# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (tbmm,rtük,cumhurbaşkanlığı,saşıştay başkanlığı anayasa mahkemesi başkanlığı) birinci tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim
- **Tarih:** 5 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (TBMM,RTÜK,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAŞIŞTAY BAŞKANLIĞI ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI) BİRİNCİ TUR
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c008/b030/tbmm230080300015.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2007-12-05-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-tbmm-rtuk-cumhurbaska

> Selahattin Demirtaş, 5 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (TBMM,RTÜK,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAŞIŞTAY BAŞKANLIĞI ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI) BİRİNCİ TUR); konuşma 1.882 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2008 yılı bütçe tasarısında yer alan Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay bütçelerine dair DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her biri aslında, demokrasimizin vazgeçilmezi olan söz konusu kurumlarımıza ait bütçelere dair görüşlerimizi belirtirken, müsaadenizle, bu üç kuruma dair de genel olarak bakış açımızı, fikirlerimizi, eleştirilerimizi sizlerle paylaşmak isteriz.

Parlamenter rejimlerde olağan bir şekilde işlemesi gereken Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, Türkiye'de hemen her defasında siyasi bir krize dönüşmesinde etkili olan iki faktörden söz etmek müm- kündür. Birbiriyle bağlantılı olan faktörlerden biri Türk siyasi sisteminin niteliğiyle, diğeri ise Cumhurbaşkanının anayasal konumuyla ilgilidir.

Her şeyden önce, Türkiye'de siyasi sistem vesayetçi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik kendisini pratikte "devlet iktidarı, siyası iktidar" ayrımı şeklinde göstermektedir. Demokratik anlayış açısından kabul edilemez olan böyle bir ayrım, temellerini Osmanlı-Cumhuriyet devlet geleneği ve bu geleneğin şekillendirdiği otoriter modernleşme projesinde buluyor. Halka ve onun tercihlerine olan güvensizlikten kaynaklanan seçkinci bir yaklaşımı temsil eden bu proje, nihai hedef olarak gösterilen muasır medeniyet seviyesine ulaşıncaya kadar, siyasi merkezi elinde bulunduran devletçi seçkinlerin, bürokratik kurumlar aracılığıyla, demokratik kurumlan vesayet altında tutmasını öngörüyor. Muasır medeniyet seviyesine ne zaman ulaşılmış olacağına da bürokratik elitler karar vereceğinden, vesayette süreklilik kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıkıyor.

Bu vesayetçi yapı ilk kez 61 Anayasası'yla birlikte anayasal teminat altına alındı. Anayasa'yla, demokratik meşruiyete sahip seçilmiş organların iradesini sınırlayacak, onları tarassut altında tutacak bir devlet iktidarı alanı yaratıldı. Senato, Anayasa Mahkemesi, Millî Güvenlik Kurulu, üniversite ve TRT'den oluşan sorumsuz devlet iktidarı bloku, muhtemel demokratik sapmalara karşı birer emniyet supapları olarak düşünüldü. Cumhurbaşkanlığı makamının da devlet iktidarı bloku içinde değerlendirilmesine karşın, bu makamın anayasal konumunu güçlendirme yoluna gidilmedi. Bunun yerine, Cumhurbaşkanlığı makamının tarihsel ve sembolik gücünden hareketle, devleti, rejimi kollama misyonunu yerine getirmesi beklentisi içine girildi. Ancak, bu dönemde görev yapan cumhurbaşkanları çoğunlukla beklentilere karşılık veremediler. Bu tutumlarında başka faktörlerin yanı sıra, Cumhurbaşkanlığını klasik parlamenter sistemin mantığına uygun bir şekilde, yetkisiz ve sorumsuz bir makam olarak öngören 61 Anayasası'nın yaklaşımı da etkili oldu. 61 Anayasası döneminde Cumhurbaşkanlığı makamının kendinden beklenen misyonu yerine getirme noktasında yetersiz görülmesi ve yeni anayasal sistem içerisinde devlet iktidarını tahkim etme arzusu, 82 Anayasası'nda bu makamın anayasal yetkilerinin artırılması sonucunu doğurdu. Anayasa koyucu, klasik parlamenter sistemin mantığını zorlayan ölçüde Cumhurbaşkanına yasama, yürütme ve yargı alanlarına ilişkin geniş yetkiler tanıyarak, onu, âdeta, bir iktidar odağı hâline getirdi. Böylelikle, Cumhurbaşkanlığı makamı Millî Güvenlik Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organlarının yanı sıra, devlet iktidarının etkin bir parçası kılındı. Millî Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırma ve ona başkanlık etme, Yükseköğretim Kurulu ve Anayasa Mahkemesi üyeleri ile bir kısım yüksek yargı organlarının üyelerini seçme gibi yetkilerle donatıldığı dikkate alındığında, Cumhurbaşkanının anayasal sistem içerisindeki kilit konumu daha iyi anlaşılmaktadır. Bu yapı, âdeta, Cumhurbaşkanlığını vesayet kurumlarına vesayet eden bir makam hâline getirmektedir.

