# 2006 merkezi bütçe kan.tas.(san.ve tic.bak.,rekabet kurumu,milli prodüktivite kurumu,küçük ve orta ölçekli sanayii geliştirme ve destekleme idaresi başk.,türk akreditasyon kurumu,tse,türk patent enstitüsü,çevre ve orman bakanlığı,orman genel müdürlüğü,devlet meteoroloji,özel çevre koruma kurumu bşk.)onüçüncü tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Selami Yiğit (Kars)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim
- **Tarih:** 21 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(SAN.VE TİC.BAK.,REKABET KURUMU,MİLLİ PRODÜKTİVİTE KURUMU,KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞK.,TÜRK AKREDİTASYON KURUMU,TSE,TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ,ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI,ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,DEVLET METEOROLOJİ,ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BŞK.)ONÜÇÜNCÜ TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2005-12-21-2006-merkezi-butce-kan-tas-san-ve-tic-bak-rekabet-kurumu-milli-produ

> Selami Yiğit, 21 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(SAN.VE TİC.BAK.,REKABET KURUMU,MİLLİ PRODÜKTİVİTE KURUMU,KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞK.,TÜRK AKREDİTASYON KURUMU,TSE,TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ,ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI,ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,DEVLET METEOROLOJİ,ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BŞK.)ONÜÇÜNCÜ TUR); konuşma 2.399 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Ticaret Bakanlığının bütçesi üzerine, Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sizlere ilk olarak, kalkınmada öncelikli illere getirilen teşvik uygulamalarından bahsetmek istiyorum.

Bilindiği üzere, 5084 sayılı Yasayla kişi başına düşen yıllık gelir miktarı 1 500 doların altında bulunan 36 il, kalkınmada öncelikli iller olarak ilan edilmiş, arkasından, yapılan yeni düzenlemeyle bu sayı 49'a çıkarılmıştır. Yani, ülke topraklarımızın neredeyse üçte 2'si teşvik kapsamına alınmıştır.

Kalkınmada öncelikli il kapsamı genişletilince, bu kapsama dahil olan iller ile gelişmiş iller arasında da gerilim başlamıştır.

Gaziantep'ten Samsun'a bir hat çizdiğimizde, bu bölgenin doğusunda kalan illerimizde sanayi oldukça geri kalmıştır.

Elbette gelişmiş illerimizle kıyaslandığında, teşvik kapsamındaki illerimizin gelir seviyesi 7-8 kata kadar düşüktür.

Sanayileşmiş illerimizden Kocaeli'nin gelir düzeyi Kars'ın 10 katı, Ağrı'nın da 11 katıdır. Teşvik Yasası, bölgelerarası gelir dağılımını düzeltmek yerine daha da artırmakta, kıt kaynaklar daha da israf edilmektedir. Şimdi, bu bölgelerimizde yatırım yapacaklar için teşvikler var; hazine arazileri bedava tahsis ediliyor, vergi indirimleri, sigorta indirimleri yapılıyor, düşük krediler veriliyor. Ancak, gelir seviyesinin çok düşük olduğu, iklim ve doğa şartlarının çok sert olduğu, güvenlik sorunun tam olarak çözülemediği, gayrimenkullerin bankalar tarafından ipotek kabul edilmediği, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, kimse yatırım yapmak istemiyor, arazi almıyor, tesis kurmuyor.

Sayın Bakan, kalkınmada öncelikli 49 ilimize, 3 800'ün üzerinde yer talebi olduğunu söylüyor; ama, Doğu ve Güneydoğuda talep oranı, diğer bölgelerin çok altında kalmaktadır. Millî Gelir düzeyinin en yüksek olduğu İstanbul'un yanı başındaki Düzce'yi, Adana'nın hemen dibindeki Osmaniye'yi, kalkınmada öncelikli il ilan etmişiz. Siyasî baskılarla sonradan eklenen 13 ilde de durum çok parlak değil. Milyarlarca liralık kaynak aktarılarak kurulan organize sanayi bölgelerinin küçük işletmelerinin çoğu boştur. Doğu ve Güneydoğudaki küçük sanayi sitelerini gezerken, yarısından çoğunun harabe halinde olduğunu görüyoruz. Küçük işletmeler için ayrılan yerler tarla görünümünde. Sanayi sitelerinin altyapı eksiklikleri, yapılan yatırımları ve kaynakları da heba etmektedir.

