# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sevahir Bayındır (Barış ve Demokrasi Partisi, Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 16 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-12-16-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Sevahir Bayındır (Barış ve Demokrasi Partisi), 16 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.746 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Shakespeare ne der: “…” (x) Bu İngilizce, zorunuza gitmedi değil mi? Kürtçesi: “…” (x) Sizi yaraladı mı? “Olmak ya da olmamak.”, işte benim bugünkü buradaki varlığım ve duruşum, sadece bedenen olmak ya da olmamak değil. Hedefiniz, Hükûmetin, devletin resmî ideolojisinin hedefi Kürtleri, kadınlarını, çocukları, Türkiye’nin aydınlarını, gençlerini, emekçilerini yok saymak. “…” (x) “Olsanız da olmasanız da yok sayıyorum sizi.” diyor. İşte, siz bana yabancı, ben size yabancıyım şu anda. Soruyorum size sayın milletvekilleri, Değerli Başkan: Bugün burada bu hâlde konuşmamın sorumlusu hepiniz değil misiniz? Seksen yıllık cumhuriyet tarihinin resmî ideolojisi değil midir? Ret ve inkârın bir sonucu değil midir? Beni yok ederek Kürt halkını yok edeceğinizi mi sanıyorsunuz? Kürtlerin gençlerini yok ederek Kürtlerin kimliğini yok edeceğinizi mi sanıyorsunuz? Kürtlerin coğrafyasını yakıp yıkarak, suların altına gömerek coğrafyasını, genç bedenlerini toprağa gömerek siz, Kürtlerin özgürlük hayallerinden vazgeçeceğini mi sanıyorsunuz?

İşte, bedenimiz lime lime de olsa, bir tek bacağım değil, iki bacağım birden de kırılsa, engellemeye çalışsanız da benim fiziki bu mücadeleye katılımımı ama beni ruhen, inanç olarak, hedef olarak özgürlük mücadelemden asla vazgeçiremeyeceksiniz ve vazgeçmeyeceğiz biz; çünkü, insan haklarıyla insandır, kadın haklarıyla kadındır. Eğer haklarım yoksa benim de bedenen var olmamın bir anlamı yok. Bu da onursal olarak bizi incitir, ezilenleri incitir.

Sormak isterim: Şu an Aliye Hanım kadından sorumlu herhâlde değil mi, kadından sorumlu Bakan.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Herkesten sorumluyuz.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Ama ben sizin sorumluluğunuzu buradan başlayarak kendime karşı hissetmedim. Ben Türkiye milletvekiliyim, Kürtlerin oylarıyla seçilmiş bir milletvekiliyim. Benim hakkımı aramak, soruşturmak, bu şiddetin sonuçlarını açığa çıkarmak sizin göreviniz değil miydi? Ne yaptınız? Ha, hikâye. Çünkü siz, kadın haklarını savunmak için orada değilsiniz; siz, kadının özgürleşmesine inandığınız için orada değilsiniz; siz, Sayın Başbakanın ne dediğini onaylamak ve uygulamak üzere oradasınız. Ne diyor Başbakan, bir ara Dolmabahçe’de kadınlarla toplantı yapıyor ve sonradan şikâyette bulunuyor: “Kadınlar niye konuşmuyor?” “Konuşmuyor” dediği, kendi şakşakçısı kadınların niye konuşmadığından bahsediyor. Oysa o gün o toplantı da dâhil kadınlar, Başbakana, yayınladığı genelgenin, kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin yayınladığı genelgenin hesabını soruyorlardı. Yine o kadınlar orada “Siz niye pozitif ayrımcılığın pratik gereklerini yapmıyorsunuz?” diye soruyorlardı. Yani, “Niye kotayı hâlâ pratikleştirmiyorsunuz?” diye soruyorlardı. “Siz niye hâlâ kadınlara, eşitlik öngören çerçeve yasasını öngörmüyorsunuz?” diye soruyorlardı. Tabii ki, Başbakanın cevapları biliniyor. Neye inanıyor Başbakan? Başında ifadesini vermiş, itirafta bulunmuştu: “Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum.” diyordu, bu inançsızlığını savunacak kadın arıyordu, ama o toplantıda eşitliği savunan kadınlar vardı ve Başbakanın bu hayalleri rafa kalktı. O nedenle Sayın Bakan, “Ben herkesten sorumluyum” demek o kadar kolay değil. Siz, ancak kendinizin ve iktidarın menfaatlerinden sorumlusunuz. Siz kadından sorumlu olamazsınız. İstifaya çağırıyorum sizi! Ben burada şahsım adına söylemiyorum bunları, bir halkın haklarını savunmakla, kadın haklarını savunmakla ve aynı zamanda sizin başkanlığını ettiğiniz, bakanlığını ettiğiniz komisyonun üyesi olarak benim hakkımı soramıyorsanız, aramıyorsanız, siz zaten benim hakkını savunmakla sorumlu olduğum kadınların haklarını da arayamazsınız. Kendi gerçeğinizle yüzleşmenin zamanı çoktan geldi ve geçti. O nedenle hakikatle yüzleşmenin zamanıdır. Nedir bu hakikatle yüzleşmenin zamanı: Zaten, (Z) raporunuzu sunuyoruz burada, bu bütçenin seçim bütçesi olduğu ortada. Hizmet bakanlıklarının bütçesinin bu kadar dolgun olmasının, bu kadar taşıyor olmasının bir tarifi vardır. Birden ne düştü aklınıza da diyelim Sağlık Bakanlığının, Eğitim Bakanlığının, Çalışma Bakanlığının bütçesini artırdınız? İyi yaptınız artırmakla ama bu artırımın muhtemelen bir oy avcılığı artırımı olduğunu da bir promosyon artırımı olduğunu da biz size hatırlatmak isteriz. Kimseyi uyutamazsınız bu noktada.

