# Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Selami Yiğit (Kars)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim
- **Tarih:** 14 Haziran 2006
- **Gündem:** KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI (S.S 1206)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2006-06-14-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-1206

> Selami Yiğit, 14 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI (S.S 1206)); konuşma 1.337 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı hakkında, Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının gerekçesinde de belirtildiği gibi, tarihte ombudsman uygulaması, ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminde görülmektedir. Osmanlıda idarî yargı sistemi olmadığı için, halkın idareye yönelik şikâyetlerini incelemek üzere bir kadı tayin edilmiştir. "Kadi-il-kudat" adı verilen bu özel kadılar, padişah dahil, idarenin her türlü işlem, eylem, tutum ve davranışlarına yönelik halk tarafından yapılan başvuruları inceleyerek etkin bir denetim mekanizması çalışması sağlamışlardır.

18 inci Yüzyılın başlarında, İsveç Kralı Charles, sığınmacı olarak geldiği Osmanlı topraklarında sistemi incelemiş, dönüşünde, ülkesinde de "ombudsman" adı altında uygulama başlatmıştır. İsveç dilinde ombudsman, kamu hakemi, arabulucu anlamına gelmektedir. Osmanlıdan sonra İsveç'te uygulanan ombudsman sistemi, daha sonra tüm Avrupa ülkeleri tarafından benimsenmiş, hatta çoğu Avrupa ülkeleri tarafından anayasal bir kurum haline getirilmiştir.

Ombudsman sistemi, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tümüyle birlikte, bugün, 120'nin üzerinde ülkede uygulanmakta, vatandaşın idareyle ilgili sorunlarının mahkemelere gerek kalmadan çözümünde etkili rol oynamaktadır.

İlk Avrupa ombudsmanı 1995 yılında seçilmiştir. Ombudsman, yani kamu denetçiliği sistemi olmayan tek Avrupa Birliği aday ülkesi Türkiye'dir. Avrupa Birliği, Türkiye'de de bu sistemin yasal hale getirilmesini önermiş, konu Yedi ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planlarında yer almış, geçmiş hükümetler döneminde de bu konuda bazı çalışmalar yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Kamu Denetçiliği Kurumu Yasa Tasarısı, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri incelemek ve önerilerde bulunmak üzere, bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi içinde olan Kamu Denetçiliği kurumu kurulmasını öngörmektedir.

Kurumda, 1 başdenetçi ile en fazla 10 denetçi görev yapacaktır. Başdenetçi 50 yaşını doldurmuş, hukuk fakültesi veya dört yıllık eğitim veren siyasal bilgiler, idarî bilimler, iktisat ve işletme fakültesi mezunu, mesleğiyle ilgili kamuda veya özel sektörde en az on yıl çalışmış, herhangi bir siyasî partiye üye olmayan, kamu haklarından yasaklı bulunmayan kişiler arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından beş yıllığına seçilecektir.

Başdenetçi ve denetçilerin seçiminde, ilk turda Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte 2 çoğunluk şartı aranacaktır. İlk turda bu çoğunluk sağlanamadığı takdirde, ikinci tur oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu gerekecektir. Bu turda da seçilemezse, üçüncü turdaki oylamaya ikinci tur oylamada en fazla oy alan iki aday katılacak ve bunlar arasından üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyunu almış bulunan aday seçilmiş olacaktır. Başdenetçi ve denetçiler, seçildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, tasarıda yazılı olan andı içtikten sonra göreve başlayacaklardır.

Değerli milletvekilleri, Kamu Denetçiliği Kurumundan beklediğimiz fayda ve etkinliğin sağlanabilmesi için, başta başdenetçi olmak üzere, bu kurulda görev alacak herkesin hukuk alanında bir otorite olmaları mutlak gereklidir. Başdenetçi veya denetçilerin seçilmesinde aranacak nitelikler arasına, hukukî formasyon vermeyen ya da eksik veren bazı fakültelerin mezunları da dahil edilmiştir. Son derece hassas idarî yargı konusunda bir bilirkişi gibi görev yapacak olan Kamu Denetçiliği Kurumunda görev yapacak kişilerde aranacak niteliklerin bu şekilde genişletilmesini doğru bulmuyorum. Bu kuruma seçilecek kişilerin hukukî formasyonlarının yanı sıra, her birinin geçmişte aldıkları kararlarla toplumda saygınlıklarını ortaya koymuş kişiler olmalarının büyük önemi vardır. Meclis Genel Kurulunda hangi yöntemle seçilmiş olursa olsun, eğer kuruma seçilecek kişilerde bu saygınlığı gözetmezsek, ülkemizde büyük bir boşluğu dolduracak olan Kamu Denetçiliği Kurumundan beklenen fayda sağlanamayacaktır. En kötüsü de, kurumun çalışanları, çalışmaları üzerine ister istemez siyaset gölgesi düşecektir.

