# Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2009
- **Gündem:** KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2009-02-10-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi

> Selahattin Demirtaş, 10 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)); konuşma 1.753 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Hükûmetin Somali Aden Körfezi’ne Türk askeri göndermesiyle ilgili tezkeresi üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek için söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, müsaade ederseniz, konunun birkaç değişik boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Öncelikle, Somali’de, Aden Körfezi’nde yaşanan durumun hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini, uluslararası ve ulusal hiçbir toplumda da kabul görmesinin mümkün olmadığını ifade ederek başlamak istiyorum. Birazdan yapacağım değerlendirmelerde en azından olayın bu boyutunu görmezden gelmediğimizi, bu boyutunu en azından peşinen mahkûm ettiğimizi ifade etmek için belirttim.

Değerli arkadaşlar, Afrika’da, Somali’de, Ruanda’da, Nijerya’da, Etiyopya’da, o bölgenin tamamında yaşanan yoksulluğun, açlığın, o ülkelerin, o toplumların şu anda içinde bulunduğu durumun neden kaynaklandığını tespit etmeden, bugün orada yaşanan korsanlık veya soygun veya gasp olaylarını açıklamak veya anlamak da mümkün değildir.

Şimdi, evet, Türkiye uluslararası dengeler, konjonktür açısından kendisini de doğrudan ilgilendiren bir konu olması vesilesiyle oraya asker gönderiyor ve görünen o ki, bugün buradan Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayıyla Türk askeri oraya gidecek.

Değerli arkadaşlar, kimlerle birlikte görev yapacak orada? Bugün, Somalili korsanların, Somali halkında, Somali toplumunda sektör hâline gelmiş bu korsanlık meselesinin ortaya çıkma nedeni olan ülkelerle birlikte orada görev yapacaklar. Hiçbir toplum, hiçbir halk, hiçbir ülke kendiliğinden, dış müdahale olmaksızın, bu derece, emperyal, sömürgeci politikalar olmaksızın bu kadar yoksullaştırılamazdı. Yüz yıldır Afrika’nın zenginlikleri Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, sonradan da ABD’nin müdâhalâtıyla birlikte sömürülüyorlar. Bugünkü yoksulluğun temel nedeni bu emperyal sömürgeci politikalardır. Yoksa, Somalililer, Afrikalılar, tarihten beri, o topraklarda var olduğundan beri aç değillerdi, yoksul değillerdi. Bu durumun tespiti yapılmadan, en azından oradaki toplumun hakkı verilmeden, peşinen, oradaki insanlar işte, birtakım balıkçılık vesaire işlerle uğraşıyorlardı, ama baktılar ki, bu iş kârlı değil, korsanlık daha kârlı bir iş. Dolayısıyla “Korsanlık yapalım.” dediler ve uluslararası toplumu, uluslararası ticareti tehlikeye attılar. Bu nedenle de bizim medeni toplumlar olarak gidip onlara haddini bildirmemiz gerekir yaklaşımı son derece yüzeysel, basit bir yaklaşımdır. Oradaki toplumlara, orada yaşanan acı tarihe, trajediye hakarettir en azından.

Ruanda’da, çok kısa bir süre içerisinde, değerli arkadaşlar, yüz gün içinde, sadece yüz gün içinde 800 bin insan öldürüldü. Yüz gün içinde 800 bin insan Tutsilerle Hutular arasındaki iç savaştan, katliamdan kaynaklı… Neydi bunun nedeni? Elbette ki birinci nedeni yoksulluk, açlık, yine sömürgeci politikalardan kaynaklı ve bir diğeri, Belçika’nın orada uyguladığı ayrımcı politikalar, iki halkı birbirine kırdıran politikaları idi.

Şimdi, yüz gün içerisinde 800 bin insan orada katledilirken, birbirini öldürürken Türkiye Büyük Millet Meclisine şöyle bir tezkere geldi mi Birleşmiş Milletler kararıyla: “Ya kardeşim, orada 800 bin insan birbirini öldürüyor. Olay bu kadar vahim, soykırıma dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler karar aldı, oraya müdahale edilmesi gerekiyor. Tezkere gelsin Meclise, hadi hep birlikte, uluslararası toplum olarak gidelim, oradaki katliamı durduralım.” diye bir tezkere geldi mi? Hatırlıyor musunuz böyle bir şeyi 1994 yılında, değerli arkadaşlar? Gelmedi, gelmez de. Çünkü, orada onun yaşanması gerekiyordu, onun yaşanması planlanmıştı. Bugün oraya savaş gücünü gönderen emperyal güçler tarafından zaten bu planlanmıştı.