Yine, Sayın Bakan, bütçe dağılımı içinde bütün bakanlıkların, en başta Savunma Bakanlığının ve diğer bakanlıkların bütçeleri milyarlarca lirayla, dolarla tanımlanırken neden Kadının Statüsü hâlâ birkaç milyon artırmak hedefleniyor? Yani bu bütçe kıyaslaması bile, bütçenin oranlaması bile, bütçenin dağılımı bile ne kadar hakkaniyetli olduğunun, ne kadar adaleti gözettiğinin, ne kadar dezavantajlı pozisyonların ortadan kaldırılmasının hedeflenip hedeflenmediğinin çok açık rakamsal göstergesidir. Kadının statüsü için 5 milyon! Bu ne gibi biliyor musunuz? Hani ailede parayı kazanır erkek, istediği harcamayı yapar, çocuğun eline üç kuruş verir, kadına da birazcık para verir, aynı mantık; evdeki reis mantığı, Parlamentodaki Hükûmet mantığı, hiç farksız. Sadece kadın yine hizmet yapsın, kadın yine ezilsin, kadın yine şiddet görsün, kadın yine katledilsin. Katledilen kadınların çığlıkları sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Yok mu hiç vicdanınız? Eğer rahatsız olmuş olsaydınız siz de özel bir kanun çıkarırdınız kadın bakanlığı olarak ve derdiniz ki: “Ben bundan sonra kadının on yılını ilan ediyorum.” Çünkü Dünya Kadın Hareketi 1975’ten bu yana her on yılı “Kadın On Yılı” olarak ilan eder. Türkiye de ne yazık ki bu on yılı ilan etmişti, hatta 2010, bu on yılın hedeflerine ulaşma on yılıydı. Birazdan gösteririm, rakamlarla ifade ederim bu hedefe ne kadar ulaşılıp ulaşılmadığını ama siz bari deseniz ki: “Ben, kadın için iki üç yıl içinde özel bir kanun çıkardım. Bırakın 5 milyonu, ben 10 milyar istiyorum kadının statüsü için.” derdiniz, “Ben 10 milyar istiyorum kadının eğitimi için.” derdiniz, “Ben 10 milyar istiyorum kadının istihdamı için.” derdiniz, “Ben 10 milyar istiyorum yaşam tehdidiyle karşı karşıya olan kadının korunması, barınması ve ayakları üzerinde durması için, böyle bir hedefim var.” derdiniz. Hedefsiz oturmuşsunuz, adınız “kadından sorumlu” ama nereden sorumlu olduğunuz belli değildir. Kabul etmiyoruz. Kandırmayınız. Her şeye cömert -öldürmeye para ayırmada çok cömert bu Hükûmet ve bütün hükûmetler- yaşatmaya niye bu kadar cimri davranıyorsunuz? Kadını yaşatmaya, çocukları yaşatmaya, insanlığı yaşatmaya niye bu kadar cimri davranıyorsunuz? Bu dünya size de kalmaz, bunu çok iyi bilesiniz ve hesabı öyle bir sorulur ki vicdan azabından girecek, sığınacak bir karanlık yer ararsınız kusurlarınızı örtmek için ama o karanlık bile örtemeyecektir sizin kusurlarınızı.

