# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sırrı Sakik (Muş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2008-12-17-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Sırrı Sakik, 17 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 740 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak adına buradayım. Kendim ve grubum adına sizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, dün tabii burada çok böyle fırtınalı bir görüşme geçti. Sayın Başbakanın ruh hâli belli. Bu ülkede hayatın her alanında günah keçisi sayılan Kürtler…

Yine dün, aslında, bütçe görüşmelerinde bir bütçeden çok bir savaş bütçesinin edasıyla bu Parlamentoda tartışmalar başladı. Bu dilin, bu üslubun kimseye bir yararı yok. Sayın Başbakan da bunu bilmeli ve bu ülkeyi yöneten herkes de bunu iyi bilmelidir. Yani tehdit, baskı, dönüp Kürtlere hakaret etme hakkını hiç kimse size vermez.

Sayın Cumhurbaşkanı seçildiği gün umutlanmıştık, buradan yaptığı konuşmada “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir.” demişti. Geçen konuşmamızda, geçen bütçede de Meclis Başkanımızın da konuşması bu doğrultudaydı, Sayın Başbakanın 2005 yılında Diyarbakır’daki konuşmaları da bu doğrultudaydı. Ama bekledik; gerçekten ne oluyor, ne bitiyor, yani bu farklılıklarla ilgili ne yapılacak, nasıl bir adım atılacak ama gördüğümüz, yine eski politikalarla yeniden hayatı dizayn etmek, ret ve inkâr politikaları ve Kürtleri aşağılamak.

Sayın Cumhurbaşkanı Kurban Bayramı’nda Diyarbakır’a gidecekti. Yine umutlandık. Diyarbakır’a gitmiş olsaydı, eminim ki sivil toplum örgütleri, oradaki halk bir bütün olarak Sayın Cumhurbaşkanını kucaklayacaktılar ve bu noktada açıklamaları da oldu ama sağlık nedeni gösterilerek, işte, “Kulağında sorunlar var, Diyarbakır’a gidemiyor…” Bu, bizce çok inandırıcı bir gerekçe değil.

İkincisi: Yine Sayın Cumhurbaşkanı Bağdat’a gidecekti, oradaki Kürtlerle diyalog kurulacaktı; belki iç barışımıza bir katkı sunulur umuduyla o gidişi de umutla bekledik ama o da gerçekleşmedi. Orada da sağlık nedenleri… Oysaki biz, bu sağlık nedenlerinin bir bahane olduğunu düşünüyoruz ve şuradan bir sual sormak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanı yirmi aydır Cumhurbaşkanı, neden hâlen Dışişlerinin konutunda konaklamakta? Türkiye bunu merak ediyor. Bazı şeylerin üstünü kapatamazsınız. Buraya gelip bize buradan diklenmek çok hoş. Bunu Türkiye halkı sizden bekliyor. Sayın Cumhurbaşkanı niye Köşk’te konaklamıyor? Bunu açıklamalısınız. Eğer böyle bir şey varsa bu daha vahimdir.

Korkunun kuşattığı alanlarda siyaset yapılmaz. Eğer Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nü korku kuşatıyorsa, Anayasa Mahkemesini korku kuşatıyorsa, Parlamentoyu korku kuşatıyorsa insanlar nefes alamaz, bırakın politika üretmeyi. Böyle korkuların egemen olduğu bir yerde siyaset dizayn edilmez. Bu korkudur, bu telaştır. Sayın Cumhurbaşkanının bu sıkıntılarını bilmek istemek, Parlamentonun asıl görevidir. Cumhurbaşkanı halkın iradesiyle Parlamentoda bulunmaktadır. Biz DTP olarak Sayın Cumhurbaşkanına “sen” diye hitap etmiyoruz. Evet, bu halkın Cumhurbaşkanıdır. Onun gereği yapılmalıdır. Ama Sayın Başbakanın bu sıkıntılarını, yine, en zayıf halka Kürtler ve DTP olarak buradan saldırmasını da, evet, bu noktada anlıyoruz.

Şimdi, dünyadaki krizin yansıması belli…

YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) – Şu korku nedir? Şu korkuyu bir açıklar mısın?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben sualler soruyorum, çıkıp cevap versinler.

YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) – Neyin korkusu?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben söylüyorum: Evet, Sayın Cumhurbaşkanı niye konutta ailesiyle birlikte kalmıyor? Onu soruyorum. Muhataplarım çıkıp bunu cevaplandırabilirler.

Değerli arkadaşlar, şimdi, dün, burada, sürekli, Başbakan, Ana Muhalefet Partisi Lideri birbirlerine, buradan, tablolar çıkararak birbirlerine seslendiler. Sayın Başbakan hâlen 1970’lerde. Oysaki Türkiye 2008, birkaç gün sonra 2009’a giriyoruz, 2008’de olan bir ülke 1970’lerin ruhuyla hareket edemez. Bir sürü tablolar çıkarttı ve bu tablolardan o dönem Türkiye’yi yönetenleri sorumlu tuttu.

Peki, bugün, biz de Sayın Başbakana soruyoruz: Bu ülkede bugün her şey güllük gülistanlık mı? Bu ülke insan hakları konusunda ciddi şekilde kötü bir sınav verirken, her gün patır patır Anadolu çocuklarını ölüme gönderirken, bu çocuklar toprağa gömülürken buradan çıkıp çocuklarınızla ilgili “Siyasetçilerin çocuklarına alanlar açtık.” diyor, “Rahat nefes alsınlar...” Biliyoruz, siz çocuklarınızı Amerika’da, çocuklarınızı Avrupa’da okuttunuz, onlara istikbal aradınız Avrupa’da, Amerika’da. Bizim Amerika’ya gidecek çocuklarımız yok. Amerika’ya gidecek ve orada istikbal vaat eden hiçbir Anadolu çocuğu yok. Varsa sizin çocuklarınızdır. Bizim çocuklarımız, Türk’üyle, Kürt’üyle bir bütün olarak bu anlamsız kavgada yaşamlarını yitiriyorlar. Biz bu kavganın bitmesini istiyoruz. Bu kavganın bitmesinin, bu Parlamentonun üreteceği politikalardan, çıkaracağı yasalardan, Anayasa’dan geçtiğini söylüyoruz. Onun için ne gerekiyorsa yapılması gerektiğini hep söylüyoruz. Ama ne yazık ki bu noktada küçük bir adım bile atılmıyor.

Bakın, cumhuriyetimizin kuruluşundan bu güne kadar… Bu, Nazım Hikmet: Türkiye’nin yüz akı; bu, sürgünde öldü. Bunun gibi onlarca insan sürgünde yaşamını yitirdi. Bu, bir sanatçı, Ahmet Kaya: Bu, sürgünde öldü; bir Kürtçe şarkı söylediği için. Yine bu, uluslararası bir karakter, Yılmaz Güney: Sürgünde öldü. Şimdi, böyle bir ülkede yaşıyoruz, demokratikleşme ve özgürleşmeyle ilgili küçük bir adım atılmıyor, halkların özgürlüğü için küçük bir çaba sarf edilmiyor ve çıkıp burada farklı edebiyatlar yapılıyor.

Peki, ben soruyorum size: Şimdi, bu, yoksulluk değil de ne? İftar çadırında binlerce insan kuyrukta. Hani sosyal devlettik?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Ramazan bereketi.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hani sosyal devlettik? Bu, bir sadaka devletinde olur. Bu, geri kalmış ülkelerin kaderidir. Türkiye bunu hak etmiyor.

---

**Kaynak gösterme:** Sırrı Sakik (Muş). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2008-12-17-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