Aynı Birleşmiş Milletler ve aynı uluslararası güçler Somali iç savaşı sırasında da farklı bir tavır sergilemediler. Amerika Birleşik Devletleri orada kendince başarısızlıkla sonuçlanan bir girişimden sonra geri çıktı. Benden önceki konuşmacı arkadaşlar da dikkat çektiler. Somali’deki petrol rezervlerinin üçte 2’si Amerikan yanlısı hükûmet devrilmeden önce dört büyük Amerikan şirketine devredilmişti zaten ve Somali’de iç savaş yaşandığında yine uluslararası güçler, Birleşmiş Milletler sadece oradaki açlığı kendince gidermeye, oradaki yoksulluğu gidermeye çalışıyordu. Nijerya’da da benzer durum yaşandığında farklı değildi, Angola’da da iç savaş yaşandığında durum farklı değildi.

Bütün bu iç savaşların çıkış nedeni, toplumların orada birbirini katliamdan, soykırımdan geçirme nedenlerini, o siyasal ortamı, o sosyolojik ortamı hazırlayan şey de bu emperyal güçlerin oradaki politikaları, yüz yıl öncesine dayanan sömürgeci anlayışlarıydı. Afrika’nın zenginliği yüz yıldır, bugün Somalili korsanlar tarafından soyulan gemilerle Avrupa’ya ve Amerika’ya taşındı. Bugün Amerika’daki zenginliğin, Avrupa’daki zenginliğin önemli bir kısmı sömürgeci politikaları nedeniyle elde etmiş olduğu zenginliktir. Tabii ki -buradan yine ilk cümleme atıf yapıyorum- bu hiçbir şekilde Somalili korsanların orada gemi kaçırmalarını, insan kaçırmalarını ve soygun yapmalarını haklı çıkarmaz.

Ancak değerli arkadaşlar, eğer Somali’de bu mesele sadece birkaç korsanın yapmış olduğu hukuk dışı bir iş olmaktan çıkıp Somali toplumunun da bir halk olarak neredeyse içinde yer aldığı bir sektöre dönüşmüşse bunun tarihsel, sosyolojik nedenleri vardır ve bugün, uluslararası büyük şirketlerin ticari çıkarları tehdit altında, tehlike altında diye askerî güç gönderilmesi gündemdeyse meseleye biraz da buradan bakmamız gerekir. Yani Türk askeri kimlerle birlikte, orada kime karşı görev yapacak? Bu kritik bir noktadır değerli arkadaşlar. Elbette ki Türkiye Büyük Millet Meclisinden bu tezkere geçecek, Türk askeri oraya gidecek, umut ediyoruz ki kazasız belasız da geri dönecekler ama isterdim ki meselenin bu yönü burada tartışılmadan, burada dile getirilmeden bu tezkere buradan geçmesin.

Yine, değerli arkadaşlar, uluslararası askerî bir güç -tezkerede de belirtildiği üzere- orada adli görev yapacak şekilde, aynı zamanda, yetkilendirilmiş olacak. Nedir buradan kastedilen? Yani korsan saldırısı olduğunda, denizde takip edebilecek, yakalama yapabilecek, gözaltına alacak ve yargılama yapılabilmesi için gemiye çıkan -ki muhtemelen çıktıkları gemi Türk gemisi de olmayacak, Amerikan gemisi olacak- adli mercilere teslim edilecek, onlar da gemide bulunup yargılayacaklar, cezası neyse verecekler.

Bakın, şimdi bir örneği hatırlatmak istiyorum, uluslararası haber ajansları geçmişlerdi bu haberi: “Fransızlar öylesine öfkeliler ki gemi kaçıran Somalili korsanları kafesin içerisine koydular.” Haberin veriliş tarzına dikkat edin değerli arkadaşlar: Fransızlar öylesine öfkeliler ki –yani burada “Hafifletici neden var.” demek istiyorlar- o kadar öfkeliler ki Somalili korsanları kafesin içerisine koydular yani hayvan muamelesi yaptılar; bunu normal gösteriyorlar.

