# Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sedat Pekel (CHP, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 21 Şubat 2006
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sedat-pekel-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka

> Sedat Pekel (CHP), 21 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.306 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kurumları, çalışmaya engel olan hastalık, malullük ve yaşlılık hallerinde yurttaşın, yine bu yurttaşın ölümü sonrasında da dul ve yetimleri gibi yakınlarının gelecekleriyle ilgili kaygılardan kurtarılmasını ve böylece birtakım sorunlarla karşı karşıya kalınmamasını sağlamak gibi çok önemli bir görevi üstlenmişlerdir.

Bununla birlikte, güvence altına alınanların da -iş ve çalışma gücüne sahipken- gelirinden, prim adı altında zorunlu kesinti yapılarak, yükümlülüklerini yerine getirmesi beklenmektedir. İşte, bu yükümlülüğün çeşitli nedenlerle yerine getirilememesiyle, getirilmemesiyle ortaya çıkan büyük bir sorunu, burada ele alarak çözümlemeye çalışıyoruz.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla, SSK ve Bağ-Kurun birikmiş alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bu yolla her iki kurumun alacaklarının tahsil edilmesi amaçlanmakta, böylelikle, bu sosyal güvenlik kurumlarının bozulan malî dengelerinin yeniden ve kısmen toparlanması hedeflenmektedir. Diğer yandan da, kuruma borçlu olanların, sisteme, tekrar düzenli olarak prim ödemeleri sağlanmak istenmektedir.

Hedeflenen amaçlar doğrultusunda, bu yasa tasarısı, yurttaşa ve kurumlara soluk aldırabilecek bir özellik taşımaktadır; ancak, tasarıya dikkatle bakıldığında, SSK ve Bağ-Kura prim borcu olanların bu yapılandırmadan yararlandırılırken çifte standartla karşı karşıya kalacakları, yurttaşların yasa karşısında eşit olmadığı, yasanın, kolay uygulanabilir ve anlaşılabilir olmadığı gibi, karmaşık, kabarık bürokratik işlemlere yol açacağı ve en önemlisi de iyi niyetli prim borçlusunu cezalandıran bir yasa olacağı görülmektedir.

Bu yasa tasarısı, bürokratik işler nedeniyle zaten çok ağır iş yükü olan SSK ve Bağ-Kur personelinin iş yükünü daha da artıracaktır ve uygulamada, personelin zamanının yeteceği de şüphelidir.

Ayrıca, bu yoğunluk içinde bu kadar işverenin nasıl takip edileceği, suiistimallerin nasıl önleneceği de merak konusudur. Bununla birlikte, konuyla ilgili meslek ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri de alınarak hazırlanmamış olan tasarı, AKP Hükümetinin, alışageldik, demokratik olmayan bir uygulaması olarak yine karşımızda durmaktadır. Bu sakıncalar ortadan kaldırıldığı takdirde, tasarı, gerçek anlamda amacına ulaşabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısıyla, SSK ve Bağ-Kur alacaklarının yapılandırılması, bir af yasası olarak çok uzun zamandır Türkiye'nin gündemindedir. AKP Hükümeti, bu yasal düzenlemeyi çok uzun bir süre kamuoyunun gündeminde tutarak, halkımızı bir af beklentisi içine sokmuştur. Bu beklenti, aynı zamanda istismara yol açacak uygulamalar nedeniyle, büyük malî sorunlar içindeki sosyal güvenlik kurumlarının daha çok zarar görmesine yol açmıştır. Af ifadesini duyan bazı istismarcılar, sosyal güvenlik kurumlarının en önemli gelir kaynağı olan prim ödemelerini, nasıl olsa af çıkacak diyerek, yapmaktan kaçınmışlardır.

Hepimizin bildiği gibi, af, temel sorunları çözmeyecek bir yöntemdir. Bu nedenle, af niteliği taşıyan bu yasal düzenlemenin son olması ve bir daha bu tür afların yapılmaması, ülkenin geleceği açısından son derece önem arz etmektedir.

Sayın milletvekilleri, ancak bu temenninin hayata geçmesi için de, sistemi altüst eden politikaları ve dengesizlikleri yaratan nedenleri ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bunların en başında işsizlik ve kayıtdışı istihdam gelmektedir.

