# Türk silahlı kuvvetlerinin, bir yıl süreyle, ırak'ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırıların ber-taraf edilmesi amacıyla, sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere, ırak'ın pkk teröristlerinin yuvalan-dıkları kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesine ve görevlendirilmesine anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair başbakanlık tezkeresi (3/199)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim
- **Tarih:** 17 Ekim 2007
- **Gündem:** TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN, BİR YIL SÜREYLE, IRAK'IN KUZEYİNDEN ÜLKEMİZE YÖNELİK TERÖR TEHDİDİNİN VE SALDIRILARIN BER-TARAF EDİLMESİ AMACIYLA, SINIR ÖTESİ HAREKÂT VE MÜDAHALEDE BULUNMAK ÜZERE, IRAK'IN PKK TERÖRİSTLERİNİN YUVALAN-DIKLARI KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİNE VE GÖREVLENDİRİLMESİNE ANAYASA'NIN 92'NCİ MADDESİ UYARINCA İZİN VERİLMESİNE DAİR BAŞBAKANLIK TEZKERESİ (3/199)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c002/b008/tbmm230020080618.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2007-10-17-turk-silahli-kuvvetlerinin-bir-yil-sureyle-irak-in-kuzeyinden-ulkemi

> Selahattin Demirtaş, 17 Ekim 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN, BİR YIL SÜREYLE, IRAK'IN KUZEYİNDEN ÜLKEMİZE YÖNELİK TERÖR TEHDİDİNİN VE SALDIRILARIN BER-TARAF EDİLMESİ AMACIYLA, SINIR ÖTESİ HAREKÂT VE MÜDAHALEDE BULUNMAK ÜZERE, IRAK'IN PKK TERÖRİSTLERİNİN YUVALAN-DIKLARI KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİNE VE GÖREVLENDİRİLMESİNE ANAYASA'NIN 92'NCİ MADDESİ UYARINCA İZİN VERİLMESİNE DAİR BAŞBAKANLIK TEZKERESİ (3/199)); konuşma 1.347 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak Bölgesi ve mücavir alanına gönderilmesi ve görevlendirilmesi için Hükümete yetki verilmesine dair Başbakanlık tezkeresi hakkında DTP Grubu adına görüşlerimizi sunmak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Öncelikle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, son günlerde ülkemizde tekrardan tırmanan eylemler ve çatışmalar neticesinde, hepimizi derinden yaralayan, içimizi bir kez daha kanatan ve gencecik evlatlarımızın yaşamına mal olan vahim sonuçlar ortaya çıkmış, akabinde, bir sınır ötesi operasyon fikri ağırlık kazanmış ve en nihayetinde, Bakanlar Kurulunun önerisiyle Kuzey Irak'a asker gönderilebilmesi yetkisinin bir yıllığına Hükümete verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinden talep edilmiştir.

Neredeyse yirmi dört yıldır devam eden ve terörle mücadele konsepti çerçevesinde yürütülen binlerce yurt içi operasyona ek olarak, üçü geniş kapsamlı olmak üzere toplam yirmi dört defa sınır ötesi harekât gerçekleştirilmiştir.

Bugün yaşanan tabloyu göz önünde bulundurduğumuzda, söz konusu operasyonların tümüyle pozitif sonuç yaratıp yaratmadığını tartışmayı gereksiz buluyoruz. Ancak, bu operasyonların sonucunda yaşanan can kayıpları, ekonomik kayıplar, bu nedenle ülkemizin uluslararası ilişkilerde yaşadığı sancılar, toplum olarak çektiğimiz acılar, maalesef, hâlen etkilerini sürdürmektedir.

