# Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sırrı Sakik (Muş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim
- **Tarih:** 3 Haziran 2010
- **Gündem:** MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.488)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-06-03-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-488-2

> Sırrı Sakik, 3 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.488)); konuşma 1.060 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi Partisi adına buradayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada, Diyarbakır Milletvekilimiz Akın Birdal size bir şey söyledi, dedi ki: “Silopi’de Barış ve Demokrasi Partisinin milletvekilleri, seçmenleri, oradaki insanlar saldırıya uğradı ve burada vekil olan arkadaşlarınız saldırıya uğramış, bacağında ve kalçasında kırık var.” Siz Başkan olarak bir “Geçmiş olsun.” demediniz. Siz sayın milletvekilleri, hani, aynı Parlamentoda aynı havayı teneffüs ediyorsunuz, hiçbirinizin kılı kıpırdamadı. İşte, isyanımız bunadır. Ayıptır, günahtır! Yani aynı saldırı size olsa bu şekilde mi davranılır? Yani Meclis Başkanı, şu anda burayı idare ediyorsunuz, acaba bir başka partiden bir üyeniz saldırıya uğramış olsaydı, böyle mi davranılırdı? Bunu şiddetle kınıyoruz. Kardeşlik bu değildir. Eğer siz halkın…

Bana kafa sallamayın. Kafa sallamak için hiçbir neden yok. Kafa sallayacağınıza çıkıp bu olayı kınarsınız. Siz ne kadar halkın iradesiyseniz biz de o kadar halkın iradesiyiz. Sizin emrinizdeki polisler, valiler bize karşı acımasızca davranırken, bunu burada gündeme getirirken kafa sallarsanız demokratlığınızdan kuşku duyarız.

Şimdi, Allah aşkına, nasıl bir arada yaşayacağız ya? Nasıl bu ülkede birlikte, birlikten, kardeşlikten bahsedeceğiz? En demokratik hakkımız olan… Bu savaş, bu çatışma, bu kavga bitsin. Sokaklardayız işte, siz buradasınız. Biz görev dağılımı yapmışız, 3 arkadaşımız burada, diğer arkadaşlarımız alanlardadır, Türk, Kürt çocukları ölmesin diye göğsünü kurşunlara siper ediyor, siz buradan bize kafa sallıyorsunuz. Bizim böyle bir keyfiyetimiz yok. Biz sorumluluk duyuyoruz, biz acı çekiyoruz ölen her çocuğumuzdan dolayı. Adı polis olur, asker olur, PKK gerillası olur, bunlar bizim kardeşlerimizdir ve acılarımızdır. Onların ölmemesi için arkadaşlarımız şu an Silopi’de ve saldırıya maruz kalıyorlar, devlet saldırısına maruz kalıyorlar. Onun için…

Bu devlet saldırısı yıllardır devam ediyor. Burada yasaları, ne görüşürseniz görüşün, eğer bizlerin, bu halkın can güvenliği yoksa en iyi yasaları da getirirseniz hiçbir şey ifade etmez. Artık yeter! Artık bu halka tepeden bakmaya kimsenin hakkı yok.

Bakın, bugün burada Irak’tan gelen federal kürdistan bölge başkanı var. Daha düne kadar aşiret lideri olarak sayıyordunuz, daha önce bazı aktörleriniz “postal yalayıcıları” falan diyorlardı. Şimdi, bugün iyi bir gelişme, onları davet ettiniz. Gecikmiş bir karar, gecikmiş bir randevu. Davet ediyorsunuz, geliyorlar buraya ama hâlen kafanızda onlarla ilgili tepeden bakma, aşağılama…

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Öyle bir şey yok, “aşağılama” diye bir şey yok!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Aman… Bakın, sevgili kardeşim, ben şimdi size söyleyeyim: Sayın Hocam, bakın bu, Davutoğlu’nun Irak Federal Kürt Bölgesi’ne yaptığı bir seyahattir. Bu seyahatte evet, Davutoğlu ve Türk Bayrağı duruyor, burada da Mesut Barzani duruyor, yanında Irak Bayrağı ve yanında Kürt Federal Bölgesi’nin bayrağı var. Kabul etseniz de etmeseniz de orada bir kürdistan var, orada bir bayrak var, bu bayrağın renkleri sarı, kırmızı, yeşildir ve üzerinde bir güneş vardır. Şimdi, burada böyle karşılanırken, ama bugün Türkiye’de aşağılamaya çalışıyorsunuz, bir tek bayrak… Davet ediyorsunuz, Türk Bayrağını oraya koyuyorsunuz, yanında o bölgeden gelen, o ülkenin Cumhurbaşkanı olana, Başkanı olana ve o ülkeye haksızlık ve saygısızlık ediliyor, bayrak oraya koyulmuyor! Böyle bir şey olur mu!

Hemen yanı başımızda yine, çok yakın bir tarihte… Bu kim? Sudan Devlet Başkanı, eli kanlı ve kirli. Bu kim? Uluslararası arenada mahkûm olan bu adam Türkiye’ye geliyor, bu, devlet protokolüyle karşılanıyor ama buraya gelen Mesut Barzani, mazlum bir halkın lideri olduğu için, Kürt olduğu için böyle davranılıyor. Oradaki Kürde böyle, buradaki Kürde saldırı, efendim demokratik zeminde siyaset yapan Kürdün eline kelepçe, dağda olanı öldür! Peki, nasıl bir barış sağlayacağız? Nasıl bir arada yaşayacağız? Şimdi, bunların hepsinin, bir bütününün gözden geçirilmesi gerekir.