Yanlış teşvik sistemi, KOBİ amaçlı yatırımlarda da hüsran yaşatmıştır. Teşvikler, tarım ve hayvancılık projelerinin gelişmesine katkı sağlamamıştır. Hayvancılığın gelişmesi için teşvik edilen birçok ilimizde, hayli sıkıntılı bir durum yaşanıyor. 1 000 baştan oluşan hayvancılık projesi için, en az 5 000 metrekare otlak niteliğinde arazi gerekiyor diyelim; ama, hazine, bu arazi tahsislerinde cömert davranmıyor. O zaman da hayvancılık projelerinden verim almak mümkün olmuyor. Doğu Anadoluyu, halen, zorluklarla da olsa ayakta tutmaya çalışan hayvancılık alanında bir türlü atılım gerçekleştirilemiyor. Uygulanan teşvikler, küçük ve orta ölçekli sanayi girişimlerinden beklenen sonucu sağlayamamıştır. Yani, getirdiğiniz Teşvik Yasası, işsizliğe ve istihdama çare olamamıştır. O halde, teşvik sisteminin yeniden değerlendirilmesi gerekir. Teşvikler, kalkınmada öncelikli illerin gelişmişlik düzeyine göre, kademeli bir biçimde ve sektörel bazda uygulanırsa, bölgesel farklılıkların giderilmesinde daha etkili olacağı düşüncesindeyim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'deki bölgelerarası gelir farklılığının temel nedeni, gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre, 2 000 000 insanımız açlık, 12 000 000 vatandaşımız ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Gelire göre ilk yüzde 20'lik kısım millî gelirden yüzde 6, son yüzde 20'lik dilim ise millî gelirden, neredeyse, yüzde 50 oranında pay almaktadır.

Değerli milletvekilleri, teşvik politikalarının amacı da, geri kalmış bölgelerin kalkınmasını sağlamak ve gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermektir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, bu amaçla, yatırımdan işletmeye, birçok alanda teşvikler uygulanmaktadır. Ancak, 2006 yılından itibaren Kurumlar Vergisinde yüzde 10 indirim öngörülmektedir. Bu teşvikten doğacak kayıpların önlenmesi için yatırım indirimi uygulamasının kaldırılacağı Maliye Bakanlığı tarafından açıklanmıştır.

Ülke geneliyle birlikte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde de yatırım indirimi uygulamasının kaldırılması, zaten, var olan ekonomik sıkıntıları daha da artıracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgesel farklılıkların giderilmesi ve ülkemizin kalkınmasında önemli bir çıkış yolu olarak görülen küçük ve orta ölçekli işletmelere, yani, KOBİ'lere gelmek istiyorum.

Sayın Bakanımız Ali Coşkun'un verdiği bilgilere göre, şu ana kadar 18 287 hektar büyüklüğünde 77 organize sanayi bölgesi, 86 666 işyerinin bulunduğu 386 küçük sanayi sitesinin alt ve üstyapı inşaatları tamamlanmış.

Şimdi, yine, rakamlara bakalım. Kalkınmada bölgesel farklılıkların giderilmesi için düşünülen KOBİ'lerin, neredeyse, yüzde 80'i mikro ölçekli.

Hazinenin, 2005 yılı ocak-kasım aylarında KOBİ'lere verilen yatırım ve işletme kredileriyle sağlanan istihdama ilişkin verilere baktığınızda, 2005'in ilk dokuz ayında Ağrı'ya 475 milyar yatırım kredisi verilmiş, 11 kişi istihdam edilmiş; Bayburt'a 45 milyar yatırım kredisi verilmiş, 3 kişi istihdam edilmiş; Erzurum'a 1 trilyon 150 milyar verilmiş, 92 kişi istihdam edilmiş; Van'da, sadece 5 kişi istihdam edilebilmiş; Kars'a 22 milyar yatırım kredisi verilmiş, sadece ve sadece 2 kişi istihdam edilmiş.

Değerli milletvekilleri, bu verilerden de anlaşıldığı üzere, teşvik sistemi, istihdam sorununu çözememiştir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde, bölgesel farklılıkları ortadan kaldırmak amacıyla Avrupa Birliği tarafından verilen proje bazlı yardımlardan söz etmek istiyorum.

