# Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.1051)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Selami Yiğit (Kars)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 28 Aralık 2005
- **Gündem:** TAPU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.1051)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2005-12-28-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-1051

> Selami Yiğit, 28 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.1051)); konuşma 1.501 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Osmanlı döneminde, yabancılara toprak satışıyla ilgili ilk düzenleme, 1868 tarihli yasadır. Bu tarihten önce ve sonraki dönemlerde, benzer düzenlemeler sonucunda, Osmanlı döneminde, Anadolu topraklarında, tarımsal alanların önemli bir kısmı yabancıların eline geçmiştir. Ancak, Lozan Barış Anlaşmasıyla birlikte, mevzuatımıza tam karşılıklılık ilkesi girmiş, yabancıların mülk edinmesine sınırlanmalar konmuştur. Ardından çıkarılan 1924 tarihli Köy Kanunu, belediye sınırları dışındaki tarım ve orman arazilerinin yabancılara satılmasını yasaklamıştır. Yine, 1934 yılında çıkarılan Tapu Kanununun 35 ve 36 ncı maddeleri, yabancılara mülk satışı konusunda sınırlamalar getirmiştir. Ancak, Temmuz 2003 tarihinde çıkarılan 4916 sayılı Kanunla çeşitli değişiklikler getirilmiştir ve bu değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz: Hazine taşınmazlarının yabancı uyruklu gerçek ve tüzelkişilere devri öngörülmüştür bu yasada. Yabancı uyruklu ticarî şirketlere de taşınmaz edinme hakkı tanınmaktadır, ki, bu mevzuatımızda ilk uygulamadır. Yine, köy arazilerinde taşınmaz edinme yasağı kaldırılmıştır; ki, bu, Köy Kanununun 87 nci maddesinin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleştirilmiştir; bu da, yine, mevzuatımızda ilk uygulamadır. Ayrıca, diğer devletlerle aramızda karşılıklılık bulunduğunun kabul edildiği haller genişletilmektedir ve yabancıların sınırlı aynî hak ediniminde karşılıklılık aranmayacağı öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu arada, Anayasa Mahkemesi, CHP Meclis Grubunun Ağustos 2003'te açtığı iptal davası üzerine, yabancı ticaret şirketlerine Türkiye'de taşınmaz edinme hakkını tanıyan hükmü de kapsayan, yabancıların Türkiye'de taşınmaz edinmesine ilişkin 2644 sayılı Tapu Kanunundaki genel hükmü iptal etmiştir. İptal kararı, 25 Temmuz 2005'te yürürlüğe girmiştir. Karara uygun olarak, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen genelge uyarınca, 26 Temmuz 2005 tarihinden itibaren, tapu ve kadastro dairelerinde, yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar, yabancılara, taşınmazlar üzerinde aynî hak edinimlerine yönelik işlem yapılmamaktadır.

Bu çerçevede, yürürlüğü durdurma kararının verilmemiş olması dolayısıyla, iptal davasının açılması ile verilen kararın yürürlüğe girmesi arasında geçen yaklaşık ikibuçuk yıllık sürede, yabancı gerçek kişiler ve ticaret şirketleri tarafından taşınmaz edinimleri devam etmiştir.

Değerli milletvekilleri, düzenlemenin iptali isteminde bulunan CHP Grubu, devlete ait birkısım arazinin özel mülkiyete açılması, yani, hazine arazilerinin özel mülkiyete açılması ve Köy Kanununun 87 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmasıyla tarım ve orman arazilerinin yabancıların eline geçmesini mümkün kılan hükümleri için Anayasa Mahkemesine başvurmamıştır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi bu konuda bir değerlendirme yapmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamın bu bölümünde "yabancı" kavramı üzerinde durmak istiyorum. En genel anlamıyla, yabancı, bir devletin ülkesinde bulunup da o devletle vatandaşlık bağı olmayan kimselerdir.

Gerçek kişiler için geçerli olabilecek bu kavram, bir devletin ülkesinde, gerçek kişiler yanında, tüzelkişilerin de bulunabileceği dikkate alındığında, yukarıdaki açıklama yabancıyı tanımlamada yetersiz kalmaktadır.

İşte, bu nedenle, devletler, yabancı tüzelkişileri belirlerken çeşitli ölçütler geliştirmişlerdir. Önceleri, eşitlik prensibi hâkimken, 19 uncu Yüzyılda, Avrupa ülkeleri, az gelişmiş ülkelerin hukukunda, kendi vatandaşlarına uygulanmaması gerektiği düşüncesiyle, ayrıcalık taleplerinde bulunmaya başlamışlardır. Ayrıcalık taleplerinin "kendi vatandaşları" lehine olan kısmı kapitülasyonlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa devletlerinin politikası ayırıcılık eksenine kayarken, kendisinden çeşitli kapitülasyonlar talep edilen Osmanlı Devleti, bu taleplere karşı gelememiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonrası işgal edilen Anadolu topraklarından beklenmedik bir mukavemet gelmiş ve Türkler, Kurtuluş Savaşı sonucunda bağımsızlığını kazanarak, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşmasıyla uluslararası hukukun bir parçası olmuşlardır.