Yirmi dört yıldan bu yana yaşanan olaylar neticesinde kırk binden fazla insan yaşamını yitirmiş, on binlercesi yaralanmış, ülkenin 300 milyar doları harcanmış, binlerce yerleşim birimi boşaltılmış ve insanlar zorunlu göçe tabi tutulmuş, yüz binlerce insan tutuklanmış, işkencelere maruz kalmış, ülkenin bir bölümü çeyrek asır boyunca sıkıyönetim ve olağanüstü hâl rejimiyle yönetilmiş, temel hak ve özgürlükler uzun yıllar boyunca askıya alınmış, doğusuyla batısıyla bütün ülke bu yaşananların ağır faturasını hep birlikte ödemek durumunda kalmıştır. Yaşanan bu olaylar neticesinde ağır ekonomik krizler ortaya çıkmış. Buna bağlı olarak işsizlik, açlık ve yoksulluk vatandaşlarımızın neredeyse kaderi hâline gelmiştir. Saygıdeğer milletvekilleri, çoğu zaman çözüm konusunda kamuoyunun oldukça umutlandığı süreçlerde dahi anlaşılması güç gelişmeler nedeniyle, maalesef, akan kanın durması bir türlü sağlanamamıştır.

Toplumsal barış ve huzur herkes açısından ortak bir talep olmasına rağmen, çözüm konusunda yapıcı olmayan yaklaşımların varlığı çözümü zorlaştırmaktadır. Yaşanan çatışmalardan en çok ve doğrudan etkilenen doğu ve güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımız ile Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan ve şu ya da bu şekilde olumsuz etkilenen diğer vatandaşlarımızın tümü, artık, akan kan dursun istiyor ve akan kanın durması konusunda haklı olarak bütün yurttaşlarımız, bütün vatandaşlarımız sesini yükseltmeye başlamıştır. Diyarbakır'da yaşayan vatandaşlarımız da, Samsun'da yaşayanlar da, Aydın'da yaşayanlar da artık, bu kan dursun istiyor. Bu ülkede her gün bir eve yangın düştüğüne dair haberlerle güne başlamak istemiyor yurttaşlarımız. İnsanlarımızın birbirini daha fazla sevdiği, birbirine daha fazla güvendiği, el ele verip ülkenin kalkınması için tek yürek olarak geleceğe baktığı, umutla baktığı günleri özlüyor, umut ediyor herkes.

Daha mutlu bir gelecek, sağından soluna, muhafazakârından liberaline, sosyalistine kadar her kesimin özlemidir ve tabii ki, haklı beklentisidir. Ancak, bu doğal beklentiler kadar doğal olan bir başka şey de çözüm konusundaki farklı yaklaşımlar, farklı önerilerdir. Bu da, demokratik bir tartışma, demokratik bir dayanışma kültürünün olmazsa olmazıdır. Eğer, ortak hassasiyetlerimiz ülkemizin birliği ve bütünlüğü içerisinde daha güçlü bir demokratik toplumu inşa etmekse, buna ulaşmanın yol ve yöntemleri konusunda birbirimizi daha fazla dinlemeye, daha fazla anlamaya, birbirimize daha fazla inanmaya ve güvenmeye ihtiyaç vardır.

Bu ülkede çekilen acıların ortak acılarımız olduğu bilincinden hareketle, yaşanan acı deneyimlerimizi daha güçlü bir Türkiye'nin yaratılması hedefinde buluşturabilmeliyiz. Dökülen her damla kanın bizi biraz daha acılı bir topluma, biraz daha yaraları zor kapanacak bir ülkeye dönüştürdüğünü herkesin görebildiğine inanıyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, değerli arkadaşlar; bu çerçevede partimize yönelik haksız itham, tehdit ve hakaretlerin demokratik kültüre aykırı olduğu bu yaklaşımların toplumdaki olumsuz yansımalarının da hesap edilmesi gerektiği inancındayız.

