# Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sebahat Tuncel (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim
- **Tarih:** 7 Temmuz 2010
- **Gündem:** DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2010-07-07-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524

> Sebahat Tuncel, 7 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 1.132 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de çok kültürlülüğü ve zenginliği koruyabilmek için etnik yapıya dair bilimsel verilerin değerlendirilmesi, bu konuda araştırma yapılarak ayrıntılı ve sürekli raporların oluşturulması ve etnik grupların nüfus azalmalarının nedenlerinin araştırılması amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasına dair önergemiz hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi Türkiye demokratikleşme konusunda çok ciddi bir süreçten geçmektedir, her geçen gün demokratikleşme konusunda tartışmalar yürütmektedir. Dolayısıyla bu demokratikleşmenin temelinde aslında Türkiye’de farklı kimlik ve kültürlerin yok sayılmasıyla ve bunların tek kimlik, tek kültür üzerinde ifade edilmesiyle ne yazık ki bu sorunlar yaşanmaktadır. Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi olacaksa, gerçek anlamda özgürlükler olacaksa öncelikle Türkiye'nin kendi coğrafyası içerisinde bulunan farklı kimlikleri, kültürleri, inançları ve bu inançlara mensup insanların ne kadar olduğunu, bunların sorunlarının ne olduğunu tespit etmesinin önemli olduğunu ve demokratikleşme açısından önemli olduğunu da düşünüyoruz.

Konuşmama geçmeden önce bir anekdotu belki sizlerle paylaşabiliriz. Bir sanatçı Norveç’e gittiğinde Norveç Kültür Bakanı “Biz çok kültürlülük için

çok fazla para harcıyoruz.” demiş. Sanatçımız da “Biz de kültürleri yok etmek için çok para harcıyoruz.” diye... Bu bir ironi tabii. Türkiye’de hâlâ farklı kimlik ve kültürlerin kendisini yaşayabilmesi mümkün değil.

Türkiye’de özellikle 1980 sonrasında kalkınma ve modernleşme çabalarının tökezlediği görülürken demokrasinin inşa edilmesi konusunda da yeterli kazanımların sağlanmadığı görülmektedir. Kuşkusuz ki demokrasi ve kalkınma tartışmaları öncelikle iç dinamiklerimizle ve iç sorunlarımız ekseninde yürütülmesi gereken bir süreçtir. Yani dünyada sorunlarla... Orta Doğu’da, dünyada önemli bir güç hâline gelmek isteyen Türkiye'nin öncelikle kendi sorunlarını çözmesi, kendi iç barışını sağlaması gerekiyor.

Türkiye 1971’de Malazgirt Savaşı’nı kazanmasından sonra birdenbire Türkleşiverdi savı artık ne yazık ki yürümemektedir. Bu topraklarda on bin yıllık bir geçmişi vardır. On bin yıllık uygarlık tarihi boyunca çok farklı kimlikler, kültürler, gelenekler gelmiştir ve bunlar Türkiye toplumuna, dünya insanlık tarihine önemli katkılarda bulunmuştur. Bu katkıları görerek bunun üzerinden siyaset yapmak sanırım daha kazandırıcı olacaktır.

Dolayısıyla, Türkiye'nin tarihini, tarihî geçmişini ifade etmek, farklılıkları kabul etmek aynı zamanda bir erdemliliktir. Farklı kültürlerin zengin olarak kabul edilebilmesi ancak o topraklarda, bu coğrafyada ne kadar farklı kimlik ve kültürün yaşandığının da belirlenmesi gerekir.

Bugüne kadar, sayın milletvekilleri, Türkiye’de 1927’de böyle bir araştırma yapılmış. Bu araştırmada vatandaşlara ana dili sorulmuş. Ana dili sorusuna Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Çerkezce, Rumca, Arapça, Yahudice gibi sorular sorulmuş ve bunlara cevap alınmış. Bu ankete göre, bu sayıma göre, nüfus sayımına göre, Türkiye’de o dönem 11 milyon 777 bin 810 Türk olduğu, 1 milyon 184 bin 446 Kürt, 134. 273 Arap, devam ediyor... Arap, Çerkez, Rum sayısı belirlenmiş.

Daha sonra, 1965 yılında etnik kimliğe dair bilgiler verilse de Türkiye, gerçek anlamda bu coğrafyada ne kadar farklı kimlik ve kültürün yaşadığı, sayılarının ne olduğu, bunların sorunlarının ne olduğu konusunda hiçbir araştırma yapmamış. Bazı bağımsız akademisyenler bu konuda araştırmalar yapmış. Türkiye’de 30 farklı kültürün olduğu ifade ediliyor -yani bunlar ne kadar gerçek, bu Parlamentonun bunu açığa çıkarması gerekiyor- ve 36 farklı dilin konuşulduğu tahmin ediliyor. Bunlar belki de buradan yapacağımız bu araştırma komisyonumuzun oluşturulması konusunda vereceğiniz olumlu destek Türkiye'nin gerçekten bir etnik kimlik haritasının çıkartılması ve buradan demokratikleşme üzerinden bir yaklaşım elde edebiliriz.

Türkiye’de bir akademisyen, yaptığı çalışmaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 90’ının Türk olduğunu söylemiş. 5 milyon kişiye denk gelen yüzde 6’sının Kürt, yüzde 1’inin Arap olduğu belirtilmektedir. Millî Güvenlik Kurulunun yaptığı ancak MGK tarafından açıklanmayan ve 2000 yılında çeşitli üniversitelerde akademisyenlere yaptırılan, bir davaya girdiği için basına bilgisi geçen Türkiye’de Etnik Grupların Dağılımı Raporu’nda Türkiye’de Kürt ve Zaza toplam 12 milyon 600 bin kişinin bulunduğu, yaklaşık 1 milyon Gürcü, 2 milyon Boşnak, 2,5 milyon civarında Çerkez, 870 bin Arap ve 80 bin kadar Laz olduğu belirtilmiştir Millî Güvenlik Kurulunun basına yansımayan ama bir akademisyen aracılığıyla yansıyan bu raporunda.