İşsizlik, bugün, AKP Hükümetinin çözemediği en yakıcı sorundur. İşsizlik, toplumsal bunalım düzeyine tırmanmıştır. 2003-2005 AKP İktidarı döneminde, kümülatif reel toplam büyüme yüzde 22,2 düzeyinde gerçekleşirken, bu büyümenin istihdam artışına yansıması son derece sınırlı kalmıştır. Türkiye, her yıl asgarî 1 000 000 ek istihdam yaratacak, yani, her yıl 1 000 000 kişiye ek iş olanağı sağlayacak bir yatırım ve üretim atılım programını derhal uygulamaya koymalıdır. Aksi takdirde, işsizlik, toplumumuzu kemiren bir yara olarak, giderek daha da büyüyecektir. İşsizlik sorununun çözümlenememesi durumunda, sosyal güvenlik kurumlarına prim ödeyecek yurttaş sayısı azalacak ve kurumların kaynakları da giderek kuruyacaktır. Bu sorunla birlikte, neredeyse 1 çalışana 1 emeklinin düştüğü ülkemizde, kayıtdışı istihdamın 11 000 000'u bulduğu da bilinmektedir. Bu büyüklükteki kayıtdışılığın ülkeye yıllık maliyeti yaklaşık 20 milyar YTL olarak hesaplanmaktadır. Kayıtdışı istihdam nedeniyle, sosyal güvenlik kurumları primlerini, devlet vergisini toplayamamakta, kayıtdışı çalışan ise, bakmakla yükümlü olduklarıyla birlikte, sosyal güvenceden mahrum kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kayıtdışı çalışarak emekli olamayan yurttaşlarımızın sıkıntılarının yanı sıra, yıllarca bu ülkeye hizmet vermiş, yaşamlarının son günlerini rahat ve huzur içerisinde geçirmek isteyen işçi, memur ve Bağ-Kur emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Türkiye'de, şu anda, işsizlerden sonra en mağdur kesim olan emekliler, bununla birlikte dul ve yetimlerimiz, ne yazık ki, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmekten uzaktır ve gelir dağılımı bakımından da haksızlığa uğrayan bir kesim oldukları çok açıktır.

Emekli aylıklarına yapılan zam ve KDV yerine verilen ek ödemeyle, en düşük SSK emekli aylığı 481 YTL, Bağ-Kur emeklisinin de en düşük aylığı 236 YTL olmuştur; ama, bakıyoruz, açlık sınırı nerede?! 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 520, yoksulluk sınırı ise 1 600 YTL; aradaki farkı takdirlerinize sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, aldıkları aylıklarla yoksulluk sınırının altında yıllardır eziyet çekerek yaşam mücadelesi veren işçi, memur ve emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz, yoksulluk sınırından, artık, haklı olarak, kurtarılmayı istemekte, Başbakan Sayın Erdoğan'ın her fırsatta acil olduğunu üstüne basa basa yinelediği ve "3Y" olarak formüle ettiği yoksulluk, yolsuzluk ve yasakların kaldırılmasıyla ilgili laf üretmek yerine gereğini yaparak yoksulluktan kurtulmayı ve gelirlerinin, bir an önce, insanca yaşanabilir bir seviyeye çıkarılmasını beklemektedirler. Emeklilerimizin hâlâ banka kuyruklarında gün ağarmadan dondurucu soğuklarda beklemeye başladığını görüyor ve kimi zaman kuyruklarda yaşamlarını yitirdiklerini üzülerek duyuyoruz. Hak etmedikleri bu işkencenin henüz son bulmamış olması, AB kapısını zorlayan Türkiye'nin büyük bir ayıbıdır. Hükümet "emeklinin vergi iadesi eziyetini kaldırıyorum, fiş toplama, yazma ve kuyruklarda bekleme eziyetini sonlandırıyorum, emekliyi kurtardım" diyerek, gerçekte yurttaşını kandırmaktadır. Bunu yaparken de, IMF'ye şirin görünmek istemektedir. Bu konuyla ilgili karşı çıkışlarımızı Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızla bu kürsüden çokça dile getirdik. IMF'ye verilen taahhütler doğrultusunda vergi iadesi uygulaması, emeklilerimizin, yüzde 1'lik kaybına yol açacak şekilde, maalesef, kaldırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, sosyal güvenlik primlerini ve borçlarını ödemede zorluk çeken, sadece emeklilerimiz değildir; tarım kesiminde çalışanlarımız da prim borçlarını ödeyememektedir. Bilinmektedir ki, tarım, makroekonomik açıdan stratejik olarak desteklenmesi ve uzun vadeli, istikrarlı politikalarla yönlendirilmesi gereken bir sektördür. Tarım sektörü, ülkenin geleceği için, sağlıklı nesil yetiştirilebilmesi için yaşamsal bir sektördür. Bu denli önemli sektör, ne yazık ki, AKP İktidarında çökmüştür.