Türkiye'de sanki sınır ötesi operasyona karşı çıkan hiç kimse yokmuş gibi 549 milletvekilinin de "evet" oyu kullanması yönündeki baskıcı yaklaşım, halkın iradesini görmezden gelen bir siyasi anlayıştır. Eğer burası Millet Meclisi ise -ki öyle, burası milletin Meclisi- o hâlde milletin içindeki farklı seslerin buradan yankılanması hoş görülmeli, demokratik teamüller çerçevesinde değerlendirilmelidir. Eğer hepimiz "evet" diyeceksek, peki, günlerdir sınır ötesi operasyonların fayda getirmeyeceğine inandığını söyleyen aydınların, yazarların, akademisyenlerin sesi bu Mecliste nasıl duyulacak? Ki bunların büyük bir kısmı DTP'li de değildir. Eğer bu Mecliste sadece DTP sınır ötesi operasyona "hayır" diyecekse, bu farklılıklar, bu farklı sesler Mecliste yankılanmamış, yansımamış olacaktır. İşte bu sonuç, baskıcı, farklılıkları reddeden, farkhiıklan kendi içerisinde bir güç, bir dayanışma gücü olarak kabul etmek bir yana, eritmeyi, yok etmeyi hedefleyen baskıcı bir anlayışın ürünüdür.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle, ABD'nin Irak'ı işgaliyle birlikte Orta Doğu'da değişen güç dengeleri, yaşadığımız bu sorunun giderek uluslararası bir hâl almasına ve aktör sayısının artmasına neden olmuştur. Devletler arasındaki çıkar çatışmaları çözümün ortaya çıkmasını engelle- miş,Türkiye'de yaşanan çatışmalardan değişik şekillerde çıkar elde etmek isteyen ulusal ve uluslararası güç odakları sorunun çözümünü zorlaştıran ve giderek de karmaşıklaşmasına yol açan bir politika izlemeyi kendileri açısından daha faydalı görmüşlerdir. Bu tehlikeli politikaların yarattığı siyasi ve ekonomik rantla beslenen güç odaklarına karşın, işin, bedel, acı ve gözyaşı kısmı, her zaman olduğu gibi, yoksul ve emekçi halkımızın sırtına yüklenmiştir. Oysa, Türkiye'nin içinde ve ülkenin iç dinamikleriyle demokratik diyaloglar kurularak, daha farklı neler yapılabileceğini bu Mecliste tartışarak, çözümü hep birlikte yaratıp, bu güç odaklarının hesaplarını boşa çıkarabiliriz inancındayız.

Şimdi artık, sınır ötesi operasyonlardan ziyade, en az denediğimiz ve bizce en etkili, en zahmetsiz, ülkemiz açısından en kazançlı yol olan demokratik tartışma ve sivil çözüm yöntemlerini gündemimize almak durumundayız. Her şeyden önce, şiddeti ve ırkçılığı övmeyen, teşvik etmeyen her türlü düşüncenin, demokrasiyi geliştirme amacıyla ifade edilmesi serbest olmalıdır. Bu ülkenin vatandaşlarının, düşüncelerini, korkmadan, baskı altına alınmadan, siyasi linçe tabi tutulmadan tartışabileceği ortam sağlanmalıdır. Bununla birlikte, partimiz Demokratik Toplum Partisinin demokratik yaşamda sağlayabileceği faydalar ve fırsatlar, daha serinkanlı bir şekilde değerlendirilmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda daha fazla inisiyatif alabilmeli, sırf güvenlik yöntemleri yerine, ekonomik, sosyal ve siyasal açılımlarla, yeni bir başlangıç, yeni bir umut yaratarak, bütün topluma, çözüm konusunda inanç yaymalıdır. Öyle ki, bu konuda çözüm isteyen herkes Türkiye Büyük Millet Meclisine inanmalı ve güvenmelidir. Ancak gelinen aşamada, en azından psikolojik olarak, bu noktadan giderek uzaklaşıldığmı üzüntüyle ifade etmek durumundayım. Elbetteki bunda her birimizin, her birimizin, her kesimin belli ölçülerde sorumlulukları vardır.

