiye’de ilk kez 2003 yılında Dünya ve Türkiye’de Kara Mayını Sorunu ve Çözüm Önerileri Konferansı düzenlendi.

Türkiye’de doğu ve güneydoğu illerinde yaşayan vatandaşlarımızın mayınla tanışması çok daha eskilere dayanırken mayınla mücadelenin başladığı tarih ise 2002’dir. Mayınların sayıları ve nerelere döşendiğine dair Genelkurmay arşivlerinde haritalar bulunduğu söyleniyor olmasına karşın yıllardır bölgede yaşanan deprem, sel gibi doğal afetler sonucu, artık, yerlerinin değişmiş olması da gözden kaçan bir husustur. Nitekim, sel sonucu pek çok mayının Türkiye'den Suriye’ye aktığı biliniyor.

Sayın milletvekilleri, antipersonel kara mayınları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ölümlere, sakatlanmalara neden olan ciddi bir sorundur. Ancak, Türkiye kamuoyu, bu mayınlar ve yol açtığı sorunlar hakkında oldukça az bilgiye sahiptir. Türkiye, ilk kara mayınlarını 1956-1959 yıllarında yasal olmayan sınır geçişlerini önlemek amacıyla sınırlara döşemiştir. Bugün özellikle doğu ve güneydoğu sınırlarında mayın tarlaları mevcuttur. Ardahan, Kars, Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa ve Hakkâri’de mayın tarlaları var. Şanlıurfa’da tarıma elverişli 140 bin dönüm, Hakkâri ve köylerinin boşaltıldığı bölgelerde ise otuz dört köy, kırk sekiz mezrada mayın bulunuyor. Yani kısacası, Türkiye'nin komşu ülkeleriyle olan tüm sınırlarında mayın tarlaları var.

Kendi iç barışını sağlama noktasında son derece statükocu bir anlayışa sahip olan Türkiye, özellikle insan hakları ve özgürlükleri konusunda imza attığı hiçbir anlaşmada taahhüt ettiklerini yerine getirmemektedir, anlaşmaların en önemli maddelerine ya şerh koymakta ya da ek protokolleri imzalamamaktadır.

Bugün Türkiye'de yaklaşık bir milyon mayın bulunuyor. Antipersonel kara mayınları başta çocuklar olmak üzere masum ve korumasız binlerce sivil kişinin ölümüne ya da sakat kalmasına neden olmuştur. Ayrıca, ekonomik gelişmeyi ve yeniden yapılanmayı engellemekle beraber mülteci ve iç göçe maruz kalmış kişilerin yaşadıkları yerlere geri dönmelerini kısıtlamakta ve mayınlar yerleştirildikten yıllarca sonra bile ciddi sorunlar yaşanmaktadır.

Türkiye’nin 2 bin kilometrelik sınır alanında döşenmiş mayınlar 364 bin dekarlık alana yayılmış durumdadır. Sadece Hatay’ın Samandağ ilçesi ile Şırnak ili arasındaki 877 kilometrelik Suriye sınırına 300 ila 700 metre genişliğinde döşenen mayınlar nedeniyle araziler kırk altı yıldır kullanılmamaktadır. Yıllardır Kürt sorununun çözümsüzlüğüne bağlı olarak inanılmaz boyutlara varan ve yüzlerce masum insanın ölümüne ve sakat kalmasına sebep olan mayınların döşendiği alanlar artık kayıt altına bile alınmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye’de, Ottawa Sözleşmesi’nin de gereği olarak mayınsız bir gelecek kurmak için vakit kaybedilmeden acil önlemler alınmalıdır.

Stoklardaki mayınlar hemen imha edilmeli, toprağa döşeli mayınların temizliğiyle ilgili program açıklanmalı, mayın patlamasında sağ kurtulanların ihtiyaçları giderilmeli, hakları güvence altına alınmalıdır.

Acilen mayın eylem merkezi kurulmalı ve mayın patlamasında ölen ya da yaralananlara yönelik veri tabanı oluşturulmalıdır.