Samsun, Kastamonu, Erzurum, Amasya, Çorum, Tokat, Çankırı, Sinop, Bayburt ve Erzincan'dan oluşan 10 ilimizde Avrupa Birliğinden 52 000 000 euroluk proje bazlı yardım yapılacaktı. Bu hibe yardımları, bu illerdeki küçük altyapı projeleri, küçük ve orta ölçekli işletmeler ile sivil toplum kuruluşlarının kalkınmasına yönelik projelerde kullanılacaktı. 2005 yılındaki bu uygulamaları bir tarafa bırakalım; 2006 yılında 13 ilimiz daha bu proje bazlı yardımlardan yararlanacak. Konya, Kayseri, Malatya, Karaman, Sivas, Yozgat, Bingöl, Elazığ, Tunceli, Ağrı, Kars ve Ardahan'dan oluşan bu illerimize öngörülen proje bazlı yardım 90 000 000 eurodur. Bu yardımların amacına ulaşması için Sanayi Bakanlığı ne gibi hazırlık yapmıştır; bu yardımların yapılabilmesi için öngörülen proje hazırlanması konusunda, Bakanlığınızın, yerel girişimcilere ne gibi destekleri olacaktır?

AB tarafından yönetilen bölgesel programlar çerçevesinde, Ağrı, Ardahan, Iğdır, Kars İllerimizi kapsayan Serhat İlleri Kalkınma Birliğinin kuruluşu tamamlandı. Yukarıda sözünü ettiğim Avrupa Komisyonu ile Türk Hükümeti tarafından imzalanan finansman anlaşması uyarınca, bölgemize 90 000 000 euroluk bir yardım yapılacak; 2006 yılı başında tamamlanması beklenen bu süreç ne aşamadadır?

Avrupa Birliği kaynaklarını aktaracağı proje sayısı kaçtır?

Bu yıl sonu itibariyle bölgesel kalkınma birliklerine ne kadarlık bir kaynak kullandırılacaktır?

Doğu Anadoluda teknoloji geliştirme projesi kurulması düşünülüyor mu? Teknoloji geliştirme bölgelerinin yaygınlaşması organize sanayi bölgelerini nasıl etkileyecek?

Değerli milletvekilleri, organize sanayi bölgeleri ve uygulanan teşvikler açısından Kars'ın durumuna dikkat çekmek istiyorum. Bu yıl itibariyle, organize sanayi bölgemizdeki 69 parselden 50'sinde yatırım başlamıştır; bunların sadece 24'ünde üretime geçilmiştir ve bu oran, projelerin yarısı bile değildir. Kredilerde, bütün doğu ve güneydoğu illerinde yaşanan sorunlar, Kars'ta da yaşanıyor; alınan kredilerin 4-5 katı teminat istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, ekonomimizde önemli bir yapıtaşı olan esnafın durumuna geçmek istiyorum. Esnaf gerçekten büyük sıkıntıda, kredi ve prim borçları birikmiş ve siftah edemez hale gelmiştir. Sayın Bakan, esnafa 3 katrilyon kredi kullanma imkânı getirildiğini, esnafın yeniden hayata döndüğünü söylüyor; ama, ekonomik büyümenin halka yansımaması gibi, Sayın Bakanın söylediği iyileşmeler de esnafa henüz yansımamıştır.

Ülkemizdeki esnaf sayısı, gerçek anlamda, yaklaşık 3,5 milyonu aşmaktadır. Aileleriyle birlikte, esnaf ve sanatkârlar, toplumumuzun dörtte 1'ini oluşturmaktadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Başkanı Sayın Derviş Günday'a göre, 2003 yılı başından Mart 2005 sonuna kadar, yani, bu iktidar döneminde, yaklaşık 223 000 esnaf kepenk kapatmıştır. Bu yılın ilk üç ayında ise 46 500 işyeri açılmış, 25 800 işyeri kapanmış; açılan işyerlerinin yarısı, tekrar, kepenklerini indirmiştir. Protestolu senetler sayısı 2005 yılının ilk dokuz ayında 83 000'i geçmiş ve protestolu senet tutarı, neredeyse, 2 katrilyonu bulmuştur; geçen yılın aynı dönemine göre bu tutar yüzde 18 artış göstermiştir. Esnaf, borçlarla, faizlerle, protesto olan senetlerle, karşılıksız çeklerle baş edemez hale gelmiştir. Vatandaş, banka kredilerine, kredi kartlarına yüklenmiş; 2005 yılının ilk dokuz ayında, 24 katrilyonluk tüketici kredisi kullanılmıştır. Sorunlu kredi kartı sayısı, 2004 yılında 368 000'e, 2005 yılında ise 375 000'e ulaşmıştır.