Yine bir araştırma şirketinin -2006 yılında bir araştırma yapmış- “Biz kimiz?” başlıklı araştırmasında ise nüfusun yüzde 78,1’inin Türk, yüzde 13,4’ünün Kürt ve Zaza, yüzde 0,7’sinin Arap ve yüzde 0,02’sinin Alevi olduğuna dair vurgular bulunmuş.

Sayın milletvekilleri, tabii, bu bağımsız bir araştırma komisyonlarının yapabileceği bir şey değil. Biz bu ülkede yaşayan bütün halkların, 72 milyonun sorumluluğunu taşıdığımızı ifade ediyoruz. Dolayısıyla, bu 72 milyon insanın sorunlarını da burada tartışmak durumundayız. Sanırız, böyle bir haritanın çıkartılması Türkiye’de sorunların tartışılması açısından da önemli olur diye düşünüyoruz. Özellikle Türkiye'nin temel sorunu olan ve bunun bugün herkes tarafından ifade edilen Kürt sorunu açısından da önemli bir veri elde edeceğini düşünüyoruz çünkü kaba olarak Türkiye’de ne kadar Kürt yaşıyor? Bizce sayısı önemli değil yani 10 bin de yaşasa, 100 bin de yaşasa, 20 milyon da yaşasa bütün halkların hak ve özgürlüklerinin tanınması gerekiyor. Bu ayrı bir nokta ancak bu konuda bu muğlaklığın ortadan giderilmesi ve bu nüfus haritasına göre çözümler üretilmesinin Türkiye demokrasisi açısından da önemli bir nokta olacağını düşünüyoruz.

Artık, “Türkiye'de Kürt yoktur ya da başka azınlıklar yoktur, Türkiye'de yaşayan herkes Türk’tür.” yaklaşımının, ne yazık ki bu ülkede demokrasiye de bir faydası yok, sorunların çözümüne de bir faydası yok, sorunları çözemiyoruz zaten ve yok saymak üzerinden de çatışmaların yaşanmasına neden oluyor. Dolayısıyla, biz buradan bir başlangıç yapacağımızı umuyoruz ve bu konuda da sayın milletvekillerinin bu araştırma önergemize olumlu yanıt vereceğini düşünüyoruz.

Eğer bu ülkede gerçek anlamda demokrasi ve özgürlükler inşa edilecekse, kimlikleri yok sayarak değil bu kimlikleri kabul ederek, bu kimliklerin talepleri olan ana dilde eğitim hakkı başta olmak üzere kültürel, siyasal taleplere göre yeni bir çözüm projesi oluşturmak durumundayız. Dolayısıyla, 80 darbesiyle bütün hak ve özgürlükleri yok sayan, öncesi 1924 Anayasası’na dayanan teklik üzerinde kurulu bir anayasa da ne yazık ki bu çok kimlikli ve çok kültürlü yapımıza uymamaktadır. Dolayısıyla, böyle çalışmalar belki Türkiye'de gerçek anlamda demokrasinin nasıl oluşacağını, demokratik, sivil bir anayasanın hangi argümanlar üzerinde gelişeceği üzerine de bize veri verecektir. Dolayısıyla, darbe Anayasası’nı değiştirirken, bu ülkenin çok kimlikli, çok kültürlü yapısına atıfta bulunan, Türkiye'de farklı kimlik ve kültürlerin, inançların kendisini özgürce ifade ettiği, devletin bütün kültürlere, inançlara eşit mesafede durduğu bir yaklaşım sergileyebilir miyiz?

Bize göre devletin dini olmamalıdır. Bize göre devletin etnik yapısı da olmamalıdır, etnik bir kimliği de olmamalıdır, devletin bir cinsiyeti de olmamalıdır. Ne yazık ki bugün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre, bu Türkiye Cumhuriyeti Türk, Sünni ve erkek bir yaklaşım içerisinden kendisini gösteriyor. Bu anlayıştan vazgeçilirse gerçek anlamda demokrasi olur, çünkü bu ülkede sadece Türkler yok, 30’a yakın -ifade edildiği gibi- farklı kimlik ve kültür var. Sadece Sünni inancı yok, onlarca farklı inanç var. Sadece erkekler yok, kadınlar da var. Dolayısıyla, bu anlayış içerisinden yeniden bir yaklaşım Türkiye demokrasisi açısından önemli olacaktır ve gerçekten Türkiye'nin son dönemde tartıştığı Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü konusunda da biz bu araştırmaların sonuçlarının ve bunun toplumla tartışılmasının çok önemli katkıda bulunacağını düşünüyoruz ve bu araştırma önergeleriyle birlikte belki de Türkiye’de demokrasi dinamikleri açısından da önemli bir şey açığa çıkacak. Belki de cumhuriyetin ilk, 1921 Anayasası’nın özüne uygun bir Parlamento gerçeği de açığa çıkacak diye düşünüyoruz.

Dolayısıyla, kimliklerimizi birbirimize benzeten, yok sayan değil, bu farklı kimlik ve kültürlerimizle bu Parlamentoda, bu Mecliste halklarımız adına siyaset yapan bir Parlamento, sanırım, Türkiye geleceği açısından daha etkin olacaktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sebahat Tuncel (İstanbul). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2010-07-07-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
