# Çocukların uçucu maddelerin zararlarından korunmasına dair kanun teklifi (s.s.89)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sevahir Bayındır (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 7 Mayıs 2009
- **Gündem:** ÇOCUKLARIN UÇUCU MADDELERİN ZARARLARINDAN KORUNMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.89)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2009-05-07-cocuklarin-ucucu-maddelerin-zararlarindan-korunmasina-dair-kanun-tekli

> Sevahir Bayındır, 7 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇOCUKLARIN UÇUCU MADDELERİN ZARARLARINDAN KORUNMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.89)); konuşma 1.735 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 89 sıra sayılı Çocukların Uçucu Maddelerin Zararlarından Korunmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı tartışmasına geçmeden önce, Mardin’de korucular eliyle gerçekleştirilen bu canice katliamı kınıyorum ve bunun bir musibet olarak Hükûmet tarafından ele alınıp koruculuğun lağvedilmesi ve toplumsal barışın geliştirilmesi için acil olarak göreve çağırıyoruz.

Bu gündem töre olarak tanımlanamaz. Bu, olsa olsa, mafya tarzı mal paylaşımına dayalı, tehciri öngören, gasbı öngören bir saldırıdır. Dolayısıyla, bu gidişat daha büyük tehlikelere yol açmadan bir an önce bu sisteme müdahale etmek gerekiyor.

Evet, mesele çocuk. Çocukları korumak gerekir. Bu, Birleşmiş Milletler sözleşmesinde “Çocuk Haklarını Koruma Sözleşmesi” olarak geçer, Türkiye de bu sözleşmeye imza atmıştır.

Peki, biz, çocukları, neden, nasıl ve ne şekilde koruyacağız ya da koruyabiliyor muyuz? Bir kez daha burada olumlu içerikte, iyi niyetle hazırlanmış bir yasa teklifini tartışıyoruz. Ama her yasa teklifini tartıştığımızda da şu konuya dikkat çekiyoruz: Yasa çıkarmak kolay, yasalaştırmak kolay ama bunları hayata geçirme iradesi, imkânı yaratabiliyor muyuz, bu zihniyeti geliştirebiliyor muyuz? Bu teklif aracılığıyla, bu yasa değişikliği teklifi aracılığıyla bir kez daha bunları tartışmak istiyoruz. Bu nedenle, çocukları, kimlerden, nasıl koruyacağız?

Çocuğun korunabilmesi için, gerçekten, çocuğun, ekonomik, sosyal, kültürel, beşerî her açıdan koruma altına alınması gerekiyor.

Bir çocuk eğitim hakkından yoksunsa bu çocuğu, nereden, nasıl koruyacaksınız?

Yoksulluk nedeniyle çocuklar sokaklara düşüp işçilik yapmak istiyorsa bu çocuğu nasıl koruyabileceksiniz?

Savaş sonucunda göçe maruz kalan Kürt çocuklarının metropollerde maruz kaldığı sorun, çeteleşme, suç organize eden örgütlerin, mafyaların birer aracı hâline gelmesini nasıl koruyacağız?

Yine, mevsimlik işçi olarak çalışmak zorunda kalan… Yine nisan ayındayız ve mevsimlik işçiler göçmen kuşlar gibi yollara düştüler, Karadeniz’den Çukurova’ya, Ege’ye yollara düştüler. Bu çocukları okumaktan kopararak, işçilik yapmaya mecbur bırakarak nasıl koruyacağız?

Yine, imzaladığımız sözleşmelerin gereğini yapmayarak nasıl koruyacağız?

Çocukları bile çocukluk yaş kategorilerine göre ayrımcılığa tabi tutarak nasıl koruyacağız?

Bütün bu soruların öncelikle cevap bulması gerekiyor. Bu nedenle, ben olayın sadece belli boyutuyla ele alınmasının eksik kalacağını düşünüyorum ve bu tasarı sebebiyle yeniden çocuk sorununa dikkat çekmek ve bu konuda yapılması gerekenler konusunda uyarı yapmak istiyorum.