Sorunun kalıcı çözümü için krize yol açan faktörleri tespit edip, bunlardan hareketle bir arayış içine girilmelidir. Krize yol açan faktörlerden önde geleni olan Türk siyasi sisteminin vesayetçi niteliği, kimi zaman ve yer yer pozitif hukuktan güç alsa da, esasen fiilî bir durumu yansıtıyor. Dolayısıyla, tek başına hukuki tedbirlerle sona erdirilebilecek bir olgu değildir. Vesayet pratiğinin hukuki yöntemlerle ortadan kaldırılamayacağını sivil-asker ilişkilerinin demokratikleştirilmesine yönelik gerçekleştirilen reformlar sonrası yaşanan gelişmelerden de anlamak mümkündür. Kendileri tarafından resmî ideoloji ekseninde yürütülen vesayeti değil, bunun yerine hukukun üstünlüğünü ve insan haklarına dayalı bir çoğulcu demokrasinin ilkeleri doğrultusunda siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve bağımsız yargı marifetiyle gerçekleştirilecek yaygın ve etkin bir denetim kabul edilmelidir. Çağdaş demokrasilerde asıl güvencenin bu mekanizmalar olduğu gerçeği yalnızca vesayetçi güçlerce değil, bütün toplumsal ve siyasi aktörlerce içselleştirilip ortak bir kabule dönüştürülmelidir. Söz konusu mekanizmaların güvence işlevi görebilmesi için, başta ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere, bütün temel hak ve özgürlüklerin yaygın kullanım olanağına sahip olacağı ve yargının bütün iktidar odakları karşısında bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacağı bir hukuki zemin hazırlanmalıdır. Bu konudaki eksiklikleri gidermek siyasi iktidarların birincil hedefi olmalıdır.

Krizi derinleştirici bir özelliği olan ikinci faktör hükümet sistemi tartışmalarıyla ilgilidir. Bunun için 1970'li yılların sonlarında başlayıp bugüne kadar devam eden hükümet sistemi tartışma ve arayışlarına dikkat çekmek gerekiyor.

Eğer hükümet sistemi tercihinde bir değişiklik yapılmayacak ve parlamenter sistemden yana "devam" kararı alınacaksa, bu durumda Cumhurbaşkanının yetkileri, mutlaka bu sistemin mantığına uygun bir şekilde düzenlenmelidir. Yürürlükteki sistem içerisinde tartışmalara yol açan Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerine son verilmeli, Cumhurbaşkanı sembolik yetkilerle donatılmalıdır. Aksi takdirde, Cumhurbaşkanının siyasi tarafsızlığını sağlamak güçleşeceğinden, ondan tarafsız bir hakem rolünü, uzlaştırıcı işlevini yerine getirmesini beklemek de mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa'mıza göre Sayıştay, devletin gelir gider ve mallarım Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen, sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan, denetim araçlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine rapor- lamak suretiyle, devletin mali yapısının sağlıklı, düzenli, hukuki ve verimli işletilmesine katkıda bulunan yüksek denetim görevini üstlenmiş anayasal bir kurumdur.

Kamu mali yönetiminin en önemli unsurlarından biri, hesap verilebilirliğin ve saydamlığın sağlanmış olmasıdır. Bunu sağlamanın temel araçlarından biri de elbette ki denetim anlayışıdır. Her kamu kurumunun birden fazla gelir ve gider niteliğine sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Son zamanlarda kamu mali sisteminin derlenip, toparlanmasına yönelik birtakım çalışmalar yapılmış ise de, bu konuda henüz nihai ve arzu edilen derecede sonuçlar alınmadığı açıktır.

Bu çerçevede kamu mali sisteminin yeniden yapılanmasına yönelik çalışmaların en önemli boyutlarından birini oluşturan yeni Sayıştay kanunu bir an önce Meclis gündemine getirilmek zorundadır. Sayıştaym genişleyen rol ve sorumluluklarına paralel olarak organizasyon yapısını yeniden şekillendirmek, uluslararası standartlarla uyumlu olarak çağdaş denetim tekniklerinin daha yaygın olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamak, kamu fonlarının kullanıldığı tüm alanların Sayıştay denetimine tabi olmasını sağlamak, Sayıştay yargısını günün koşullan doğrultusunda daha etkin kılmak amacıyla Sayıştay kanunu bir an önce çıkarılmak zorundadır.

