# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sırrı Sakik (Muş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim
- **Tarih:** 11 Haziran 2009
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2009-06-11-danisma-kurulu-onerisi

> Sırrı Sakik, 11 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.134 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bu önerimizle ilgili grubum adına buradayım. Bizim tabii ki amacımız, ilk günden beri Parlamentonun bir uzlaşı içerisinde bu yasaları görüşmesini arzu ediyoruz ama ne hikmetse, bir uzlaşı çıkmayınca biz de demokratik haklarımızı kullanmaya çalışıyoruz.

Sevgili arkadaşlar, ben sözlerime başlamadan önce, yanı başımızda, İran’da, çok yakın bir tarihte -dün akşam televizyonda da izledik- 6-7 tane insan idam edildi. İran’da Muhammed Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanı seçildiği günden bugüne kadar, yani 2005’ten bu yana idam edilenlerin sayısında büyük artış yaşandı ve 2008 yılında 346 insan idam edildi hemen yanı başımızda ve dün akşam da 6 insan yardım ve yataklıktan idam edildi.

İdam, evet, evrensel hukukta bir suçtur, cinayettir. Yanı başımızda oluyor ve biz seyirci kalıyoruz. İçeride yüzlerce aydın ve meslek kuruluşlarından sendikacıların idamı beklediğini hepimiz biliyoruz. Geçmişte de bir yurttaşımız Suudi Arabistan’da idama mahkûm edilmişti, başta Sayın Cumhurbaşkanı ve diğer siyasi parti liderlerinin bu konudaki gayretini gördük ve büyük bir çaba sonucu o vatandaşımızın idam edilişini engelledik ama onun için biz bu konuda da duyarlı olmalıyız. Yanı başımızdaki bir ülkede insanlığa karşı suç işleniyorsa bizim Parlamento olarak seyirci kalmamamız gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere küresel ısınma dünyayı tehdit altına alan büyük bir tehlikedir. Bilim adamları son elli yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkileri olduğunu bir bütün olarak görmüş ve hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin edilmektedir. Bunun sonucunda doğacak olan doğa olayları ciddi felaketlere sebep olacaktır. Elbette ki küresel ısınma tüm dünya açısından büyük bir tehlikedir fakat biz ilk önce kendi içimizde yaşattığı zararları görmeli ve onun için birtakım önlemler almalıyız.

Bilim adamlarına göre küresel ısınma önlenmediği takdirde Türkiye yüz yıl içinde kuzey Afrika’ya dönecek, yağışlar azalacak, başta GAP bölgesi olmak üzere tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecek, baraj göllerinin su seviyesi azalacak ve enerji üretimi ciddi olarak aksayacak. Yüksek basınç kuşağının kuzeye kaymasıyla ülkemizde hâkim olabilecek tropikale benzer bir iklim, düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar, seller, hortum, kasırga ve heyelana yol açacak. Bu tehlikeleri…

Eğer ciddi şekilde önlemler alınmazsa ve büyük bir önlem alınmadığı takdirde balıkların göç yolları bozulacak, kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklarla birlikte orman yangınlarıyla tarımsal hastalıklarda büyük artışlar görülecekler. Bu kavurucu sıcaklıklar devam ettiği müddetçe bölgemizde geçen yıl çok ciddi şekilde iklimle ilgili gördüğümüz zararları hep birlikte yaşadık. 2030’da Türkiye'nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecek. Türkiye’de sıcaklık 2-3 derece artacak. Deniz seviyesinin 2030’da 30, 2050 ve 2100 arasında azami 100 santimetre yükselmesi bekleniyor. Denizlerin yükselmesiyle kıyı kesimleri etkilenecek. Deniz seviyesinde yükselmelerle birlikte kıyı şeridi ve tarım alanları, plajlar, yat limanları kullanılmaz hâle gelecek.

Türkiye’de küresel ısınmanın birinci derecede etkisini gösterdiği yer Van Gölü’dür. Göl ve çevresinde yıllık ortalama sıcaklık 1 derece artmış ve Van Gölü yavaş yavaş kurumaya başlamıştır. Göldeki su seviyesi 1994’te maksimum seviyeye ulaşmış, on beş yıldır bu seviyeye ulaşmaması küresel ısınmanın göstergesidir. Küresel ısınma devam ettikçe su seviyesi azalmaya devam edecek. Uydu görüntülerinde Van’ın Özalp, Saray ilçelerinde tamamen kurumuş göletler saptanmıştır.

Binlerce yıllık tarihî kültür hazinesi Hasankeyf’in Ilısu Barajı’nın suları altında kalması an meselesidir. Küresel ısınma nedeniyle mevcut barajlarda bir de güçlükle su tutulurken kuraklığın tehdidi altındaki Güneydoğu’da Hasankeyf’i yok etmek pahasına baraj inşa etmenin bedeli hesaplanmamaktadır. Ekonomik ömrü zaten sınırlı olan barajdan sağlanacak sulama, enerji gibi olanakları başka yollardan karşılamak da mümkündür. Kaldı ki yöre halkı ticari faydalar gözetmeksizin tarihî ve kültürel dokunun korunmasını, Hasankeyf’e dokunulmamasını istemektedir. Halkımızın göstermiş olduğu bu duyarlılığı devletin diğer yetkili birimlerinin de göstermesi gerektiğine inanıyoruz.