Özellikle, yabancıların taşınmazlar üzerinde hak edinmesi yönünden dikkate alınması gereken, yabancıların haklarına ilişkin temel uluslararası metin, 1954'te yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokoldür. Türkiye, bu protokolü 18 Mayıs 1954'te onaylamıştır. Evrensel bir değer olan insan hakları, herkese mülkiyet, serbestçe yerleşme ve seyahat özgürlüğü tanımaktadır. Anayasamız da, temel hak ve özgürlükler başlığında yer alan hak ve özgürlükleri vatandaşlara ve yabancılara eşit olarak tanımaktadır. Bu özgürlüklerin sınırlanması ise, ancak kanunla öngörülmesi halinde mümkündür. Anayasamızın "Yabancıların durumu" başlıklı 16 ncı maddesine baktığımızda, yabancıların haklarının kanunla sınırlanmasının yanında, milletlerarası hukuka uygun olarak sınırlanmasının gerektiğini görmekteyiz. Uluslararası hukukta, bir devletin vatandaşı ile yabancıyı mutlak eşit kılacağı şeklinde bir ilke yoktur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 numaralı Protokolde de, sahip olunan mülkiyet hakkının kamu yararının varlığı halinde milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceği kabul edilmektedir. Mülkiyet hakkı edinimine izin vermek ve hak ediniminin koşullarını belirlemek, yasa koyucunun keyfiyetindedir. Türkiye Cumhuriyetinde yabancıların mülk edinmesi konusunda ilk düzenleme, Lozan Anlaşmasında yer almaktadır. Lozan Anlaşması, tam bir karşılıklılık öngörmektedir; yani, Türkiye Cumhuriyetinde hiçbir hükümet kendisinin varlık sebebi olan Lozan Antlaşmasına aykırı bir düzenlemeye gitmemelidir.

Değerli milletvekilleri, aksi tutum, Türkiye Cumhuriyetinin Lozan Antlaşmasıyla kazandığı hakları kendi eliyle ortadan kaldırması demektir. 4916 sayılı Yasanın 38 inci maddesiyle 442 sayılı Köy Kanununun 87 nci maddesi ortadan kaldırılmıştır. Bu düzenleme, ülkemizin tarım ve orman arazilerinin yabancılara, üstelik yabancı uyruklu tüzelkişiliğe sahip ticarî şirketlere geçmesini sağlamıştır. AK Parti İktidarı, Türkiye'nin Lozan Antlaşmasıyla kazandığı hakları 4916 sayılı Yasayla geri vermiştir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde karşılıklılık ilkesi üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmak istiyorum. Karşılıklılık ilkesi, en az iki devletin kendi vatandaşlarına aynı mahiyetteki hakları karşılıklı tanımalarını ifade eden bir prensiptir. Ülkemiz ile yabancı bir devlet arasında taşınmaz mal edinimi konusunda karşılıklılığın varlığından söz edebilmek için, karşılıklılığın kanunî ve fiilî olması gerekmektedir. 4916 sayılı Kanunla Tapu Kanununun 35 inci maddesi değiştirilmiş, yeni düzenlemeyle, yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde bu ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerinin ülkemizde taşınmaz mal edinmelerine ilişkin yeni esaslar getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, karşılıklılık ilkesi yeni boyutlar kazanmıştır. Buna göre, karşılıklılığın kanunî ve fiilî olarak uygulanması yerine, yabancı devletin, kendi vatandaşlarına veya kendi kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerine tanıdığı hakların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına veya ticaret şirketlerine de tanınmasının karşılıklı varlığının kabulü için yeterli olacağı esası getirilmiştir. Söz konusu bu hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve kanunî bir boşluk meydana gelmiştir.

Anayasa Mahkemesi, iptal gerekçesinde, yabancı uyruklu gerçek ve tüzelkişilerin taşınmaz edinimleri karşılıklı olmak ve kanunî sınırlamalara uymak koşuluyla bağlı tutulduğu; ancak, bunun usul ve esaslarının 4916 sayılı Yasada gösterilmediğine dikkat çekmiştir. Ayrıca, ülke bütünlüğü, coğrafî özellikler, stratejik konumu gözetilerek, yabancıların alacağı taşınmazın yeri, satın almanın amacı ve devirde uyulacak usul ve esasların 4916 sayılı Yasada gösterilmediği vurgulanmaktadır. Bu durumun, yetki devrine yol açabileceği görüşü ağırlık kazanmıştır. Yine, sınırlı aynî hak tesisinde de, bu hakkın süresi ve amacıyla ilgili açıkların 4916 sayılı Yasada yer almadığına dikkat çekilmiştir.