Şimdi, biliyorsunuz yani on sekiz yaşına kadar herkes çocuktur; dili, dini, ırkı ne olursa olsun on sekiz yaşına kadar herkes çocuktur. Dolayısıyla, siz bu çocukları kendi içinde kategorize edemezsiniz ama ne yazık ki AKP Hükûmeti, Avrupa Birliği sürecinde sözleşmelere bir yandan imza atarken, 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda yaptığı değişiklikle çocukları bile kendi içinde ayrımcılığa maruz bırakmış ve kategorize etmiştir. Yani bir yandan on beş yaşına kadar herkesi çocuk sayacaksınız, on beş ile on sekiz yaş arasındaki çocuklar eğer herhangi bir fiil işlemişlerse işte bunlara erişkin muamelesi yapacaksınız ve bunları bir erişkin gibi ağır ceza mahkemelerinde yargılayacaksınız, kolluk kuvvetleri aracılığıyla yargılayacaksınız, en son denenmesi gereken cezaevini ilk başta deneyeceksiniz. Peki, bu sözleşmelerle, yine siz bu çıkardığınız yasalarla bir çelişki içinde bulunmuyor musunuz? Yani bu trajik yaklaşımınızla siz neyi değiştirebileceksiniz? Bu zihniyetin değişmesi gerekiyor.

Çocuk çocuktur; çocuk, Birleşmiş Milletlerin sözleşmesi gereği de, Anayasa’mızda eşitlik sözleşmesi gereği de pek çok maddelerde geçtiği gibi korunmak zorundadır. Dolayısıyla, biz Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde 2006 yılında çıkarılan Yasa’nın değiştirilmesi için yasa değişiklik teklifinde bulunduk. Burada bu yasayı tartışırken yeniden Meclisin gündemine taşıyorum ve bütün sayın vekillerin bu konuda duyarlı davranmasını istiyoruz ve tüm grupların da bu konuda çocuklara karşı çocuk duygularla, çocukça, safça yaklaşması, art niyet gözetmeden çocuklara yaklaşılması gerektiğini bekliyoruz.

Dolayısıyla, acil olarak Terörle Mücadele’nin 9’uncu ve 13’üncü maddelerinde değişiklik yapmak gerekiyor. Sunduğumuz yasa değişikliği teklifinin bir an önce bu Meclise getirilerek bu hukuk garabetinden kurtulmak gerekiyor. Yani 1980 sonrası 82 darbe Anayasa’sını aratır bir düzeyde kanun çıkarmak hangi akla, hangi mantığa sığar? Hele hele çocukları suçlu saymak nedir, bunun altında nasıl bir duygu yatar? Amaç nedir, ne yapılmak isteniyor, çok ciddiyetle ele alınması ve sorgulanması gereken bir konudur.

Yine, bu kanunların verdiği güçledir ki işte Hakkâri’de on yaşında bir çocuğun âdeta öfkeyle şişirilmiş bir balon gibi bir özel timin dipçikle kafasını nasıl ezdiğini bütün dünya âlem gördü. Bu bir kişinin orada münferit, bir an gelişmiş bir duygusu değildir. Bu kanunları çıkaranlar bu güvenlik kuvvetlerine bu yetkiyi tanıyanlardır. Sorun oradaki bir özel tim görevlisinin görevden alınması sorunu değildir. Sorun, bu Mecliste kanun çıkaranların sorunudur. O fail, o şiddet bu Mecliste kanun çıkaran Hükûmetin aracılığıyla bizzat teşvik edilmiştir, reva görülmüştür ve bu uygulamanın sorumlusudur.

Dolayısıyla, uyuşturucudan koruyalım, evet, ama uyuşturucu eğer okullarda hâlâ yasal olarak dağıtılabiliniyorsa, biraz önceki konuşmacının da belirttiği gibi, uyuşturucu bağımlısı ve onun tehdit altında bulunduğu en geniş alan okul mekânlarıysa, peki, kim neyi, niye bu şekilde organize ediyor? Uyuşturucudan koruyamazsınız. Siz çocukları suçlu olarak görürseniz herkes çocukları suça itmekte kendisini sorumlu görür. Biri uyuşturucu dağıtır, biri çalıştırır emeğini sömürür, biri elindeki dipçiği kafasına vurur, biri kolunu kırar, biri panzerin altında ezer, yani herkes çocukları ezmeye bir koro hâlinde devam eder. Dolayısıyla, burada biraz daha çocuklara yaklaşım komple ele alınmalı.

O nedenle, en kötü hâllerde çalışan çocuğu, ayakkabı boyacılığını yapan, mobilyalarda çalışan ve benzeri uçucu madde gerektiren işlerle uğraşan çocuğu bu işte korumak mümkün değil. Dolayısıyla, çocuğu koruyabilmek için çocuk işçiliğini suç saymak gerekiyor ve çocuğu çalıştırana da büyük ceza kesmek gerekiyor.