Şimdi, Türk askeri gidecek oraya, yakalama işlemini yapacak ve bunlar, Guantanamo’dakine benzer uygulamaları yapsınlar diye onlara teslim edecek. Kimi? Bunların aç bıraktığı, bunların yoksullaştırdığı ve bunların bu hâle düşürdüğü Somalili insanları. Meselenin bu yönünü tartışmamız gerekir değerli arkadaşlar. Yani yine, bütün bunlar Somalili insanlara korsanlık yapma hakkı vermez ama bunlar yaşanacak, orada insan hakları açısından trajediler yaşanacak çünkü uluslararası sermayenin bir tek dini vardır; o da paradır, vicdanı da paradır, imanı da paradır. Bunun dışında Somalililer kafese mi konmuş? Üstünkörü bir yargılamayla, bilmem ömür boyu hapse mi mahkûm edilmiş? Bunlar onların derdi değil değerli arkadaşlar ya da Ruanda’da 800 bin kişi birbirini katletmiş onların derdi değil, “uluslararası şirketlerin işleri tıkır tıkır yürüsün”dür dertleri.

Bu nedenle, değerli arkadaşlar, Türk askerinin kendi sorumluluğunun olmadığını, Türkiye'nin orada yaşanan insanlık trajedisinde payının olmadığını ama bu vesileyle dâhil edilmeye çalışıldığını ve dâhil olacağını, bundan sonra orada yaşanacak trajedinin parçası hâline getirileceğini, en azından tartışmaların bu yönlü yürütüleceğini hatırlatmak istiyorum. ABD’nin veya Avrupalı güçlerin insan hakları anlayışı kendi ulusal sınırları içerisinde geçerlidir. Hatta ABD’de bu bile yoktur, kendi ulusal sınırlarında dahi bu yoktur. Dolayısıyla Somali karasularında, Aden Körfezi’nde yakalanan korsanlara nasıl muamele yapılacağı, nasıl yargılanacakları, sonuçta nasıl cezalara çarptırılacağı bir muammadır ve Türkiye de bu gücün içinde yer almış olacak.

Yine tezkereden anladığımız kadarıyla yetkiler sadece denizde olacak. Korsanlar geldi, diyelim ki Türk askerinin görev yaptığı bir gemiye de saldırdı, korsan bu sonuçta yani orada o da kendi işini, mücadelesini yürütüyor kendince. Geldi saldırdı, Allah korusun istemediğimiz sonuçlar da çıktı ve korsanlar kaçtı, kendi karasına, toprağına ulaştı; hiçbir şey yapamayacağız, kimse hiçbir şey yapamayacak. Yetkiler denizle, deniz sınırları dâhilinde geçerlidir. Peki, bunun Türkiye kamuoyundaki karşılığı ve tepkisi, etkisi ne olacak? Türkiye asker göndermiş oraya, saldırı olmuş yani ortaya vahim şeyler de çıkabilir, kestiremiyoruz. Bir bataklığa doğru gidiyoruz. Yani orada ne olduğunu, nasıl durumla karşılaşacağımızı şu anda kestirmek bile mümkün değil; olası bir durumdan söz ediyorum. Hiçbir şey yapamayacak, hiçbir deniz gücü, orada bulunan uluslararası güç -Türk gücü dâhil- hiçbir şey yapamayacak. Bu insanlar kendi kara topraklarına ulaştıkları anda yetkimiz olmayacak. Bunun Türkiye kamuoyunda yaratacağı etkiyi, tesiri Hükûmetin ve Meclisin iyi hesap etmiş olması gerekiyor.

Şimdi, Birleşmiş Milletler karar aldı. Korsanlar orada ticaret gemilerine rahat vermiyorlar. Elbette ki ben bütün ticaret gemilerini veya ticaret adamlarını, işverenleri burada zan altında bırakmak istemiyorum, elbette ki kendince çalışan, iş yapan onlarca yüzlerce iş adamı da vardır. Ama en nihayetinde uluslararası bir ticaret zinciridir; ABD’nin, Avrupa’nın emperyal çıkarlarıyla doğrudan ilintilidir, BM’nin bu konudaki hassasiyeti de bundan kaynaklıdır. Yoksa aynı Birleşmiş Milletler, Bosna’da katliam yaşanırken bu kadar duyarlı davranabildi mi? Yani Somali’de şu anda korsanların yaptıklarıyla Bosna’da Sırpların yaptığını kıyasladığımızda Birleşmiş Milletlerin şu andaki tavrı, Türkiye’den en azından kararla asker isteme tavrı çok mu haklı, çok mu makuldür? Hiç tartışmadan, hiç olayı deşmeden geçiştirilebilecek bir konu mudur? Filistin’de Gazze’de yaşananlar, bunlar Birleşmiş Milletlerin bilgisi dâhilinde değil midir? Bu konuyla ilgili uluslararası toplum, bu uluslararası duyarlı toplum neden harekete geçmiyor değerli arkadaşlar?