Ancak, her yargı ve denetim organında olduğu gibi Sayıştay için de en önemli unsurlardan biri bağımsızlıktır. Sayıştay üyelerinin büyük bir kısmının Hükümet tarafından doğrudan seçilecek olması, aslında denetim yetkisini Parlamento adına kullanmak durumunda olan Sayıştayın bağımsız niteliğini önemli ölçüde zedeleyecektir. Bu durumun, her dönemde Sayıştay için partizanca yaklaşımların biraz daha güçlenmesine ve Sayıştaym asıl işlevi olan bağımsız denetim görevinden giderek uzaklaşmasına yol açacağı görülmelidir.

Günümüzde sayıştaylar parlamentoyla daha yakın bir ilişki içerisinde çalışmakta, parlamentolar denetim işlevini sayıştay raporları aracılığıyla yerine getirmektedir.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay, günümüzde gerçekleştirdiği denetimler ve yargı fonksiyonu aracılığıyla gerçekte halka ait olan kamu kaynaklarının en yüksek çıktılara ulaşmasını sağlayacak şekilde kullanılmasını teşvik etmekte, kamu idarelerinin etkin, hukuka ve etik değerlere uygun biçimde çalışmasını gözetmekte, kamu mali yönetiminde saydamlığın, hesap verme sorumluluğunun güçlendirilmesini sağlamakta, kamu kaynaklarının belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda ve hukukî düzenlemelere uygun olarak elde edilmesi, saklanması ve kullanılmasını güvence altına almaktadır. Yolsuzluklara ve kötü yönetime set çekmekte, ödedikleri her kuruş verginin hesabını bilmek isteyen vatandaşlar için de bir güvence oluşturmaktadır. Kısacası, devlet hazinesinin bekçiliği görevini üstlenmektedir.

Sayıştay raporları 1923 yılından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinde özel bir komisyonca değerlendirilmiş, 20 kişiden oluşan Sayıştay Komisyonu 1973 yılına kadar Sayıştay raporlarının görüşüldüğü merci olmuştur. Ne yazık ki, bu tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonların birleştirilmesi çalışmaları sırasında Plan ve Bütçe Komisyonunun varlığı dikkate alınarak Sayıştay Komisyonunun kaldırılmasına karar verilmiştir.

1996 yılında ise Sayıştay Kanunu'nda yapılan bir değişiklikle Sayıştay raporlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüleceği ve komisyon önerisiyle birlikte Meclis Genel Kuruluna sunulacağı hükme bağlanmıştır. Ancak, Meclis İç Tüzüğü'nde gerekli değişikliğin yapılmamış olması ve ilgili komisyonun yoğun iş hacmi nedeniyle bu hüküm yeterince işlerlik kazanmamıştır.

Bu sorununun çözüme kavuşturulması için bugün yapılması gereken şey, Sayıştay Komisyonunun yeniden kurulmasıdır. Sayıştay kanunu teklifinin de bir an önce yasalaşması ise, sadece Sayış- tayın iç süreçleri için değil, mali yönetim sistemimizin sağlıklı bir şekilde yapılandırılmasında ve sağlıklı bir şekilde işlemesinde hayati bir rol oynayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargılama görevini yerine getiren mekanizmaların varlığı çok eski dönemlere kadar uzanmakla birlikte, yasama organının işlemlerinin anayasaya uygunluk denetimine tabi tutulması yakın geçmişte ortaya çıkmıştır. Günümüzde hâkim olan hukuk devleti anlayışı, anayasa yargısının varlığını gerekli kılmaktadır. Zira hukuk devleti ilkesi, temelde devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygun olmasını ve bunların yargı denetimine tabi tutulmasını gerektirir.

61 Anayasası'yla adli sistemimize dâhil olan Anayasa Mahkemesiyle beraber ilk defa yasama organının işlemlerini denetleyen bir adli mekanizma oluşturulmuştur. Avrupa ülkelerindeki bazı modeller esas alınarak oluşturulan Anayasa Mahkemesi sistemi, diğer birçok mekanizmada olduğu gibi, daha oluşum aşamasında Avrupa'daki emsallerinden çok farklı bir role ve işleve bürünmüştür. Şüphesiz ki, millet adına bağımsız ve tarafsız bir şekilde evrensel hukuk, insan haklan ve özgürlükler çerçevesinde yargı denetimi görevini sürdüren, yasama organının faaliyetlerini bu ilkeler dâhilinde irdeleyen bir yüksek yargı organı demokratik işleyişe güç katacak bir mekanizmadır. Ancak, bu mekanizmanın oluşum amacı, üyelerinin seçim yöntemi ve yetkileri gibi temel hususlarda sıkıntılar varsa, doğal olarak bu mekanizmanın işleyişi de süreç içerisinde ciddi sıkıntılara yol açmaktadır ve yol açacaktır.