4916 sayılı Yasanın 19 uncu maddesiyle değiştirilen Tapu Kanununun 35 inci maddesindeki değişikliklere ilişkin olarak, son fıkrada yer alan "kamu yararı, ülke güvenliği bakımından, bu maddenin uygulanamayacağı yerleri belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir" hükmü Anayasa Mahkemesince değerlendirilirken, gerekçede, şu görüşlere yer verilmiştir: Ülke güvenliği yanında, kamu yararı gibi, sınırları belirsiz bir kavrama dayanarak, Bakanlar Kuruluna, bu maddenin uygulanamayacağı yerleri saptama konusunda geniş bir takdir yetkisi verildiği belirtilmiştir. Bu durumun da, yasama yetkisinin yürütmeye devri anlamına geleceği ifade edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kamu yararı olmaksızın, stratejik alanlar, sınırlar, GAP bölgesi, tarım alanları gibi kısımlar dışarıda tutulmadan ve mülk edinme hakkının sınırlarında tam denklik aranmadan, ülke topraklarının, yabancı gerçek kişilerin, yabancı ticarî şirketlerin taşınmaz edinmesine açılması, karşılıklılıkla hedeflenen sonuçla bağdaşmamaktadır. Ülkenin bütünlüğü, güvenliği, coğrafî özellikleri, stratejik konumu ve öncelikler gözetilerek, yabancıların üzerinde hak edinebileceği taşınmazın yeri, arazi, arsa ve bina olmasının getireceği farklılıklar göz önünde bulundurularak, kanunla kısıtlar getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, 4916 sayılı Yasa, bilindiği üzere bir torba yasaydı. Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesinde getirilmişti. Avrupa Birliğine yeni katılan ülkelerin çoğunda tarım arazilerinin satışı ileriye dönük olarak yasaklanmıştır. Öte yandan, özel teşvik yasalarının getirdiği hükümler, bu konunun, âdeta kontrolden çıkmasına neden olmuştur. Hükümetin, teşvik yasalarıyla çelişmeyen ve Anayasamıza da aykırılıklar içermeyen yeni ve ayrı bir düzenlemeye gitmesi yararlı olacaktır. Tarım ve orman arazilerinin satışına olanak tanımayan ve 4916 sayılı Yasayla kaldırılan Köy Kanununun 87 nci maddesi, bir yasal düzenlemeyle, yeniden işlerlik kazanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, yabancı uyruklu ticarî şirketlerin tanımı gerek 4916 sayılı Yasada gerekse görüşmekte olduğumuz tasarıda tarif edilmemektedir. Yabancılara mülk satışı konusuyla ilgili düzenlemelerin torba yasalar içerisinde getirilmesini doğru bulmuyorum.

Değerli milletvekilleri, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün web sitesinde, yabancı gerçek kişilerin bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde edindikleri taşınmazlar hakkında bilgi verilmemektedir. Ayrıca, bu gerçek kişilerin oransal olarak hangi illerin sınırları içerisinde taşınmaz edindiklerine ilişkin bilgi de yer almamaktadır. Özellikle sınır bölgelerimizde, komşu ülkelerin vatandaşları tarafından ağırlıklı şekilde taşınmaz ediniminin söz konusu olup olmadığı önemlidir. Ayrıca, aynı web sitesinde, 4916 sayılı Yasanın kabulünden iptaline kadar geçen süre içerisinde, hangi ülkelerin yabancı ticaret şirketleri tarafından, Türkiye'nin hangi illerinde toprak alımı yapıldığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır.

Ulusal güvenlik açısından doğabilecek sıkıntıları önleyebilmenin çeşitli yolları vardır. Bu yollardan biri de kamulaştırmalardır; ancak, hem getireceği malî yük hem getireceği malî yük hem de devletin görebileceği çeşitli dış baskılar nedeniyle bu yolun tercihi uygun olmayabilir.

Öte yandan, yabancıların mülkiyetindeki taşınmazların diğer yabancılara satılması da yasal olarak engellenmelidir.

Tabiî, burada, elbette ki yabancı gerçek kişilerin kanunî miras hali istisnadır.

Gerek 4916 sayılı Yasada gerekse görüşmekte olduğumuz tasarıda, yabancı kişi kavramı tanımlanmamıştır. Yabancı gerçek ve tüzelkişilerin yanında, yabancı kontrolündeki tüzelkişi ve yabancı devlet kontrolündeki tüzelkişi tanımlarına da yer verilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarı hakkında değişiklik önergelerimiz olacaktır. Değerli arkadaşlarım, ülkemizin sınır bölgeleri çok önemlidir. Komşumuz Yunanistan, Rusya Federasyonu ve AB ülkelerinin önemli bir kısmı sınır bölgelerinde toprak satışlarına ciddî sınırlamalar getirmektedir. Seçim bölgem Kars ve komşu illerde bu konu ciddî bir tedirginlik yaratmaktadır. Bu konuyla ilgili değişiklik önergemizi desteklemenizi rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yukarıda belirttiğim gibi, 4916 sayılı Yasayla, Köy Kanununun, köy arazilerinin satışını yasaklayan 87 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu olumsuzluğu bertaraf edebilmek için başka bir önerge hazırlamış bulunmaktayız. Bu önergemizin de Yüce Meclis tarafından değerlendirilmesini ve desteklenmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Selami Yiğit (Kars). “Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.1051)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 28 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2005-12-28-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-1051 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