Bunların hepsi Türkiye tarafından tartışılmak durumundadır. Çünkü Türkiye toplumu, meseleye buradan bakar. Eğer Türkiye toplumu meseleye buradan bakıyorsa Hükûmeti de, Meclisi de buradan bakmak zorundadır. Eğer burada halkın iradesi temsil ediliyorsa sokaktaki insanımız böyle düşünmüyor, size oy veren de, bize oy veren de böyle düşünmüyor. Dolayısıyla, bence, bugün burada halkın iradesi dışında, halkın talebi, istemi dışında bir karar alınıyor, bir işlem yapılıyor. Bizim yapmamız gereken, elbette ki -Birleşmiş Milletler nezdinde şimdi Güvenlik Konseyi üyesiyiz- NATO içerisinde etkili mi olmak istiyoruz, Birleşmiş Milletler içerisinde etkili mi olmak istiyoruz, Başbakanın o diplomatik tavrıyla onlara haddini bildirmeliyiz “one minute” demeliyiz, “Kardeşim, ne oluyor? Siz yaptınız bunları, bunların sorumlusu sizsiniz.” diyebilmeliyiz. Madem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesiyiz, bunların emperyal politikalarını sorgulayan bir noktada olmak zorundadır Türkiye. Eğer halkın iradesini ve halkın duygularını kendi uluslararası politikasında kullanmak istiyorsa Türkiye'nin tavrı bu olmalıdır. Bunun dışındaki herhangi bir tavır gerçekleri gizleme, gerçekleri örtbas etme, reel politik davranma, günü kurtarma, büyük dediğimiz devletlerin büyüklüklerini kabul etme, Türkiye'nin bu konudaki pasif duruşunu kabul etme veya en azından bunu onaylama, onama politikası dışında başka bir şey olmaz.

Değerli arkadaşlar, bu gerekçelerle, açıklamaya, izah etmeye çalıştığım gerekçelerle, biz, Türkiye'nin bu oyunun içerisinde yer almasını doğru bulmuyoruz. Türkiye eğer uluslararası alanda etkili bir güç, etkili bir ses olmak istiyorsa ezilen halklardan yana tavır koymalıdır, sömürülen halklardan yana tavır koymalıdır ve tavrını emperyal güçlere karşı koymalıdır. Bu ülkelerin politikalarını teşhir eden, deşifre eden bir tutum içerisinde olmalıdır. Türkiye toplumu böylesi politikaları destekler, bedeli neyse de Türkiye toplumu, 72 milyon insan bunun bedelini öder. Zaten bedel ödüyoruz, IMF’yle, Dünya Bankasıyla, ABD’yle, İsrail sermayesiyle, Yahudi sermayesiyle zaten Türkiye toplumuna bedel ödetiliyor. Yani bunlarla iyi geçindik diye müreffeh bir ülke miyiz? Zaten yoksulluk, işsizlik, açlık diz boyu bu ülkede, bari onurumuzla aç kalalım. En azından, Türkiye, dünyaya örnek olacaksa, dünyanın ezilen mazlum halklarına örnek olacaksa, bu yönüyle örnek olmalı, öncülük etmelidir.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle bu konudaki görüşlerimizi paylaşmak istedim. Demokratik Toplum Partisi olarak, bu düşüncelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, en azından bu ülkelerin de duyabileceği, anlayabileceği şekilde çıkmasını istedim. Ben eminim ki Meclis üyelerinin büyük bir kısmı da benzer düşüncelere sahiptir, ama partilerinin politikası gereği belki oyunu farklı kullanacaktır. Ancak bizim partimizin politikası da, bizim düşüncemiz de bu yöndedir.

Değerli arkadaşlar, biz, bu tezkereyi bu gerekçelerle doğru bulmuyoruz. Her şeye rağmen, görevin, kazasız belasız tamamlanmasını diliyoruz.

Tezkereye hayır oyu vereceğimizi ifade ederek, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Selahattin Demirtaş (Diyarbakır). “Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2009-02-10-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