Yine, demiştim, işte 2007-2010 yılları arasında, Türkiye, kadının statüsünü geliştirmek, kadına dönük şiddetin önlenmesi için kimi tedbirler alacaktı ama veriler de gösteriyor ki -kadına dönük tedbirleri bir yana bırakalım- özellikle 2002-2006’dan bu yana kadının statüsünde oldukça gerilemeler var. Bunları şöyle kısaca sizin bilginize sunmak istiyorum, bildiklerinizi size tekrar hatırlatmak istiyorum: Biliyorsunuz kadın-erkek eşitliği ancak somut hedeflerle mümkündür. Bunun için tüm bakanlıkların hedef programları mutlaka yapması gerekiyor ama bu hedef programlar kâğıt üzerinde kaldığı sürece de hiçbir anlamı yok. Nitekim Türkiye’de yaşanan odur.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütünün 2009 Kadının Güçlenme Endeksi’ne göre, Türkiye 109 ülke arasında 101’inci sırada. Aferin, sona yaklaşmaya az kalmış yani sonuncu olmaya! Dünya Ekonomik Forumunun Cinsiyet Uçurumu Endeksi’ne göre, 134 ülke arasında 129’uncu sırada. Uçurumun tam kıyısına gelmek için çok az kalmış, ha gayret!

Yine Sosyal İzleme Komitesinin 2009’da yayımladığı Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre, Türkiye, dünyada 2004-2009 yılları arasında, cinsiyet eşitliği konusunda ciddi gerilemeler yaşayan ülkeler arasında. Özellikle 2006’dan beri çok ciddi bir gerileme söz konusu.

Yine Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenme Endeksi’ne göre, Türkiye 2000 yılında 64’üncü sırada. Birleşmiş Milletlerin Kadının Güçlenme Endeksi’ne göre diyorum, 2000 yılında 64’üncü sırada, burası çok önemli. 2006’da 72’nci sırada, AKP iktidarda; 2009’da 101’inci sırada yer almış. Hızla geriliyorsunuz. Lafta ne derseniz deyin, pratikte siz TÜİK rakamlarıyla ilerlediğinizi varsayabilirsiniz ama Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenme Endeksi’ni hesaplayanların gözünden kaçmıyorsunuz. İyi ki sizi de gözetleyen birileri var yoksa nasıl baş edilirdi sizinle? Unutmayın, her büyükten daha büyük vardır.

Şimdi, bir yandan karnesi böyle, zayıf, giderek geriliyor, öte yandan ben Sayın Başbakana da genelgesini hatırlatıp… Yine AİHM, biliyorsunuz Nahide Opuz davasında… Nahide Opuz, aile içi şiddet gören, yaşam tehdidiyle karşı karşıya olan bir kadın; karakola başvurur, adli kurumlara başvurur ama hayati tedbir alınmadığı için, can güvenliği sağlanmadığı için katledilir. Dolayısıyla, bu dava AİHM’e taşındı. Bu davada AİHM, Türkiye’yi görevini yapmamakla suçladı. Bu görevi yapmamak sadece “Neden şiddetten korumadın?” diye değil, kadına yönelik şiddeti üreten zemini kurutmadığı için suçluyor ama Sayın Başbakan, muhtemelen 2006 yılında yayınladığı genelgeyi onlara gösterecek. Kâğıt üzerinde okuyunca hakikaten Birleşmiş Milletlerin kadın için ayrımcılığı ortadan kaldırmaya dönük sözleşmelerinde, konferans kararlarında ne varsa harfiyen yazmış yani kopyalamış, kesmiş, yapıştırmış ama eminim bu eşitliğe inanmayan Sayın Başbakan, bu genelgeyi okusa “Bu nedir? Bunu ben mi yayınlamışım?” diyecek çünkü eşitliğe inanmayanın eşitlik üzerine o kadar yazıyı yayınlaması insanın inançsızlaşmasıdır, insanın kendisine inançsızlaşmasıdır, insanın kendisine yabancılaşmasıdır, insanın kendisinin toplumu aldatmasıdır, toplumu aldatayım derken kendisini aldatmasıdır. Bu nedenle, kadına şiddet genelgesini yayınlayıp ama hem şiddeti körükleyeceksiniz hem de kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin bütçe planlamasında, söylemlerinde, inançlarında, hedeflerinde gerçekleştirilmediğini görüyoruz.