Temelde yasama organının faaliyetlerini bireyin hak ve özgürlükleri lehine korumakla görevli olması gereken bu organ, daha kuruluşundan itibaren yapılan müdahalelerle kendini sadece devletin ali menfaatlerini korumakla mükellef sayan, bunun için yapılması gereken ne varsa yapmaktan imtina etmeyen, özellikle, 12 Eylülden sonra da darbenin yarattığı hukuku korumayı neredeyse tek görev olarak belirleyen bir yapıya dönüştürülmeye çalışılmıştır.

Bu vahim durum, aslında mahkemenin en önemli görevi olan kanunun hukuka uygunluğunu denetleme faaliyetini yapmanın ötesine geçerek, kanunun içerdiği siyasi tercihleri geçersiz ya da işlevsiz kılmak suretiyle doğrudan doğruya kamu siyasetini belirleme hevesiyle ortaya çıkmıştır. Demokratik düzenlerde aslolan milletin gerçek ve mutlak egemenliği ise ve temsilî sistemlerde bunun tezahürü parlamentoysa, o hâlde parlamentolann yasa yapıcı faaliyetlerinin sadece hukuka uygunluk açısından denetimlerine izin verilmelidir. Aksi takdirde, seçimle işbaşına gelen ve ülkenin siyaseti- ne yön verme hakkına sahip olan parlamentolar, atamayla görev almış kamu görevlilerinin siyasal ina- nışlarıyla sınırlı bir faaliyetin dışına çıkamazlar. Buna bazılarınız emniyet supabı diyebilir, hatta bu uygulamanın, özellikle bu dönemde, farz olduğunu da savunabilir. Bunun savunulması anormal bir yaklaşım değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde, elbette ki savunulmasında bir sakınca görmeyiz. Ancak bunu savunanların, bununla birlikte ve aynı zamanda demokrasiyi ve halkın egemenliğini savunmasını büyük bir çelişki olarak değerlendiririz. Ya demokrat olursunuz ve her siyasi iklimde, her siyasi iktidar döneminde aynı ilkesel tutum içerisinde demokrasiyi savunursunuz ya da konjonktüre göre hareket eden bir tutumla devlet yönetiminde oligarşiyi savunursunuz. Bunun arası, ortası ya da ikisi birdeni yoktur. Bu nedenle, demokrasilerde önemli işlevlere sahip olan böylesi kurumları tümüyle siyasi gelişmelerden bağımsız, tarafsız ve ilkeli birer kuruma dönüştürmek yeni Anayasa'da ele alınması gereken hayati bir konudur.

Değerli arkadaşlar, özellikle son dönemlerde verdiği bazı kararlar ile hukuk dünyasında hayal kırıklığı yaratan Anayasa Mahkemesinin, önümüzdeki dönemde hak ettiği saygınlığı güçlendirmesi için yeni düzenlemeler ile desteklenmeye ihtiyacı olduğu inancındayız. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sadece Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi yerine, diğer yüksek yargı organları ve Barolar Birliğinin doğrudan seçim yapabilmeleri, ayrıca Parlamentonun da yine bu kurumlarca ve üniversitelerce gösterilecek adaylar arasından nitelikli çoğunlukla seçeceği üyelerden oluşması sağlanmalıdır.

Yine, başta yüksek yargı mensupları olmak üzere, tüm yargı çalışanlarının özlük haklarında hak ettikleri iyileştirmenin gerçekleştirilmesi ve mesleğin saygınlığına uygun bir hayat standardını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması zorunludur. Öyle ki, yeni göreve başlayan bir hâkim dahi kamuda görevli en yüksek maaş alan kamu görevlisinden çok da geride kalmamalıdır. Ayrıca, yargıdaki iş yükünün azaltılması için, hâkim ve savcı açığı, bina ve personel açığı mutlak surette giderilmek durumundadır. Unutulmamalıdır ki, bugün yargıda yaşanan sorunların da siyasi sorumlusu ve çözmek zorunda olanı öncelikle hükümetlerdir. Bu kurumlarımızın da halkın vergileriyle oluşturulan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAHATİN DEMİRTAŞ (Devamla) - Birkaç saniyeye ihtiyacım yar.

BAŞKAN - Sayın Demirtaş, bir dakika ekliyorum, tamamlayın lütfen.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) - Bu kurumlarımızın da, halkın vergileriyle oluşturulan bütçelerini yine halkın menfaatlerine kullanacakları inancıyla, 2008 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Selahattin Demirtaş (Diyarbakır). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (tbmm,rtük,cumhurbaşkanlığı,saşıştay başkanlığı anayasa mahkemesi başkanlığı) birinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 5 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2007-12-05-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-tbmm-rtuk-cumhurbaska (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c008/b030/tbmm230080300015.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