Değerli milletvekilleri, Kamu Denetçiliği Kurumu, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyecek ve önerilerde bulunacaktır. Tasarı, kuruma başvuru süreciyle ilgili şu düzenlemeleri getirmektedir:

Gerçek ve tüzelkişiler, şikâyet konusunu belirttikleri başvuru dilekçeleriyle Kuruma başvurabilecekler. Dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış dava açma sürecini durduracaktır.

Başdenetçi ve denetçiler, bilirkişi kullanabileceklerdir.

Kurum, şikâyet konusu araştırma ve incelemeler için herhangi bir ücret almayacaktır ve şikâyetleri, başvuru tarihinden itibaren altı ay içerisinde sonuçlandıracaktır. Bu durum da, idarî mahkemelerin iş yükünü büyük ölçüde azaltacak, zaman ve maddî kayıpların önüne geçilmiş olacaktır.

Görüşmekte olduğumuz tasarının eksik ve olumsuz taraflarına gelince: Değerli milletvekilleri, Türkiye'de idarî işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğu idare mahkemeleri tarafından yapılmaktadır. Bildiğimiz gibi, Anayasamızda Kamu Denetçiliği Kurumuna yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasal dayanağı olmaksızın idarenin vatandaşın şikâyetlerine konu olan eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını inceleyecek bir kurum oluşturulması yeni bir hukukî kargaşa yaratacaktır. Kamu denetçiliği sisteminden beklenen yararın ve etkinliğin sağlanması için bu kurumun mutlaka anayasal güvenceye kavuşturulması gerekmektedir. Bu eksiklik, çıkan yasayı da tartışılır hale getirecektir. Bildiğiniz gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti 2004 yılında çıkardığı İl Özel İdaresi Yasasının içerisine il genel meclislerinde halk denetçilerinin bulunması hükmünü koymuş; ancak, düzenleme, Cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarafından, halk denetçiliği kurumunun Anayasamızda ve uygulamadaki kanunlarda yer almadığı gerekçesiyle veto edilmiştir. Bu açıdan, hem bu yasanın veto edilme riskini ortadan kaldırmak hem de etkin bir kamu denetçiliği kurumu oluşturmak için anayasal düzenleme yapılmasında büyük yarar görüyorum.

