# Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sırrı Sakik (Muş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim
- **Tarih:** 18 Haziran 2010
- **Gündem:** KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.475)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-06-18-kamulastirma-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-475

> Sırrı Sakik, 18 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.475)); konuşma 599 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına buradayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bu kamulaştırmayla ilgili aslında sorunlarımız bir miktar fazla, sürekli bunları gündeme taşıdık ama bu ülkede hukuk ve yargı bir türlü, yani farklı bir şekilde işliyor. Yani günümüze, bugüne de dönersek yargının aslında ne kadar adaletsiz bir şekilde yansıdığını hep birlikte görürüz.

Yani Muş’un Bulanık ilçesinde yapılan Alpaslan I Barajı’nın… Aradan sekiz on yıl geçmiş, hâlen bir grup mağdurların hakları verilmedi. Su altında kalan evler var, üç yüzün üzerinde ev su altında. Bütün başvurulara rağmen bu konuda herhangi bir adım atılmadı ve insanların büyük bir çoğunluğu çadırlarda yaşamını sürdürüyor. Yani hep sayın bakanlara sorduk, yetkili birimlere bu konuda sualler ilettik ama bir netice alamadık. Yargı işlemiyor, adalet yok. Yani adınız her ne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi ise de adaletin “A”sı yok gerçekten.

Şimdi bu insanların gidip malını, mülkünü, köyünü alıp istimlak edeceksiniz, parasını vermeyeceksiniz, yani geçmişiyle, toprağıyla, mezarıyla, anılarıyla suyun altında kalacak, bunların hakkını vermeyeceksiniz. Hep söyledik ve işlemiyor. Onun için bu konuda çok fazla bir şey söylemeyeceğim.

Sevgili arkadaşlar, son iki güne dönüp bakarsak Türkiye’de neler oluyor, neler bitiyor. Şimdi, bu yasalar dört dörtlük de olsa iç barışımız olmadığı müddetçe yasaların hayata geçme şansı yoktur. Bakın, iki gündür Türkiye’de neler oluyor:

Sınır ötesi operasyonlar, askerî ve kara… Yani şimdi bunları yıllarca yaşamadık mı? Bu sınır ötesi operasyonlar sorunlarımızı çözdü mü? Çözmedi. Peki, çözmediği noktada niye eskiyi tekrarlayıp yeniden sınır ötesi operasyonlar, yeniden Türkiye’yi bir çatışma ortamına sürüklüyoruz? Buradan, gerçekten geçmişten ders alınmalıdır.

Yine, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’le ilgili günsüz zorla getirme kararı alıyor ve dava ne? Barış ve Demokrasi Partisi Kadın Meclisine ait broşür, yani bir demokratik hakkını kullanmak ve burada yargı halkın iradesini yok sayarak Sebahat Hanım’ı polis zoruyla götürmek istiyor.

Yine, birkaç gündür gazeteciler Namık Durukan, İrfan Aktan, biri yedi yıl altı ay hapis cezasıyla cezalandırılmak isteniyor, biri de bir yıl altı ay ceza aldı. Bu da sizin açılım döneminizde olan bir uygulama.

Yine, “Roman açılımı” dediniz. Bu açılımda Sayın Başbakana karşı bir grup öğrenci, parasız eğitim talebinde bulundu. Bu öğrencilerle ilgili iki gün önce savcı, on beş yıl ceza istiyor. Bu nasıl bir açılım, bu nasıl bir demokratik hak, onu anlamakta zorluk çekiyoruz.

Rize’de çalışan bir grup Kürt işçisinin, orada, İkizdere’de işlerine son veriliyor. Sadece gerekçe, kimliklerinden dolayı ve bu işçilere oradaki güvenlik birimleri “Biz sizin can güvenliğinizi sağlayamayız…” ve işlerine son veriyorlar ve bu Kürtler kendi coğrafyasına geri dönüyor.

Yine, ekim ayında Habur’dan giriş yapan bir barış grubu vardı. Sevgili arkadaşlar, bu barış grubu geldiğinde aslında hepimizi umutlandıran bir süreçti. Sayın Başbakan “İyi şeyler olacak.” diyordu. Sayın Cumhurbaşkanı da “İyi şeyler oluyor.” dediği zaman bir grup insan, Habur’dan çıkıp geldiler, Kandil ve Habur’dan. Geldiklerinde de “Biz neye geldik, barış sürecine katkı sunmak üzere geldik.” dediler ve geldikleri gün bu söylemlerle savcılar onları serbest bıraktı. Aynı savcılar, dün Diyarbakır’da bunları yeniden tutukladı.

Şimdi, bunların elinde silah vardı geldiklerinde, silah olduğu hâlde serbest kaldılar. Silahlarını bırakıp demokratik zeminde siyaset yapmak üzere buraya geldiler ve dün onları tutukladınız, bir taraftan da adına “açılım” diyorsunuz. Peki, serbest bırakan aynı savcı, tutuklayan aynı savcı, arada ne değişti? O insanlar gelip burada silahlı bir eylem mi yaptılar? Hayır. Ne oldu? 3B fırtınasına yakalandınız, Baykal’ın, Bahçeli’nin ve Başbuğ’un fırtınasına. Onun için, boyun eğdiniz ve tekrar döndünüz, onları tutukladınız, tekrar Türkiye’yi bir çatışma ortamına sürüklediniz.

Şimdi, bu elinde silah olmayan insanları tutuklayarak nasıl barışı sağlayabilirsiniz?

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kim tutukluyor, Hükûmet mi tutukluyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – “Kim tutukluyor?” Siz peki, nesiniz, göreviniz ne? Hükümetin görevi köşe laflar etmek midir?

---

**Kaynak gösterme:** Sırrı Sakik (Muş). “Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-06-18-kamulastirma-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-475 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
