# 25 mayıs dünya kayıp çocuklar günü münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sevahir Bayındır (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mayıs 2010
- **Gündem:** 25 MAYIS DÜNYA KAYIP ÇOCUKLAR GÜNÜ MÜNASEBETİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-05-26-25-mayis-dunya-kayip-cocuklar-gunu-munasebetiyle

> Sevahir Bayındır, 26 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 25 MAYIS DÜNYA KAYIP ÇOCUKLAR GÜNÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.023 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 496 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kooperatifçilik, anlayış olarak insanın toplumsallaşmasıyla birlikte kurulan ekonomik, sosyal, kültürel, iş bölümü dayanışması ve bir yaşam biçimidir aslında. Bugün bu kooperatifçilik anlayışına neden ihtiyaç olduğunu biraz tartışacağız ve niye bunun ihtiyaç olmaktan çıkarılmak istendiğini birlikte tartışmaya çalışacağız. Çünkü ortak üretim ve eşitçe paylaşım ve tüketim anlayışı, kâr hırsına, tekelciliğe dayandırıldığı tarihten bugüne, bin yıllardır insanlık, hep eşit üretim ve eşit paylaşımın arayışçısı olmuştur. Bu nedenle belki bütün egemen olmamıştır bu anlayış ama kaybettikleri değerleri yeniden kurmak, korumak ve geliştirmek iddiası ve çabasında olmuştur. Dolayısıyla hani resmî tarihte işte 1700’lü yıllarda bir sosyalistin kooperatifçilik anlayışı başlatmasıyla başlayan bir zihniyet değildir bu, insanlığın yarattığı bir zihniyettir ama zihniyetin ortadan kaldırılmasıyla birlikte yeniden bir öncülük üzerinden bu kurulmaya çalışılmıştır.

Kooperatifçilikte esas nedir? Herkesin öz gücüyle, öz yönetimli bir ortaklık kurmak, ortak üretimi ortak paylaşmak üzerine geliştirmek iddiasıyla toplulukların buluştuğu, birlikte, tek başına yapamadıklarını çoğulcu bir katılımla, katılımcı bir şekilde kendi ekonomileri… Ekonomik amaçlıysa, hizmet amaçlıysa, başka hangi amacı içeriyorsa, bu felsefe ekseninde bu işi sürdürmeyi öngörmüşlerdir ama ne yazık ki, bu kooperatifçilik anlayışı da, arkadaşlarımızın da daha önce belirttiği gibi, yani Türkiye’de de 70’li yıllarda gelişmesine rağmen, 80 darbesiyle bu anlayış, bu düşünce ve onun örgütlenme anlayışı hem yasal hem pratik olarak belli zorluklarla karşı karşıya kalmıştır ya da kooperatifçilik adını kullanıp ama işlevi ve içeriği olarak kooperatifçiliğe uymayan rantçı anlayışlar gelişmiştir.

Bizler bugün belki yapı ve çiftçilik konusundaki kooperatifçiliğe ilişkin geliştirilmek istenen düzenlemeyi tartışacağız. Örneğin, hani biliniyor, ya belediyeler bir şehrin, kentin imarını ve onun denetimini çeşitli sivil toplum örgütleriyle denetliyor ya da işte, Bayındırlık Bakanlığının sınırları kapsamına giren kimi alanlarda da bu denetim bir boyutuyla Bayındırlık Bakanlığı üzerinden ama ağırlıklı olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı üzerinden yürütülüyordu şimdiye kadar.

Bu yasayla yapılmak istenen… Aslında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı önce kendi yaptıklarını güçlü sorgulamalıdır çünkü her depremde, her bir felakette ilk yıkılan yapı, ne yazık ki, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının denetimine tabi tutulan, onun denetiminde olan, onun onayıyla faaliyete giren ya hastaneler ya okullar ya da yine herhangi bir kamu kurumu ilk önce bu depremde ya da herhangi bir sarsıntıda yıkılan ya da işlevsiz hâle gelen alanlardır. Dolayısıyla, bugün kanunun gerekçesinde sunulan, işte, Bayındırlık Bakanlığı imar planını daha iyi takip etmek için, yapı denetimini daha güçlü sağlamak için ya da kooperatiflerin demokratik işleyişini sağlamak için böyle bir denetim almıyor üzerine. Tam tersine, bu peşi sıra yapılan yasal değişikliklerle ya da Bakanlar Kurulu kararıyla geliştirilen yeni yönetmeliklerle aslında kooperatifçilik alanının yani dar gelirli ve öz yönetimi oluşturarak farklı katılımla, işte, ister yapı olsun ister çiftçilik anlamında olsun, ister hizmet anlamında olsun, ister eğitim anlamında olsun, kurulan kooperatiflerin aslında kurulmamasını sağlamaya dönük ya da kooperatifleri kurutma kanunu olarak da değerlendirebiliriz çünkü devlet toplumu kendi öz gücüyle üretime davet etmek üzerine işlev görmüyor. Ne yazık ki bir yandan demokratikleşmeden söz edilir ama öte yandan bütün hizmetlerin, sektörlerin tam devletçi bir zeminde, devlet eksenli ya da devlete yakın güçler üzerinden rant alanları yaratılmak isteniyor. Örneğin geçmişte belediyeler, diyelim, kooperatifler kuruyordu, farklı kesimler, hani, daha düşük kredilerle en azından herkesin faydalanabileceği alanlar yaratmaya çalışıyordu ama mesela bir TOKİ olayını ele aldığımızda, yapılaşmada TOKİ devreye girdikten sonra ne yazık ki artık toplumda bireyler, üyeler toplanarak TOKİ karşısında bir rekabet yapamıyor çünkü ne kredi anlamında ne arsa temini açısından ne de getirilen kimi tedbirler nedeniyle ne yazık ki artık rekabet edemez durumda. Çünkü, örneğin, şimdiye kadar kooperatifler herhangi bir üyenin, bireyin, vatandaşın arsasını alıp belli bir pay verdikten sonra yap-sat yapıp ortaklaşabiliyordu ama çıkarılan bir kanunla artık ne yazık ki kooperatifler bir yurttaşın arsasını alıp hem yurttaşa ev kazandırmak hem de farklı yurttaşlara yapı kazandırılmasının önüne engel konuldu.