Öte yandan, tasarı, yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemleri Kamu Denetçiliği Kurumunun görev alanı dışında bırakmaktadır. Kuvvetler ayırımı prensibi çerçevesinde değerlendirildiğinde bu doğrudur; ama, birçok Avrupa ülkesinde anayasal zemine oturtulan ombudsman sistemine göre, kamu denetçileri yasalardaki eksikliklerin giderilmesini isteyebilmektedirler, hatta, anayasaya aykırılık iddiasında bile bulunabilmektedirler. Oysa, getirilen tasarıyla, Kamu Denetçiliği Kurumunun idarî mahkemelere başvuru imkânı bile bulunmamaktadır. İdareyle ilgili şikâyetleri incelemekle görevli, idarî yargıya yardımcı olmak üzere düşünülen Kamu Denetçiliği Kurumuna gerek görüldüğü konularda idarî mahkemelere başvuru yolunun açılmamış olması büyük bir eksikliktir. Bizde de, hiç olmazsa, Kamu Denetçiliği Kurumunun yasama organına eksikliğini veya yanlışlığını gördüğü konularda yasal düzenleme önerme yetkisi verilmeli, idarî yargıya başvuru yolu açılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, tasarının 18 inci maddesine eklenen bir fıkrayla, devlet sırrı ve ticarî sır niteliğindeki belge ve bilgilerin Kuruma verilemeyebileceği hükmü getirilmiştir. Şikâyete konu olan idare, Kamu Denetçiliği Kurumunun istediği bilgi ve belgeleri devlet sırrı ya da ticarî sır gerekçesini göstererek veremeyecektir. Bildiğiniz gibi, idareyle ilgili her türlü usulsüzlüğün incelenip soruşturulmasında bu kavramlar birer kalkan olarak kullanılmıştır. Gerçi, Sayın Adalet Bakanı "devlet sırrı" ve "ticarî sır" kavramlarının yeniden ele alındığını, bu konuda yeni bir yasal düzenleme hazırlıkları yaptığını söylemiştir; ancak, bu kavramlarla ilgili yasal düzenleme çıkarılmadan, kamu denetçiliği kurumunun işlemesinde büyük güçlükler yaşanacaktır. Bu durumda, vatandaşın idareden en fazla şikâyetçi olduğu rüşvet, adam kayırma, iltimas, görevi kötüye kullanma gibi suçlarla ilgili kamu denetçiliği kurumunun etkin takipte bulunması olanaksızlaşacaktır. Şikâyete hedef olan idare, bu düzenlemeye sığınarak kamu denetçiliği kurumuna gerekli bilgi ve belgeleri vermekten kaçınacak; dolayısıyla, Kurum, kuruluş gerekçesi olan kamu denetçiliği görevinde etkisiz kalacaktır. Bir bakıma, Kurum, Meclisimizde halkımızın anayasal bir imkânı kullanması için kurulan Dilekçe Komisyonuna dönecektir. Kamu Denetçiliği Kurumundan beklenen faydanın ve etkinliğin sağlanması için halkın bu konuda bilgilendirilmesi, hangi durumlarda nasıl başvuracağı konusunda yönlendirilmesi gereklidir. Adalet Bakanlığının bu konuda ne gibi çalışmaları vardır bilmiyorum, ama, yasanın çıkarılmasıyla birlikte sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin öncülüğünde düzenlenecek bazı programlarla Kamu Denetçiliği Kurumunun tanıtımı yapılmalı, işleyişi ve başvuru yolları vatandaşa anlatılmalıdır. Bu konuda medyaya da büyük görev düşmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarı, Kamu Denetçiliği Kurumunun bağımsız çalışacağını, hiçbir kurum ve kuruluştan emir almayacağını hükme bağlasa da, başdenetçi ile denetçilerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçimine ilişkin esaslar Kurumun bağımsızlığına gölge düşürecek niteliktedir. Tasarıyla başdenetçi ve denetçilerin seçiminde ilk turda üçte 2 çoğunluk şartı getirilmesine karşın, ikinci tur oylamada seçilmek için salt çoğunluk yeterli olmaktadır. Salt çoğunlukla seçilme ise, başdenetçi ile denetçilerin üçüncü turda dolaylı yoldan iktidar partisi veya partilerinin oylarıyla seçilmelerinin yolunu açacaktır. Bu durum da Kurumun bağımsızlığını tartışılır hale getirecektir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla, idare ile birey arasındaki ilişkilerden kaynaklanan şikâyetlere etkin ve hızlı çözümler getirecek bir kurumu ülkemiz sistemine ilk kez getirmeyi hedefliyoruz. Elbette, kurumun oluşturulmasıyla birlikte bazı eksiklikler görülecek ve umarız ki, bunların giderilmesi yönünde adımlar atılacaktır. Ancak, kamu denetçiliği kurumunun daha etkin çalışmasının sağlanması açısından, görevleriyle ilgili olarak bazı yetkiler ve yaptırımlarla da donatılması yerinde olacaktır.

Tasarıya göre, Kurum, kendisine gelen şikâyetlerle ilgili raporlar hazırlayacak ve önerilerde bulunacaktır. Bu raporlarda belirtilecek hususların idare tarafından yerine getirilmemesi veya savsaklanması durumunda Kamu Denetçiliği Kurumunun ne gibi bir yaptırımı olacaktır; bu konuda da, tasarıda yeterince açıklık bulunmamaktadır. Bu önemli eksiklik giderilmediği takdirde, korkarız ki, Kurum, bir süre sonra, idareye ilişkin sayısız şikâyetleri sadece raporlarına yansıtan bir kurumdan öteye gidemeyecektir; tıpkı, her yasama döneminde onlarcasını kurduğumuz Meclis araştırma komisyonları gibi. Tasarıyı temel yasa olarak önümüze getirmemiş olsaydınız, bu eksiklikleri, maddeler görüşülürken daha detaylı tartışmak ve giderme yoluna gidebilecektik; ancak, şimdi, ne yazık ki, bu imkândan yoksun durumundayız.

Bu tasarıyı geç kalmış bir düzenleme olarak değerlendirirken, saydığım eksikliklerin giderilmesini, özellikle de Kurumun anayasal güvenceye kavuşturulmasını tekrar vurguluyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Selami Yiğit (Kars). “Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2006-06-14-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-1206 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