Zamanım sınırlı, farklı konular da var tabii, ama kadına dair bir iki şey daha söylemek istiyorum. Biliyorsunuz, Sayın Başbakan ikide bir Mavi Marmara’nın hesabını sormaya çalışıyor. Evet, gerçekten sorulması gerekiyor. İki devlet ve iki millet, İsrail ve Türkiye devleti, hükûmetleri. Filistinliler ve Kürtler, ezilenlerin kaderleri aynı, egemenlerin de yaklaşımları aynı. Mavi Marmara olayı bizim olayımızdan üç gün önce yaşandı. Mavi Marmara olayında 9 insan canını kaybetti, rahmet diliyoruz. Onlar, gerçekten insanlık mücadelesi için yollardaydı, uluslararası yollardaydı. Biz neredeydik? Silopi’de “Savaş dursun, barış olsun.” diye yollardaydık.

Yine, Pippa Bacca, biliyorsunuz, hepiniz hatırladınız değil mi Pippa Bacca’yı; o da hani nasıl Mavi Marmara barış için uluslararası yollara çıktıysa Pippa Bacca da “Barış Gelini” olarak İtalya’dan yola çıktı, Türkiye sınırları içinde Gebze’de, vahşice taciz ve tecavüze uğradı ve katledildi. Korumayan yani münferit, fiilî kişiler yapmış gibi üstünden atmaya çalışan bu Hükûmet, Pippa Bacca’nın hesabını verebildi mi ki samimi olsun, hesap istesin. Hesap isteyebilmek için hesap vermekte samimi olmak lazım. Ama birbirlerine söylemişlerdi “…” (x) belki “ben mürit” demek istedi bilemiyorum, ama esas olarak her birinin birbirlerinden nasıl farksız olduklarını birbirine anlatmıştı, burada benim size anlatmama gerek yok.

HASAN ANGI (Konya) – Geç onları, geç!

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Samimiyete davet ediyorum, samimiyete çağırıyorum sizi. Ne konuşuyorsun sen orada! Zorunuza gitti. Zoruna mı gitti? TC kimlik numaram bu benim, zoruna mı gitti? Konuşma orada, otur! Otur oturduğun yerde!

Havaalanından yurt dışına gidiyordum, benden TC kimlik numaramı istediler, ben de “Buyurun, TC kimlik numaram bu.” Bana öngördüğü, TC devletinin vekiline, kadına, özgürlük isteyene reva gördüğü budur: Koltuk değnekli… “Kırarız bacağını.” derdiniz, hep bu ataerkil bir sözdür, kırdınız bacağımı ama yüreğimi, beynimi kıramadınız. Susun, oturun yerinizde!

Çocuklarla ilgili bir şey söylemek istiyorum ve gençlerle ilgili: Tabii, biliyorsunuz, Sayın Başbakanın, zaman zaman, hani yazılı olarak gönderdiği ve okumadığı gönderdiklerinin dışında, bir de konuştukları var biliyorsunuz. 2006 yılında, Başbakan “Kadın da olsa çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır.” dedi ve o zaman Diyarbakır’da Şilanlar, Mizginler hayatlarını kaybetti, 11 insan ve bunların büyük çoğunluğu çocuktu. Başbakan ölüm müjdesini vermişti ve ölenler arasında Kürtçe “müjde” olan Mizgin de o müjdeyi bedeniyle ödemişti.

Yine, Sayın Başbakan bir süre önce burada konuşurken, bütçe konuşmalarında “Güvenlik güçlerimi ezdirmem.” diyor. Kimi ezdirmiyorsun? Yine, Başbakan bir savaş talimatını verdi, ona biat etmeyenler, ona taraf olmayanlar polis eliyle bertaraf edileceklerdir; ister gençlik olsun ister öğrenci olsun ister Kürt genci olsun ister Alevi olsun ister kadın olsun, Türkiyeli, ezilen ve özgürlük isteyen herkes polis eliyle bertaraf edilecek, demiştir ama seçimde de siz bertaraf olacaksınız diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sevahir Bayındır (Barış ve Demokrasi Partisi, Şırnak). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-12-16-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