Kara mayınları ve bunların yol açtığı sorunlarla ilgili olarak yukarıda saymış olduğum hususların gerçekleşmesi açısından kısa bir süre önce Demokratik Toplum Partisi olarak Meclise sunduğumuz araştırma önergesinin bir an evvel gündeme alınmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

Kara mayınlarının temizlenmesi konusunda toplumsal bilinç ve duyarlılığın geliştirilmesi, mayınlı bölgelerde, çocuklar başta olmak üzere, sivil halkın mayın tehlikesine karşı mayın sorunu konusunda eğitilmesi, mayınlı arazilerin temizlenerek tarıma açılmasını sağlanmak ve şimdiye kadar mayından zarar görmüş ve sakatlanmış yurttaşlarımızın rehabilitasyonu için tedavi merkezlerinin açılması Hükûmetin öncelikli görevleri arasında olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün küreselleşen dünyamızda kara mayınlarının üretim maliyeti 2 ila 3 dolar iken, bir kara mayınının etkisiz hâle getirilmesinin maliyeti 15 dolardan başlayarak, 500-1.000 dolara kadar çıkabilmektedir. En ucuz silah olarak kara mayınları yetmiş beş yıl toprak altında etkin olarak kalabilmektedir. Dünyada kara mayınları yüzünden yaralanan kişilerin en fazla beşte 1’i gerekli tıbbi bakım ve gerekli rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

Bugün Türkiye’de hangi tür mayınların kullanıldığı konusunda net bir bilgi bulunmuyor, ancak bu yüzden, kesin kaydı olmamakla birlikte, binlerce ölüm ve yaralanma olayı yaşandığı tahmin ediliyor. Otuz yıla yakındır sürdürülen yoğunluklu ve düşük yoğunluklu çatışmalarda birçok alana mayın yerleştirilmiş ve bunların büyük çoğunluğu geri çıkarılmamıştır. Ayrıca çok sayıda köye de geri dönüşleri önlemek için mayın döşenmiştir. İnsan Hakları Derneği verilerine göre sınırlardan uzak bazı sivil yerleşim bölgelerine, güvenlik gerekçesiyle boşaltılan köylerin çevrelerine de mayınlar yerleştirilmiştir ve herhangi bir mayın haritası da ne yazık ki mevcut değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yakın zamanda Urfa, Antep, Kilis ve Hatay’daki askerî birliklerde bulunan 150 bin kara mayınının toplanılarak Mardin’in Midyat ilçesindeki İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldüğü belirtilmiş, toplanan mayınların güvenlik bölgesi ilan edilen bölgelerde kullanılacağına dair bilgiler kamuoyuna yansımıştı. Bu durum gösteriyor ki, Türkiye, hâlâ mayınları temizleme ve imzasını attığı Sözleşme’nin sorumluluğunu yerine getirmemekte ısrarlıdır. Unutmamak gerekir ki mayınlar aynı zamanda barışı tanımayan silahlardır. Savaşlar bitse bile, barış ilan edilse bile öldürmeye devam ederler.

Yaşadığımız coğrafyada kalıcı ve sürekli bir barış için de mayınların temizlenmesi Hükûmetin öncelikli gündemlerinden biri olmalıdır. Bu temelde kara mayınlarını topraklarımızdan sonsuza kadar temizlemek için ciddi bir eylem planına ihtiyaç vardır. Türkiye'nin son otuz yıllık siyasi tarihine damgasını vuran ve her zamankinden daha çok tartışılan Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün gerçekleşmesi mayınların yaşamımızdan çıkması açısından da son derece önemlidir.

Mayınların döşenmemesi, döşenenlerin temizlenmesi uluslararası anlaşmalar için değil, kendi yurttaşlarımızın geleceği için olmalıdır.

Daha özgür ve güzel bir gelecek için hepimize görev ve sorumluluk düşmektedir. Barış herkes için ihtiyaçtır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sebahat Tuncel (İstanbul). “Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2009-05-13-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