Yani gerginiz, haklıyız! Keşke bu noktada, keşke bu şekilde bu Parlamentoda bu kürsüye çıkmasaydım, ama ne yazık ki gerçeğimiz de bu. Ben bugün çıkıp gerçekten üniversitelerde ne oluyor, ne bitiyor, onları konuşmak istiyordum. Sayın Bakanımıza önerilerimiz olacaktı. Çok yakın bir tarihte Türkiye coğrafyasında ve Kürt coğrafyasında üniversitelerde olup bitenleri gördük. Kürt öğrencilere karşı nasıl bir saldırı olduğunu biliyoruz. Faşist odakların saldırısını biliyoruz. Muğla Üniversitesine, çocuğunu ta oradan buraya kadar gönderip ve “Ne olur.” diyor, anne ve baba şu feryadı ediyor: “Biz Muğla’yı, Ege’yi sosyal demokratların kalesi bilirdik. Biz çocuğumuzu Van’a, Diyarbakır’a gönderebilirdik ama halkların kardeşliği adına bir şeye işaret ettik. Oğlum gitsin, Muğla’da, sosyal demokratların egemen olduğu Ege’de okusun, halkların kardeşliğini görsün, gelsin, burada halkların mücadelesini versin.” Ama ne yazık ki oğlunu Muğla’ya gönderen babanın feryadı… Birkaç gün sonra, polis kurşunuyla, Muğla Üniversitesinde planlı, projeli ve… Hep buradan söyledik, yalvardık size. Bizim sözlerimiz size acı gelebilir. Bizim sözlerimiz gerçeği yansıtıyor ama siz gerçekle yüzleşmemek için kendinizi kandırmaya çalışıyorsunuz. Sevgili kardeşlerim, bir insan çıkıp gündüz vakti iki gözünü kapatırsa ve “Ben gündüzü geceye çevirdim.” derse o insan sadece kendisini yanıltır ve sonra gözünü açar, yine güneşle, gündüzle karşılaşır. Şimdi siz gözlerinizi kapatıyorsunuz, bu ülkede olup bitenleri görmezden geliyorsunuz. Biz, altını çize çize “Üniversitelerde bu iş tetikleniyor.” dedik, “Bakın, askerî yığınaklar var, sokak tetikleniyor.” dedik ve “Türkiye hızlı bir şekilde çatışma ortamına sürükleniyor.” dediğimizde, Sayın Meclis Başkanı arkadaşlarımızı azarlıyordu “Burada bir çatışma yok, bir kavga yok.” diyordu. İşte, siz gözünüzü kapatıyorsunuz. Bakın, bugün bu ülkede çatışma ve kavga var. Bu çatışmayı, kavgayı önlemek gözümüzü kapatarak değil; gerçeği görerek, oturup bunları paylaşabilirsek sorunlarımızı çözebiliriz. Sizin göreviniz sadece burada oturmak değil; sizin göreviniz yoksul Anadolu çocuklarının kanı üzerinde siyaset yapmak değil, sizin göreviniz sorunlara çözüm üretmektir, bu çocukların ölümüne son vermektir, Parlamento bunun için var. Parlamento eğer sorunları çözme yeriyse ve çözme sanatıysa, uzlaşı sanatıysa, siz oturup bütün gruplarla bir uzlaşı sağlamalısınız. Bakın, dün burada, İsrail’le ilgili, dört grup tarafından ciddi bir uzlaşı çıktı. Demek, istenince oluyor. Peki, kendi sorunlarımızla ilgili niye bir uzlaşı sağlamıyoruz? Niye bir birlik oluşturamıyoruz? Acaba kör müyüz, sakat mıyız? Yani biz yok sayarak bu sorunlar yok olabiliyor mu? Yani yok olmuş olsaydı, cumhuriyetten bugüne kadar bütün zalimane politikalar uygulandı, yok oldu mu? Olmadı.

Bakın, 60 ihtilalinde bile, bugün üniversitelerde nasıl ayrımcılık yapılıyorsa, 60 ihtilalinde bile… İhtilal yapıldığında ihtilal kimlere karşıydı? Sonra bir af çıkardılar, 60 ihtilalinde Kürt aydınları o affın dışında kaldı. Sürekli ayrımcı politikalar… Sürekli yok sayan, sürekli sorunlardan kaçan bir parlamento sorunları çözmez. Onun için, Barış ve Demokrasi Partisinin gerçekten misyonu büyüktür, bu misyona uygun diyalog aranmalıdır, bu temsilcilerle diyalog aranmalıdır.

Kürtlerin temsilcileri vardır, Kürtlerin kurumları vardır. Bu kanın durması için bu kurumlarla, bu temsilcilerle oturup konuşabilmeliyiz. İşte, bugün Silopi’de, yarın Cizre’de, öbür gün Muş’ta, bu yürüyüşler Van’da, her tarafta… Hafta sonu da İzmir’deydik. Yani İzmir’deki halkımızın sorunu da bizim sorunumuz. Onları oturarak, konuşarak çözebiliriz. Yani biz sokaklarda herkesin hukukunu aramaya çalışıyoruz, yani sokaklarda keyfiyetten dolayı eğlendiğimiz yok. Biz sadece sorunları çözmek üzere sokaklardayız. Sokaklar, evet, merttir. Bu mert kültürü Parlamentoya taşımalıyız ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Sırrı Sakik (Muş). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-06-03-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-488-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
