# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sevahir Bayındır (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim
- **Tarih:** 25 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2008-12-25-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Sevahir Bayındır, 25 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.017 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 14’üncü madde üzerine Demokratik Toplum Partisi adına görüşlerimi ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bütçe görüşmeleri daha yapılıyorken bu bütçenin yazboz tahtasına dönmesi gerçekten içimizi acıttı. Zaten adil olmayan bütçe dağılımı ile yeniden, yoksulun aleyhine düzenlemelerle toplumun sağlığından, eğitiminden, üretiminden, yemeğinden kısmaya başladınız. Tebrik ediyoruz sizi bu başarılarınızdan dolayı.

Tabii, Hükûmetinizin temel düşüncesi şuydu, Sayın Başbakan 2002’de Moskova’ya gitmişti bir seçim sonrası, orada ona bir soru sormuşlardı: “Kürt sorunu var mı? Kürt sorununa nasıl bakıyorsunuz?” Cevabı çok önemliydi, “Bir şeyi düşünmezseniz yoktur.” demişti. Yani aslında Başbakanı yeni keşfetmiyoruz. Sadece krize, ekonomik krize karşı bir yaklaşım değildir bugün sergilediği, yok saydığı “Değdi değmedi.” tartışmasına… O nedenle bu fikrin ezelden beri sahibiydi ve buna devam etmeye çalışıyor istikrarlı bir şekilde. Ancak bu kriz bizim açımızdan değerlendirildiğinde bir demagojiyi aşmalıdır. Neden? Çünkü biz ekonomik olarak hem finans boyutuyla hem pazar boyutuyla hem üretim boyutuyla her açıdan Avrupa Birliğine ve Amerika’ya bağımlı hâle gelmişiz. Şimdi bu kadar bağımlı olacaksınız; ABD ve Avrupa Birliği, milyar dolarlar, trilyon dolarlar ve milyar eurolar harcayacaklar kendi iç krizlerini gidermeye dönük ve siz bu kadar bağımlıyken “Bize değip geçecek.” diyorsunuz. Kusura bakmayın, değmesine gerek yok, rüzgârı bile yeter Türkiye ekonomisinin sarsılması için, rüzgârı bile yeter diyoruz, değmesine gerek yok yani ve bunun sarsıntılarının sonuçlarını görüyoruz.

Ben aslında bugün bu madde üzerine, ağırlıklı olarak, işte, çocuk hakları, çocuk işçiliği, çocuk emeği, göç eden çocukların şehirlerde yaşadığı işsizlik durumu, yine tarım işçisi olarak çalıştırılan çocukların durumu, eğitim hakkını elde edemeyen çocukların durumu vesaire bu konularda.. Tabii görüşlerimi yine ifade etmek istiyorum ama tam da bu konuda Sayın Bakanın bu alanlara, bu problemli sosyal alanlara, çocuklara, geleceğe, yani yaşamın çekirdeğine katkı sunması, bütçeden pay ayırması gerektiği üzerine taleplerde bulunmaya çalışırken ve ne yazık ki daha konuşmama başlamadan, konuşma sırası gelmeden, işte, “Tarım alanındaki yatırımlardan şu kadar kıstık, eğitime şu kadar kıstık, işte, sağlıktan şu kadar kıstık…” Peki, siz toplum adına, toplum hizmetleri ve sosyal hizmetler, en temel hakları boyutuna bu kadar cimri davranma hakkını nereden buluyorsunuz ve toplumu yoksulluğa reva görmenin cömertliğini, hakkını kim size veriyor? Bu haksızlığı, bu adaletsizlik hakkını kim size veriyor? Niye kendinize cimri davranmıyorsunuz? Buyurun, servetinizi getirin koyun ortalara. Yatlarınızı, katlarınızı, gemilerinizi, daha bilmediğimiz nice servetinizi, holding sahibi çocuklarınızı korurken, onlar konusunda asla bir tasarrufa gitmeden, siz, bu toplumun sağlığından, eğitiminden, emeğinden, boğazından geçecek iki lokma ekmekten nasıl tasarruf hakkını elde ediyorsunuz? Bu hangi vicdana sığar? Bu hangi adalette vardır, söyler misiniz lütfen?

Yani, tabii, burada, muhalefet partileri olarak bütçe üzerine görüşlerimizi ifade ettiğimizde, her şekilde karşı çıkışlarla karşı karşıya kalıyoruz. Ama unutmayın ki biz sizin söylemleriniz ve taleplerinizi onaylamak için burada değiliz; biz halkın ihtiyaçlarını burada ifade etmek ve bu ihtiyaçların giderilmesi için gerekli kaynağın, ödeneğin, istihdamın, altyapı hizmetinin sunulmasını sağlamak üzere buradayız.