Sayın Bakanım, eğer, bütün bu gelişmelere iyi demek mümkünse, yine, önünüzde, kredi kartları borçları ve hipermarketlerin çalışma saatlerinin düzenlenmesi gibi yasalarla niye geliyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, hipermarketlerle ilgili düzenlemelere gelmek istiyorum. Esnafımızın büyük bir bölümü bakkallardan oluşmaktadır, 2 000 000'a yakın bakkal ve bayi vardır. Üç yılı aşan iktidarınız döneminde, hipermarket ve süpermarketlerin hızla gelişmesi karşısında, uyum yasası çıkarılmamış, sınırlama olmaksızın büyüyen hipermarketler bakkal esnafı için ciddî bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu, madalyonun karanlık yüzü; ama, öte yandan bir de öteki yüzüne baktığınızda, bu marketler, gerek mal çeşitliliği gerekse düzenledikleri indirim kampanyalarıyla da halkın önemli bir bölümüne hizmet vermektedirler. Bu açıdan bakıldığında, süpermarketlerin ve hipermarketlerin pazar içerisindeki yaygınlığının getirdiği haksız rekabet iddiaları, Rekabet Kurulu tarafından incelenmiş midir? Bu yönüyle, hipermarketlere yönelik düzenlemeler, korkarız ki, hem esnafın kronikleşen sorunlarını çözemeyecek, tam tersine, geniş tüketici kitleleri açısından başka sorunlar yaratacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeri gelmişken, Rekabet Kurumunun yapısına değinmeden geçemeyeceğim. Yapılan bir yasal düzenlemeyle, bütün üst kurulların üyeleri Bakanlar Kurulu tarafından atanmaktadır. Oysa, bu kurullar oluşturulurken, siyasî iktidardan bağımsız, etki altında kalmadan karar alabilmeleri gereğinden hareket edilmişti. Yapılan düzenlemelerle, üst kurullar, giderek siyasî iktidara daha bağımlı hale geldiler. Rekabet Kurulu da, yapılan son atamalarla, tartışılır hale gelmiştir. Bilindiği üzere, tüm siyasî etkilerden uzak olması gereken Rekabet Kurumunda, bazı kurum çalışanlarının dışarıya bilgi sızdırarak haksız kazanç sağladıkları iddiasıyla soruşturma açılmış, 5 kurum çalışanı gözaltına alınmıştı. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporlarında da, Rekabet Kuruluna ilişkin bazı yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları vardır. Yönetimleri Bakanlar Kurulu tarafından atandığı sürece, ne yaparlarsa yapsınlar, bütün kurulların aldıkları kararlar, hep tartışılacaktır. Tekrar vurguluyorum, üst kurullar, siyasî etkilerden arındırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın bir konuya açıklık getirmesini rica ediyorum. Sayın Coşkun, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı açıklamada, Bakanlığın, kaçak akaryakıt konusunda da denetim görevi üstlendiğini söyledi. Kaçak akaryakıt konusu tüketici hakları bakımından Sanayi Bakanlığını ilgilendiriyor; ama, bu işler için bir Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu oluşturuldu. Bu Kurul oluşturulurken de, enerji piyasalarının siyasî etkilerden uzak olarak belirlenmesi ve denetlenmesi gereği vurgulandı; ama, şimdi anlaşılıyor ki, siyasî etkilerden uzak olması gereken EPDK, kaçak akaryakıt gibi, ülkemizin çok önemli yolsuzluk alanlarından birinde yetkisini siyasî organa, yani Bakanlığınıza devrediyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun yetkisinde olan kaçak akaryakıt denetimi, bir uzmanlık gerektirmez mi? Bu konuda yeterli altyapısı bulunmayan Sanayi Bakanlığı bu denetimi nasıl yapacak?

Şunu sormak istiyorum: Akaryakıt kaçakçılığını önlemek için ulusal marker ihalesi geçtiğimiz ay yapıldı. Denetim görevi Bakanlığınıza verildiğine göre, ulusal marker uygulaması ne zaman başlayacak ve nasıl denetlenecek? Bakanlığın akaryakıt kaçakçılığını denetlemeye ve kontrol altına almaya uygun laboratuar ve denetleme istasyonları var mıdır? Sanayi Bakanlığının bu imkânları yoksa, iki kez iptal edilen ve 11 Kasımda 6 konsorsiyumun katılımıyla yapılan ulusal marker ihalesi havada kalmış olmayacak mı?