Şimdi, eğer demokratik denetim amaçlı yapıldığı düşünülüyorsa, örneğin, hani, işte, biliyoruz, kooperatifler kurulur, üyelerinin paraları alınır ve ne yazık ki daha sonra ne ev yapılır ne de yer tahsis edilebiliniyor insanlara; bu tür kapkaççı zemin de var. Ama bu tür örnekleri emsal göstererek Maliyenin daha doğru yapması gereken bir denetimi hiç sorumluluğu olmadan bunu Bayındırlık ve İskân Bakanlığına vermek çok doğru bir yaklaşım değildir. Bu, olsa olsa gelecekte giderek tamamen bütün kooperatifçi, bütün yapılaşmayı TOKİ yani belli merkezlere ihale etmek ve toplumu kendi gücüyle üretebilecek, ortak güçte üretebilecek mekanizmalardan yoksun bırakmak, yoksul bırakmak amacını içermektedir.

Yine, 2009’da Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan bir genelgeyle de kadın kooperatiflerinin kurulması zorlaştırıldı. Örneğin, bugüne kadar kadınlar toplum merkezlerinde, özellikle İstanbul’da kadın istihdamıyla ilgilenen kadın vakıfları ve bu kadın vakıflarıyla yerel mülkiler arasında geliştirilen sözleşmeler ve ortak projeler ekseninde toplum merkezlerinde kadınlara hem kadın hakları konusunda hizmet veriliyordu ve bu hizmeti veren gerçek anlamda kadın bakış açısına sahip sosyal hizmet uzmanlarıydı. Bu sosyal hizmet uzmanları pek çok konuda, kadınların bilincinin yükseltmesine bağlı olarak, kadınları ekonomik olarak da üretkenliğe teşvik ediyorlardı. Buna bağlı, kadınlar geleneksel bildikleri işler üzerinden ortaklaşa kimi hizmetler yapıyorlardı. Bu kimi zaman yemek yapmak olabilirdi bir lokanta açmak üzerine, kimi zaman geçmişten gelen el sanatlarını işlemek üzerine olurdu ya da başka başka konularda kooperatifler kurarak kadınlar hem sosyal olarak yükselmiş bilinçlerini, ekonomik olarak da bir özerklik tanıyarak kendisine aslında o cinsiyetçi ayrımcılığın zayıflaması ya da seyreltilmesi için bir çaba içindeydiler. Bunun için çok büyük şartlar gerekmiyordu eskiden. Bir kooperatife üye olmak için 1 lira gerekliydi, en fazla 50 liralık da bir taahhüt gerekiyordu ama ne yaptı Bakanlar Kurulu? 2009 yılında çıkardığı bir kararnameyle bu 1 liralık ortaklık payını 100 liraya çıkardı ve taahhüdü de 5 bin liraya çıkardı.

Şimdi, son yıllardaki yaklaşık 60 bin kooperatif ve 14 bin kadının istihdam edildiği bu kooperatifler, artık, ne yazık ki ya kapanmak durumunda kalacak ya da bunlara yeni sayılar, yeni kooperatifler, yeni kadın istihdamları eklenemeyecektir. Yani bu büyük bir handikaptır. Hele şu günlerde Çalışma Bakanlığı kadın istihdamına dair bir genelge de yayınladı. Muhtemelen bu genelgeyi, işte bu hafta sonu İstanbul’da yapılacak olan Kadın İstihdamı Konferansının öncesinde bir kâğıt üzeri düzenleme olarak da almak mümkündür. Çünkü bir yıllık uygulamalar arasında çok ciddi farklılıklar var, yani tezatlar var. O zaman, hani dün kadının katılımı için gerekli olan mekanizmayı zorlaştırarak, kadına, yeniden erkeğin eline bakan, evinin kölesi olan, hizmetçisi olan, üretimden kopan, hayatını idame ettiremeyen bir pozisyonu reva göreceksiniz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sevahir Bayındır (Şırnak). “25 mayıs dünya kayıp çocuklar günü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-05-26-25-mayis-dunya-kayip-cocuklar-gunu-munasebetiyle (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