Bir diğer örnek de Tunceli ilimizde Munzur Çayı’dır. Munzur Çayı, çevresinde birçok önemli bitki örtüsü barındıran, sadece ülkemiz için değil tüm dünya için oldukça önemli bir doğa harikasıdır. Şu ana kadar bir barajın tamamlandığı, sekiz barajın da yapılmakta olduğunu biliyoruz. Munzur Vadisi ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Yapılacak barajlarla birlikte Munzur Vadisi içinde, çevresinde barındırdığı canlı bitki türlerinin yok olacağını biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; küresel ısınmayla birlikte dünyada karşılaşılan kuraklık ülkemizde de son yıllarda, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ciddi etkinliğini göstermiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi de tarım ve hayvancılık alanında ülkemizin en önemli bölgeleridir. Bu bölgelerimizde yetiştirilen ürünler ağırlıklı olarak buğday, arpa, kırmızı mercimek ve şeker pancarıdır. Bu ürünlerin tümü gerek ülke ekonomisinde gerek insan hayatında önemli yerlere sahiptir. Ülkemizde hububat üretiminin yüzde 30’u, kırmızı mercimek üretiminin neredeyse tamamı iki bölgede yapılmaktadır. Diğer, Türkiye’nin tarım sektörü olan, gittikçe daralmakta olan bu sektörde insan âdeta çaresizlikler ve yoksulluklarla cebelleşmektedir.

Diğer bir boyutuyla da ülkemizin önemli sorunlarından biri olan… Güneydoğu’nun birçok ilinde ekilen, başta Muş, Batman ve Adıyaman’da, Bitlis’te tütüncülükle uğraşan büyük bir kesimimiz var. Ne yazık ki son dönemlerde uluslararası sermayeye verilen söz ve Amerika’daki tütün üretimine peşkeş çekilen bu yoksul vatandaşlarımızın ektiği tütünler uzun süredir ciddi bir kotayla karşı karşıyaydı. Son dönemlerde de bu kotayı tamamen ortadan kaldırdılar ve özellikle Muş ve Bitlis’te yetişen Virginia tipi tütün dediğimiz bu tütün diğer ülkelere, Amerika’ya bile ihraç ediliyordu. Yani sigara üretiminde katkı maddesi olarak Virginia tipi tütün buralara ihraç ediliyordu. Ne yazık ki, şu anda bütün kotalardan bu bölgedeki ekiciler tamamen perişan bir hâldedirler. O vesileyle bu insanların ekmeğini elinden almamalıyız. Amerika’daki bu tütün tüccarlarının ve ülkemizdeki tütün tüccarlarının ekmeğine yağ sürmemeliyiz. Devlet bir an önce bununla ilgili olumlu adımlar atmalıdır.

Değerli arkadaşlar, diğer bir boyutu da şudur: Yani küresel ısınma dünyayı tehdit ediyor, ülkemizi tehdit ediyor. Hemen yanı başımızda Muş’ta Alpaslan I Barajı denilen bir baraj yapıldı, bu baraj yapılırken insanların büyük bir çoğunluğunun hâlen istimlak edilmeyen arazileri su altında kaldı. Bu insanlar hâlen perişan ve onlara ödenen paralar o kadar komik bir rakam ki, 100 milyar liraya yaptırdığı eve devlet gidiyor 20-30 milyar lira ödüyor ve “Gidin” diyor. Sosyal devlet bu değil. Eğer gelip bir yeri istimlak edecekseniz benim orada atalarım, hayatım… Orada atalarım yatıyorsa, mezarlığım oradaysa, hayatım oradaysa, eğer gelip istimlak ediyorsanız beni mağdur etmemelisiniz. Şu anda Muş’ta Alpaslan I Barajı’yla ilgili binlerce mağdur insan var. Sayın Muş Milletvekilimizle birlikte gittik, Valiyi de ziyaret ettik, kendisi de kabul etti, hâlen istimlak etmediğimiz topraklar su altında, bu vatandaşlarımız da perişan.

Eğer doğayı tahrik edersek, doğayı yok edersek emin olunuz ki bir gün doğa da döner insanlığı yok eder. O vesileyle Afrika’da yaşayan yerli halkların bir gözlemi var, onu sizlerle paylaşmak istiyorum: O Afrika’nın uçsuz bucaksız toprakları yazın çok ciddi yağmur alır, yağmurlardan sonra ciddi göller oluşur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

O göller oluştuğunda karıncalar göllerin üzerine çıkar ve sonra balıklar bu karıncaları yer. Sonra, güneş doğduktan sonra, bir hafta sonra göller kurur ve balıklar kalır, karıncalar döner balıkları yer.

Şimdi, doğayla oynarsanız, doğayı yok ederseniz, bugün kendi geleceğimiz için doğayla oynarsak, doğanın birçok tarafını ateşe verirsek -özellikle Kürt coğrafyasında ormanın nasıl ateşe verildiğini hepimiz biliyoruz- bir gün doğa da döner bizi yer. Onun için doğayla oynamamalıyız, doğaya karşı saygılı olmalıyız, doğa hepimizin geleceğidir, çocuklarımızın geleceğidir, ülkemizin geleceğidir.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Sırrı Sakik (Muş). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2009-06-11-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