O nedenle, elimdeki verileri söyleyeyim. Sayın Millî Eğitim Bakanımız, geçen, gerçekten övgüyle çalışmalarını anlatmaya çalıştı. Neydi? Diyelim Türkiye nüfusunun 16 milyonu çocuk, 2006 TÜİK verilerine göre. Bu 16 milyon çocuğun 958 bini, yani yaklaşık 1 milyonu tarım işçisi ve bu tarım işçisi çocukların büyük çoğunluğu Kürt illerinden; Diyarbakır’dan, Van’dan, Batman’dan, Şırnak’tan, Siirt’ten, Urfa’dan Çukurova’ya pamuk toplamaya, Karadeniz’e fındık toplamaya gidiyor. Ne zaman gidiyor biliyor musunuz? Nisan ayında gidiyorlar, yani daha eğitimin sonuna gelmeden, iki ay kala ve yeniden ne zaman dönüyorlar? Hasat bittikten sonra, kasım ayında dönüyorlar. Yani bu çocuklar, bu 1 milyon Kürt çocuğu tarım işçiliği nedeniyle okullarından oluyorlar ve yine, Sayın Bakan “İşte, şu dönem arasında şu kadar öğrenci eğitime başladı.” Evet, başladı da ne kadarı devam etti diye sormak lazım size, takip ediyor musunuz? Başlatıyorsunuz da sürdürebiliyor musunuz? Böyle rakamlar üzerinden, sadece sonu gelmeyen başlangıçlar üzerinden, şu hizmeti yaptık, şu kadar iş yaptık niye takdir etmiyorsunuz demek gaflettir bize göre. Bizim görevimiz, burada, gerçekleri halkın lehine topluma sunabilmektir.

O nedenle, biz, çocuk işçiliği… En kötü şartların önlenmesi için sözleşmeler var. Anayasa’da 50’nci maddede, yine 90’ıncı maddede… Türkiye’de, Anayasa elvermese de uluslararası sözleşmeler ve haklar geçerlidir, bağlayıcıdır. İmzalamışsınız sözleşmeleri, neden buna aykırı davranıyorsunuz?

Ana dil hakkı yine… Birleşmiş Milletler Çocuk Sözleşmesinde ana dilde eğitim hakkını vermişsiniz. Peki, sürekli kıtalar arası medeniyetler buluşmasından bahsediyorsunuz. Medeniyetler buluşması kıtalar arası paraya bağlı inanç buluşması değildir. Gelin burada, kıtalarda değil bu çatının altında medeniyette buluşalım. Kürt dili, Mezopotamya medeniyetinde Kürt halkının dili değil midir? Peki, neden Anadolu ve Mezopotamya uygarlığını buluşturmuyoruz? Gülerler insana. Sen önce kendi çatının altında doğru konuş, doğru yap ki… Gerçekten uygarlıkları buluşturuyor musun? Uygarlıkları ayrıştırıyor musun? Dışlıyor musun? Tüketiyor musun? Bu soruların cevabının öncelikle verilmesi gerekiyor. Benim içimi acıtıyor şu anda şu Mecliste şu tutanaklara “bilinmeyen bir dil” olarak geçmesi Kürtçenin. O çocuklar ana dillerini istiyorlar. Biz ana dilimizi istiyoruz. Burada da yazılacak. Öyle, hamasi söylemlerle çıkıp “Ben yirmi dört saat televizyonda Kürtçe yayın yapıyorum.” diyerek oy avcılığına çıkacaksınız ama şurada, şu Mecliste o halkın iradesiyle seçilmiş, zor koşullar altında seçilmiş milletvekilleri halkımızın taleplerini burada dile getirirken kendi diliyle konuşmaya çalışırken “bilinmeyen bir dil” diyeceksiniz! Bilmeyebilirsiz Kürtçeyi, bilmiyorsunuz zaten. Ama bilmediğimiz şey bilinmeyen bir şey değildir. Yok sayarsanız yok olmaz, vardır. Kürtçe de vardır, Kürt dili vardır, Kürt dili kadim bir dildir, Hint-Avrupa dil grubundandır ve bu dili… Uluslararası sözleşmelerde çekince koyduğunuz şartları kaldırın, bir an önce okullarda ana dil eğitimlerine başlayınız çocuk haklarını korumak açısından.

Şimdi, 14’üncü madde üniversiteler üzerineydi. Üniversitelerin şartları uygun değil ama ben daha çok üniversiteye gidemeyenler, o hakkı hiç kullanamayan Kürt çocukları, yoksul çocuklar için konuşmak istedim burada, bu çelişkiyi ifade etmek istedim. Var olanın eksikliği bir yana, ama yoksun olan, yoksulluğun kendisi ayrı bir sorun olarak durmakta.

Yine Sayın Bakan dedi ki: “Biz adaletten kıstık.” Çok doğru söyledi. Hakikaten adaletten kısarak bu kadar adaletsizlik olabilir. Şimdi siz, adaleti mülkün temeli yaparsanız, en hakiki öge olarak ele almak isterseniz, tabii ki, kısmaya gitmezsiniz, adaleti kesmezsiniz, adalete cimri davranmazsınız o zaman. Adaleti keserseniz tabii, adaletin kestiği parmak kanıyor çünkü adalet değil bu yani. Bu antidemokratik hukukun kestiği parmak, yürek, dil kanıyor. Buna son vermek gerekiyor. Dolayısıyla, çocuklar her ne şart altında olursa olsun, işlediği fiil ne olursa olsun yaşı on sekizin altındaysa o hâlâ çocuktur. Sayın Adalet Bakanı burada mıdır bilmiyorum ama, yani bu nasıl bir adalet ki, senin kendi kanunlarında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sevahir Bayındır (Şırnak). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2008-12-25-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