Değerli milletvekilleri, biraz da, ülkemizde yüzbinlerce çiftçiyi ve ailesini yakından ilgilendiren şekerpancarı üretimi, Avrupa Birliği çerçevesinde uygulanan kotalar ve şeker piyasasıyla ilgili birtakım iddialar üzerinde durmak istiyorum. Bilindiği üzere, Şeker Kanunuyla kurulan Şeker Kurumu, Bakanlar Kurulunun 27 Aralık 2004 tarihli kararıyla kaldırılmış; ancak, bu Kurumun görev süresi 13 Aralık 2006 tarihine kadar uzatılmıştır. Ancak, Danıştay, Bakanlar Kurulunun bu kararını iptal edince, ortaya garip bir durum çıkmıştır. Kanunu uygulamakla yükümlü kamu kuruluşu; yani, Şeker Kurulu ortadan kalkınca, şekerpancarı kotasının uygulanmasında ve bu süreci izlemekte büyük sıkıntılar doğmuştur. İmalatçı firmalar ile ihracatçıların belge işlemlerini yürüten Şeker Kurumu ortadan kalkınca, ithalat rejiminin nasıl işleyeceği konusunda boşluklar doğmuştur.

Değerli milletvekilleri, bu belirsizlikler, nişasta bazlı şeker üreten bazı firmaların ekmeğine yağ sürmüştür; bunlara haksız kazanç sağlama yolları açılmıştır ve böylece Türkiye'deki kola şirketleri birbirine girmiştir. Biliyorsunuz, nişasta bazlı şeker mısırdan elde edilmektedir. Bu tür nişasta bazlı şeker, daha çok kola ve meşrubatlarda tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. İktidar Partisine yakın durduğu söylenen bir şirketler grubu, iddialara göre, Sanayi ve Ticaret Bakanlığından izin almadan, 2004 yılında Akyazı'da kurduğu bir tesiste, nişasta bazlı şeker üretimine geçmiştir. Devlet, pancardan elde edilen şekere pazar bulabilmek için nişasta bazlı şekere kota uyguluyor ve bu kota, ülkemizin şeker üretiminin yüzde 10'uyla sınırlıdır. Bakanlar Kurulu, bu oranı daha sonra yüzde 15'e çıkarmıştır. Avrupa ülkelerinde bu oran en fazla yüzde 2 oranındadır. Türkiye'de, bu kotayı, aralarında Ülker-Cargill ortaklığının da içinde bulunduğu 5 şirket doldurmaktadır. Ülker-Cargill firmasına sağlanan avantaj, diğer uluslararası kola şirketlerini harekete geçirmiş, onlar da Sanayi Bakanlığına başvurarak, nişasta bazlı şeker üretim tesisi kurmak için izin istemişlerdir; ancak, Sanayi Bakanlığı bu izni vermemiştir. Bakanlığın izin vermediği iki uluslararası firmanın haksız rekabet iddiaları üzerine Şeker Kurulu inceleme başlatmış ve bu iki firmaya bir yazı göndermiştir. Şeker Kurulu yazısında, kota tahsisatı olmadığı için yapılacak üretim kanuna aykırıdır demiştir. Ülkerin de uyarılması üzerine, Cargill, Şubat 2005'ten itibaren Ülkere nişasta satışını durdurmuştur.

Şimdi, Sayın Bakana sormak istiyorum: Şeker Kurumunun ortadan kaldırılmasına ilişkin, sonradan Danıştay tarafından iptal edilen Bakanlar Kurulu kararının, bu firmanın haksız rekabete yol açacak üretimiyle ilgisi var mıdır? Şeker Kurulunun şu anki statüsü nedir? Danıştayın iptal ettiği Bakanlar Kurulu kararına göre, 13 Aralık 2006 tarihine kadar görev ve yetkilerini uzattığınız Şeker Kurulunun bütçesine, bu yılın bütçe taslağında neden yer vermediniz? Şeker Kurumu unutuldu mu? 2004-2005 döneminde nişasta bazlı şeker üretimi ne olmuştur? Danıştayın Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından, Şeker Kurumu için yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Değerli milletvekilleri, şekerde sorun bunlarla da bitmiyor; giderek büyüyen bir kaçak sorunu var. Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğünün verilerine göre, 2005 yılında, yasadışı yollardan Türkiye'ye 500 000 ton şeker girmektedir. Bu rakam, 2004-2005 kampanya döneminde üretilen 1 327 000 ton şekerin neredeyse yarısına yaklaşmaktadır; hatta, şeker kaçakçılığının, son yıllarda akaryakıt kaçakçılığı boyutlarına geldiğini iddia edenler de vardır. Bu konuda, Sanayi Bakanlığının aldığı bir tedbir var mıdır?