2005 ve 2006 bütçeleri, çiftçimizin, ulusal gelirden en az destek aldığı bütçelerdir. Tarıma yapılan destekler, diğer sektörlere yapılan desteklerin, maalesef, çok altında kalmıştır. Tarımı desteklemek, bu ülke insanını desteklemekten başka bir şey değildir. Tarımdan destekleri çekiyorsun; yetmiyor, kredileri engelliyorsun; yetmiyor, tarıma yönelik kurum ve kuruluşları tek tek ortadan kaldırıyor, etkisiz hale getiriyorsun. Bütün bunlara rağmen üretmek, ekmeğini tarımdan kazanmak isteyen çiftçiyi görmezden geliyorsun. Bu da yetmiyor, sözünü ettiğim gerçeklerden şikâyetçi olan, bu gerçekleri gören, gerçekleri en yakıcı haliyle yaşayan, gerçeklerin altında ezilen ve Yüce Atatürk'ün "milletin efendisidir" dediği çiftçiyi azarlıyorsun. Bu politikalar doğru politikalar değildir; bu politikalar, ülkeyi aç bırakma politikalarıdır.

Değerli milletvekilleri, yatırımları yetersiz bırakan, işsizliği çığ gibi büyüten, işçiye, memura düşük ücret veren, emeklisine insanca yaşanır aylık vermeyen, tarım ve hayvancılık sektörünü, çiftçisini desteklemeyen, esnafına kepenk kapattıran AKP İktidarının, kayıtdışı çalışanları kayıt altına alması da çok zor görünmektedir. Tarımı desteklemediğiniz takdirde, tarım sigortalısından alacağınızı tahsil edemeyeceksiniz. Esnafın vergi yükünü, prim yükünü azaltmadığınızda kepenk kapattıracak, yine alacaklarınızı tahsil edemeyeceksiniz. Sosyal güvenlik primlerini, vergi oranlarını makul bir düzeye çekmediğiniz sürece "alacakların yapılandırılması" adı altında af yasaları hazırlayacak, ülkeyi düze çıkaramayacaksınız. Bu geçici çözümler de, ne yazık ki, ülkenin iyi yönetilmediğinin göstergesi olarak halkımızın belleğine kazınacaktır. O nedenle, af yasaları ile yamalı bohça gibi duran bir mevzuat oluşturmak yerine, kalıcı ve sağlıklı politikalar üreterek, işçinin, emeklinin, memurun, çiftçinin, esnafın sırtındaki yükü ortadan kaldırmalı, onlara, yaşıyorken sosyal güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamalı ve emeklilik dönemlerinde de insanca yaşanabilir sosyal güvenlik hizmetleri sunulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Türkiye'de, ilk kez ekim ayında Manyas-Kızıksa'da kuş gribi hastalığı görüldü. Benim de görev aldığım bir heyetle -Cumhuriyet Halk Parti heyeti olarak- bölgede incelemelerde bulunduk ve incelemelerin hemen ardından da bir rapor hazırlayarak kamuoyuna açıkladık ve ilgililere, yetkililere ilettik. Hükümeti, kuş gribi tehdidine karşı uyardık; ancak, böylesine büyük bir tehlikeye karşılık uyarılarımızı dikkate almayan, kulağının üstüne yatan AKP Hükümeti, Iğdır ve diğer illerimizde de görülen hastalığın ölümlere yol açmasından sonra, ancak harekete geçebilmiştir.

Şu an beyaz et sektörünün önemli merkezlerinden biri olan Balıkesir'de, hastalığın yol açtığı ekonomik darboğaz çok ciddî bir şekilde hissedilmektedir. Ekim ayından bu yana, beyaz et ve yumurta sektörü başta olmak üzere, özellikle Bandırma, Manyas ve diğer ilçelerimizdeki şoför esnafı ve turizm sektörüyle geçimini sağlayan halkımız büyük ekonomik sıkıntılar çekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sedat Pekel (CHP, Balıkesir). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 21 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sedat-pekel-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