Geçen yıl bir istihdam yasasını değiştirdik. Ne ceza öngördük çocuk işçiliğine karşı? Komik denecek düzeyde fiyatlar biçildi ceza olarak. Bu ne demek oluyor? İşte, yoksulluk devam ediyor, işsizlik devam ediyor; o dünyanın, erişkinlerin, yetişkinlerin ağırlaştırdığı ekonomik, sosyal yükü utanmadan o çocukların omzuna yüklemiş oluyoruz. Dolayısıyla, bizim, yani çocukları her boyutuyla korumayı hedef alan daha etkili bir proje ele almamız lazım. Yoksa Avrupa Birliği fonlar verecek, işte Çukurova’da, şurada burada, belli illerde bu fonlara dayalı çocuk işçiliğini önlüyorum, rehabilite ediyorum, onları okutuyorum… Sembolik adımlarla Hükûmet hükûmetliğini yapmamış oluyor. Yani, Avrupa Birliği projeciliğiyle ve onların öngördüğü bütçelerle siz medyatik işler yaparsanız, bu şeklinde bu zihniyetle çocukları koruyamazsınız.

Dolayısıyla, suç işleyen çocuk yoktur, suça itilen çocuk vardır. Bu suç ortamları ortadan kaldırılmadan, ekonomik sorunları ortadan kaldırılmadan, siz göç yollarını engellemeden, siz Türkiye-İran-Afganistan-Avrupa hattında hâlâ uyuşturucu taşımacılığında en büyük sorumluluğu yerine getiren bir ülke konumundan çıkmadan çocukları uyuşturucudan nasıl koruyacaksınız? Bu soruyu sormak lazım. Yani, ben geçen yıl Irak’tan arabayla geçerken oradaki askerlerin en kötü muameleleriyle karşı karşıya kaldım arkadaşlarımla birlikte, araçları didik didik arıyorlar. Peki, bu kadar arayanın, bu kadar denetimin olduğu yerde bu uyuşturucu kaçakçılığı, taşımacılığı nasıl oluyor da bu kadar yaygın gelişebiliyor ve Türkiye en büyük köprü ve taşıyıcı pozisyonundadır? Bunu başka başka yerlere havale etmenin hiçbir anlamı yok. Dolayısıyla, uyuşturucuyla mücadelenin en temel sacayaklarından biri -belirttiğimiz gibi- bir, Türkiye bu uyuşturucu köprüsü olmaktan vazgeçmeli ve bundan çıkar gözeten kara para işlemine giren mafya, çete işlemlerini yapanlarla çok daha etkili bir mücadeleye ihtiyaç var. Bir kere bu köprünün ortadan kalkması gerekiyor.

İkincisi, uyuşturucu ve bağımlılığa sebep olacak maddelerin kullanımı konusunda çocukların engellenmesi gerekiyor, imtina edilmesi gerekiyor. O nedenle, çocuk işçiliğiyle çok güçlü mücadele etmek gerekiyor diyoruz.

Yine, uyuşturucu bağımlığına düşmüş çocukların bir şekilde rehabilite edilmesi gerekiyor. Sokak çocukları kanayan yara. Sokak çocukları, her biri bir uyuşturucu müptelası ve uyuşturucu şebekelerinin âdeta ya satıcısı ya alıcısı pozisyonuna düşürülmüştür. Dolayısıyla, sokakta çocuğun kalmaması gerekiyor. Devlet, her yurttaşın, hele çocuksa o çocuğun okumasından sorumludur. Zorunlu olarak her çocuğu okutmak zorundadır. Bu bir devlet sorumluluğudur. Eğer ekonomik koşullar yoksa o aileye asgari geçim şartı vermek zorundadır. Bu bir devlet sorumluluğudur, bu bir sosyal devlet sorumluluğudur. Eğer bu sorumluluklar yerine getirilmezse -yani aileler göç etmek durumunda ya da aile geçimini sağlayamaz çocuğuna işçi olarak muamele yapmak zorunda kaldığı sürece- biz burada bu yasaları değiştirerek sadece havanda su dövmüş olacağız, onun ötesine bir adım atmış olmuyoruz. Dolayısıyla, herkesin bir kez daha çocuk düşüyle yaklaşması gerekiyor. Ve çocuklar bu kadar düşürülüyorsa, çocuklar en kötü şartlarda yaşamak, en kötü şartlarda çalışmak, en kötü muameleyle karşı karşıya kaldıkça, bu, geleceğimize kötülüktür. Yani Türkiye, kendi geleceğini, onun temsilciliğini yapan çocuklarını yok ederek, heba edecek ortamları engellemeyerek aslında geleceğini karartmış oluyor. Yani sonuçta vatandaş olarak, çocuk olarak her birey bu mağduriyetin birer örneği olacak, bireyi olarak yaşayacak. Ama toplamda Türkiye’nin kendi geleceğinin ekonomik düzeyinin düşmesine, sosyal düzeyinin düşmesine, kültürel düzeyinin düşmesine, yani geri kalmasına sebep olacaktır. Oysa çocuklara yatırım yapacağız ki, çocukların bütün hünerlerini, bütün yeteneklerini, bütün becerilerini açığa çıkaracak eğitim ve kültürel faaliyet ortamını sağlayacağız ki bugünkü gerilik koşullarımızı geleceğin yatırımı olarak düşündüğümüz çocuklarla sağlıklı bir düzeye eriştirebilelim. Yani onlarla birlikte yaşam kalitemizi, düşünce kalitemizi, felsefemizi geliştirebilelim, ilerletebilelim. Ne yazık ki bu hayat şartlarında kendimize reva gördüğümüz, geleceğimize reva gördüğümüz geriye geriye gitmektir. Bunlar onun emareleridir.