Bir de, uygulanan şekerpancarı kotasındaki denetimsizlik nedeniyle çok büyük miktarda yolsuzluklar oluyor. Bazı şeker fabrikaları, yakın bölgelerden pancar alıyor. Bu kota ticaretini önlemek için, Bakanlığınız ne gibi tedbirler almaktadır?

Kırk yıldır, şeker konusunda büyük sübvansiyon uygulayan Avrupa Birliği, geçtiğimiz hafta Dünya Ticaret Örgütü kararlarına uymak amacıyla şekerpancarı üretimine olan desteğini yüzde 36 oranında indireceğini açıklamıştır. Bu karar, Avrupa Birliği ülkelerinde şeker üretimini üçte 1 oranında düşürecek, Avrupa Birliği, bir süre sonra şeker ithalatçısı konumuna gelecektir. Avrupa Birliğinin, gelecekte, şeker üretiminden büyük ölçüde çekilmesi olasılığına yönelik olarak, hükümetinizin bir stratejik hazırlığı ve çalışması var mıdır? Brezilya ve Avustralya gibi şekerkamışı üreticisi ülkelerin ihracatını artıracak olan bu durum karşısında, ülke piyasamızın olumsuz etkilenmemesi için, Bakanlık olarak ne gibi önlemler almayı düşünüyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, 6 Aralık 2005 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alınmıştır. Bunlar, üretim kapasiteleri ve maliyetleri açısından avantajlı şeker fabrikalarıdır. Bu şeker fabrikaları özelleştirildikten sonra, bu durumda, büyük bölümü geri kalmış bölgelerimizde bulunan ve zarar eden 20 şeker fabrikamızın satılması imkânı zorlaşmaktadır; bunlar, kapanma durumuna geleceklerdir. Dolayısıyla, şekerpancarı üretimi de yarı yarıya daralacaktır.

2005 yılında, Kars Şeker Fabrikasına 90 000 ton kota verilmiş, bunun 85 000 tonu ekilmiştir; ancak, rekolte düşük olduğu için 68 000 ton fireli pancar alınabilmiştir. Üretilen kristal şeker ambarlarda beklemektedir.

Sayın Bakanıma şu soruları yöneltmek istiyorum: Sayın Bakanım, başta Kars Şeker Fabrikası olmak üzere, özelleştirme kapsamı dışında kalan şeker fabrikalarının akıbeti hakkında bilgi vermenizi rica ediyorum. Ayrıca, kamyoncuların şekerpancarı nakliye ücretleri iki aydır ödenmemektedir. Kamyoncuların bu mağduriyetini gidermek için bir çalışmanız olacak mıdır?

Sayın Bakanım, kotayı kaldıracağız dediniz, bunun gereğini yapmadınız. Bunun gerekçelerini açıklayabilir misiniz?

Artı-eksi yüzde 15 uygulamasını neden kaldırdınız; bunun sebebini öğrenmek istiyorum.

Pancar çiftçisine ücretsiz verdiğiniz küspe hakkı oranını neden düşürdünüz? Bu uygulamayla, havyan besicilerini önemli ölçüde mağdur ettiğinizi düşünüyorum.

Sayın Bakanım, pancarı 22 500 000 liradan alıyorsunuz, küspeyi 15 000 000 liradan satıyorsunuz. Acaba, bu uygulama vicdanlara sığıyor mu?!

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesinin ülkemize ve ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Selami Yiğit (Kars). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(san.ve tic.bak.,rekabet kurumu,milli prodüktivite kurumu,küçük ve orta ölçekli sanayii geliştirme ve destekleme idaresi başk.,türk akreditasyon kurumu,tse,türk patent enstitüsü,çevre ve orman bakanlığı,orman genel müdürlüğü,devlet meteoroloji,özel çevre koruma kurumu bşk.)onüçüncü tur”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2005-12-21-2006-merkezi-butce-kan-tas-san-ve-tic-bak-rekabet-kurumu-milli-produ (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