Şimdi tartışılan tezkere konusu, yukarıda ifade etmeye çalıştığım sancılı süreçlerin tekrarı olmak bir yana, bu defa bünyesinde daha ciddi riskleri taşıyan bir sürecin habercisidir. Her şeyden önce "sınır ötesi" dediğimiz yerde, Türkiye'yle operasyon konusunda uzlaşmamış bölgesel bir Kürt yönetimi ile merkezî bir Irak yönetimi mevcuttur. Önceki durumlardan farklı olarak, bu defa, Amerika Birleşik Devletleri gibi Irak'a işgali gerçekleştirmiş uluslararası bir güç bulunmaktadır. Bütün bu aktörlerin konumlanma durumu sınır ötesi bir operasyonda yaşanacak can kayıplarının artması yanında siyasi olarak da bir bataklığa saplanmamıza yol açma riskini ciddi şekilde taşımaktadır.

Uluslararası hukuk açısından da tartışmalara yol açacak olan böylesi bir operasyon, Türkiye'yi savaşan ülke konumuna düşürebilecektir. Kaldı ki, bütün bu riskler bir an için bile göze alınsa, askerî açıdan başarılı olduğu kabul edilen bir sınır ötesi operasyon yapılsa dahi sorunun bir müddet sonra daha yakıcı bir şekilde karşımıza çıkmasını nasıl engelleyeceğiz? Bölgede zaten felce uğramış olan ekonomik yaşam bir sınır ötesi operasyonla birlikte giderek daha da kötüleşecek, içinden çıkılmaz hâle gelecek, daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik, daha az demokrasi, daha az özgürlükler gündeme gelecektir ve bu gibi ortamların, daha fazla işsizlik, daha az özgürlüğün, yoksulluğun olduğu ortamların da ne tür sonuçlara yol açtığını sanırım ifade etmeye gerek yoktur. Dolayısıyla, bu kısır döngüden kurtulup Türkiye Cumhuriyeti'nin medeni yurttaşları olarak demokrasi içerisinde üreteceğimiz çözümlerle Ankara'yı her vatandaşımız için aynı zamanda umudun başkenti yapabilmeliyiz. Bizim her hâl ve koşulda yüzümüz Ankara'ya, gönlümüz demokrasiye ve banşa dönük olacaktır. Görünen odur ki, bu tezkere, Hükümetin ve diğer partilerin desteğiyle Meclisin onayını alacaktır. Ancak, buna rağmen, bizim de temennimiz bu tezkerenin kullanılmak zorunda kalınmaması, bir tek insanımızın dahi burnu kanamadan bu sorunun çözülmesidir. Bu farklı siyasi yaklaşım, inanç ve temennilerimizle Türkiye Büyük Millet Meclisine güç kattığımızı, bu duruşumuz sayesinde farklı ve daha vahim gelişmeleri bir ölçüde engelleme ve bu vesileyle çözüm için hâlâ bir şans olarak katkı sunma inancımızı ifade etmek isteriz. Değerli arkadaşlarım, bize oy vererek buraya gönderen seçmenlerimizin bizden isteği de tam olarak budur. Bunun bir gereği olarak barış ve kardeşlik dilini geliştirmeye gayret eden bir anlayışla sizlerle yürek yüreğe vermeye hazır olduğumuzu ifade ederken, açıklamaya çalıştığımız inanışlarımız ve kaygılarımız nedeniyle tezkere konusunda "hayır" oyu kullanacağımızın bilinmesini isteriz.

Türkiye'nin hak etmediği bu kaotik durumdan kurtulup daha aydınlık bir geleceği hep birlikte kurgulayacağımız günlere olan inancımızla, partim ve şahsım adına yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Selahattin Demirtaş (Diyarbakır). “Türk silahlı kuvvetlerinin, bir yıl süreyle, ırak'ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırıların ber-taraf edilmesi amacıyla, sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere, ırak'ın pkk teröristlerinin yuvalan-dıkları kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesine ve görevlendirilmesine anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair başbakanlık tezkeresi (3/199)”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 17 Ekim 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2007-10-17-turk-silahli-kuvvetlerinin-bir-yil-sureyle-irak-in-kuzeyinden-ulkemi (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c002/b008/tbmm230020080618.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