O nedenle bir an önce Avrupa Birliği sözleşmeleri çerçevesinde Hükûmetin bütün çocukların mutlaka eğitim almasını zorunlu kılacak ve bunun koşullarını hazırlayacak bir adım atması gerekiyor. En büyük yatırım buna olması gerekiyor. Yani silaha, farklı farklı şeylere yatırım yapacağımıza, gelin, çocuklarımızın okumasına, çocukların işçiliğinin engellenmesine, çocukların kötü şartlarda ve kötü alışkanlıklardan korunmasına dair çok daha etkili bir seferberlik ortamını yaratmaya çalışalım. Çünkü burada herkes diyor ki: “İşte göç eden çocuklar.” Tabii ki Avrupa’ya göç eden Türkiyeli halkların çocukları orada ikinci sınıf muamelesi… Bütün kötü işleri yapıyor. Göçmenlik böyle bir şeydir. Gittiği yabancı yere adapte olamamak böyle bir şeydir. Kendi kökünden, kültüründen, ekonomisinden, olağan döngüsünden koparılıp yaprak gibi bir yerlere savrulmak böyle bir sonucu doğurur. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Paris’e gidersiniz, Fransa’ya gidersiniz, Cezayirli göçmenlerin bütün kötü ortamlarda yaşadığını, çalıştığını, kötü alışkanlıklara düştüğünü görüyorsunuz. Avrupa’ya giderseniz, yine Türkiye’den göç edip giden önemli oranda yoksul ve belli bir bilinçten yoksun ailelerin orada çocuklarını koruyamadığı ve çocukların yaşadığı yabancılaşmayı, travmayı ve oraya ayak uyduramamayı ve imkânlardan yeterince yararlanmamaya bağlı, görüyorsunuz ki bütün o, işte, uyuşturucuyla ilgilenen onlar olmuş oluyor, kötü işler yapan onlar, işsiz olan onlar, en kötü yaşam koşullarında çalışanlar onlar oluyor. Bu, kader değildir. Bu, bu göç sirkülasyonu içinde göçmenliğin yaşattığı bir trajik vazgeçilmez bir sonuçtur. Dolayısıyla bugün köyüne dönmek isteyen, köyünde tarımıyla uğraşmak isteyenin önünde eğer koruculuk engelse, dönsün insanlar köyüne, o toprağını işlesin, çocuklarını koruyabilsin. Yani koca koca metropollerde… Vahşi doğa bile daha koruyucudur. Bu vahşet ortamında en azından çocukları bu kötülüklerden koruma şansını aileye tanımış oluyoruz ama bir modern devletin, hukuka saygılı, hukuku öngören, insan hak ve özgürlükleri kendi temel felsefesi hâline getiren bir devletin ve Avrupa Birliği normlarına ulaşmak isteyen bir devletin her şeyden önce bu sorumluluğu kendi üzerine alması gerekiyor ve bu sorumluluklarının gereğini yapması gerekiyor.

Sonuç olarak, bir kez daha buradan şunu ifade etmek istiyorum: Hâlâ 800’e yakın çocuk yargılanmakta, hâlâ çocuklar işkence görmekte, hâlâ çocuklar sokaklarda, bir yandan şiddete maruz kalmakta, bir yandan da çocuk haklarına aykırı bir şekilde yargılanmakta. Bir an önce bu yargılanma sisteminin ele alınmasını ve içeride cezalı olarak bırakılan çocukların bir an önce serbest bırakılmasını ve bu cezayı reva görenlerin bu çocuklardan ve ailelerinden ve gelecekten özür dilemesini bekliyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sevahir Bayındır (Şırnak). “Çocukların uçucu maddelerin zararlarından korunmasına dair kanun teklifi (s.s.89)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 7 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2009-05-07-cocuklarin-ucucu-maddelerin-zararlarindan-korunmasina-dair-kanun-tekli (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
